kaniyasor

www.kaniyasor.WordPress.com

YAŞAMAK İÇİN ÖLDÜRMEK ŞART DEĞİLDİR–3

Posted by kaniyasor 7 Haziran 2012

Kani Yado – 07.06.2012

Türkiye, Kürdistan, ve diğer bölge milletlerinin siyasal keşmekeşliklerinin nedeni yüzyıllarca bir zaman sürecinde Tanrılar adına, şirkler adına iradesizleştirilmeleriyle ilgilidir.

Bu yüzden insanlar kendi sorunlarının çözüm yollarından uzak kaçıyorlar, bu yüzden insanlar çözmeleri gereken sorunlarının iradesini kendi elleyile süsledikleri, kendi korku yüklü yalanlarıyla balon gibi şişirdikleri palyaçolarına havale ederler.

Mezarlıklardan farksız olan toplumlar iradesizleştirilip diktatörünü veya başka bir değişle sevdalanacağı katili, işkencecisi ve liderini yaratma durumuna getiriliyor. Liderini taş kalpli ve taştan yaratırken, başını bu taşa vurarak özgür kişiliğini intihara sürüklüyorlar.

Bedenimiz ve ruhumuz Yüce Rabbimizin güzel bir yapısı olarak bina edilmiştir. Bunu ruhsuzlaştırıp ve iradesizleştirip zulüm diktatörlüklerine armağan etmek ne anlama geliyor biliyor musunuz?

Emanete ihanet!

Yüce Rabbimizin bize emanet ettiği en yüce değer insanın kendisidir. O emaneti insan üzerinde tahakküm etmekle meşgul siyasal pazarlarda bozuk para gibi harcanmamalıdır.

İnsan siyaseti ve siyasetin liderleri olan palyaçoları başına taş yaptığı zaman, insanın iradesini gasp edebilecekleri gibi, kadının saçına, kadının modasına, kadının makyaj ve  kürtajına kadar burnunu sokabilirler. Özgür insan o burunlara ne etmesi gerektiğini bilmelidir.

Bu ortamın yaratıcısı sadece geleneksel köle ruhlu insan değildir. Köleci sistemin kendine sağladığı imkânları terk etmek istemeyen geleneksel egemen zihniyet sahipleri toplumu inançlarla veya sağ ve sol siyasal kalıplarla mezarlık şeklinde tutarak yaşadığı ülkeyi ya oligarşik rantlara ya da tek adam diktatörlüğüne yönlendirerek aile çiftliği haline getirebilirler.

Kürdistan’da Hasan Sabah tarzı köle sadakatli fedai köleler yaratmaya çalışan gerici siyasal despot yapılanmaları, geleneksel köleci itaati şeklinde devam ettirilmek isteniyor.

Mezopotamya üstün uygarlığının dünya için bir ışık olduğu, Avrupa’dan öğrencilerin Mezopotamya’daki üniversitelere gelip okudukları gerçeğine rağmen İnsanoğlu nasıl bu hale geldi?

Bunun nedenlerini yazılı tarihin başlangıcından günümüze kadar cereyan eden olayları daha çok antropolojik araştırmalardan ve yaklaşımlarından eğer anlamak istersek ortaya çıkarabiliyoruz.

Millattan 2000 yıl önce başlayan bilimde bir atak görüyoruz. Bu atak düşüncenin geniş bir coğrafyayı etkilediğini fark edebiliyoruz. Bu sıçrama Çin – Hindistan – Mezopotamya hattını oluşturduğu gibi, Mezopotamya – Mısır – Avrupa hattını oluşturduğu tarihi belgelerle sabittir.

Düşüncede meydana gelen gelişme her zaman birilerini telaşlandırıyor. Zikrettiğimiz bilimsel atakların ve düşüncede meydana gelen gelişmeler karşıtlık olarak üfürükçülüğü, Yüce Rabbimiz adına söylenen yalanlara dayalı dinlerin atağa geçtiğini görüyoruz.

Özellikle Milattan bin yıl önce ile bin yıl sonra arasında düşüncenin tarihi düalizmi ile aktifleşen köle sahipleri ve onların aktif hakimiyeti felsefede, astronomide, matematikte meydana gelen bilimsel gelişmelerin tetiklediği karşı güçlerin atakları, yalanları, hurafeleri öne çıkararak pozitif gelişmelerin hızını keserek tekamül kazasına neden oldu.

Evrim kazası da diyebileceğiniz bu talihsiz durum Rönesans dönemine kadar hem İslam Şeriatının egemen olduğu coğrafyalarda, hem de Hiristiyan Roma Şeriat gericiliğinin neden olduğu karanlık dönemi yaşadı.

Belki Osmanlı Topkapı Sarayında karnını doyurma karşılığnda zalimce  iğdiş edilen kölelerin  nesilleri veya Balkanlarda işgal ve baskılarla Hıristiyanlıktan devşirme Yeniçeri artçı nesli bu dönemleri masallarla takviye ederek yüceltiyorlar ama gerçek böyle değildir.

Yakıp yıkılan Anadolu’nun antik tiyatro kalıntılarından da anladığınız gibi her yer karanlığa gömülmüştü. Toplumu daha zifiri karanlığa çekmek için Hıristiyan şeriat gericiliğiyle girilen yarış Rönesans’la hızı kesildi.

Bu telâşa bir anlam vermek gerekiyor. İnsanlık tarihinin en önemli konuların başında bu telaş gelir. Bu telaşın neden olduğu reaksiyoner hareketler ciddi şekilde karşı devrimci güce ulaşarak insanlığı geriletmiştir.

