kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

KÜRDLER NASIL OYUNA GELİYOR?

Posted by kaniyasor 23 Nisan 2019

k.y.Kani Yado – 23.04.2019

Eğer Türkler ve Kürdler arasında toplumlararası anayasal bir mutabakat varsa, Kürdlerin  sistemin meşruiyetine onay vermesi mesuliyeti vardır. Eğer anayasal bir mutabakat yoksa Kürdlerin sisteme dahil olması sadece efendisine sadakat görevinin icrası olarak anlamak gerekiyor. Bir Kürd TC’nin hizmetçisi ise TC’nin sisteminin meşrulaşması için yeminli savunucusu olmak zorundadır.

İsteyen her kes TC faşist meclisinde 7 alemin duyabileceği kadar köle sadakatinde bağırmak için yeminli vekil olabilir. İnsanın midesi kaldırıyorsa iki toplum arasında anayasal bir mutabakat olmadan neden olmasın?

Kürdlerin hoşuna gitmek için MHP lideri Devlet Bey gibi, konuşmamın son cümlesinde insan sesini yükseltir ve arkasında şak şak sesleri yeri göğü inletir!

Kendi halkına ihanetin en muhteşem şekliyle oldu işte!

Sanki zor mu? Kürdlerin şerefini pazara sürmek de zor değil, yeter ki, insan iyi bir siyasi tüccar olsun. İnsanlar birbirini suçlayacağına hep birlikte hata nerede ve neden yapıldı?  TC’nin Kürdleri yönlendirme şekli nasıl ve niçin yapıldı?

Bu sorulara doğru cevaplar bulunmalı. Bu yapılmadan sırf karşıtı suçlu bulmak için yapılan her çaba anlamsız kalır. TC bir NATO üyesidir, Hangi TC üst görevlisi Kürdleri bir NATO üyesi devlete karşı danışıklı kavga kararı aldı?

Amaç Kürdleri  terörist göstermekti, yaramaz göstermekti…

Kürdler nasıl oyuna geldi?

Kürd ulusal hareketinin yönünün TC tarafından nasıl değiştirildiğini bilmeden bu konu Kürdleri TC’nin lehine birbirine karşıt duruma getirir. Hâlihazırda TC misyonerleri konuyu o hale getirdi ki, kimin kim için çalıştığı belirsiz hale geldi.

TC sadece Kürdleri Türklere karşı bir tehlike olarak göstermek için Kürd siyasetinin önünü açtı ve Kürdlere karşı korkunç bir Türk Sünnî faşist cephe oluşturdu.

Türklerde bölünme korkusu TC yaratmasıdır. Bu korkuluğu üreten, korkuyu dizayn eden TC’dir, Kürdler ve Türkler sadece bu planın oyuncuları oldular.

TC kendi vatanlaşlarını düdükle kaldırır, düdükle oturtur. İstediği zaman savaş ortamına, istediği zaman barış ortamına sürükler.

Bu Türk toplumu asker doğdu asker ölecek. Bizde “ker hatıne ker çûn” denir. TSK Genelkurmay arşivlerindeki devlet sırları, plan ve programları şimdi Başkan Recep’in başkanlık arşivine alındı.

Eğer Recep’in Allah’ı, kitabı, dini imanı varsa açıklasın! Tüm siyasetlerin Kemalist TC’in derin devleti tarafından programlandığını anlatsın! Anlatmazsa ker oğli kerdir!

Bir gün TC, güzel insan Ahmet Kaya’ya “xelqlerin qardeşligini” güçlendirmek için çatal qaşiq senaryosunun baş rolünü oynamasına karar verdi.

Ben o zaman kalemimi cesur sanıyordum. Bu olayı xeber yapmayı düşünürken bir anda devletin barış düdüğünü alaturka makamında Fransa’dan duydum, Kürdlerde alkış erd û asumana yükseldi!

Korktum haberi yazamadım, sustum, korkunun kölesi oldum. Çünkü sokakta TC ayarlı Kürdler tam barış meleği kesilmişlerdi! İki kelimelik gerçeği yazsaydık barış melekleri Allah deyu deyu üzerime üzerime geleceklerdi!

Geçmişte Uğur Mumcu devletin düdüğü ile ilgili bir derin kaynak bulmuştu. Yazmaya başlar başlamaz, TC derin devleti düdüğü çaldı, Uğur Mumcu havaya uçtu!

Eğer tesadüfen yaşasaydı, yazmaya ömrü yetseydi belki farklı olurdu…

Yeni bir süreç başlamıştı. Baş Qomutan Recep zalim düdüğü çaldı! Savaş başladı.

Kürdlere vur dedi, Kürdler vurdu.

Düdük çaldı, Küdlere dur dedi Kürdler durdu.

Rahat, hazır ol! Barış şarkıları söyle!

Başla!

Her kes düdükle barış meleği oldu, barış şarkıları söyledi. Senfoni orkestrasının başında MİT Müsteşarı vardı.

Aniden ihtiyaç üzerine TC acil bir düdük çaldı, vuuuur ! dedi. Kürdler barış şarkılarını keserek vurdu. Barış melekleri bir anda savaşçı qahraman kesildier!

TC düşündü durdu, kim ve hangi parti derin TC düdüğüyle düşünmez ise, yazmaz ise, siyaset yapmaz ise… gerisini 22. Yüzyılda yazarız…

Söylenecek çok şeyler var, anlatmak ölüm pahası. Siyaset cambazları bilimi aşmış, biz yol bilmezik, dil bilmezik, Angara’da namus şeref yox, bizde aqıl yox. Bunu böyle yaz ey dirok!

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

SAHTEKÂR DEVLET VE MÜRTECİ MİLLET

Posted by kaniyasor 10 Nisan 2019

k.y.Kani Yado – 10.04.2019:

Kemalizm’in siyasal bilimlerdeki kavramsal ifadesi nasyonal sosyalizmdir(Nazi). İtalya’da buna faşizm dendi. Din şeriatları ilkel komünizm dediğimiz pro komünizmdir. Bunlarda kamusal mülkiyet esastır.

Hiç biri insanların birey olmaktan kaynaklanan özgür yaşam talebini yok edemedi.

Kamusal mülkiyete dayalı sistemler diktatörlüğe dayanan dinlerdeki ve siyasal aktörlerdeki hayvansal tahakküm güdüsü olduğu kanıtlıdır.

Medreselerde komünist sistemin uygulandığını söylediğimizde bir çoğu şaşırdıklarına tanık oluyoruz.

Özgürlüğün manevi hazzı toplumsal mutluluğa neden olurken, dinî ve siyasî  tahakkümün toplumu ruhsal hastalıklara ittiğini yaşam deneyimlerinde görüyoruz.

Geriye bakıp tarihin tanıklığını gördüğümüzde, şehirlerin ileri medeniyete öncülük etmesi, köylülüğün, yani kırsalın tarihin çarklarını geriye çevirmeleri tarihsel bir olaydır.

Bu konu dünyanın her tarafında aynıdır. Toplumsal tekâmülü sadece dinler ve tekçi/tahakkümcü siyaset durdurabilir, bu durum ise geçicidir. 1400 yıl geri kalmak hayli uzun bir süre olabilir ama nihayî kaderi şirk-tanrıları öldürerek karanlıktan kurtulmaktır.

Kırlardan şehirlere göçen köylüler şehirleri büyük köy yaptılar. Köylüler şeyhlerini, seyitlerini bilumum karanlıklarını ve eskicilerini beraber getirdiler. Bu manzara-i umumiyede Ak Parti şiştikçe şişti, bir yüzük büyüdü büyüdü gemi filosu oldu.

İslam şeriat cemaatleri öyle çoğaldılar ki, gericilik, sel olup coştu! İman kalplere sığmadı, çalınan paralar isyan ettiler, ayakkabı kutularına sığındılar…Aylar geçti, yıllar geçti köylülerin ayakları şehirlere alıştı, dincilerin cincilerin maskeleri düştü, şehirler sosyalleştikçe üfürükçüleri hüzün sardı.

Camilerin ve cem evlerinin çoğaldığı Türkiye’de geri gidiş hızla Mekke şehir devletinin karanlığına savruldu.

Her yerde komediye malzeme olan siyasal ve dini olaylar zuhur etti. Tunceli İstanbul gibi büyük bir köy değil, küçük bir köydür. İlkel komünist sisteme savrulması ilericiliğe örnek olabilecek bir hadise değildir.

Bu komünist köyde de fasulye, nohut, mercimek üretmek ayıp değil. Recep gibi havada bulup tavada yemek daha mı iyi?

Emeğimizle ürettiğimiz ürünler yaşam kaynağımızdır. 1950 yılından önceki yıllarda devlet bizim köyde yoktu, daha mutluyduk ve ürettiğimizle yetiniyorduk. Küçücük ellerimle hayvan derisinden çarık yapmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Zehirlenmemiş doğada elde ettiğimiz balı, kaymağı, doğal koşullarda yetişen domates, görkemli duruşlarını unutamadığım salatalıkları ve salkım salkım patlıcanların tadı unutulmadı. Kara gözlü üzümlerim bir başkaydı…

Neden her şey değişti? Çiçekleri dölleyen arılar hırçınlaştı. İnsanların imanı güçlendikçe vicdanları zayıflıyor. Buna gelişme denmez, gerileme denir. Kendi zalimin dilini öğrendikçe hırçınlaşıyor ve kendi anadilini unutuyor.

TC devletinin yasalarıyla kurulan tüm partiler, TC’yi ve faşist Ak Parti iktidarını demokrat olarak gördükleri için bu sisteme meşruiyet kazandıran siyasal icraatlarda bulunuyorlar.

Bu sistem iktidar partileri ve muhalefet partileriyle bir bütündür. Bu bütünlük Ak Parti’yi ve bu faşist TC sistemini derin devletin stratejik çizgisiyle ayakta tutuyor. Bu gerici sistem son yarım yüzyıl içinde tüm siyasi hareketler tarafından direkt veya dolaylı katkılarıyla pekiştirildi.

Kimyası bozulmuş Kürdler vekillerine  TC’ye mecliste hizmet yeminini içirmek için canla başla çalışıyor. Bu ne hiddet, bu ne hizmet!

Devletin kucağına atılmanın nedeni nasıl olgunlaşmış?

Türkler kavga edip Sovyetler birliği gibi dağılmasın diye, Devlet 1984’te Kürdleri ve Alevileri korkuluk olarak karşılarına dikti ve farklı odun çürüklerinden oluşan Türk toplumunu birleştirmeyi başardı.

Seçim için birliklerini bozmazlar. Kürdler ve Aleviler bir yıl seslerini keserlerse Sünnî Müslüman gerici Türkler karşılarında yapay düşman göremeyince gevşerler ve Türkiye dağılır.

Eğer dikkat edilirse TC sıkıştığında devlete karşı bir kaç silah sıktırıp tekrar canlanabiliyor.Kürdleri ve inanç üzerinden Alevileri “düşman korkuluk” olarak biçimlendirip yönlendirerek, bunun karşıtlığından Anadolu’nun farklı cins armutlarından bir Türk kimliği yaratma TC Özel Savaş Stratejisidir. Bu stratejiye herkes bilerek veya bilmeyerek destek sondu işte…

Diyalektikte biz buna karşıtların kirveliği diyoruz. Bu kirveler TC’yi dağılmaktan kurtardıktan sonra Türkiyeye arabesk gömlek de giydirdi. AKP bu stratejinin ürünüdür. Köylü nüfus hareketleriyle Şehirler dünyanın en büyük köyleri haline geldiler. Şehirlerde köylerini inşa ederlerken şeyhlerini, seyitlerini, üfürükçülerini birlikte getirdiler.

Bu imanlı potansiyel AKP iktadarı oldu. Dr. Hikmet Kıvılcımlı barbarlarla uygarlar konusunu çok iyi işliyordu.

Bize iyi bir teorik miras bıraktı ama köylü gençler köylü çoban sopasıyla devrim yapmayı zalim Polpot’tan öğrenmeyi tercih etti.

Derin devletin işleyişi aşağı yukarı biliniyor. Köleleştirme sorunundan ziyade çöl inançlarıyla itaati bir zorunluluk haline getirilmiş gelenekçi  toplumu istenen bir anlayışa çekme.

Yani arabesk toplumdan alaturka topluma yönlendirme. Misak-i Milli metni okunduğunda barbar kavimlerin hala yerleşme eğilimini bölgede talan amaçlı süper güç olma eğilimine geçtiği görülüyor.

Bunun için Kürdler en planlı biçimde kullanılması gerekiyor. Mezopotamya uygarlarından artık bahsedemediğimiz için Kürd toplumunun çok geri olduğunu kabullenmeliyiz.

Selanikliler çok korkunç oyunlar oynuyor, Kürdler 1400 yıldır Mekkeliler tarafından zihniyet köleliğini yaşıyorlar.

Dünya Kürdlerin bölgede bir aktör olmasını isterken Kürdler hala cinlerden perilerden bahsediyorlar. Eğer Kürdleri karşıtların birbirine hizmet etme kuralında değişim derin politikalarla sağlanmasaydı, Türkiye dağılmakla karşı karşıya gelirdi.

Aleviler ve Kürdler Sünni ırkçılara korkuluk olarak gösterilip karşıtlığında Sünni ırkçı bir çoğunlukla birlik sağlandı. Bu birlik Avrupa karşıtlığı olarak gelişirse Recep çöl petro-dolarlarıyla halifeliğe koşturulur. Çöl vahşilerinin gücü olmadığı için, bu vahşiler ırkçı Türk potansiyelini kalkan yapar.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ULU DEVLET VE CİCİ MİLLET!

Posted by kaniyasor 5 Nisan 2019

k.y.Kani Yado – 05.04.2019

İnsanlar, değişim sorumluluğunu bir ihtiyaç olarak görmediğinde devleti, iktidarı veya karşıdaki hizipleri suçlar. Bu talihsizlik ve sorumsuzluklar yüzünden Ortadoğu çözümsüzlük yumağına döndü.

Bu koşullarda gerici yaşam biçimi ve gerici siyaset ve gerici yönetim dünya milletleri tarafından çağdışı olarak ifade ediliyor.

Birey kendinde, bireyler toplumda değişim programlarına sahip olmadığında muhafazakarlık ayak diretmelerinde çivilenir.

Devletlerin karakterinin vasati durumunu belirleyen tüm vatandaşların ortak karakterlidirler. Biz bir komedi yazımızda “eşeklerin eşekliği” konusunu işlerken bu acil konuya değinmiştik.

Rabbimizin bizim için hayat partneri ve emektarımız cefakâr eşeğimizi tahlil edemeden insanları ve toplumları nasıl tahlil edebiliriz?

Öncelikle insan denen unsurların doğru tahlili yapılmadan doğru sonuca varamayız. Geleneksel gerici Ortadoğu devlet biçimleri ve yaşam biçimleriyle tanınmaz hale gelen Kürdler Türklerden farklı mı?

Hayır. Yaşam felsefesiyle, üretim biçimi ve siyasal eğilimleriyle tüm gerici toplumlar birbirine benzerler.

İnsanların dinlere ve siyasetlere yönlendirilmesi vicdanın hüneri değildir, devletlerin kullandıkları askeri ve sivil asalak sınıfın ve devlet kadrolarının aktif çalışmasının ürünü olan başarısıdır.

Kolayca yönlenebilecek kadar çağdaş uygarlığa yakınlaşmamış toplumların kötü yönlenmesi bir vakadır.  Başka şekilde nasıl olabilirdi?

Kendi değerlerini unutup Arap çöl vahşet yaşam biçimine sevdalanan toplumların siyasal eğilimleri ne olursa olsun iç karşıtlıkların ortak özelliği tıpa tıp birbirlerinin benzer oluşlarıdır.

Aleviliği yaşamalarının ve politik aktivitelerinin merkezine koyan gericilerle çöl karanlık yaşamını dinsel ve politik tercihlerinde esas alan ve aynı biçimde tarihin çarklarını geri çeviren gerici Sünnîlerle kavgalıdır.

Merhum sosyolog Ali Şeriatî’nin dediği gibi kavgalar benzerler arasında olur. Bu benzerlerin ümmet olmalarından dolayı sosyolojik tekamülü frenleyerek hiçbir Müslüman ülke millet olmadı.

Halkların ümmet kardeşliği siyasetiyle insanlar iradelerini itismarcı siyasal veya dinsel erklere kaptırmışlar.

Kürdistan’da milli üst kimliğe yükselip ümmet kimliği ikinci sıraya düşerse millet olarak tekâmül eder.

Dost güçlerin beklentisi budur. Aksi halde Kürdler arasındaki çatışmalı kültür benzerliği milli birliği engelleyecektir.

Halklar ve dini cemaatler değil, aşiretler güçlenip milleti oluşturmaları gerekiyor. Aşiretler millet olmanın alt yapısını teşkil ederler.

Aşiretler birliğinin pratik yansıma millet oluşumudur. Milli birliği bundan başka izah etmek mümkün değildir.

Avrupa Hıristiyan ümmeti üst kimliğine sahip olduğu süreçte aşiretler birliği şeklinde tekâmül etmediği için millet(ulus) yoktu, Roma merkezli Hıristiyan şeriatına dayanan ümmeti vardı. Hıristiyanlık etkisizleştikten sonra milletleşme(uluslaşma) başladı.

Avrupa’da Yüz Yıl Savaşlarını tekrar okumak gerekir. Uzun süren bu sürecin en sonunda Hıristiyan dini ve din adamlarını Vatikan Kilise Devlet’inin geleneksel tahakkümünden koparılıp özgürleştirildikten sonra sorun çözüldü.

Bu zorlu ve kanlı süreçten sonra Avrupalıların etnik kimliği ümmet kimliğinin önüne geçerek millet olma süreci başladı.

Secularizm dediğimiz laiklik ile devletin dini kullanmak yerine özgürleşmesini benimseyerek insanların vicdanı tutsaklıktan kurtuldu.

Müslüman halklar ümmet kaldıkça millet olma sürecini aşamazlar ki ulusal devlet olsunlar. Kürdler de hala millet olamadı, çünkü hala ümmettirler. TC insanlarımızın doğru düşünme yeteneğini din ile engelliyor…

Millet olamayan bir toplum devlet de olamaz. Millet kimliği üst kimlik olarak din kimliği ile yer değiştirdikten sonra mümkündür.

Kürdler aşiretten millet olma sürecini yaşamadan ümmet oldular. O yüzden devlet olamıyorlar. Kürdler aşiretten millet aşamasına geçmediği için birbirinin ayaklarından yakalayıp cehenneme sürüklüyorlar!

Referandum sürecinde de milli bilinç yerine ümmet bilinci egemen olduğu için Kerkük ve Musul’u Araplara kaptırdılar…

Avrupa Vatikan merkezli Hıristiyan şeriat yönetiminden kurtulduktan sonra uluslaşma sürecine girdi ve milli devletler kuruldu.

TC tarafından Kürdleri halkların kardeşliği siyasetine yönlendirilmenin sebebi uluslaşmayı(milletleşmeyi) engellemektir. Aynı şekilde dini kurumlar üzerinden ümmet kardeşliğinin pratik yansıması millet olmayı engeller.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

MUSTAFA KEMAL VE SİSTEMİ LAİKLİK DÜŞMANIDIR

Posted by kaniyasor 27 Mart 2019

k.y.Kani Yado 27.03.2019

Türkiye’de herkes T.C. devletinin tarihi ve siyasi yalan bilgileriyle yetinir ve bununla biçimlenir. Mustafa Kemal laiklik düşmanı bir beyaz Türk ırkçısıdır. Dinin özgür bırakılmadığı gerici ülkelerde olduğu gibi bu kafatasçı Türk diktatörü insanlık erdemlerinden yoksun şeriat devletleri gibi dini devletin Türk-İslam rezilhanesine hapsetti.

Mustafa Kemal, Diyanet işleri Başkanlığı denen gerici müesseseyi kurarak dini zehirli yılan gibi besleyip büyüttü.  TC devleti dini siyasette kullanmak için bir devlet kurumu olarak hazırladı. Oysa din devletin dışında özgürleştiği zaman insanlara zarar veremez duruma gelir.

Yüz yıla yakın sürede Osmanlı devletinin Şeriat sistemiyle insanlıktan çıkarıldığı yetmiyormuş gibi, bu toplum Cumhuriyetle birlikte Türk Nazi ırkçılığıyla toplumu tamamıyla tanınmaz hale getirildi.

Kirli toplum seçimlerle ancak Recep gibilerini dışkılar, kirli toplumun başka marifeti olamazdı!

Kemalizm’in başka ne marifeti var?

Şimdiye kadar bütün şehir ve köy mahalleleri Sünnî Alici, Osmancı, Ömerci ve Yezitçi üfürükçülerin denetimindedir.

Sistemin yarattığı ucube Kemalistler onunla gurur duyabilirler ama sistemin dışkısından dünyada benzeri görülmemiş ve terör üreten ucube bir arabesk toplum yarattı.

Moğolistan’a giden Türk televizyoncu hangi Moğol’a mikrofonu uzatıp “siz Türkleri seviyor musunuz?” diye soru sorduğunda istisnasız hepsi “sevmiyoruz” diye cevap verdi.

Kendi ırkından olanlar Türkleri sevmiyorsa, dünya Kemalistleri iyi tanıyor ama henüz Kürdler tanımıyor.

Hatta aşağılık duygulara tutsak düşen Kürdler bu tür tekçi diktatör olmak için, Mustafa Kemal’i referans aldılar.

Her gece binlerce Kürd rüyalarında kendilerini TC generali görüyorlar. Şeriat düzeni Osmanlı ve Kemalin biçim verdiği dinci/cinci Kürdler köle sadakati misyonunu tam kapasite yerine getirdi

İşgalci TC’nin, Kürd sorununa ve Kurd ulusal bağımsızlığına ve bağımsızlıkçı ulusal partilerine karşı olması çok normaldir.

Normal olmayan işbirlikçi Kürdlerin gerekçesiz olarak TC’den yana olması ve Kürd ulusalcılığına karşı çıkmalarıdır.

Bu durum Kürd siyasal faaliyeti değil, TC siyasal faaliyeti hanesine yazılması gerekiyor. Kuzeyde Berzani hareketinin taraftarları sayısal olarak Güneyden daha fazladır.

Kürd milli meselesine en büyük darbe Arap yaşam biçimine/kültürüne saplanmış İslamcı Kürd gericilerden beklenmelidir.

Berzanî Hükümeti Güneyde bu arabesk gericilere göz açtırmıyor. Kuzeyde ise TC onlara derin ilişkiler üzerinden İslamcı gericilere destek sunuyor. TC Güneyde ve Kuzeyde Kürd komünistlerini de kışkırtıyor.

Komünist Rusya geçmişte her zaman bölge gericilerinin yanında yer aldı. Bu beraberliği pazar sorununa bağlasak da, özünde İslam ve Hıristiyan şeriat düzenlerinin kamusal mülkiyete dayalı prokomünist sistemler olduğundan dolayı kan çekiyor…

Recep ile Putin bu kan çekiminde dolayı bugün çok samimi görünüyorlardı. Cumhuriyetin kuruluşunda en büyük parasal ve silah yardımı Sovyet Rusya’dan gelmesi şaşırtıcı değildir.

Türkiye toplumu Kürdler dahil diğer Müslüman toplumlar gibi tek tanrılı siyaset ile biçimlendi. Osmanlı devleti yıllarında padişahın İslam halifesi sıfatını da taşıması insanları tek tanrılı siyasette biçimlendirdiğiyle yetinmedi, aynı zamanda Kemalizm’in Türk Nazi hareketi CHP ile iradesizleştirilen toplum yeni tanrı liderlere secde edebilecek durumları iyice pekişti. O yüzden tüm Müslüman halklar gibi Kürdler de tek tanrılı siyasetten şaşmadı ve Türkiyelilik siyaset bataklığına saplandı.

Bu durum yeni değil. En azından 2000 yıl önceden beri yaşanılan Köleci toplum sisteminin kanıksanmasıyla ilgilidir.

Kölelerin efendilerine sevdalanması dağları devirmiştir. Muhammediye orduları zülfikarları çekip ülkeleri fethederken kutsal dinlerinde vaat edilen hurilere bu dünyada cariye olarak kavuşmuşlardır.

Recep tanrı/lider olmada en kazançlı çıkan olabilir ama bunların sonu fare deliklerinde yakalanmakla noktalanıyor. Ne kötü kader değil mi?

Hiç kimse iradesiyle ne doğru şeyler yapar ne de yanlış şeyler yapar. Derinden gelen tekçi bir kudret her kese siyasal istikamet gösterir.

Tek tanrılı dinlerin tutsağı olan toplum, aynı zamanda tek tanrılı siyasetlerin de kurbanıdır.

Türkiye’de belirleyici olan devletin örtülü ödenek bereketidir. İnsanların önüne hangi ezberler atılmışsa, o ezberlerle yetiniyorlar ve yönleniyorlar. Türkiye’nin teröre ihtiyacı olduğu için siyasal derinlik terörü inşa etti ve bununla siyaset yapıyor.

Kürdler ve Aleviler kendi iradeleriyle siyasal dinamizme kalkışmadılar. Yani Devletin ihtiyaç duyduğu kadar sol, sağ, dincilik aktifleşti.

Türkiye’deki değişim toplumun isteğiyle olmadı. Avrupa’nın dayatmasıyla devlet içindeki çetelerin bir kanadı tasfiye edildi. Şimdi o çetelerin başları devletin yeni biçimine hizmet ediyorlar.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ALÇAK VE YÜKSEK,YANİ ALT VE ÜST SINIF

Posted by kaniyasor 24 Mart 2019

k.y.Kani Yado – 21.03.2019

Alt sınıf, bilinçaltı psikolojik sorun mağdurları olarak genellikle birbirine “akçak” ithamıyla küfrederler. Bu kavram tesadüfen ortaya çıkmadı. Alçaktan uçanların mekân olarak hasreti! Bu konuyu işlerken “Vay sizin alçaklığınızı ve yüksekliğinizi…!” demeyeceğiz. Çünkü alçak sınıftan ve üst sınıftan olmak bireyin iradesiyle oluşmuyor.

Bu küfrü kullananlar yüksek sınıfın alt sınıfa, yani alçak sınıfa en fütursuzca biçimde küfür sallamak olduğunu fark edebilmeliyiz. Alt sınıf unsurları da üst sınıftan olmanın özlemiyle birbirini alçaklıkla itham ederler.

Bizim için kavramlardan hareketle önemli tespitleri ve bu tespitlerde toplumun zararlı unsurlarını doğru tahlil etmek temel amaçtır. Yani biz neden böyle hastayız?

Asırlarca uzun bir sürede bölgeyi karanlığa sürükleyen lanetlik gericiliğin tahrikiyle üretilen kavramlar ortaya çıkarken bu çürümüşlüğü çöpe atmayı esas alırız.

Burada da insanlık erdemlerinden uzaklaşan unsurların kullandığı “alçak” kavramının rezil tarihini anlatmaya çalışacağız. Bu rezil kavram nereden aklımıza geldi ve biz neden tez ve tahlil konusu yapıyoruz?

İnsan, kendisi gibi düşünmeyen insanlardan doğruları veya yanlışlarından hareketle gerçekleri öğrenebilir.

Mesela, faşist eğilimli gerici sağ ve sol çevrelerden sık sık “alçak” küfrünün kullanıldığını duyarsınız veya görürsünüz! Bundan hareketle misalleri çoğaltarak küfür olarak kullanılan kavramlara ulaşırsınız.

Bu kavramları sıralasak kimsenin yüzünün kızaracağını sanmam. Çünkü insanlar gerici atmosferde o gerici rengi kanıksayarak o renge girmişler!

Birbirine akçak derler, Dürzü derler, Zendık derler, Ermeni oğlu Ermeni, Kürt oğlu Türk derler…

İdeolojiler ve siyasi literatür bir ezbere dönüştüğünde birçok kavram ezberlendiği gibi kullanılarak bu ezberlerin fanatiklerini deşifre ediyor. Üst sınıf ve tabakalardan toplumun ağzına necaset gibi yapışan “alçak” küfrü ve benzeri çok sayıda aşağılayıcı kavram vardır.  Biz bu musibetlerden hareketle birçok gerçekleri yakalayabiliyoruz.

Yaşamımızdan çok öğretici misaller verebiliriz. Biz İzmir’de yedek subay eğitim devresindeydik. Geçici kararla 4 aylık sürede yüksek öğrenimli birikimi eritmek istediler. 1975’te 68 dönemi arkadaşlarımızla birlikte eğitimdeydik.

Cezaevinden çıkmış ve diğer arkadaşlarımız askerde de bir araya geldik ama herkesin giyimi aynıydı. Biz faşistleri nasıl ayırt edecektik? Biz tartıştık ve ortak karar aldık:

1-Eğitim alanından dönerken kim en önce yemek sırasına girerse onlar faşisttir.

2-Kim “alçak” kelimesini çok kullanırsa, insan olup olmadığına şüphe ile bakmalıyız. Bizim tespitlerimiz dört dörtlük tuttu ve böylece faşistleri ortaya çıkardık.

Koşarak yemek sırasının en önüne yetişenlerin tümü faşist çıktı. “Alçak” kelimesini tek tük gerici sosyalistlerin de faşistlerin üslubundan öğrendiği bu kelimeyi kullandıklarını da fark ettik.

Nasyonal sosyalistler diğer sosyalistleri ayırt etmek de zordur. Ekim Devrimi Rus Parlamento’su Duma’da Bolşeviklerin çoğunluk oylarıyla gerçekleşmişti.

Köylü sopasıyla devrim yapmaya çalışan köylüleri nasıl sosyalist sayabilirdik?

Subaylar birbirinden çekinmiyorlardı. Hangi subay gerici, hangileri ilerici olduğu biliniyordu. Subaylar hepsi bu kelimeyi kullanıyorlardı. Alçaklık, alt sınıfların seviye sıfatı olarak literatüre girmiş.

Eskiden yükseklik, üst sınıfı tanımlardı. Bir Alevi seyit alçak seviyeden olan bir insanla evlenemezdi, yasaktı. Bir Atinalı asil, alçak seviyede olan bir köle ile evlenemez; onu alınabilir, satılabilir bir mal kabul ederdi.

Biz, gericilerin marifeti olan olayları ele alırken gericiliğin bir tarafına yaslanamayız. Gericiler arasında fark olmaz.

Gericilik de uluslararası sorundur. Ali ile Yezit arasında zerre kadar fark olsaydı, biz bu yobazlar hakkında bir şey yazma gereğini hiç duymazdık.

Zülfikarı cehaletin ve zulmün aracı olduğunu yazdığımızda birçok Alevi solcu gerici tepki gösteriyorlar. Bu yüzden fanatik Alevi arkadaşımızı çoğunu küstürdük.

Peki, bu sorun sadece Türkiye’nin gerici toplumuyla mı ilgilidir? Hangi İslam ülkesi Türkiye’den daha iyidir?

Bu çöl beyinli tüm gerici toplumlarda vaziyet aynıdır.  Bir ara yazdığım bir güldürü yazısında önerim vardı.

Bizim coğrafyada eski eğitim sisteminde ilmi kelam, çağımızın eğitim sisteminde ideoloji dediğimiz fikir mantığını “kerometre” veya Zazaca  ismiyle “herometre” ölçü aletini kullanmadan doğru tahlil yapamayız” demiştim. Bu bir espriydi ama bu önerim hala günceldir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TÜRKİYE ÖZEL SAVAŞ MEKANİZMASI NASIL ÇALIŞIR?

Posted by kaniyasor 16 Mart 2019

k.y.Kanî Yado – 16.03.2019

1964 yılından beri sağ ve sol gericiliği tanımaya başladım. Çok acayip musibetlerle karşılaştığımız gibi, yanlışların karşıtlığından doğrulara varmak entelektüel anlamda mümkün oluyor ama T.C. Devletinin toplumu istediği şekilde yönlendirmede başarılı olması hangi acılara neden olduğunu hepimiz gördük.

TC’nin siyaseti yönlendirip insana istediği biçimleri verdiğinde insanı hangi kalıba koyar?

Bir sosyolog gözüyle Türkiye’ye baktığımızda radikal sağ ve radikal solun bu ülkenin en gerici kesimi olduğu ortaya çıkıyor. Bu ülkeyi tahlil etmekten aciz, okuma yazması olan aydınların olduğu koşullarda bize iş düşmemesi gerekiyordu.

İnsan yönlendirilip ukalalığın insanı tutsak aldığı koşullarda, insan kendini bir şey sandığında, insan çok gülünç duruma düşer. Komutan olur, general olur, Bekçi Murtaza olur, vatan kurtaran Şaban olur…

Bu koşullarda biraz fazla teori okuduğunda insan kendini bilimi sollamış görür. Soldan çok üfüren bir profesörümüz vardı. Kanatlanıp havada uçuyordu. Devlet-i alinin hatırı için nice örgütler kurdular, nice canlara kıydılar! Hele askeri düdükçülerin bir yüzbaşısı vardı, devrimci subaylar grubuna sızmıştı.

Bu istihbarat subayı çanta dolusu parayla dolaşıyordu, ismi İlyas’tı. Rüşvet verip örgüt kurduruyordu, insanlar tutuklanınca cezaevinden askeri kıyafet giydirerek çıkarıp Kızıldere’de öldürtüyordu. Sonra isim değiştirip yeni kimlikle okumaya gelen talebeleri yönlendirme kudretini göstermeye devam ediyordu. Danışıklı ve danışıksız savaş çıkartıp askeri darbeye gerekçe istihsal ediyordu…

Sonra düdükçü generaller piyasaya çıkıyordu. Düdükçü generaller sivil siyaset karşısında sıkıştığında danışıklı unsurlarını şiddete kolayca yönlendirebiliyordu.

Düdükçü generaller değirmencilere dur dediğinde duruyorlardı, vur dediğinde vuruyorlardı. Yani devlete güdümlü siyasetin ismi “dur vur, vur dur” olmuştu…

Aslında siyaset pazarını tahlil etmek için psikolog olmak gerekmiyor, elimizde bu konuda malzeme çoktur. Psikanalizci Freud gibi biri bunu  analiz etseydi konu daha iyi anlaşılırdı.

Devlet 70 yıllarının başında Alevileri sola yönlendirirken, Sünni aydın ve Sünnî ailelerden devrimci kesimi Alevilerle birlikte olmamak için hayat boyu bir istikbal vaat ediyorlardı. Bunu kabul etmeyenlerin vay haline! Ya devletin Kürtçüsü ya devletin Sünnî’si ya da devletin komünisti olmak mecburiyeti derin bir şekilde oluştu.

Bizim arkadaşlarımız bir kısmı idam edilmişti, bir kısmı Yüzbaşı İlyas tarafından asker elbisesi giydirilip Kızıldere’ye götürülüp yok edilmişti. Bu koşullara devlet, sağı, solu, Kürdü kolaylıkla yönlendirebiliyordu. Talimatlarla insanlara siyasal renkler verildi!

Bunun dışında kalanlar öldüler veya yaşayan ölü oldular! Çünkü devletin Saidî Nursi’ye yaptığı gibi, Fetullah Keremullah, Recep Tayyip  Veliyullah gibi beslenmediği zaman o kişi balon olup şişmiyordu ve toplum tarafından ilah olarak benimsenmiyordu.

“Aleviler dinsiz-komünisttirler” benimsetilmesi gereği şeklindeki T.C. Özel Savaş Dairesinin tercihi vardı. Bu belgelidir. Alevilerin karşıtlığında böylece Sünniler sağ çoğunluğa yönlendirildi ve beyinsiz Sünnî gericilerin Alevi gericilerin karşısında çoğunluğa sahip  iktidara kavuşturulup, Alevi siyasi gericiler sol azınlığa çevrildi.

Maraş Katliamı devletin projesi olarak bu yüzden gerçekleşti. Kürdler bölücü pozisyonu misyonuna itilince tüm 3 KKK dediğimiz korkuluğu, T.C. yönlendirmesi faşist milliyetçi ırkçı Türkiye toplumu çelikleştirildi.

Bu şekilde farklı etnik yapılardan oluşan parçalı gerici Türkiye toplumu din-imanın etrafında birlik olup Türk kimliği pekişti!

Türkiye bölündü, bölünecek söylemlerine bir iki silah sesleri ve al sana sonuç! Asker cenazeleri, üç tekli slogan faşizm çelikleşti! “Tek millet, tek bayrak, tek vatan!” Bu sonucu kim ayarlıyor?

Tek kelime ile devlet! T.C. istediği zaman silahlar sıkıldı, T.C. istediği zaman silahlar sustu. Biz yöremizde aklı başında olan değerli insanlarımızla birlikte devletin bu planını bozduğumuz için yöremizde zor duruma düştük. Devlet planı uygulayamayınca devlet bu başarısızlığını şeref meselesi yaptı!

Alevileri yalnız bırakmadığımız için yöremizde T.C. planı bozulmuştu. Din adamı babam atılmaya karşı önlem olarak hemen emekliye ayrıldı. Ben ise devletle inatlaştığım için devlet ölüm kararı çıkarır çıkarmaz firar ettim. Bu olaylar yaşandı ey devletin kolaylıkla istediği yöne sürüklediği ve devletin düdüğüyle yürüyen toplum!

Burada belgeleri yayınlasam bile kimse dönüp bakmaz. Çünkü bakmak için de T.C. devletinin yönlendirmesi gerekir. Görseler bile devlet talimatı olmadan kimse inanmaz!

Saidi Nursînin Teşkilatı Mahsusa’da kadro olduğunu devlet inkâr edemez ama T.C. tarafından beyinleri kodlanmış/aldatılmış gerici İslamcı toplum Albay Saidî Nursî’yi evliya olarak görür.

İşte bu imanlı araziler böyledir! Kimse kendi öz iradesiyle düşünmez, dışardan düşündürülür.

Devlet istediğini nemır yapar, istediğini öbür dünyaya gönderir. Devlet devlettir. İstediğini objektif devlet haini, istediğini sübjektif devlet haini yapar ve aklı başında olan herkesi bitirir.

Her kesin kulağı devletin derinden çalacak düdüğünde! Rahat! Hazır ol! Kürdistan’ı unut! Ankara’ya marş marş!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

SİYASİ AĞALARIN SİYASİ HANIM AĞALARI DA VAR

Posted by kaniyasor 12 Mart 2019

 

k.y.Kani Yado – 12.03.2019

Siyasal alanda yaşanan komedilerin bir gün bizi psikolog komedyen yapacağı aklımızın köşesinden geçmedi. İnsan komedileri yaşayarak, görerek, acı çekerek veya kahkaha ile gülerek senaryo haline getirmesinin sanat değeri yüksek olması gerek.

Bir gün TC güçleri, bir kasabasındaki tüm devlet muhalifi Kürdleri göz altına alırlar. İçinde her meslekten, her sınıf ve kategoriden muhalif  insanlar vardır.  Tabi operasyondan sonra, feryad, figan, koşan koşana! Çok sayıda insan götürülünce sanki ilçe boşalmış…

Operasyonda gözaltına alınanların nereye götürüldüğü de henüz belli değil. Öldürülecekler mi, yoksa her iki gözlerinden mi öpülecek, kimsenin malumu değil!

Kürd aileler hepsi telaş içinde sağa sola koşarlar. Gözaltına alınan halktan birinin hanımı yolda bir siyasi  ağanın hanım ağasıyla  karşılaşır. Bu siyasi Hanımağa:

– “nedir senin telaşın, nereye gidiyorsun, neden gözlerin yaşlı, sizden biri mi öldü?” diye sorar.

Digeri:

-“benim herifim de gözaltına alındı, biz perişan olduk, nereye götürüldüğü bile belli değil” demiş.

Siyasi Hanım ağa kaşlarını çatmış ve bağırarak:

-” Kazanın ileri gelenlerini gözaltına aldılar, senin zavallı heriften ne istiyorlar bunlar?” demiş.

Diğer hanım hemen cevabı çakmış:

­  – “benim herif kazanın ileri geleni değil, benim herifim devrimcidir, o yüzden götürdüler” demiş.

Hele bir düşünün! Mazallah bu ileri gelen siyasi ağalar iktidar olduğunda neler gelir başımıza!

Kamboçya’da Polpot yönetimi, diktatörün ve diktatörlüğün garantiye alınması için ülkede okuma yazma bilen tüm insanları öldürdü. Her yerde ve gökte, denizde ve karada, hatta Kuzey Kürdistan’da aynı durum olmayacak diye bir neden yoktur!

Bu koşullarda, siyasi gundî sol ağaların ağalığının sarsılacağı ihtimali için okuma yazma bilenlerin de Kuzey Kürdistan’da can güvenliği garantide değildir.

Sanki olmadı mı? Kuzey Kürdistan köyünün tek horozu kalmak için Kürd aydınlar yok edildiği gibi okuma yazma bilenlerin de yok edilebileceği hesap edilmelidir.

Bir düşünün, Kuzey Kore diktatörü Mr. KİM her şeyi yapabilecek durumda değil mi? Bizde neden olmasın? Okur yazarlar uyanın! Biz sustuk bittik, siz sessiz kalıp bitmeyin!

T.C’nin tek tanrılı siyaseti, bu belalı tek tanrılık siyaseti  tabelasını Kürdlerin boynuna geçirerek da Kürd olmayan tüm halkları Türklük kimliğinde pekiştirmeyi garantiledi.

TC, Türkiye’nin dağılmaması için Kürdleri kendine karşı düşman rolüne yönlendirdi. Kürdler öyle yozlaştılar ki, Kürd ulusal bayrağına bile düşman hale getirildiler.

Türkler ise Kürd düşmanlığında bilenirken, Kürdleri gördükleri yerde linç edebilecek duruma geldiler.

Bu durumda MİT masalarındaki komedilerle üretilen demokratik siyaset uydurmasıyla nasıl çözülür?

HDP bir Kürd partisi değildir ve danışıklı bir durum yoksa sömürge koşullarında mümkün değildir. Bu bağlamda HDP’nin Kürd partisi olmaması çok çok normaldir. Yaratılan sunî umutlar neden?

Anadolu’da yaşayan tüm esir halkları TC’nin devlet müridliğine yamamak insanî bir davranış değildir.

Bana göre HDP Türkiye için demokratik olabilir ama Kürdlerin bölgede ulusal bağımsızlık sorunuyla ilgili olamaz.

İşgalci TC’ye yarayan bir politika işgale uğramış, ulusal tüm değerleri inkâr edilmiş mağdur Kürd ulusuna yaramaz. Zulmetmek Türkiye’ye yarıyorsa bize insanlık yarıyor!

Sömürge bir ulus olan Kürdler anayasal sözleşme ile taraflar arasında sömürgeci bir devletin meclisinde resmen Kürdleri temsile sahip değil ise, işgali desteklemekten başka bir anlama gelmez.

Sömürgecilerin meclisinde esaretimizi onaylayan yeminli siyasi ağalardan müteşekkil vekil olmayı tartışmayıp, Türkiye’yi demokratikleştirme, bölgeyi demokratikleştirme komedisi başlı başına incelemeye değer bir konudur.

TC’ye sadakatin imanlı ve imansız biçimleri üzerinde tartışmak saçmalık değil mi?

Tek tanrılı siyaseti bize dayatan T.C. Kürdleri çok sinsi puştlukla kendi siyasetine yönlendirmek, kanlı yüzüyle dünya gündemindedir. Biz bir ulusuz. Bizim üfürükçülerimiz de olacak, dincilerimiz de olacak, bilimsel düşünenler de olacak ama zalim ve sömürgeci TC’nin meclisinde değil, kendi ülkesinde ve kendi meclisinde!

Toplum farklı renklerde anlam kazanır. Öncelikle işgalci TC’nin meclisinde temsil edilmenin ne anlama geldiğini düşünelim! Hele TC’ye bağlılık yemini etmek!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

T.C. İLE İNATLAŞMAM ÖLÜMCÜL KOMEDİYE DÖNDÜ

Posted by kaniyasor 1 Mart 2019

k.y.Kani Yado – 01.03.2019

Vatan kurtaran Şabanlığın revaçta olduğu çayırlarda gerçekleri komediyle dile getirmek bana kısmet oldu. 68 sürecinden sonra 12 Mart Ordu Müdahalesiyle bazı arkadaşlarımız vuruldular, bazıları idam edildiler. Ölen arkadaşlarımız ölü severlerden kurtuldular ama biz cezaevinden çıktıktan sonra ölmediğimiz için mağdur olduk.

Biz tesadüfen ölmeyenler, tesadüfen yaşayanlar T.C. belasından kurtulduğumuzu düşünürken, devletle aramızda namus sorunu vuku bulunca, devlet ayarında yaşamadığımız için çok huzursuz edildik. Devlet ile danışıklı olan imtiyazlılar ise şabanlaştıkça şabanlaştılar!

İnsan Prof. Yalçın Küçük gibi T.C. unsurlarının tuzağına düşmediğinde, emir ve talimatlarla düşünmediğinde, T.C. devlet üretme çiftliği ürünü siyasi abilerin kapıkulu veya tazısı olmadığında TC’nin yönlendirdiği güzel gözlü sıpaların gıdıklamasına maruz kalabiliyor!

Bu ne lanetlik TC’dir bizi hiçbir yerde rahat bırakmıyor!

Öyle ya! Yüzbaşı İlyas, bir daha kimlik değiştirmiş. Örtülü ödenek nimetlerinden yararlandırmak için para çantalarıyla arkalarından dolanarak rüşvet verip devlet ayarına getirmek için adeta yalvarıyormuş gençlerimize!

Siyasal köle piyasasına bir anda devlet ayarlı kudret boy gösteriyor! Subhanallah bu ne iştir? Ölürsen kıymetin çok, yaşarsan kıymetin yok ve bu da yetmez, devlet ayarlı olman lazım! Yoksa Azrail her an kapında, ensende!

Ben sadece benim T.C. ile namus meselesini anlatırım, başka kimsenin başına gelen veya gelip de saklayan kimseyi anlatmayacağım.

Anlatmak o kadar da kolay değil. Üstad Uğur Mumcu devletin siyasi tazıları hakkında iki cümle yazar yazmaz devlet tarafından havaya uçuruldu!

Benim hiç örgütsel bağlantılarım yoktu. TC’ye kafa tutmam TC’nin hala yakamı bırakmamasına neden oldu.

TC’nin bu kadar bênamus olduğunu bilseydim belki külhanbeyi gibi kafa tutmazdım. Yumuşak geçiş yapardım! Hani genciz ya, hem de devrimciyiz, kahramanlık efsaneleri bize çok yakışıyordu ya!

Psikologlar bu kahramanlık durumumuzu iyi tahlil ediyorlar ama ben gururuma yedirip erkekliğime mok sürmemek için psikologları bu işe bulaştırmayacağım.

TC ile namus meselesi nasıl başladı?

1970’lerin başlarında, bir gün hiç beklemediğim bir misafir kapımızı çaldı. Kapıyı açtım bir herif, şalvarlı. Onu sık sık çarşıda görüyordum, bıyıkları her kese meydan okuyan bir herif! Hemen kapıda konuşmaya başladı:

-“Efendi elçiye zeval olmaz, ben sana bir şey diyeceğim bana kızma” dedi.Ben konuşmasını kestim ve:

-“Ben misafirlerimi kapıda bekletmem, içeri geçelim çayımızı içerken konuşuruz “ dedim. İçeri geçtik, çayımız gelmeden konuşmaya başladı:

-“Efendi Elazığ’dan iki memur gelmiş, Kaymakamlıkta oturuyorlar. Bana, sana söylemem için senden bir ricada bulunuyorlar. Dediler ki, Alevilere sahip çıkmasın, hayatının sonuna kadar rahat eder, devlet her zaman desteğini sunar” Bir anda sanki ev üzerime yıkıldı!

Vatandaşını vatandaşına karşı düşmanlık! Bir suskunluk çökerken kendi kendime içimden “bu ne domuz bir devlet, vatandaşlarının güvenliğini sağlayacağına, vatandaşı vatandaşa karşı kışkırtıyor!”

Dedim ki, “o iki efendiye söyle, devlet cesedimin üzerinden geçmeden Alevilere dokunamaz. Onlar vatandaş, onlar kirvelerimiz, onlar kanımız, onlar canımız, akrabalarımız. Arapların Şii ve Sünni pisliklerinin birbirine karşı düşmanlıkları bizi hiç ilgilendirmez” dedim.

Bizim bıyıklı herif: “Tamam ben söylerim, ben elçiyim söylediğini aynısını söylerim” dedi ve uğurladım kapıya kadar.

Ben toparlandım, düşünmeye başladım. Neden bu kışkırtma? T.C. devleti bununla ne yapmak istiyor? Şimdi diğer siyasi insanlara da aynı teklifleri yapmışlar veya yapacaklardır. Acaba kaç kişi hayatlarının sonuna kadar bu zalim devletin sağladığı imkânlarla rahat edecek? Ben Alevilere düşmanlık yapmadığımda TC devleti Alevileri bana düşman yapmakta gecikmeyecek! Sorular sorular sorular…

Alevi siyasilere hangi teklifle gittiler acaba? Peş peşe kendi kendime sorular sordum, cevaplarını ihtimaller üzerine kendim verirken çözdüm!

Plan şu: TC devleti kendi faşist tosuncuklarıyla Alevilerin üzerine gidecek. Biz yerliler Alevilere sahip çıkmayacağız ki, TC devleti Alevileri komünist düşman gösterip Sünnileri ehli iman göstererek. Böylece Türkiye’de Cepçi Recep gibi çağdışı  unsurların öncülüğünde muhafazakâr Sünnî iktidarlaşmasını hedefleyecekler!

Bu planın uzun vadeli amaçlar var. TC’nin rezil Misak-i Milli denen metindeki muhtevayı okumuştum. Rezil TC Türkiye’yi İslamcı bir çizgiye sokup İslam ülkelerine sempatik görünecek ve Musul, Kerkük, Filistin topraklarının TC’ye katılmasını sağlayacak! Kürdlere ise Misak-i Millî alkışlatacak!

Değerlendirmem tam 12’den vuruştu. O tarihten sonra Elâzığ’dan gelen 2 TC memurunun TC planına uyan gelişmeler adım adım uygulanırken, birilerinin devletin istediği biçimde davranış biçimlerine sahip olmasına hiç şaşırmadım.

Çorum ve Maraş rezaletlerinden sonra İlçemizde bir sağcı ve bir solcu tosuncuğa danışıklı kavga ettirdiler.

Alevi kardeşlerimizi bu rezil oyuna sokmamaya kararlıydık. Saldırı başlar başlamaz o esnada Camiden çıkan cami imamı babam Melle Caferî’nin bastonla saldırganlara karşı koymasıyla oyuna gelen Sünnî halk sopalarını, taşlarını atarak saldırıdan vazgeçtiler.

Bu insanlarımız yanımıza gelerek “bizi oyuna getirdiler, bize Moskova’dan gavurlar gelmiş dediler” dediğini hiç unutamıyorum.

Biz tosuncukları kurt inlerine kadar kovalayıp geri döndük. Sünni saldırısını biz engelleyince, bu sefer kavgayı başlatan Alevi gencin babası durup dururken bozkurt ocağının önünden geçmiş ve kendini dövdürmüş. O da fiyasko! Devletin oyununu bozmuştuk. Artık kim Yalova Kaymakamını ne eder!

Yıllar geçti, Sünni ve Alevi çatışmasına neden olan kişi danışıklı kavga elemanı Almanya’da bulunduğum şehre geldiğini duydum. O şehre gelişini nasıl tercih ettiğini bilmiyorum. Bildiğim nokta, ben nerede olsam, TC beni orada bulduğu!

TC’nin oyununu bozduğum için TC intikamdan vaz geçmiyor. Öyle ya TC ile aramızda namus sorunu var! TC’nin kendi vatandaşlarına karşı namussuzluğu ile benim erdemli duruşum karşı karşıya gelmişti!

Benim tanıdıklarım ona benim de bu şehirde olduğumu söylemişler, tanıyıp tanımadığını sormuşlar.

Gözünü sevdiğim kavga başlatıcısı keklik “evet ben onu iyi tanıyorum. O tanıdığım bir Yezit imamın oğludur, hakkımda bir şey söylerse inanmayın, o çok yalancıdır” demişti.

Olayı bana söylediler, gidip ziyaret ettim ama yüzüne vurmadım. T.C. gibi rezil olan bir devletin ancak böyle güzel gözlü keklikleri olur” deyip gülümsedim.

Görüyor musunuz T.C. Kürdleri Kürdlerle nasıl kuşatmış?  Rezil Arapların miras kavgalarını Şii ve Sünni kavgasıyla Kürdleri nasıl vurmuşlar!

İnsan Arap deve ahırlarına nasıl sevdalanır? TC’nin oyununa girerek nasıl kardeşi kardeşe kırdırır?  Mirov bênamûs be, bi ayara devleta bêbext dije. Min ji kertiya keran tıştık fam nekir!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

DELİLERİMİZ VE AKILLILARIMIZ BİRBİRİNDEN GÜZELDİR

Posted by kaniyasor 24 Şubat 2019

k.y.Kani Yado – 24.02.2019:

Bir gün TC devletinin kontra unsurları bir Alevi dedemize beni şikâyet ettirmişti ve şikâyet eden Dede ile ben aynı saatte ifadeye çağırıldık.

TC’nin amacı Alevilerin bana düşman olduğunu bir oyunla ıspat etmekti. Bu çok çirkin bir oyundu. Biz aynı anda ifade vermeye gidince orada beni şikâyet eden Alevi dedesi ile yüzyüze geldik. Beni Tikko’cu olarak ihbar etmişti.

Oysa ben onu çok seviyordum. DP Menderes iktidarı döneminde Paşaların ırkçı CHP’sine karşı kendi halkını Alevi ve Sünnî ayırımını yapmadan korumuştu.

Muhterem Dede beni görünce kıpkırmızı oldu ve düz düz devlete küfrederken ben onu teselli ettim. Dedenin oyuna getirilmesi de bir mağduriyetti.

Kendimden çok ona yapılan T.C. kalleşliğine üzülüyordum. Babamın yaşındaydı. Ona duyduğum sevgi ve saygıdan zerre kadar vazgeçmedim.

T.C. devletinden kaynaklı oyunlar peş beşe geliyordu. TC devletinin Alevilere karşı benden istediğini vermediğim için devletin intikamıydı bu.

deli deliBir düşünün devlet kendi vatandaşından intikam alıyor! Delilerimizi bile mağdur ettiler.

Kafayı sıyırıp akıl hastanesinde tedavide olan bir hemşehrim olan Alevi arkadaşım e-mail ile beni IŞİD’in kurucusu olarak Amerika Birleşik Devletleri Soruşturma Dairesine(FBI) şikâyet etti. Akıl Hastanesindeyken onun bilinçaltı infilak etmişti, olur böyle şeyler dedik!

Ben sosyal medya kişisel sayfamı lazım olabilir diye açmıştım ama sayfaya pek girmiyordum.

Sonra bir göz gezdirdim, baktım ki, benim kafayı üşüten arkadaşım sayfama benim IŞİD kurucusu olduğumdan tutun, tüm Avrupa devletlerinin hükümetlerini ele geçirdiğimi yazmış! Bu yazıları okuyan çok kişi ilgisini çekmişti ama bu tanıdıklarımdan hiç biri “ne oluyor?” demedi.

Öyle ya Kürdlere karşı hep devlet sırlarını saklamışlar. Bu bir alışkanlık olmuş, belki ben Suriye’deki IŞİD petrollerini satıp dolar sahibi olma ihtimalinden dolayı bir anda bu sayfamda ziyaretçilerim  çoğaldı!

Ömrümün sonuna geldim, öleceğim. Cenazeme hıyar gibi adamlardan kuru kalabalıklar oluşturmak için önceden rüşvet dağıtmaya gerek kalmadı.

Işid’inkurucusu olarak petrol zengini olmuşum!

Demek ki, her şeyde bir hayır vardır ama ben ziyaretçilerimden  farksızdım, kime ne verebilirdim ki?

Ne Avrupa devletlerini ele geçirmiştim ne de Almanya Federal Hükümetini ele geçirmiştim, saçlarıma kar yağmıştı, ömrümün kışı gelmişti.

Hani derler ya. “bir deli kuyuya bir taş atar tüm akıllılar o taşı çıkaramazlar!” Üstelik akıllılar benden Suriye petrollerinden elde ettiğim dolarlara ortak olmak istiyorlardı.

O delinin e-mailini ben yapmıştım. Kime mektup gönderdiğini görüyordum. Ben, FBI’ya gönderdiği ve gelen cevabı da görünce işi ciddiye almaya başladım.

Deli melidir ama bizi bir felakete sürükleyebilir diye önlem almayı düşündüm.

Bir telefon geldi, karşıdaki İngilizce konuşuyordu, ben becerebildiğim kadar onun sorularına cevap verirken bir gülme tuttu beni.

Adam beni de deli sandı.”see you” dedi telefonu kapattı. FBI’ı başımdan deffetmek kolaydır. Akıllı insanlardırlar. Peki benim IŞİD’in kurucusu olmadığımı nasıl akıllı  sandığımız zır delilere anlatacağım?

Kimse delilerden daha akıllı değil ki?

Ben insanlara birer birer gidip “ben IŞİD’in kurucusu değilim” diye, bir derviş gibi diyar diyar gezip anlatamazdım. Bir kere dolar kokusu yayılmış, kimse bana inanmaz ki!

Bu kafayı sıyırmış arkadaşım yazdığında çok mükemmel ifade edebiliyor, ne de olsa hukuka kadar okumuş. Bir yol bulup onun kafadan sıyırık olduğunu göstermeliydim her kese.

Ona bir e-mail gönderdim ve dedim ki, “sen bana düşmanlık yapıyorsun ama ben seni sevmekten vaz geçemem, sen yazılı metinlerle kimseyi ikna edemezsin, sana canlı yayına nasıl girilir anlatayım, tüm dünya seni dinleyecek  ve sen dünya lideri olursun.

canlı yayınDeli ya, hemen dediğimi yaptı, tarif ettiğim şekilde canlı yayına girdi ve biz haftalarca onu izledik. Yazılarda deli olduğu pek fark etmiyordu.

Canlı yayın yapınca deliliği yüzünden ve gözlerinden fırlıyordu! Bir taraftan bana saldırıyordu, bir taraftan yengesine saldırıyordu.

Ben bir e-mail daha gönderdim, onu dünya lideri ilan ettim. Dünya seninle iftihar ediyor dedim. Dünya lideri olduğuna inanmıştı, bir Kürd seroku gibi başladı sağa sola emir ve talimatlar yağdırmaya.

İyi ki varsin deli kardeşim. Rabbim bizi delisiz bırakmasın ve bizi akıllılardan korusun inşallah!

Sanki delilerimiz savaş mı çıkarıyorlar? Sanki delilerimiz TC ile danışıklı mı savaşıyorlar?

Canları sağ olsun, konuşsunlar, sonsuz özgürlüklerini kullansınlar. Bir daha dünyaya gelmeyecekler.

Benim can delim çok sevdiğim biridir ama delidir işte, onun suçu mu? 50 sayfalık bir şikâyetname ile birlikte, IŞİD’i kurduğuma  delil olarak babamın cami imamı olduğunu göstermişti.

Bu kini neden bilinçaltında saklıyordu acaba?

Alevi ve Sünnî Kürd ana ve babaların Arapların iğrenç düşmanlık sorunlarını kendi çocuklarının taze beynine işlerken çocukları kendileri gibi şizofren olmaz mı?

Bir bölge devrimi olmadan Mekke Kudüs Yahudi  masallarıyla beyinleri çeqılmast olan Alicilerin ve Sünnîlerin ruh sağlığına kavuşacağına inanıyor musunuz?

Bu arkadaşım deliydi meliydi ama Çöl Arapları gibi sapık değildi. Bilinçaltına çevresi tarafından yerleştirilen düşmanlık bir anda kontrolsüz olarak fışkırdı. Bilinçaltında sakladığı ne kadar düşmanlık varsa iltihaplanmış yara gibi patladı.

deliataBen şahsen delilerden korkmam, akıllılardan korkarım! Delilerin saçmaladıklarını her kes bilir ama  sapıklıkları olmaz. Arabesk ve alaturka imanlı iki küçük kız tacizcisi akıllı iki Kur’an kursu hocası 1960’larda ne yaptılar biliyor musunuz?

İlçemizde biri evli iki Kuran kursu hocası iki yılın içinde 13 yaşlarında 2 kız çocuğumuzu taciz ettikten sonra kaçırdılar. Bu kurs hocalarından biri evliydi, biri bekârdı.

Yaşlılar biliyorlar, yeni nesil kendi büyüklerinden sorsun bu iğrenç olayı!

Ben olayı duyar duymaz caminin yanındaki Kuran Kursunun önüne gidip bizim kız çocukları aldığımda, bağırarak “kız çocuklarınızı sapıklara teslim etmeyin” dediğim için, yörenin üfürükçü hocalar ve şeyhler Şurası benim ölüm kararımı verdiler.

Oysa, bu gerici şeriatçı lanetliklere geri adım attıracak kadar Rabbim Xwedê’ye yakındık.

Allahın üfürükçü askerleri başımı yemek için acele edince, hakkımda aldıkları şeriat kararına şeyten karıştı, onlar kendi ağızlarına ve burunlarına gû bulaştırdılar.

Rabbimiz Xweda’nın yardımı ile güzel babam ile birlikte ölüm kararlarını onların necasetiyle birlikte onlara afiyetle yutturduk.

Rabbimiz Xweda doğrudan yanadır, hiçbir zaman bu kudretten umud kesmemek gerekir.

Derdo derdo tu granî derdo!

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

GİYAN AZAD BE JİYAN JΠAZADE

Posted by kaniyasor 17 Şubat 2019

k.y.Kanî Yado – 17.02.2019:

Pênce mîlyon Kurd xwe Kurd dibînin? Bi rastiya îstatîstikê de nasnameya Kurdan çiye?

1-Elhemdulillah Sünnî İslam,

2-Elhemdulillah Kemalizm,

3-Elhemdulillah Ali veliyullah.

Ji Tirkan bipirse, ew dibêjin “Ez Tirkim, düre Misilmanim” ne usaye?

Mirov pêşde Kurd be mirove, eger nasnameya yekemîn ne Kurd be, cehşik e… Ango, sîpikê kerê! Nasname ya Kurdên Kemalist jî cehşik in.

Olperestî û pûtperestî kurmê derûniya jiyanêye. Gelên kurmî dibin ummet, lê nikarin bibin millet. Bi ümmet gel nikare bibe mîlletek birûmet, dibe îllet!

Her kes xwediyê du kesayetiyê ye. Kesayetek bixwe ye, kesayetek jî giyaniya xwe ye. Eger giyana mirov kole be, jiyana wî jî köle ye! Ew nikare azad be. Gelê Kurd nebe millet, azadî û serxwebûn ne mumkun e.

Civak nebe millet, dibe îllet. Xiyanetî ji îlletî derdikeve. Ummet ne milletbûne, îlletbûne.

Ji ummet tiştek dernakeve, evîndariya Erebên hov derdikeve. Xwedayê me heye, em hewceyê şîrkên wan nînin. Cûdî heye em hewceyê pûtên wan nînin…

Kurdên pifîkçî, evîndarê tarîtîya Ereb’ên çolêne, ew niştîmanperwer nînin. ew necasetê Erebanin. Hovî û mirovahî hemberê hevin.

Serpêçikî û şerazatî jî hevre nabin. Hovên çolê û Kemalsizm yekin û dijminê Kurdanin.

Bedewiya Kurdistanê ji bedewiya Dicle û Feratê yê. Dengê Kurdîstanê jî deng û qêrîn û awaza ava Dicle û Firatê ye. Bedewiya Xweda her dem dilê paqij de cîn digire. Mirov rast bifikire û rast bimeşe, Xweda her dem tev mirove.

Mêjiyê mirov de tarîtî û hovîtiya ol a çolê hebe, mirov qet îflah nabe. Rewş û rengê welatên kewneperest ber çavane!

Xweda tofanek mezin bide hovan û jiyana wan û tariya reş, em ji wan cûda bin.

Kewneperest bi aqlê keran û aqlê Ereban di tariyê de dijîn. Em çi bikin? Bimre cehaletî, hezar caran bimre ixanetî!

Em tev Ereban bûn putperest, serê me li erdêye, aqlê me li ezmanan diğere!

Em Tev Tırkan, bûn “xelklerin qardeşî” tev putperestên hov, îstiqameta me bu Anqara û anıtqabîr. Em mêjiye xwe de birîndarin bûn, birîna me küre.

Koleyên bîrdoziya ola Erebên bêbext mala me şewitandin. Ew koletî koletîyek nexweşî ya bêderman e.

Bi vî nexweşîya bîrdoziya fermî û ola Ereban kurm dikevin mêjîyên Kurdan. Kurd bi kurman helak dibin.

Ew nexweşî nexweşiyek bîrdozî ya pûtperestiya çolê ye. Tev nexweşiya bêderman Kurd dikarin dibin serpêç, lê nikarin bibin dewletek serbixwe.

Kurd bi qilêrî û gamariya Ereban û Tirkan çanda xwe dixemilînin. Kurd qiymetê nadin xwe, bi vî awa kes Kurdan nake şûna netewek birûmet.

Kurdên kîrjê û kêmaqil çawa dê bin netew?

Gel bi nasname ya olê dibe ummet, nabe millet. Heke gel nebe millet, nikarê bibe dewlet.

Bi aqlê keran û aqlê Ereban kes nikare bibe hêzek netewî. Min ne ji kertiya keran tiştek fam kir ne jî ji aqlê kewneperestan. Xweda dizane, ez rastim!

Min û Erebek bêbext û Kurdek oldara çolê û Kurdek Selanikî alaturka bidin ber hev û temaşe bikin û fikr û ramanê xwe peşkeş bikin. Kî raste kî neraste, hun bejin!

Mirov bi ol û siyasetên barbaran heram bin, ava zelal bê wate dimîne. Gemarî ya çolê, tev bahozekî bi hêza barbar lı ser me bariya.

Bi rastî bi vî awa em Kurdin an na? Çima navê me ne Kurdî ye? Bi Xwadê ez ne dînim. Tarîya bahoza ola Ereban û ola Kemalizmê çavê Kurdan Kûr kiriye. Em ji boy xatirê putperestan çima rastiyê vedişêrin?

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »