kaniyasor

www.kaniyasor.WordPress.com

ZANISTIYA MIROVNASÎ

Posted by kaniyasor 02 Haziran 2012

Kani Yado – 02/06/2012

Di jiayanê de  pêwîstiya yekem  xwenasiye. Mirov ger  gav a yekem xwe nas bika. Wek sazûmanên din ên zanistî ya mirovatiyê  jî heye. Em gava yekem xwe, gava duem der û dora xwe ango xweza û xwezayî ya zindî nas dikin.

Di zanistiya beş a mirovnasî gelek girînge. Bi vî zanistiyê mirav xwe nas dike. Mirav dizane ‘mirov’ ciye, tevger a mirov ciye? Bi vî sedemê mirov dikare mirovnasî li ser mirov, civak, sazûmanên civak, dîrok a morov lekolîn û agahdariya zanistî bike.

Di nav vî zanistiyê de şax ên antropolojî,  psîkolojî û zanistî ya zimîn gelek girînge. Mirov dikare bi awayî yê xwezayî jî xwenasî lêkolîn bike. Lêkolîn a zanistî her dem  bi vî awa hêsintir e.

Di bingeh a  mirovnasî de antropolojî heye. Antropolojî û lêkolîna wî li ser lêkolîn a mirov û civak û beş ên dad, ziman, ol, rêzanî, tenduristî, huner, dîrok û dîrok a bazirganî, têkilî ya civak û netew e.

Zanistiya mirovnasî di cîhanê de bi navê antropolojî tê naskirin. Mirovnasî ba civaknasî de zanistiyek nu ye. Bi firehî lêkolîna antropolojîyê li ser komnasiya dîrokî, folklor, antropolojiya fizikî û antropolojiya candî ye.

Antropolojî bi rastî zanistiya mirovatiyê ye. Zanistiya mirove lê wek psîkolojîyê li ser kes û kesayetî lêkolîn nake. Lêkolîn li ser mirovatî û civak e lê antropolojî sînorê xwe dizane.

Antropolojî ji zanistî ya dîrok, zanistî ya civakî, xwezayî, psîkolojî, sosyolojî hemsînor e. Antroplojî dem dem xebatkarê arkeolojiyê ye. Li ser rêc a dîroka mirov e. Antropolojî hevcayî ya xwe ji arkeolojî yê digire û sînora xwe kifsh dikê û vedigere.

Di zanistiya atropolojî se Sê pirsên girîng hene:

a-     Bo çi sedemê mirvên cihanê û civak wek hevin?

b-     Bo çi sedemê mirovên cihanê û civak ne wek hevin?

c-      Mirov û civak çima û çawa xwe vediguherînin?

Sê pirs girîng bi vî ava bingehên zanistî ya antroplojî ye. Civaknasî bi wan sê pirsan zanistî ye, lê bersîv ên wan pirsan her dem dikarin xwe biguherin.

Di dîroka jiyana civak de, mirov dizane ki di teybetî de mirov, û di gelemperî de civak tekamul dibe. Va bûyera civakî li rojava û li rojhilat û bakûr û basûr wek hev e.

Di teybiyek din de bûyer ne wek hevin, ew cûdane. Mirov û civak nemirîne û di jiyana zindî de xwe vediguherînin.

Civak û çand ji xwe û bi bandore derveyî jî xwe vediguhere. Dem dem hemberê veguhertin û şoreşa wî raksiyon çê dibe lê jiyan lezgîna, bi lezginî  ya xwe de dimeşe. Çax çaxa guhertinê ye. Çand û raman ne bi astengî ya kevneşopî de disekine, bi şoreşa  rohanî her dem pêşte tere. Older û siyasetmedarên kovneşopî jî nikarin bibin asteng.

Sazumana xulamî her dem bi kevneperestiya ol û kevneperesti ya sazûmanên dîktatorî û bi xapandin ava dibe. Gel bi ronahîya zanistî xwe zana dike.

Zanistiya mirovnasî di saxê antropoljî de sedemên guhertinên çand û jiyana gel derdixine hole. Mirov  bi lêkolîna zanistî û zanyarên antroplojî ji dîroka mirov heta îro bi sedemên bûyeran û di dawî ya bûyeran de encamên wan derdixînin hole.

Çaxa demokrasî de jiyan ne bi derewên rûreşan dimeşe, jiyan di ronahiya zanistî ya mirovnasî dimeşe. Jiyana soreşgeri ya demokrasîyê jiyanek zelal û birêz û birûmet e. Mêjî yê mirov ên birêz û birûmetin ne tariye., gelek roniye û zelale. Di sazûmana demoksiyê de tirsa zorbazan tine. Kes xwe di taritîya sazûmanên  kevn de neveşartî ye.

Kani Yado

www.kaniyasor.wordpress.com

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | » yorum bırak;

GERÇEKÇİLİK VE GERÇEKDIŞILIK

Posted by kaniyasor 01 Haziran 2012

Kani Yado – 01/06/2012

Bilim, somutu ve somutun yansıması olan düşünceyi, realizm ve idealizm olarak tanımlıyor. Bilim disiplinlerinin  kavramları batı dillerindeki şekliyle kabul edildi ve tedrisatta bu kavramlar kullanıldı.

Osmanlı kalıntıları olarak kabul ettiğimiz Türkiye ve diğer coğrafyalar kanıksanmış yaşam biçiminin hurafelere dayalı düşünce felaketleri yüzünden çok önemli konular ya ezberlenerek anlaşıldığı sanılıyor veya hiç kavranmıyor.

Realizmin anlamını biz hakikatçilik olarak biliyoruz. İdealizm ise ‘idea’ kelime kökünden türeyen düşüncesellik anlamında kullanılıyor. İdealizm dallanıp budaklanınca din istismarcılığından tutun üfürükçülüğe kadar gidebiliyor.

Felsefede düşünce maddenin yansıması olarak tanımlanır. Yani düşünce hakikatin ruhu olarak ifade ediliyor. Düşünce maddi varlıklarla ilgili fikir yansıması olduğuna göre tanımımız doğrudur.

Madde somut bir varlık olduğu için ona bakmak, onu görmek, ona dokunmak mümkündür. Onu bu somutta yok saymak mümkün değildir. Ama İslam ve Hıristiyan gericiliğinin cirit attığı tarihlerde bir İslam veya  bir Hıristiyan şeriatçı gericiye ‘’dünya öküzün boynuzunun üstünde değildir’’ düşüncenizi söylemeniz için ölümü göze almanız gerekiyordu. Boynuzlu gericilik günümüze kadar  devam etse de insanlar akil yoluyla Yüce Rabbimizin gerçekliğini bilimde görüyor ve üfürükçü gericilik her gün biraz da itibar kaybediyor.

Toplum gerçekdışılığı lastik gibi uzata uzata  üfürükçülük mertebesine çıkarabiliyor. Üfürükçülüğü hepimiz tanıyoruz. Çünkü her ailede dinler, inançlar ve geleneklerle gerçek olmayan şeylere inanılır veya gerçeklere gerçekdışı isimler konur. Gözle görünmeyen bakteri gibi canlılara ‘’cin’’ diyebiliyor, ruhsal hastalıklar ‘’cin çarpmışlık’’ gibi isimlerle ifade edilebiliyor.

Gerçekçilik ve gerçekdışılık tarihi süreç içinde hem teorik ve hem de pratik alanda mücadeleye giriştiler. Tarihte bazen bu mücadelelerin savaşa dönüşmesiyle çok kan dökülmüştür. Bazen realizm dediğimiz gerçekçilik Milattan Önce 2000 yıllarında Çin, Hindistan, Mezopotamya, Mısır ve Yunanistan’da olduğu gibi bilimin gelişmesi şeklinde öne çıkarken, bazen de gerçekdışılık öne çıkarak gerilik egemen olmuştur. Tabi burada belirleyici neden maddi yaşam biçimidir. Bununla ilgili düşünce bir yansımadır.

Biz gerçekçiliğin ve gerçekdışılığın sadece fikir düzeyinde bir mücadeleye neden olduğunu söylersek yanlış olur. Bunun maddi yaşam gerçekliği de vardır. Üretimi esas alan gelişme dinamizmi gerçekçiliği sahiplenirken, üretimi sömürmeye veya onu gasp etmeye eğilimli olan toplayıcılar sınıfı veya ruhaniler sınıfı gerçekdışı iddialarla toplumu etkileyerek onun üzerinde egemenlik kurmak isteyebilir.

Gerçekçilik güneş sistemini, gezegenleri ve ay gibi uyduları araştırıp bu sistem hakkında bilgiye ulaşırken gerçekdışılığı esas alanlar ayın nur olduğu, çatallı olduğunu veya dünyanın öküzün boynuzlarının üstünde olduğunu söyleyebilirler.

Üretmeden üründen yararlananlar ya ticaret sektörü ile veya toplumun üzerinde bir muktedir güç olma başarısından sonra ona sahip olmak söz konusu olabiliyor. Hıristiyanlık ve İslamiyet’in kısa sürede ardarda ilan edilmesi ve geniş alana yayılmasıyla birlikte gerçekçiliğin yerini gerçekdışılığın aldığını, bilimin yerini bilimdışılığın aldığını tarihi belgeleriyle öğreniyoruz.

Milattan Önce 2000 yıllarında gelişmeye başlayan bilimin, Milattan sonra Hıristiyanlığın ve İslamiyet’in yayılmasıyla yüzyıllarca durakladığını görüyoruz.

Bu talihsizlik 1600 yıllarına kadar Avrupayı karanlığa mahkum ederken Avrupa Rönesans’ıyla toplumlar normal yaşamlarına dönerken İslam toplumları hala bu karanlığı yaşamaktadırlar. Tüm dünya İslam Rönesans’ını da merak ediyor, bu günkü kıpırdamaların  bu İslam  Rönesans döneminin başlangıcı olup olmadığını merak ediyor.

Gerçekdışılık egemen olduğu zaman devletin, toplumların, bireylerin sorumsuzca saçmasapan, insan mantığının kabul edemeyeceği eylemler, davranış biçimleri sergileyebiliyor.

Mesela Uludere’de Türk Silahlı Kuvvetlerinin karakol subayları için ücret karşılığında kaçakçılık yapan işçilerin bombalanarak öldürülmesi ne muhalefetin siyasi yalancıları ne de iktidardaki Ak Parti iktidarının gerçekdışılığı  tarafından dile gelmiyor. Biri susuyor diğeri muhalefet olduğu halde bu cinayetin nedenini açıklamıyor.

Oysa ortada TC karakolları için yapılan bir sınır ticareti vardır. Ölen köylüler karakol subaylarının isçileridirler. Siyasi üfürükçüler neden bu gerçeği saklıyorlar? Olayı farklı gösterenlerin TSK ile sivil siyasilerin ortak çıkarları nedir ki bu cinayet saklanıyor veya başka şekilde gösteriliyor?

İktidardaki şanslılar rantlarını sınır karakollarına kadar geliştirdiklerine göre elbette iktidar yanlıları militaristler ile Gladio taraftarları olan militaristler arasında çatışmaya dönecektir. İktidar TSK ile karşı karşıya gelmemek için konuyu saptırıyorsa, muhalefet neden gerçeği saklıyor?

Milattan Önce 6. Asır ile 0 yıları arasında bilimde ve felsefede hızlı bir gelişme vardı. Bu gelişmeden sonra gerçekdışçılık da hızlı bir atak yaparak peş peşe Hıristiyanlığın ve İslamiyet’in hakimiyet alanlarını geliştirmek için çok hızlı ataklar yaptıklarını görüyoruz.

Bu durum sadece fikir karşıtlığı ile ilgili olmadığına göre, bilimin neden olduğu maddi değişimle ortaya çıkan toplumsal dinamizme karşı, üretime katılmadan üretimin dinamikleri üzerinde tahakküm kuran parazit ruhanileri dediğimiz gerçekdışılıkla güçlenen parazit sınıf ve tabakalar atak yapabiliyor.

Sınıf hareketlerini, emekçi sınıfların haklarını gerekçe gösteren sınıf istismarcıların, üretim üzerinden büyük pay almak isteyen her türlü parazit güçlerin varlığını bu gerçekçilik veya gerçekdışılık ürerinde faal olduklarını görüyoruz.

Biz politikayı sosyolojinin kapsamında siyasal bilimleri öne çıkardığımızda militarist anlayışı benimseyen sağ ve sol siyasi aktörlerin tepkisini çekiyorsak idealizmden beslenen, sadece dinsel gericilik sahalarında gelişmediğini, aynı zamanda diğer parazit sınıf ve tabakaların taleplerine uygun olduğu ortaya çıkıyor.

Sağ ve sol askeri darbelerin nedeni de bu değil mi?

Maddi imkanların, üretimden elde eden ekonomik imkanların gaspı söz konusu olmazsa kimse askeri darbeler yapmaz. Düşünsel gericilikle ruhani sınıfların yerini askeri güçler aldığı zaman ruhani sınıf sadakatini göstermekten geri durmaz.

Bu gün Ak Parti iktidarını oluşturan koalisyonun dört eğilimini incelersek bunların geçmişte askeri darbeleri desteklediğini göreceksiniz. Bu gün Türkiye Büyük Millet Meclis’ini oluşturan yeminli milletvekillerin 12 eylül askeri anayasasına kabul oyu veren ailelerden gelenlerdir.

Uluslararası gücün Gladio’yu tasfiye müdahalesi başlayalı beri her kes telaş içindedir. Bazı yasaları istemeye istemeye çıkardılar. Kenan Evren Paşa karşısında kızarıyorlar her nedense! Bazı arkadaşlarımız hariç Kürtler de ekseriyetle savaş koşullarının ürünündür. Her iki taraf savaşa göre imal edilmişler. Savaşsız politika yapamıyorlar.

Bu durum üfürükçü siyasetin detaylarıdır. Dün sarıklı-cübbeliyle yaptıysa bu gün yeşil kara ve kırmızı tercihlerle yapıyor. Kimin hangi siyasal renkte olması mesele değildir. Asıl sorun çıkarın yön verdiği tercihtir.

Parazitler havada bulup tavada yerler. Bilimsel gerçekliği esas alanlar üretimi, emeği, çalışmayı, laboratuarı, fabrikayı, eli nasırlıları, ter dökenleri ve onların düşünsel ve eylemsel duruşlarını esas alırlar.

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | » yorum bırak;

BU DANIŞIKLI DÖVÜŞTE SAKLANAN NE?

Posted by kaniyasor 31 Mayıs 2012

Kani Yado – 31/05/2012

Duyduğumuz kadarıyla sınır boylarında konumlandırılan TSK’ın bekçileri olan Kürt Korucu başlarının Türk Silahlı Kuvvetleriyle birlikte oluşturdukları gayri meşru ticari ortaklıklar ekonomik krizdedirler. 1990 yıllarının bereketli savaş rantına ulaşmak için rantçı siyaset ile ilişkisi olanlar eski günlerin özlemini çekiyorlar.

İster bu özleme Tansu Çiller sevdası deyin, ister askeri helikopterlerle uyuşturucu taşımanın neden olduğu bereketli ticaret deyin, eski sevdalar, eski kazançlar anaların gözyaşı, çocuklarımızın kanıdır.

Elbette eski tarihlerden günümüze kadar savaştıran kudurmuş akıl anaların gözyaşlarını ciddiye almazlar. İnsan aklı kudurduğu zaman hiçbir engeli tanımaz. İradelerini köle sahiplerine veya siyasi ağabeylerine kaptıran tutsak sadakat sahibi bireyin bu geleneği devam ettirdikçe zaman değişse bile kendileri değişmez.

Antropoloji bu yaşam biçiminin oluşturduğu talihsiz kültürü günümüzde en önemli bir sorun olduğunu ortaya çıkarmıştır. Eğer çıkarmamışsa coğrafyamızın çözümsüz kalan sorunları nedendir? Her Ortadoğulu insan ancak bir Avrupalı 7 yaşındaki çocuğun seviyesinde bile aklıselim değildir.

Bu Mekke-Osmanlı mezarlığından farksız erkek egemenlikli yaşama hangi isim yakışır? Her biri vatan ve Sakarya tarzında kurtaran Şaban komikliğinde siyasallaşan bu siyasi abiler neden böyle kahraman, neden böyle Şaban?

Siyasi ağabeylerin bulunduğu medya alanına bakıyoruz, yazıları sanki tek kalemden çıkmış! Sanki hepsi General Veli Küçük, General Yalçın Küçük’ün kalıbından çıkmışlar! Siyaset neden böyle ayağa düşmüş, neden Şabanlaşıp komikleşmiş?

Bu Osmanlı Mezarlığının değişmezliği evrim kanunlarını da zora soktu. Bilim aciz kaldı salakların salaklığını, siyasi Şabanların Şabanlığını, ezberciliğini ve ukalalıklarını anlatmaya! Sanki kanıksanlış bu değişmezlikler.

Değişmezliğe verilen manevi kahramanlık ödülleri köleliği daha fazla kalıcılaştırır. İnsanlar aldatılmanın teorik hipmo-propaganda tesiriyle efendilerine bağlı kalırlar. Bu ne bağlılık bu ne sevda ya Rabbim!

Bu bağlılık sınırda Kürt çocuklarını bombalayan savaş uçaklarının bombalama nedenini sormaya gerek duymayacak kadar kölece sadakat biçimine geldiğini gösteriyor. Kerdoğan’ın kerliği suskun! Ölüleri ve ölümleri suçlu göstererek suçüstü oldu!

Türk Silahlı Kuvvetleri ve onlara yamanan Kürt ve Türk sivil siyasal biçimler ve biçimsizlikler bu durumda ikiye ayrıldı.

Bir kısmı eski Kürt savaşı rantlarını geri getirmek için çaba içerisindedir, bir kısmı yeni Gladio yapılanmasında Ergenekon karşıtlığında bunlara karşı mücadele ediyor.

Mücadele sertleşince ekmek parası için işgalci TSK subayları için sınır ticaretine mal taşıyan Kürt çocukları bombalandı. Kürt çocukları paramparça! Kürt çocuklarının parçaları toplanıp battaniye içinde, katırların sırtında taşındı.

Rantlar  İşgalci TC  karakol subaylarını, JİTEM’in Kürt ve Türk kadrolarını ihya edip sevindirirken payımıza acılar düştü! Kerdoğan kerliğini ‘kürtasj’ konusuna havale ederek muhafakarlığnın basiretini gösterdi.

Herkes kürtaj tangosunda zaman geçirirken yüreğimize taş basarak gelecek acıların tahmininde kaldık.

Siyasai tüccarların, siyasi cambazların milliyeti olmaz. Bu ticarette rant sağlayan Kürtlerin siyasal ağırlığı olayı gizlediği gibi Ak Pari iktidarı ve Başbakan Tayyip Erdoğan da TSK içinde birlik ve bütünlük olduğu izlemini yaratmak için olayı saklıyor. Bu saklama hepsini birleştirdi. Bu saklama danışıklı karşıtlıkta savaş rantı sektörünü güçlendirdi. Onlar propagandada moral buldu, bize acılar kaldı!

Kürt yazarlara büyük görevler düşüyor. Kürt yazarlar ne zamana kadar siyasi ağabeylerine secdede durup talimatla yazı yazacaklar? Bu olay neden saklanıyor? Köy Korucu başlarıyla akrabalıkları olan siyasi ağabeylerin rant esaslı politika yapması kişisel tercihtir, her kes neden bu tercihe güdümleniyor.

Kürtlerin cellâtlarına sevdalanalar Ergenekon’un fahri anası Tansu Çillerin elini öpmek için kuyruğa girerlerse girsinler ama midemizi bulandırmasınlar. Başbakana muhalif Gladio’ya  dost olmanın, o faşist yapılanmasının oluşturduğu muhalefet cephesinde yer almanın Kürtlere bir yararı yoktur.

Zaten faşizmin hiçbir zaman Kürtlere  bir faydası yoktur. Diktatörler, diktatörlükler he koşulda kan ve gözyaşıdır, savaş sektörüne güdümlenmiş fıttırık Kürtlere faydası olabilir ama  mazlum Kürt toplumuna hiç bir yararı yoktur.

Başbakan yanlısı yeni Gladio ile eski Gladio’nun çatışması bu sınır rantlarına ortak olan Kürtleri de etkiliyor. O Yüzden rantçı Kürtler Kürt çocuklarının bombalanmasının nedenini açıklamadılar. Eski Galadio’dan yana tavır takınmak Kürt siyasilerin görevi olmadığı halde TSK”nin bir kanadının sınır ticaret sektörünün, korucu başlarının çıkarları doğrultusunda yorumlar yapıldı.

AKP Sistemi dediğimiz TSK’nin yeni Gladio ile 12 Eylülcü 1990 yıllarının bereketli Ergenekon sistemi arasındaki çatışmayı saklamak kimseye faydası olmayacak. Siyasi abiler bu gerçeği saklamakla Kürtlere iyilik yapmıyorlar.

TSK’nin iki kanadı arasındaki mücadelede çok kan aktı, her nedense toplum bu çatışmanın nedenini anlamasın diye birileri çok beceriklice toplumun gözünden kaçırıyor. Bazı Kürtler işini gücünü bırakıp eski günlerin ve eski rantların özleminde korucu başlarının duasını alıyorlar.

Milli İstihbarat Teşkilatı elemanlarıyla birlikte Ücret karşılığında gece araba yakan yoksul Kürt çocuklarının durumu ile İşgalci Türk Karakolları için ücret karşılığında kaçak mal taşıyan Kürt çocukların mağdur edilmesi, öldürülmeleri halinde bu iki olay  arasında  bir fark yoktur.

Siyasiler bağlı oldukları misyonun insanlarıdırlar.  Biz siyasi değiliz, ancak siyaseti komedi konusu yaparız. Siyasette Şabanlar, Şahişabanların çokluğu bizim için komedi konusu bolluğudur.

Kanın dökülmesi rûreş siyasetin her iki tarafı mutlu eden, heyecanlandıran savaş rantlarının bereketli zamanlarıdır ama bizim için yürek acısıdır, gözyaşıdır.

Biz komedilerimizi acıların gözyaşlarında değil, Şabanların ucubeliğinde yaparız. Erdoğanlara Kerdoğan deriz, savaş rantlarına bereket deriz, bunun için bereketli siyasi abiler kusura bakmasınlar. Her kes kendi işine baksın. İstihza tepkinin bir şeklidir.

Danışıklı kavgaların belgesi de yaşam biçiminin benzerliğinde danışıklıdır. Hiçbir kavga danışıklıksız olmaz. Çünkü tarafların benzerliğinin seviyesinde bir fiildir kavga. Biri birine benzemeyen taraflar kavga etmezler.

Bir Osmanlı Mezarlığı hortlamasında ortaya çıkan kavgalar gördüğünüz gibi Kürt ve Türk tarafların uyku sarhoşluğunun belirsizliğinde anlaşılmadan kaybolup gidiyor, acısı bize kalıyor!

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | » yorum bırak;

ŞİDDET TOPLUMLARINDA BENZEŞME

Posted by kaniyasor 30 Mayıs 2012

Kani Yado –30/05/2012

Ne ekerseniz onu biçersiniz. Savaş ekerseniz acı çekersiniz. Rüzgâr ekerseniz fırtına biçersiniz. Devrimci olmak savaşçı olmak değildir. Şiddeti bir yaşam biçimi haline getiren kudurmuş akıl, kendine özgü bu yaşama ideolojik kılıf bularak devrim sorununun vazgeçilmezliği olarak sunup toplumu iyice zehirliyor.

Şiddet toplumunun özgürlük arayışı olmaz. O yüzden şiddet temeli üzerinde yaşayan toplumlar uyuz keçiler gibi bulaşıcı ve bulaştırıcıdırlar. Uygar Mezopotamya ve Anadolu, Mekke ve Orta Asya barbar toplumlarının istilasından sonra yaşamları şiddet temeli üzerinde inşa edildi.

Aile içi şiddetten tutun şiddetin her türü meşrulaştı. İnsani erdemlerin gelişemeyeceği bu toplumlarda haksızlık yapmak, başkalarına şiddette üstünlük sağlamak kahramanlıktır. Böyle toplumlar diktatör/lider dedikleri şiddet Tanrılarını da yaratarak kendi insanlıklarına ve insan özgürlüklerine son verdirirler.

Elbette bunun da bir tarihi geçmişi vardır. Akıl durup dururken kudurmaz. Kuduran aklın kuduran insanı, şiddetin ideolojik ve siyasal dayanaklarının oluşması gerekiyor.

Anadolu ve Mezopotamya, barbarlar tarafından istila edilerek kendilerine benzetilen toplumlar olarak kendi iç evrimci veya devrimci dinamizmiyle yeniden uygar ilişkilerine kavuşmaz.

Kürdistan ve Türkiye de dâhil şiddetin iktidarlaştığı hiç bir toplum, iç devrimsel dinamizmle sağlığına kavuşmamıştır. Dünyada böyle bir örnek yoktur. Ancak dış dinamiklerle bu belalar defedilmiştir!

Kuduran aklın kalıcılaştırdığı şiddetin iktidarları büyük sosyal felaketlerdir. Diktatörlükler tesis ettikleri sistemleriyle her zaman güçlünün hakim olduğu yaşam biçiminde kalırlar. İtalya Faşizmi, Almanya Nazizmi, Saddam faşizmi, Libya Faşizmi, Türkiye Kemalist Faşizmi ve bunlara benzeyen her türlü diktatörlükler dış müdahalelerle yıkılmışlardır.

Türkiye’de çok önemli konular pek dile gelmez. Çok dikkatimi çekiyor. Kimse bu konuyu anlatmıyor veya yazmıyor. Bu gün fiilen Kemalizm’e son verildi. Kemalist Ordu dediğimiz Türk Silahlı Kuvvetleri çil yavrusu gibi sindi. Başta TSK’ya bağlı sivil generalleri tutukladılar. Bunların içinde kimler yoktu ki! General Doğu Perinçek, General Yalçın Küçük ve diğer sivil generaller. Daha sonra muazzaflari ve diğerlerini tutukladılar.

Her gün tutuklanmalar var. Her gün Türk ve Kürt general dostları için cici devrimciler ve cici faşistler eylem birliğindeler!  Bir an önce Tayyo Amcanın hükümetini yıkıp Silivri Ahırının kapısını açarak o mahlukatları dışarı salmak istiyorlar.

Sivil general Doğu Perinçek ve diğer sivil Generaller sabırsızlanıyorlar. Haber uçuruyorlar, bir an önce savaş koşullarının rant cennetinde yaşamak istiyorlar. Eski cennetlerine, cennetlerinin rantlarına, sınır silah ticaretine, helikopterle uyuşturucu nakline susamışlar.

Eskiden sınırda kardeşçe rantlar paylaşılıyordu. Simdi generaller biri birine düşmüşler. Türk Karakol Subaylarının kurduğu Sınır Ticareti Anonim Şirketinin Kürt işçileri bombalandı. Onların çoğu çocuktu. Sınır ticareti kazançları için birbirine giren Tayyo Emminin bekçileri biri birine girdiler. Kürt çocukları ayak altında ölüyorlar!

Zaten Kürt Memet her zaman nöbette! Sırtını sıvazladığında lideri için, şeyhi için, komutanı için her an uçmaya amadedir. Savaş rantçıları onları askere alır, sadakatinden siyasal çizgiler, paradigmalar, inzibat teşkilatları kurulur.

Faşizm ne kadar anaların göz yaşı, bizim acılarımız olsa da faşist savaş rantçıları için berekettir. Savaş ne kadar bizi ağlatsa, savaşı isteyenlerin yüzünü o kadar güldürür.

Bizim için savaş ne kadar yoksulluk ise savaş sektörü için zenginliktir. O yüzden sorunun çözümü gündeme geldiği zaman demokratlar sevinirken zırtokratlar silah patlatıp o ortamı sabote ediyorlar. Bu yüzden değil mi faşistlerle kol kola giren muhalefet gücü bütün güçleriyle eski ortamın geri gelmesi için çabalıyorlar!

Kürtler kendi işkenceci generalleri için yas tutuyor. Kemalizm’in tasfiye edilmesine kafa tutuyor, tasfiyeye muhalefet ediyor. Bu yüzden Tayyo Amcalarına çatıyorlar. Fukara Tayyo amca ne yapsın? O da icazetli iktidardır. Yoksa çoktan Şeriatı ilan edip Fettullah İbni Said’i Nursi’yi halife ilan etmişti.

Başta Kürtler olmak üzere kimse böyle bir umuda kapılmasın, o olmayacak. Hele Mehmet Metiner kardeşim hiç umutlanmasın. Ne Şeriat olacak, ne de şeriat lokantasının mutfağında Mehmet Metiner için kadro açılacak.

Halk arasında “üzüm üzüme bakarak kararır“ sözü bölgemizde benzeşmeyi çok iyi ifade ediyor. Kürdistan’da Kürt bu yüzden kendisi olmaktan çıktı. Karagözlü Kürt istila edenlerin şiddet ilkelliklerini, inançlarını ve her türlü kültürel talihsizliklerini alarak barbarlarla benzeşti. Belki bu yüzden benden başka kimse Mekkeli barbar köleci sisteme barbar diyemiyor veya savaşın rant ortaklığından bahsetmiyor.

Öyle ya, artık kirvedirler, ayrıları gayrileri yoktur. Allah’ı da yanlarına almışlar, günah işlemekte serbesttirler, nasıl olsa cenneti garantileşmişler! Hele Kabe’nin etrafında bir tur atan müminler cennetin baş köşesinde Hz. Muhammed ve Hz. Alinin oturduğu yerde Şeriatın mükâfatını kazanmışlardır!

Bir de Kürt politikacılar gibi Kemalist faşizmine övgüler yağdırıldığında değme keyfine! İşte sana benzeşmenin daniskası ve Misaki Milli tescilli harikası ve alamet-i farikası!

Dünyamız artık şiddetin iyisi veya kötüsü diye bir ayırıma gerek duymuyor, çünkü şiddetin iyisi yoktur. Şiddetin kırmızı ile karası arasında fark yoktur. Siyasal tanımlar getirilerek bunları meşru göstermek sadece fanatik yaklaşımdır.

Kani Yado

www.kaniyasor.wordpress.com

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | » yorum bırak;

YÜZSÜZ POLİTİKA

Posted by kaniyasor 29 Mayıs 2012

Kani Yado – 29/05/2012

Mantıki düşündüğümüzde, yüzsüz politika yüzsüz insanın yeteneğidir. Biz politikayı, sorunları çözme disiplini olarak algıladığımız için hem yüzsüz politikaya hem de yüzsüz politika yapan yüzsüzlere karşı ve hem de yüzsüzlüğe karşı bağışıklık kazanamıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün iç ve dış politikasını, eğitim stratejisini Kürt politikasının niyetleri üzerinde tesis etmiştir. Bu yüzsüzlüğü yüzünden güdümlü Kürt siyasal potansiyelini yaratarak yüzsüzlüğü yaşam biçimi haline getirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti sürekli Kürt ulusunun kendi evrensel haklarını kullanamayacak duruma düşürmek için bu toplumu insanlığın temel erdemlerinden uzak olan yüzsüzleştirme çabalarının ürününü vermeye başlamakla birlikte insanlığı bitireceğini sanmıyorum.

Mezopotamya İslamiyet’in ilanından sonra barbar Mekke putperest orduları tarafından istila edildiği gibi tüm insanlık değerlerini bitirmek için büyük çaba içinde oldular. İnsanlık ancak, Milattan Sonra 1200 yıllarına kadar kendini Arap-İslam kimliğiyle gizleyerek yaşayabildi.

Daha sonra Orta Asya barbar göçleriyle denge tamamıyla barbar toplumların lehine bozuldu. Bu durum Osmanlı imparatorluğunu ortaya çıkardı. Halifelik gasp edilmiş değerler şehri olan İstanbul’a taşındı. Artık karanlıklar buradan yönetiliyordu. İnsanlık İslam Şeriatı vasıtasıyla bir mezarlığa çevriliyor, insanlar Osmanlı Oyunlarıyla oyunbazlaştırılıyordu.

Ortadoğu’da ve Anadolu’da insanın insan üzerindeki tahakkümü ilahi kader olarak beyinlere nakşediliyordu. Diğer taraftan insanın insanı kullanması, insanı avcının tazısı yapılması meşrulaştırılıyordu. Bu durum insanlarda aldatma yeteneklerinin gelişmesine neden oluyordu.

Günümüzde bu coğrafyada yaşayan sağcısı, solcusu, dincisi bu yüzden yalancı ve ikiyüzlüdür. Bir yüzü itaatkâr iken diğer yüzü insanları kendine itaatkâr kılma yeteneklerine kavuşmuştur. Bu yüzden coğrafyamızdaki liderler insanlık erdemlerini kolayca kaybediyor ve insanları kendine boyun eğdirmeye yöneliyor.

Bilimde biz  “parça bütünün özelliklerini taşır“ diyoruz. Yani siyasallaşan her birey hem sadakati elden bırakmaz hem de insanları kendine secde ettirmek için uğraş verir. Bu durum toplumda şizofren politikacıların öne çıkmasına neden olmuştur.

Şizofren politikacılarda veya liderlerde gerçekler, erdemler önemli değildir, bu erdemleri kullanmak esas alınır. Bundan dolayı çok yalancı olurlar. Her olay kendi işlerine geldiği gibi yorumlanır.

Karakol Subayları için sınır ticareti yapan zavallı köylülerin sınır ticaretinden yararlanmayan pilotlar tarafından bombalanması bile kendi pis politikaları için kullanıldı ve kimse subayların diğer kaçakçı subayların işçilerini bombaladıklarını anlatma gereği bile duymadı.

Böylece Kürt çıkarcı siyasileri ile TC militarizminin ticaret ortaklığı o zavallı Kürt çoluk çocuklarının kanı üzerinde tesis edilen itibarını muhafaza ettiler. Biz yüzsüzlüklere somut örnekler vermezsek, politikada yüzsüzlük ile ilgili iddiamız kanıtlanmaz.

Politikada yüzsüzlüğü ortadan kaldırmak için,  toplum onların yüzüne şamar gibi vurmazsa yüzsüzlük daha fazla gelişir ve yüzsüzlük yüzsüz liderliklere kavuşarak daha fazla yüzsüzleşir.

Dünyada artık çok önemli konular tartışılıyor. İnsanlar kendileri için, özgürlükler için savaşılamayacağını biliyor artık. Bu meselenin altında yüzsüzlüğün yattığı gerçeği bilince çıkarılmış vaziyettedir.

Özgürlük kavramı doğru tanımlandığında kimsenin, insanın özgürlüğü için politika yapamayacağını bilmesi gerekiyor. Artık toplum özgürlüğün alınamaz, verilemez, piyasaya sürülemez, siyasilerin ağzına dolanamaz olduğunu biliyor. Çünkü özgürlük ancak yaşanabilir.

Özgürlüğü topluma hediye eden soytarı diktatörlerin marifeti görüldü!

Toplumun önderlikler adına nasıl tuzağa düşürüldüğünü dünyada yaşanmış olan olaylarla, somut örnekleriyle insanlar tarafından görüldü. Artık toplum yüzsüz politikayı ve yüzsüz politikacıları etkisizleştirip onları normal yaşama çekmelidir.

Yüzsüz politikacıların hesaba çekilmemesi her kesi yüzleştirmesine neden olabilir. Yani yüzsüzlük meşrulaşınca her kes, her kese diz çöktürmeye çalışacaktır. Efendilerin secdesinde kalmak için Arap inançsal geleneği secdeyi bir yaşam biçimine çevirdi.

Erdemler ülkesi, güneşin ülkesi, Zarathustra’nın ülkesinde kimse diz çökmemelidir. Biz diktatörlerin karşımızda diz çökmesini istemiyoruz, insan olmaları için dua ederiz sadece! Liderlerin, diktatörlerin karşısında diz çökmek insanlığını kaybetmektir.

Bizim Xuda’mız kendi ziyasından yarattığı sevgili insanlarının korkuluğu değildir. Bizde sadakat değil, sevgi vardır. Sadakat kölelerin itaat biçimidir. Sadakatte güven yoktur, çünkü sevgisizdir. Biz Xuda’mıza da sadakatle bağlı değiliz, sevgi ile bağlıyız. Ondan korkmayız çünkü Yüce Rabbimiz parmaklarını sallayarak toplumu tehdit eden diktatörler gibi korkuluk değildir.

Bizim liderlerimiz yoktur. Lider hala çağımıza kadar devam etmekte olan köleci toplum özelliklerindeki otoritenin başıdır. Liderli yaşamak aptallara yakışır. Kimsenin ülkesi ne Türkiye’ye benzetmeli ne de Kore’ye benzetmelidir. Lidersizlik ve özgürlük, diz çöktürülmüşlüğün acısızla yüzyıllarca özgürlüğün özlemiyle yaşayan insanlar topluluğu olan Mezopotamya’ya yakışır.

İkiz kardeş Fırat ve Dicle şahidimiz olsun ki Mezopotamya ve Anadolu yüzsüz politikacılardan arındırılacaktır. Fırat ve Dicle liderlere tabi olmaz, liderleri kendine tabi kılar. Bu iki nehir arasında vahşi hayvanlar nasıl  evcilleştirildiyse diktatörler de öyle evcilleştirilecektir. Politika insanlara diz çöktürüp üstüne efendileri atamaya çalışıyor. Bizim ne efendilerimiz vardır ve de liderlerimiz vardır, biz her vahşeti ehlileştirmeye alışkınız.

Şer güçlerinin bize armağan edecekleri ne bir başa ne de başımızı kıran bir taşa ihtiyacımız vardır. Onların başları, başımıza taş ve acılara ırmak ırmak akan yaş olduğunu artık biliyoruz ve reddediyoruz.

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | » yorum bırak;

BU AŞI DA TUTMAZ

Posted by kaniyasor 27 Mayıs 2012

Kani Yado – 27/05/2012

Kürdistan’ın çok ilginç bir kültürel dayanağı vardır. İslamiyet’in ilanından günümüze kadar bu halk insanlığından çıkarılmaya çalışılmış ama bir türlü bitirilememiştir. Bu yetmediği için 1980’de resmen uygulamaya konan Kenan Evren projesiyle güdümlü siyaset üzerinden insanlıktan çıkarılmaya çabalanmıştır.

Biz daha evvel bir yazımızda ‘Elma Armut Aşısı Tutmaz’ şeklinde ifade etmiştik. O yazımızda da güdümlü siyasetler Kürtlerin ulusal kimliklerinden uzaklaştırılmak istendiği vurgulanıyır.

Kürtlerin aldatılmaları için güven veren bir siyasal yönlendirme stratejisi gerekliydi.

Daha evvel de belirttiğimiz gibi siyaset saflığa gelmez. Siyasetin görünen yüzü ile görünmeyen yüzü vardır. Ortadoğu’da olduğu gibi toplum üzerinde tahakküm kurmak gibi erdemsizliklerin  esas alındığı koşullarda siyasetin iki yüzlülükten daha fazla yüzünün olabileceğini unutmamak gerekiyor.

Daha evvel Kürtler din ile tuzağa düşürülürken, şimdi çağımızın siyasal stratejileriyle yapılmaktadır. Bunun başarılması için bu siyasal stratejilerin inandırıcı olması gerekiyordu ve başarıldı.

Kürtlerin bitirilmesi, barbarlığın rahatlıkla Musul ve Kerkük’e kadar Kürdistan’ı egemenlik altına alınması hedeflenmektedir. Zaman zaman çıngıraklı Kürt siyasilerin Misakı Milli’de Türkiye sözcülüğü yapmaları bunun açık bir ifadesidir! Günümüzde AKP İktidarının Suriyeye müdahale etme arzussuna sahip olmasının altında bu gerçek vardır.

Politikada kimin ne söylediği değil, kimin ne söylemek istediğine dikkat edilmelidir. Kürdistan toplumu buna dikkat etmediği için Türkiye’nin güdümlü siyasetine mahkum kalmıştır. Türkiye’ye güdümlenen bir politika ulusal özgürlük denen temel politikasını kaybetmiştir demektir.

Toplumu kendi çıkarlarından uzaklaştırıp sömürgeci güce güdümlemek için birçok koşulun gerçekleşmesi gerekiyor. Bu koşullar yaratılırken Kürdistan toplumu uyutuldu.

Politikada boy gösteren derin Türk politikacıların varlığına Kürtler bir anlam veremedikleri gibi danışıklı dövüş taktikleriyle zaman kaybetmenin ne demek olduğunu anlamaya fırsat verilmedi.

Toplum bu koşullarda ‘katakulli’ yapılır, yani anlamamasını sağlamak için yoğunluklu olarak ona dans yaptırılır, insanlar bu dansa kendini kaptırır.

Bunları neden anlatıyoruz?

68 Koşullarının değişim ve dönüşümüne karşı, sadece Türkiye’de değil, Avrupa devletleri gibi diger devletler de bir sürü önlemler almaya yöneltti. Bunu başarmak için alternatif siyasal düşünceler teorik saptırmalar başarıldığı gibi pratik önlemler de alındı. Türkiyede sosyalist düşüncenin bir kaç ne olduğu belirsiz sloganın içine sıkıştırılması yönlendirme çalışmalarının ürünüdür.

Devlet karşıtlığı görünümünde devlet yönlendirmeli örgütler meydana getirildi ve bu örgütler umut haline getirilerek sonunda hayal kırıklığı bataklığına saplanması sağlandı. Dünya çapında projeler uluslar arası güç odakları vasıtasıyla başarıldı. Ulslararsı alanda sağlanan kapitalist marifetler ve insanların muhteris diktatör olma isteğinin neden olduğu soytarılık,  sosyalist ütopyaları kaba diktatörlüklere çevrilerek nefretlik duruma getirildi.

Bu durum dünyada olumsuz bir kültürleşme meydana getirdiği gibi Kürdistan’da ulusal değerlere ters düşen bir kültürleşmeye hızla savruldu. Kürtler Arapların bağnaz köleci toplum ideolojisiyle yeteri kadar kirlendikten sonra yapay siyasal yönlendiriciliğin maliyeti de eklenince kültürleşme çok acayip bir duruma geldi.

Kürtlerin en büyük talihsizliği kendine ait olmayan değerlere sadakatti. Kürtlerin avcılara sadakati yerine ulusal değerlerine yeniden bağlanması beklenirken gizli bir el bu talebi Kemalizm’e yönlendirdi.

Toplumun kültürleşmesi de bu yönlendirilmeye paralel olarak ulusal çıkarlarına ters meydana geldi. Kendine ait olmayan değerlere sadakat bir kat daha arttı. Bu artış gelecekte Kürt toplumu için içinde çıkılmaz bir durum alacaktır.

Türkiye’nin siyasal stratejisyenleri şimdiden Kürtleri bağımsız ve özgürlükle buluşturulamayacak kültürleşmeye kavuşturulmasına karşı fazlaca sevincini yaşarken, biz Kürtler yanıltılmanın meydana getirdiği beyinsel ve kültürel tahribatlardan kurtulmanın zorluğunun üzüntüsünü yaşıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi Kürt misyonerleri vasıtasıyla Kürtleri Türkiyelileşmeye ikna edecek pratik başarıları yakaladı. Savaşa yönlendirilerek genç dinamiğin yok edilmesi kadar Kürtlerin Türkiyelileşmesinin pratik semeresini de aldı.

Kürtlerin iradesine kendi meclisinde Türklüğe bağlılık yeminler ettirildi. Bunun psikolojik yan etkisini kimse tahmin edebilir mi?

Farz edebilim yeminciler bir ayağını kaldırarak yemin ettiler çocukça, TC derin yapısının diğer başarılarına karşı ayak kaldırmak çözüm değildir. TC derin yapısı hem Kürt toplumunu hem de Kürt toplumunun vekillerini iradesizleştirme başarısı elde ettiler.

Leyla Zana daha “leb“ demeden tetikçi TC generalleri tarafından tehdit edildi. Siyasal analizcilere JİTEM bağlantılı Kürtler tarafından uyarılar yapıldı.

Kürt siyasal beylerine söylüyorum! Farz edelim siyasal bir çözümle bir sonuca vardınız. Derin stratejilerle Kürtlerin edindiği yeni kültürleşme, yeni ruh haliyle toplumun nasıl bir hal aldığını biliyor musunuz?

insanın küçük bir parça ilaçla beyni felç olabileceği gibi, bir kaç bardak alkolle sarhoş olup işe yaramaz hale gelebileceği gerçeği vardır. Bu gerçeğe dayalı olarak on yıllarca siyasal ve siyasal-ahlaki yönlendirilme ile toplumun aldığı yeni karakterin nasıl olabileceğini tahmin etmek gerekir.

Toplumlarda, kendi haline bırakılmadan yönlendirilmiş kültürleşme bir müdahalenin eseridir. Bu koşullarda tedavisi zor bir gelecek bekliyor toplumu. Toplumları aldatmak için kullanılan argümanlar hiç de sağlıklı olmayacağını bilmek zorundayız.

Türkiye siyasal haritasında yaşayan Kürtlerin durumu iyi değil. Şimdi yapay siyasal dinamizmle oyalanıyorlar. Bu ciddi durum görünmüyor fakat ileride bu koşullar olmayabilir. Şimdi ortaya çıkan durum aidiyet bağlarının kopukluğudur. Yapay siyasal ve fedai sadakatinin ömrü çok kısadır. Zaten bu tür sadakatler ahlaki değildir. İki yüzlüdür, yapaydır.

Kürtlerin, Mezopotamya’nın kadim halklarından oluşundan kaynaklanan mayalanma ile Arap üfürükçülüğünün ruhsal tahribatı ve Türk barbar kavimlerinin talancı, gaspçı/fetihçiliğine rağmen hala insanlığını kaybetmemesinin nedenleri dünya bilim otoriteleri tarafından biliniyor.

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | » yorum bırak;

BİLİMİN AKLI MANTIK VE POLİTİKA

Posted by kaniyasor 26 Mayıs 2012

Kani Yado – 26/05/2012

Bilim, akıl, mantık kavramları göreceli değildir. Aptallar üfürükçülüğü bile ilim sayıyorlar diye bilimi göreceli saymak doğru değildir. Bilim aptalları Hindistan’da aptal görüyorsa Türkiye’de de görür, Kürdistan’da da görür. Bilimsellikte üfürükçülerin doğrularını göreceli saymak yanlış olarak kabul edilir.

Üfürükçüler dini konularla ilgilenenlere bile bilim adamı derler.

Bilimi de göreceli sayarsak dünyanın tüm üfürükçüleri, din adamlarını, falcıları, siyasileri bilim adamı saymamız gerekiyor.

Siyasetin ukalalığı arş-ı aleme kadar yükseliyor ama yalana, aldatmaya dayalı iradi gasp yeteneklerini bilim sayan bir anlayış, bir bilim disiplini yoktur.

Siyasal ukalalığın boyutu şizofren bir mertebeye yükseldiği zaman bu ukalâlık şövalyelik, liderlik, peygamberlik gibi vatan kurtaran Şaban olarak ortaya çıkabilir.

Toplumsal sorunların yapay olarak aldatmayı esas alan yapılanmalar bu koşulda ortaya çıkar. Sosyolojinin gereği olarak toplumların kendi iradeleriyle aldıkları sosyal ve politik biçimler sosyolojinin mantığıyla ortaya çıkarlar. Burada şizofren Şabanlık yoktur.

Kürtlerin ulusal talepleri doğrultusunda harekete geçer geçmez derin TC Devletinin daha atak davranıp Kürtleri çıkmaz sokaklara yönlendirmesi doğrultusunda Kürtlere bir siyasal biçim vermesinin dayandığı mantık aptal aklın ürünü değildir.

Dünyada insanlara zarar veren akıllı insanların varlığıyla aklın ne kadar tehlikeli olabileceğini biliyoruz. Böyle akıllı olmak doğruyu savunmak olmadığını tespit ediyoruz.

Atomun parçalanması aklın ürünü olduğu gibi bunu silah olarak kullanmak da aklın ürünüdür. O zaman akıl ukalalığı ortaya çıkarabildiği gibi, insanlar için öldürücü oluyor, insanlara ait değerlerle oynayabiliyor.

Bilim, bilim disiplinlerinde kanunlara dayanmayan teoriler bilim kapsamına girmiyor. Fizik bilimini bilim yapan kanunlarıdır. Bu kanunları her kes biliyor ayrı ayrı yazmamıza gerek yoktur.

Teoriye dayanan sosyoloji ve buna bağlı politik bilimlerin de dayandığı yasaları vardır. Hangi bilim disiplinini incelerseniz inceleyin, bilimin aklı olan mantık çözüm gücü olarak karşınıza çıkar.

Mantıksız yaşamak mümkün mü? Elbette mümkün değildir. Mesela Kürt Siyasal hareketleri ulusal olmayan mantıkla hareket eden mekanizmaya benzerler. Bölgemizin diğer halkları bundan farksızdır. Bu koşullarda iradi kölelik, yarattığı siyasal Tanrılarının mantığıyla hareket ederler. Birey yarattığı tanrısına karşı secdede olduğu için onun mantığıyla düşünür.

Biz bu durumu yani kendi iradelerine dayanmayan davranış biçimlerini elbette ölülere atfetmiyoruz. Çünkü bölgemizin halklarının birey iradeleri tanrıların tekelinde olduğu için kendi mantıklarına göre değil, yarattıkları siyasal Tanrılarının mantığına göre hareket ederler. Bu yüzden kendi toplumsal yarar karşısında olmanın da dayandığı bir mantık vardır. Bunun ilginç tarafı da budur.

Kürt ulusal değerlerinin siyasetin malzemesi yapılarak yapay Türk ulusçuluğuna bir dayanak yapan kolektif mantık hafife alınacak bir mantık değildir. Bu mantik milyonları hipmo-propaganda ve ezberleri yoluyla uyutup yanıltabiliyorsa, bir mantığa dayanan ciddi bir akıl vardır demektir.

Kürt bağımsızlıkçı düşünce bu yolla devre dışı bırakılmadı mı? O zaman siyasal tilkilik aklının dayandığı mantık daha güçlü ortaya çıkmıştır.

Elbette öğrencilere mantık dersi vermek amacında değiliz. Biz mantığı bazen bilim anlamında, bazen bilimsellik, bazen doğru düşünme anlamında bu kavramı kullanırız. Bu yaklaşımlardan hiç biri yanlış değildir fakat net bir tanıma ihtiyaç duyarız her zaman.

Biz mantık kavramına bilimin aklı tanımlaması yapsak yanlış olmaz. Biz aklı sadece akıllıların aklı şeklinde açıklayamayız. Bu yüzden her kategorideki kişiliklere göre tanımlar getirdik:

-Ahmak akıl gericilik,

-Kuduran akıl faşizm,

-Vicdanın aklı adalet,

-Tutsak akıl kölelik şeklinde ayırdık.

Kimse benden siyasetin aklı aptallık konusunu beklemeli, çünkü siyasiler aptal değildir. Siyasiler aptallarla oynayan tilkilere benzerler en fazla. Tilkiler aptal olsaydı tavuk kümeslerine dadanmazdı, çünkü tilkiler de siyasi avcılar gibi akla dayanarak avlarını yaparlar.

Siyasette siyasal bilimleri esas almak, bilimin aklını esas almak demektir ama siyasiler bilimsel düşünmez.  Kölelerin yarattığı Tanrıların cenneti olan Ortadoğu, bilimi de aldatmaya çalışabilecek kadar insan beynine musallat olan bir bakteri kadar aktifliğin mantığına sahiptir.

Ortadoğu koşullarının yarattığı siyasi bir unsur bireye ve topluma karşı saygılı değildir. Sadece saygı numaralarını yapan bir tiyatro oyuncusudur. Oyunlarla toplumu tasarlanan yapay amaçlara tutsak eder. Bu ucubeler bireye ve topluma tanrısal bir patron olarak muamele eder.

Birey ve toplum özgürleştiğinde bu unsurlar dişlerini gösteren bir canavar olarak gerçek kişiliğiyle ortay aşikârlar. O zaman insan sandığınız o unsurlarda ne insanlık ve bir tebessüm gösteren çehre görürsünüz, ne de kendinize karşı saygınız kalır. Her gün karşılaştığımız manzara budur.

Buna uşaklık mantığı desek yerindedir. Uşaklığın da dayandığı bir derin mantık vardır. O mantık sizi ihanetle suçlayabilirler. Yarın siz haklı çıktığınızda bu yüzsüzler yine sizinle beraberdirler. Yüzsüzlük mantığının yüzsüzlüğü bu şekildedir, utanmazlar! TC derin politikasının değirmenine su taşımayanları düşman sayarlar. Çünkü bu koşulların misyoneridirler.

Bundan dolayı kırmızı dolaklı kediler Kürt toplumuna şirin gösteriliyordu. TC’nin istihbarat örgütü MİT ayağa düştü. İstanbul’da gece ücretli Kürt çocuklarıyla birlikte araba yakma eylemlerine kadar düştüklerine göre artık eleman sıkıntısı çekiyorlar.

Eski bereketli yıllarda Çıngıraklı Kürt siyasiler, başta JİTEM olmak üzere TC kurumlarına ödünç eleman verebiliyorlardı. Ne günlere kaldık! Artik Kürtler rahatlıkla kendilerine ihanet bile edemiyorlar!

Kemal abi devlet babasının elini bile öpemiyor! Kemal Burkay abi TC televizyonlarına musallat olmuş, General Yaçlın Küçük’ü ve onun Kürt dostlarını devlet babasına şikâyet ediyor. Biz toplum olarak bu siyasi abiler tarafından hiç sevilmedik, hepsi devlet babalarıyla birlikte derin projeler, derin aşklar, derin meşkler peşindedirler.

Kani Yado

www.kaniyasor.wordpress.com

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | » yorum bırak;

GÜDÜLEMEYEN TOPLUM GÜDÜMSÜZ POLİTİKA

Posted by kaniyasor 25 Mayıs 2012

Kani Yado – 25/05/2012

Hani halk arasında bir söz var  “ağanın malı zügürtün çenesi“ diye. Devlet ağa çok başaralı gözüküyor. Her kes istediği gibi siyasal lak lak etsin, yani çene yapsın, legal ve illegal partiler ve hareketler hepsi ‘devlet ağan’ın istediği şekilde yönleniyor. Neden? İnsan bu nedenlere cevap bulunca insanın yüzü kızarıyor.

En iyisi fazla açmayalım bu konuyu, kokusu her kesi rahatsız eder. Türkiye’de tüm legal ve illegal siyasal hareketler ve partiler ya atamalarla idare ediliyor veya rayından çıkarılarak yönlendiriliyor. Bunu görmek için fazla çabaya gerek yoktur. Başbakan atama değil mi? Muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu atama değil mi? Tüm Kemaller ve Kemallerin damatları misyoner değil mi?

Tetikçi ve işkenceci general Veli Küçük kusura bakmasın, Genel Kurmayın, solu ve Kürtleri yönlendirme sorumlusu Albay Atilla Uğur hiç kusura bakmasın, bu gerçekleri yazmak zorundayız. Ayıptır bir iki kelime yazıyoruz, daha şimdiden finolarınızı üstümüze salmayın! Kürtler için hep sizin adamlarınız mi yazsın? Müsaade edin biz de yazalım!

Hele bir zamanı gelsin, daha neler neler anlatacağız. Hatta ‘’Elazığı Çözmek Genel Kurmayı Çözmektir’’ yazısını bile yazacağız. Damat Ferit Paşa kusura bakmasın! Vallah yazacağız billah yazacağız. Bakın Tanju Çiller, Kürt Tansu ve ne kadar Cansu varsa konuşma yasaklıdır.

Öyle değil mi Elazığın küçük kızı, şimdinin büyük marifetli bayani? Erdemli her Kürt defalarca yazdılar, haykırdılar! Lütfen bizim için güdümlü savaşmayın!

Sayın D evlet axa ve kahyaları! Zahmet etmeyin, lütfen bizim için siyaset yapmayın! Siyaset yapmak istiyorsanız, bizim değerlerimizi atamalarla  kapıp yapmayın,  başımız dönüyor, zorumuza gidiyor!

Çok teşekkür ederiz, bizim için zahmete girmeyin! Bakın sizin o iltifatlarınız yüzünden bizim çocuklarımız ölüyorlar, sizin çocuklarınız ve siz ölmüyorsunuz.

Mîr Qere Cemsit’in torunu, sana söylüyorum ne yapmak istiyorsun? Dersimin, Elaziz’in Kürt uzun havalarını Türkçeleştirdiniz, şimdi sıra bizde mi? Vazgeçin bu sevdadan! Bizim boyumuz çok uzun, biz Türkleşmeyiz. Ayaklarımız Kerkuk’ta başımız arş-u alada!

Genel Kurmay merkezli siyasetle rahmetli Enver Demirbağ’i İbo gibi kullanıp tüm Kürtçe uzun havalarını Türkçeleştirdi. Devlet onu bir mendil gibi kullanıp attı ama onun Türkçeleştirdiği Kürtçe uzun havalar Kürtleri asimile etmek için derman olarak kullanıldığı gibi, TC’nin Kültür Bakanlığı arşivlerinde muhafaza ediliyor. Devletin kullanıp attığı Enver Demirbağ bakımsızlıktan evinde öldü. Öyle değil mi Silheddin Demirtaş?

Selo siz elin meclisinde ne arıyorsunuz sahi?

Bunlara nasıl güveniyorsunuz? Yavuz Sultan Selim deden Mir Karacemşit’e Osmanlıyı koruması karşılığında Palu hükümeti için özerklik anlaşması yaptı ama sonunda tek taraflı olarak iptal ettiler ve ondan sonra Ermeni ve Kürt katliamına başladılar değil mi?

Enver’in çöpe atıldığı örneği gibi halkları kullanıp çöpe atma olayıdır bu. Biz artık çöplük olmayı kabul etmeyelim.

Evet Osmanlıyı Kürtler ve Ermeniler koruyordu, yoksa İranın, Azerbaycan’ın çapulcu şeriatçı gerici Şah İsmail güçleri Osmanlıyı yok edecekti. Selahaddinê Eyub’un komik şövalyeliğinden/şabanlığından  beri başkalarına hizmetkârlık etme geleneği mayalandı bir kere! Kürtler ne zaman kendi canavarını yaratma becerilerinden vaz geçecekler?

Osmanlılar geçmişten günümüze kadar devşirme insanlarla ordusunu kurdu, devşirmelerle siyasetini yapıyor. Şimdi devşirme Kürt siyasetini bile icra ediyor.

Nazar değmesin, maşallah!

Kürtler mükafatını alırlar inşallah!

Artık biz Osmanlı torunlarını iyi biliyoruz. Tek kelimeyle insanları kendi milletine karşı kullanarak ihanetle kirletip nefretlik duruma getiriyor. Bakın Kürtler ne hale geldi! Kuzey Kürdistanlı Kürtler, Ankara derinliğinde olmayan hiç bir düşünceyi kabullenemeyecek duruma getirilmiş!

Ankara Evlenme dairesinin siyasi evliliklerine dayanmayan hiç bir duruşu kabul edemeyecek duruma getirildi. Kürtler dün Arapların putperestliğiyle Kürtlükten çıkarılmaya çalışıldı, bu gün Ankara’nın Kemalistlerinin Ataput  dini vasıtasıyla Kürtler Kürtlüğünden çıkarılıyor!

Kürt olmaktan kaçmak için bu kadar kıvrak tangolara gerek yoktur. Kalkın ve ‘’Biz Türküz!“ deyin işin içinden çıkın! Başkaları için danışıklı veya danışıksız siyaset yapa yapa ismimiz fedaiye çıktı, öle öle bittik, beyinden vurula vurula hafız olduk.

Leyla Zana kardeşim ne güzel söyledi! Kendi dilini konuşmayanları muhtar bile yapmayacaklarmış. Kürtlerin ulusal siyaseti ile ilgili cümleleri duymak ne güzel!

Bu sıralarda sosyete Türkofon Kürtlerin sayısı arttı. Sık sık  ’’heval, kusura bakma ben Kürtüm ama Kürtçe bilmiyorum, Türkçe konuşalım“ diyenlere çok rastlarsınız. Onlara deyin ki:

De get qıbrax! Lo biko Kürtçe bilmiyorsan benim hevalim değilsin, hadi get burdan qibrax!

Bir de bir kıvırmaları var, bir alem sanki! Hani Kürtçe bilmemek ve Türkçeyi güzel konuşmak bir imtiyaz olarak düşünülüyor ya, o mesele! Bu imtiyazla başımıza baş, yani başımıza taş olmak istiyorlar!

Lo biko qırılmadıx yerimiz mi qaldi?

Bizde qanamayan yürek mi kaldi?

İhanet edilmeyen deger mi qaldi?

Mehellemizde ölmeyen mi kaldi

Bir de sen kalkisan Türkofon maqamında qıvırisan!

Türkçe öğrenmeyin demiyoruz, Türkçeyi Türklerden daha iyi öğrenin, ancak Kürtçeyi Türkçeden daha iyi konuşmayı, daha iyi yazmayı amaç edinmeyen bir siyasete ‘güdümlü siyaset’ demek zorundayız.

Yüce Rabbimin adına yemin ediyorum, dilim ağzımdadır. Türkçeyi de biliyorum, Arapçayı da biliyorum ama  bu dilimi Türkçe ile Arapça ile kirletmeyeceğim! Genel Kurmay nasıl inat edip Kürtlerin ruhlarını öldürerek kendilerine benzetmek istiyorsa, biz de inat edelim değerlerimize sahip çıkalım.

Özgürlük Hareketi başlatıyorsunuz, direksiyonu bunların eline geçiyor. Bunlar inatla Kürt Siyasetinin direksiyonun kullanmak istiyorlarsa biz de inatla arabayı onlara vermeyelim.

www.kaniyasor.wordpress.com

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | » yorum bırak;

VİCDANIN AKLI ADALET

Posted by kaniyasor 24 Mayıs 2012

Kani  Yado – 24/05/2012

Vicdan üzerinde çok tartışılır. Vicdansızlar da kendilerini maskelemek için vicdan konusunu bir değer olarak sahiplenebilecek yüzsüzlüklerde bulunabiliyor. Kime sorsanız, vicdanlı olduğunu söyler.

Bir çok konuda insanlar kendilerini saklamak için yaşamları boyunca kendi karanlıklarında kendilerini saklarlar. Bu konu psikoloji konusu olduğu için yaşamını saklambaç oyununa bağlayanları yakalama şansımız çoktur.

Düz mantığa göre ezenler ve ezilenler karşıtlığında ezenleri vicdansız, ezilenleri vicdanlı gösterirler.

Oysa vicdanlı olma konusu ahlakidir. Vicdansızlar iki uçta ortaya çıkarlar. Bunun ortası yoktur. Ya kendini ezilmiş hissedenler, ya da despotik bir tarzda toplumu ezenlerde vicdan teşekkül etmez. Bu yüzden vicdansızların kurduğu siyasal teşekküllerde veya devletlerde adalet yoktur.

Vicdansızlığın ehve-i şerri yoktur. Bir insan ya vicdanlıdır ya da vicdansızdır. İkisinin ortası veya ortalaması yoktur. Bu koşullarda ortaşekerli vicdan yoktur.

Eğer görmek için bakmak isterseniz despotların magandacılığını yapanların kendilerini ezilmiş hissedenlerden teşekkül ettiklerini göreceksiniz. Bunlar kendilerini ezilmiş hissettikçe ezme düşüncesine sahiptirler.

Bu ezilmişlik hissi her yerde ve her koşulda kişiliğin oluşumunda olumsuz olarak ortaya çıkar. Bu yüzden egemenler için savaşanlar hep kölelerdir ve Amerika’da zenciler, Türkiye’de Kürtler askerlik için ideal görülür. Elbette mafya türü örgütlenen siyasal teşekküller de aynı tercihe sahiptir.

Eline silah almak istemeyenler Türkiye’de en az tanınanlardır. Neden?

Türkiye’de, insan öldürmek istemeyen, askerlik yapmak istemeyenler kibarca vicdansızlığa karşı isyan bayraklarını açmışlardır. Vicdansızların bu isyanı ciddiye almamaları vicdanlı olmayı onaylamadıkları içindir.

Aslında vicdani retçiler kendilerini ezilmiş hissetmiyorlar. Zaten kendilerini ezilmişlik hissi içinde bulsaydılar kişilik oluşumu daha çok ezen mekanizmaya veya ezmeye eğilimli bir güce dayanırlardı.

Sorun tamamıyla vicdansızlığı red etmekle ilgilidir. İnsan kendini kendi vicdanın özgürlüğünde his etmezse bu rizikoyu göze almaz. İnsan, özgür insan olmaya karar verdiği andan itibaren şiddete dayalı ne kadar saçmalıklar varsa onu reddeder.

Vicdansızlığa çakılı kalanlar ise tüm icraatlarını bu tutsak ruhlu vicdansızlığın esası üzerinde yaparlar.

Toplumda kendini ezilmiş hissedenler mutlaka bir güce dayanırlar. Türkiye’de yaşayanlar devlete dayanır. Onun askerliğini ‘asker doğmuş ve asker ölmeye dayalı’ sloganlı bir kararlıkta Roma köleleri gibi askerliğini yapmaya eğilimlidir.

Asker oğlu asker olduğu için davul ve zurna ile askerliğe yolcu edilir. Askerliğini yaptığı zaman kendini adam olmuş olarak tanımlar. Bu nasıl bir ’adam olmak’ acaba?

Bu şekilde kendini adam sayanlar, hepsi kendini ezilmiş hissettiği için ezen mekanizmaya kul ve köle olur. Dersimin Tuncelileşmesinin, Çabakçur’un Bingölleşmesinin altında bu gerçek yatıyor. Zalimin attığı tokada karşı zalimin kucağına atlamak gibi bir olaydır bu!

Türkiye’de ve Kürdistan’da buna benzer çarpıcı örnekler çoktur. Avrupa’da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin fiili bir varlığı söz konusu olamadığı için bu ruh hallerine sahip Türkler ve Kürtler mutlaka bir güç odağına sırtlarını dayarlar.

Bu güç odakları ya illegal ticaretle uğraşanlar, ya da siyasi odaklar olabiliyor. Hele iflas eden esnaflar alacaklılarına karşı bir güce dayanmaları var ki, görmeye değer! Birileriyle bir sorunu olanlar sırtını bir sırta dayadığı zaman başı dik vicdani eğri kalır.  Siyaset bu kötürüm kişilik için baston olur.

Biz psikolojide bu duruma ‘ruhsal kötürüm’ desek yerindedir. Bunlar sürekli kendilerini kendi karanlıklarında sakladıklarından dolayı kapkaranlık bir ruh haline sahip olurlar. İşte toplum bu ezilmişliğin tozu ve dumanı içinde zaliminin kucağına atlayarak kötürümleşiyor.

Böyle toplumlarda savaş karşıtları çok azdır. Bu azlık yüzünden askerlik yapmak istemeyen güzel insanlar insanların sayısı çok az oluyor.

Kendini kendi karanlığından kurtarıp, kendi vicdanının adaletine teslim eden güzel insanlar savaşmazlar ve kendileri için savaşılmasını istemezler. Çünkü savaşa karşıdırlar.

Kimsenin onlara özgürlük vermesini istemezler, çünkü özgürlük ancak yaşanabilir, alınmaz, verilmez olduğunun bilincindendirler. Bildikleri için vicdanın adaletini kavrıyorlar.

Bu güzel insanlar kahraman olmazlar, çünkü kahramanlık ödülünün insanları savaştıran güçlerin ödülü olduğunu bilirler. O yüzden avcıların tazısı olmak istemezler.

Siz hiç kendinize, vicdanlı olup olmadığınızı sordunuz mu?

Vicdanlı olmak elbette zordur. Onu benimsemek için özgür birey olmayı gerektirir. Özgür birey olduğunuz zaman hiç bir gücün sığıntısı olmazsınız. Bu zor bir durumdur, değil mi?

Siyasi abilerin müşterilerini kırıyoruz kusura bakmasınlar. Dünyada kendini ezik hissettiği için tutsak köle ruhlu ahmak çoktur, müşteri bulursunuz bulursunuz!  Bu koşullarda avcılar tazı bulur, üfürükçüler ahmak bulur. Bu sektörler iyi iş yapıyorlar Türkiye’de.

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | 2 Yorum »

KİM TOPLUMA GAZ VERİYOR?

Posted by kaniyasor 23 Mayıs 2012

Kani Yado –  23/05/2012

Osmanlı Mezarlığı’nın kendine gözgü bir sosyolojisi vardır. Bu sosyolojik gerçeklerin dışında bir tahlil yanılgılı olur. İster sınıfsal sorunda ve onun ideolojik boyutunda, ister Mekke köleci tarzı olan müminler cemaatinde olsun bu gerçekler sabittir.

Biz Türkiye’nin sosyal ve siyasal tahlilinde kırdan şehre hareket halindeki köleci toplum geleneklerini hala terk etmeyen feodal kırsal nüfusu esas alarak tahlil ettiğimizde konu eksik kalır. Biz birçok ilgili konuları da birlikte değerlendirmezsek yanlış sonuca varırız.

Bu gerçekleri göz önünde alarak antroplojiye, sosyolojiye, politik bilimlere ve ayrıca Osmanlı Şeriat Mezarlığının yarattığı sosyal psikolojiye müracaat etmemiz gerekiyor. Eğer bu bilimsel gerçekleri kabul etmezsek her kesin giydiği siyasal gömleklere göre değerlendirme yaparız ve yanılırız.

Türkiye Cumhuriyeti derin devleti Osmanlı Mezarlığının ortak özelliğinin Kürt ve Türk benzerliğinde kavgayı tutuşturup siyasal kazanımlara sahip olabiliyor. Daha evvel benzerliğin olmadığı ortamlarda kavganın olamayacağını anlatmıştık.

Türkiye’de şimdi her şey netleşmeye başlıyor. ‘Kim kimin için kavga etmiş, insanlar nasıl yönlendirilmiş’ gibi soruların cevapları yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyorlar. Burada askeri generallerin hizmetindeki sivil generaller rollerini çok hızlı icra ediyorlar.

Burada açıkça söylüyoruz, kimseye siyasi dersler verme niyetimiz yok. Şahsen benim için yönlendirilmiş siyasetin yarattığı komediler eğlenmem için bana yetiyor. Kölelerin kaderini köle sahipleri belirler. Spartaküs bu gerçeği göremediği için sadece onun bireysel kararlılığı insanlara bir hatıra kaldı.

Türkiye’de müminler cemaatine muhalif olan her kes, Silivri alaturka makamında türkülerin eşliğinde dansa kaldırılıyor, festivaller tertipleniyor, etkinlikler yapılıyor. Silivri’deki mütehassıs yönlendirici generaller ise, siyasal dansların, tangoların heyecanında kendilerinden geçen Alevi mi ve Kürt misyonerleri için “silivrinin yoğurdu, anneleriniz sizi bizim için doğurdu” türküsünün eşliğinde çifte telliye kalktılar.

Silivri Cezaevi, torpilli çaniler için özel olarak yapıldı. Her türlü sosyal tesisleri vardır. Arap şeyhlerinin karşısında göbek dansı eden 40 kişilik dansöz grubunu bile kaldırabilir.

Politika dediğin şey ne ki? Uyumdur, oyundur! İktidardaki dansözler birbirine uydurduğu gibi, muhalefettekiler de birbirine uyduruyor. Aynı zamanda uyumlarda oyunlar da oluyor, birbirine oyun oynanmadığı zaman politikanın kalleşliğinin tadı, tuzu ve zevki olmazmış!

Danslar böyledir. Grup içinde biri diğerlerine uyduramazsa dans bozulur. Duyduğuma göre tetikçi General Veli Küçük bu uyumdan çok memnun olmuş. Yerinden kalkıp göbek atmış.

Bana IV. DÊRSİM Alevi Kltür Festivali’nin biletini getiren şahsa Aleviliği sordum bana ‘Şamanizm inancının Anadolu inanç biçimi olarak tanımladı. Hem de bir Kürt bireyinin ağzından duyuyordum bunu! Diyemedim: ”hey salak Alawilik  varken İslamiyet, Şamanizm yoktu, sen ne yumurtluyorsun!” Frankfurt’a gideceğim ve şamanizmin Anadolu versiyonunu göreceğim! Bilmeğim şeyleri öğrenmeye çok meraklıyım, mutlaka gideceğim!

Aslında mesele Alevilik falan değil. Benzerliğin danışıklı ve danışıksız kavgasıdır. Yazık oluyor, Alevilik de Kürdlük gibi güme gidiyor!

Daha evvelki yazımızda kavgaların temel nedenlerinin benzerlik olduğunu belirtmiştik. Muhalefet ve iktidar kavgasının bu benzerlikten kaynaklandığını anlattık. O yazıda iktidarın ve muhalefetin kendi içindeki uyumundan bahsetmedik. Bu yüzden konunun devamı bu güne sarktı.

Kürtler 68 kuşağıyla ulusal taleplerle siyasallaşıp 1970 yıllarının ortalarında Diyarbakır’da Mhedi Zana’nın belediye başkanı seçilmesi karşısında Türkiye Cumhuriyeti Kürt Ulusal Hareketine karşı, ulusal olmayan Kürt alternatif siyasal dinamizmi devreye koydu.

Darbeden sonra Alevi dedeleri gizlice bir yere çağrılarak onlara Kürt Ulusallığı karşıtı seminer ve talimatlar verildi.

Bizim yörede meşhur bir Alevi dedesi de ortadan kaybolmuştu. Biz aile bireylerine sorduğumuzda, gözaltın alındığını söylerlerdi. JİTEM öyle tembih etmişti. Biz ise ‘eve geldiğinde dedemizi soyup işkence izlerine bakacağımızı’ söyleyerek espriler yapardık. Dedemiz bir halıya binerek havadan Ankara’dan döndü. O günden sonra her tarafta mantar gibi Alevi Dermekleri kuruldu. Çünkü devlet öyle buyurmuştu! Kürtleri Kürtlerle kontrol altına aldığı gibi Alevileri Alevilerle kontrol altına almak için tüm projeler dört dörtlük uygulandılar ve tuttular.

Bana göre Aleviler hepsi AKP’ye katılsa bile fark etmez, çünkü Alevi Alevi değil artık. Sağından, solundan, yanindan, arkasından önünden yonta yonta Şiiliğe çevirdiler. Utanmasınlar Kızılbaş ‘Zarathustra’lamız hariç diğerleri Tayyip amcalarının gidip ellerini öpsünler artık. Mümin müminin kardeşi değil mi? Tayyip Ali’yi Aleviler kadar sevdiğine göre artık mümin kardeş sayılırlar. Hz. Ali, Şeriat esasında bir müminin diğer mümine düşmanlık etmesini istemediğine göre, artık Aleviler AbdulFetullah’ın da ellerini öpmeleri caiz olur!

Geçmiş dönemde de bu gün gibi derin devlet çok aktifti. Her kesi, devletin derin devrimcileri, devletin derin Kürtleri, devletin derin Alevileri olmaları için hem fiili hem de manevi baskı yapıyordu.

Aile içinde bile gerginlikler yaratabiliyordu. Ulusal siyasetle donanan Kürtler çok zorluk çekiyordu. Ailede bile güvenlikleri yoktu derin devlet aile işinde bile karşıtlığı yaratmıştı.

Şimdi bas bas bağırıyorum: Bu günkü tangolar,. Bu günkü oyunlar, bu günkü gürültüler o koşulların sonucudur. Bunu devlet başardı. Eğer bu denge bozulmazsa ne Kürtlerin ulusal sorunu kalır, ne de Aleviler Alevi kalır.

TC derin devletinin kırk yıllık emeği’in en az kırk yıllık hatırı olur! Bu hatırdan dolayı biz istediğimiz kadar yazalım, biz istediğimiz kadar konuşalım, bizim köyün şeyhlerinden deli Fatênin elini öpmek için kuyruğa giren yapay bir toplum ne dinler ne anlar.

Yüce Rabbimiz böyle insan yaratmadı. Bu yaratma derin yapıların palyaço yaratmasıdır. Yüce Rabbimiz canlıyı kendisi gibi güzel yaratır. Yüce Rabbimiz organik ve inorganik varlıkları kendi tarzında yaratmıştır. İnsanlar niyetlerine göre o canlı ve cansız varlıklara yeniden biçim verirler.

İşte gördüğümüz biçim Rabbimizin verdiği biçim değildir. O yüzden tangolarda insani aheng yoktur. O yüzden Sivlivri’de heyecanlanan tetikçi Genaral Veli Küçük ile diğer generaller ve sivil generaller kalkıp alatürkî makamindanki “Silivrinin yoğurdu, anneleriniz sizi bizim için doğurdu“ türkünün eşliğinde çifte telli oynuyorlar.

Yazı kategorisi: BÜTÜN MAKALELER | » yorum bırak;

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.