Biz bu reaksiyonların neden olduğu durumlara “evrim kazası“ dersek tekamülün sükut ettiğinin anlaşılması için isabetli olur. Sanırım bu kavram mecazi de olsa vurgulamak istediğimiz ortamın anlaşılması için isabetlidir. Doğru ve yanlışların düalizmi günümüzün gelişmelerine damgasını vurmaya devam ediyor.

Devrimsel niyetler, karşıdevrimsel tedbirlerle insanlığın aleyhine çevrildiği insanlık tarihinin en dramatik olayıdır. Her devrimsel çıkışlar ve bilimdeki gelişmelerden sonra gerici despot zihniyetin nasıl kısa sürede atak yaparak yeniden ortaya çıktığını dört ayrı döneme ayırarak izah ediyoruz.

1- Tek Tanrılı inanca ve toplumsal değereleri esas alan Zarathustra felsefesine ve inancına karşı insanları niyet sunumlarına dayanak iknalarla Tanrı Babanın oğlu Hz. İsa’nın bir paradigma seklinde ortaya attığı Hıristiyanlığın dayanaksız hümanizmi köleci toplum gelenekçilerinin eline düşerek kısa süre sonra insanlığın aleyhinde gelişip barbarlığa dönüştü.

2-Bu çıkıştan altı asır sonra İslam inkılâbı masum bir niyet ve bölge güvenliğini esas alan adil bir nizam olarak ortaya çıktığı halde Hz. Hatice’nin vefatından sonra hem katı erkek egemenliğine dönüştü hem de bir barbarlık istilâsına dönüştüğüyle yetinmedi, Hıristiyanlığa paralel olarak asırlarca geleneksel köle sisten içerisinde insanlığı karanlıkta bıraktı.

3-Rönesans’tan sonra insan temel hak ve özgürlükleri gündeme geldi. Despot köleci sitemin gücü olan dini kurumlar ve onun ideolojisi olan geleneksel inançlar, ortaya çıkan yeni sınıflara ve onların dayandığı düşünceye karşı milliyetçiliği körükleyerek yeniden mevzilenip, çağın düşüncelerinden yararlanma fırsatçılığını da yakalayarak insan üzerinde tahakkümü sağlamak için yeni taktikler geliştirildi.

Bu taktiksel yönelimlerin başında liberal burjuva özgürlük modeline ve toplumcu sistem dediğimiz Marksizm’e karşı Milliyetçi Toplumcu doktrinle ortaya çıktılar.

Milliyetçi sosyalizm sahte isimlendirmesiyle kapitalist liberal sistem, liberallerin elinden kayıp giderken, sosyalist devrimden sonra da köleci zihniyetin bu sistem içinde aktifleşerek diktatörlüğe dönüştüğünü yakın tarihimizde ve şimdi görmekteyiz.

Tabi vatan kurtaran şabanlar faşist sistem veya sosyalist sistem içinde hala köle sahibi olmayı hayal etmeye devam ederken dünya hızından hiçbir şey kaybetmeden ilerliyor.

Dünya insanlık tarihinin son iki bin yıllık sürecinde köleci sistemin her darbelendikten sonra yeni biçimlerde daha aktifleştiği görülmektedir. Günümüzde pusuya yatmış köleci toplum geleneksel zihniyetinin merkezci diktatörlük örgütsel tercihleri ve politikası hala çeşitli biçimlerde ortaya çıktığını görüyoruz.

4-Birinci dünya savaşı döneminde Nazizm ve faşizm, Kemalizm şeklinde ortaya çıkarken ikinci dünya savaşından sonra İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 1948 yılında ilan edilmesinden sonra diktatörlük olarak isim değiştiren köleci toplum zihniyeti hem dinsel politik partilerde, hem sol ve hem de fasit partilerde palyaço diktatör önderlikler kendilerini yeni biçimlerde cilalayarak yeni şablonlarla ortaya çıktılar.

İslam ülkelerinde yeni tip diktatörlükler ortaya çıkıyordu. Türkiye Kemalist faşizmle politik durumu muhafaza ederken tahakküm şablonlara dayanan biçimlerle Kürtlere dayatıldılar. Kürdistan sorunun bu günkü çıkmaza girmesinin nedeni bu ithal zihniyet ve siyasal modellerdir.

Tahakküme dayanan sistemlere karşı geliştirilen toplumcu özgürlükçü düşünceler Marksizm adına, sosyalizm adına dejenere edilerek çeşitli komik siyasal hareketler ve partiler oluşturuldu.

Coğrafyamız bu kirliliğin yarattığı biçimsizliğin, dejenerasyonun çıkmazını yaşıyor. İnsanların kafası çeşitli taktik ve müdahalelerle karıştırıldı. İnsanlar karıştırıcılara inandırıldı, bunlar dinsel veya politik becerilerle tabulaştırılarak toplumlar iradesizleştirilmeye çalışıldı.

İradesizleştirme diktatörlerin toplumda tek başına söz sahibi olmasına yöneliktir. Bir taraftan diktatörler erdemsizlikleriyle tarihe lanetlik olarak yazılırken, diğer taraftan yeni biçimlerin toplumlara çeşitli ikna yöntemleri kullanılarak toplumlara mal edilmesi gözden kaçmıyor.

Neden insanlar böyledir?

Maalesef bu sorunun cevabı bu sayfaya sığmayacağı için ilgili bilim disiplinleri bu konuya eğilmelidirler.

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: