kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

AK DEVLET BABA’NIN MUHALEFETİ SOL KABURGASINDAN

Posted by kaniyasor 25 Mart 2017

Kani Yado – 25.03.2017k.y.

Adem babanın sol kaburgasından Havva ana olur da, devlet babanın sol kaburgasından muhalefet ana olmaz mı?

Yahudiler, kendilerini Tanrı’nın aziz kavmi olarak yaratılışını Adem baba ile Havva anaya dayandırır. Anadolu’nun yerlileri olmayan Türklerin kan üzerinde yaşam kurmanın da mitolojisi olmalı.

Adem baba  ile Havva ana mitolojinde Adem baba Havva anayı doğurmuş, yani sol kaburgasından pırtlamış.

Kendilerini Allahın aziz kulları olduğu yalanını kutsal kitaplarında tescil ettiren Yahudi dincileri ve cincileri insanoğlunun ve insankızının mitolojisini böyle masalımsı biçimde anlatıyor. Çöl medeniyetinin sahipleri olan Mekkeliler de İslam diniyle bu şekilde dünya insanlığına postasını koymuş!

Kavimler ve bu kavimlerin tekâmûl ederek milletleşmesiyle, Devlet babanın ana muhalefeti doğurmasının mitolojisi budur. Bakın ana muhalefet partisi CHP, yavrularını nasıl etrafında toplamış, devlet babaya muhalefet yaparken devlet babanın ayakta kalmasını sağlıyor!

TC Devlet Baba sol kaburgasından pırtlattığı Ana muhalefet CHP ve ananın yavruları MHP ve diğerleri birlikte Türkiye’nin mitolojisini oluşturuyorlar. Kürdlere “her bijî Türkiyelilik politikası Osmanlı salatası Misak-i Milli” demek kalıyor!

Oysa Kürdler Mezopotamya’nın kadim halklarındandır. Kürdlerin, Türkiyelilik iç yapay politik dengesinin içine kapatılması bir faciadır.

Bu konuda Kürdler çok gayretkeştirler. 40 yıldan beri Kürdler bu azim ile TC devletini ayakta tutuyorlar. babalar babadır, her baba  ayakta kalmalı! Bu görev muhalefet ana ile birlikte evlatlarına da düşer!

Görüyor musunuz Türkler, Kürdler ve baba devletin sol kaburgasından pırtlayan ana muhalefeti?  Ya muhalefet anadan pırtlayan yavrular nasıl hayırlı çıkmışlar devlet babalarına!

Tüm evlatlar ne güzel muhalefet ediyorlar! Buna güdümlü muhalefet mi diyelim yoksa güdümsüz muhalefet mi diyelim?

Hepsi biliyor ki referandumun iki ucu da necasettir. Devlet babaya duyulan sadakatten dolayı neler yapılmaz ki!

Bir ucunda Başkan Kenan Evren oturmuş, bir ucunda başkan Sırık Recep. İki ucunda boklu kıçına bez bağlamış yavruların bindiği Tahterevalli.

Bazı dostlarımız bana “sen insanlarla alay ediyorsun” diyorlar. Biz de diyoruz ki, Aziz Nesin az mı alay etti?

De git işine be adam! Biz bu dünyaya ağlamaya gelmedik, efendilerin silahını kuşanıp onlar için savaşmaya da gelmedik.

Başkanların ihtirasları için ölmeye ne anlam verilebilir ki? Başkan Recep’in ümmeti Türkiye çayırlarına salınıp azad edilmiş Ergenekoncu sivil ve askeri generallere dayanarak askerlerin kafalarını koparmadı mı?

Ey başkansız bir gün bile yaşamak istemeyen TC güdümlü Kürdler siz de diktatörlerin önünde iki kat Mehmet Metiner olmadınız mı?

İzin verin Türkler de  bu erdemsiz tadı alsınlar, Recep’i başkanlık sarayına taşısınlar, imanlarını tazelesinler, önünde secde etsinler! İnsan yaşamı Mezopotamya’da  özgür Kürdistan’ın asma bahçelerinden yükselen kahkalarla güzeldir. Bu ne silah sesleri, bu ne barut kokuları!

Cengaverlik sektöründe taşeron şirketler de moda oldu! Ölümlere, zulümlere çanak tutmak insana göre değil. Tabi insan insan ise!

Siyasal bilimler ukala siyasetçilerin yanında halt etmiş. Siyasetçiler Kürdlerden, Türklerden odunlar yaratır, odunlardan ordular yaratır.

Militar, paramilitar, Hamidiye Alayları, köy koruculuğu… Türkiyelilik polikasından TC koruculuğu… ne dersen var û var oğlu var!

Rabbim her şeyi ne güzel yaratmış! Yeri göğü yarattı,  denizleri karaları yarattı. Canlıları ve cansızları yarattı. Bitkileri ve hayvanları yarattı. Maymunları ve benzerinden insanları yarattı.

İnsanların masalımsı ve fablımsı yaradılış öyküsü vardır. Bu öyküde devlet baba ile muhalefet ana da vardır.

Rabbimiz Hz. Adem’i yaratır, sol kaburgasından Havva anamızı yaratır. Türkiye Cumhuriyetinin  baba devletini yaratır, sol yanından ana muhalefeti yaratır. Ana muhalifinden yavrular olur. Kız ve erkek kardeş yavrular birbiriyle evlenir evlad-ı zina bir nesilden insanlar ortaya çıkar.

Bak işe, yine unuttuk!

Devlet babaya secde etmediği için meleklerin başı Şeytan’ın görevine son verilmiş.

Hikaye biraz da Fettullah Hocamızın görevine son verilmeye benziyor. Sahiden İblis hangisi?

Devlet baba yeni yeni Şabanları, köy muhtarlarını seferber ederken bu melekler hep birlikte Allah deyu deyu  zikrederken Fetullah Recep’e secde eylemedi, meleklerin başı görevinden azletti.

Allahın işine bak! Kulak boynuzu geçti. Recep daha iyi üfürüyor. Üfürükçü müminler de bir alem! Hiç gülesimiz yoktu. Güldürdüler bizi.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

NEWROZ AN NUROJ

Posted by kaniyasor 20 Mart 2017

Kani Yado – 20.03.2017:k.y.

Nuroj Bayramı’mızı gerçek anlamıyla anlatmanın zamanı geldi. Yalanlara dayalı hurafelerin kurbanları olan milyonların karşısında Kürdlerin ataları olan Mezopotamyalıların 21 Mart astronomi gerçeği müşriklere karşı anlamlı bir zihniyet başkaldırısı olarak değerlendirilebilir.

Dünyanın güneşin etrafında döndüğünü iddia ettiği için Galileo’yu ölümle cezalandırmak için zindana atan Hıristiyan Şeriatının tarihe kara leke bıraktığı gerçeği 21 Mart Newroz’uyla ilişkisini fark edebiliyor muyuz?

Rabbimizin adına uyduruk söylemlerle ortaya çıkan şirk dinlerine dayalı anlayışlar  dünya ve evrenle ilgili gerçek dışı bilgiler/hurafeler Mezopotamya uygarlığının gerçekçiliği karşısında kapkara yüzleriyle yalanlarından vazgeçmeyerek gerçekdışı iddialarına devam ediyorlar.

Çeşitli çöl müşrik dinleri, mezhep ve meşrepleri, güneşin dünyanın etrafında dönerek gündüz ve gecelerin oluşma yalanı bölge coğrafyası için büyük bir talihsizlik ve günümüzde dökülen kanların sebebi olduğunu unutmamalıyız. Arap barbarların Mezopotamya işgaliyle bölgeye karanlık çöktü.

Dinsel ve mitolojik yalanları Allahın adına neşrettikten sonra Nuroj ve farsların değimiyle Newroz kutlamaları yeni bir döneme girdi. Günümüze kadar Mezopotamya ışığından korkan yarasaların yasaklamalarına maruz kaldı.

Nuroj (farsça Newroz) Bayramı’nın yasaklanmasının gerçek nedenini biraz daha açarsak, çöl barbarlarının inançlarına göre dünya sabit, güneş dünyanın etrafında pervane olurken gece ve gündüzlerin zuhur ettiği yalanıdır.

Mezopamyalıların 21 Mart astronomi gerçeği, bu gericilerin Tangrı veya Ellah adına söyledikleri yalanla çelişiyor.

Mezopotamya halkları ve diğer İranî halklar bu yasağı delmek için farklı gerekçelerle kutlamaya devam etmişler.

Mitolojik anlatımlar bu gerçeğin halk tarafından dillendirilen sözlü edebiyat veya yazılı edebiyattaki süsleridir.

Nuroj Bayramı’mızın gerçek anlamıyla kutlamak, devletleşmekte olan Kürdistan  için bir sınavdır.

NUROJ Bayramımız masallarla ifade edilmeyecek değerdedir, bu değerimizi daha görkemli kutlamak için ileriye yönelik olarak kolları sıvamak zorundayız. Aksi durumda uyduruk masallara kurban edilebilir.

Bir çok kavimler bu yasağı delmek için 21 Martı Allahın veya Ali’nin doğum günü olarak kutlamayı bile denemişler.

Bu günü efsanelere bağlamak gericiliğe eğilimli toplumların bilim dışı anlatım kolaylığından olması gerek.

Dünya kendi yörüngesinde ve kendi ekseninde milim şaşmaz, şaşıran yalanlara ve hurafelere kurban edilen insandır. Köleci toplum yaşam biçimi bu coğrafyada siyasette, dinde kanıksandı. Bu kanıksama kırılmalıdır.

İslam coğrafyasında yaşayan insanlar sağıyla, soluyla, dinciyle/cincisiyle önüne konan ezberlerle yaşıyorlar. İstisnalar hariç, kimse beyniyle düşünmez, başkaları tarafından düşündürülür.

Bilim adamları  ve erdemli düşünürler gericilerin elinden çok çektiler. Kiminin derisi yüzüldü, kiminin kafası uçuruldu.

Astronomi, matematik bilimi adamı, şair ve filozof Omar Hayyam’ın içtiği şarabından başka derdini anlatacak aklı başında kimseyi bulamıyorsa düşürülmüşlüğün o tarihten beri derinleştiğini görüyoruz.

Çok sayıda insan çöl barbarları tarafından mağdur edildi. Hele kadınlar! Omar Hayyam cennet-i firdewste Rabbimizin sevgi ve şefkati ve rahmeti üzerine olsun.

Kürdler Mezopotamya asaletinin sorumluluğunu omuzlamış durumdadır. Artık bölge inkılabı için ciddi hazırlık gerekir.

İnanlık şirk/krallara karşı uyandı, diktatörlükler sarsıldı, diktatörler kaçtı, diktatörler fare deliklerinde yakalandı, heykelleri devrildi. Artık liderlerin kapıkulu olma düşürülmüşlüğü sorgulanıyor!

Toplum çıkarcıların su-i niyet ve ihtiras potansiyeline karşı, paraları ayakkabı kutularında transfer edenlere karşı, kendi iradelerini makarnaya tahvil etmeyecek kadar hassas olmalı ki hakça sistemlerini kalıcı hale getirsinler.

Kandırıkçıların kullandığı din yoluyla aldatma dünyada hala toplumlar için tuzak kurmakta başarılı olabiliyor. Rabbim tüm insanlara yardımcı olsun. İhtiras hala tehlike olmaya devam ediyor.

Dünya insanlığı yeni bir sürece girdi. Artık insanlar ezberleri ayaklarının altına almalıdırlar. Sınıflar tahlil edilirken, toplum sadece sermaye sahipleri ile emekçi sınıflar olarak görülmemelidir.

Çağın çok gerisinde  din devletlerinde iktidarlaşan parazit sınıfın üretim ilişkilerinin içinde bulunmayan, seyidiyle, şeyhiyle ve buna bağlı hurafe sektörleri, sahtekarı, yalancısı, siyasi cambazı, sadece havada bulup tavada yiyen asalak dini unsurlar ve askerler yeniden sorgulanmalıdır.

Köleci toplum sisteminin geleneksel siyasal yaşamı parazit yaşamı esas alan biçimiyle günümüze kadar ya din maskesiyle yada ‘sol-sağ’ maskelerle kendini yaşatabiliyor. Biraz da meseleye bu açıdan bakmalı.

İslam ülkelerinde devlet sosyolojinin ölçülerinde devletler değildir. Sadece dünya ucubesi vakalardırlar. Çağdaş anlamda devlet olmadıkları için çözümsüzlüğe sürüklenip gidiyorlar. İnsanlara yazık olmuyor mu!

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TC’NİN TÜRKİYELİLİK BARİKATLARI YIKILACAKTIR

Posted by kaniyasor 15 Mart 2017

Kani Yado – 15.03.2017:k.y.

TC, Kürdlerin geleceğinden korktuğu için iç ve dış politikasını Kürd karşıtlığında şekillendirdi. Türkiye sınırları etrafında et ve kemikten oluşan Kürd harcından tampon istinat duvarları ördü.

Biz bu durumu çözmeye çalıştığımız zaman az zayiatla doğru sonuç almayı esas almak zorundayız. Araplar da ümmetçilik üzerinden Kürdleri en derin yerinden vurdu.

Biz Osmanlı oyunlarına gelirsek, TC’nin oyununa gelerek tüm Kürdleri düşman saymış olacacağız. Biz sakatlarımızı, kandırılmışlarımızı, yanılgıya düşenlerimizin hepsini Kürdistan milli birlik cephesine almak için çok ciddi tedbirler almak zorundayız.

Paralı askerlik mesleğini geçim kaynağı olarak gören Hamidiye Alayları devamında köy koruculuk  sistemi ve Türkiyelilik siyasetiyle iştigal eden TBMM yeminli siyaset mesleği sahiplerinin kendilerini gözden geçirme  zamanı gelmiştir.

Kürdleri karşı karşıya gelme olaylarını TC’nin başarısı olarak görüyoruz. TC her zaman Kürdistandaki tek tipsizliği, yani farklılıkları kaşımıştır!  Her zaman farklılıkları birbirine karşı kışkırttı. Şimdiki durum yeni değil, Türkiyenin Kürdleri kullanamanın getirdiği bir sonuçtur.

IŞİD Şengale saldırdığı zaman bile TC bu olayı kendi lehine kullandı ve halâ kullanıyor!  Kürdleri Kürdlere karşı kışkırtmaya devam ediyor…

TC bilhassa 1970 yıllarının başından itibaren, Kürdleri Kürdlere karşı örgütlemede büyük başarılar elde etti.

Kürdlerin boynuna esaret boyunduruğu olarak kabul ettiğmiz Türkiyelilik stratejisi de TC derin aklının ürünüdür. Böylece Kürdler geniş bir alanda Kürdlere karşı mevzilendirilmiş oluyor.

Din ve din şeklinde gelişen ideolojiler böyledir. Ulusal erdemler yok edilip bu anlamsızlığa mürid olunur. Bütün sorunlarda bu konunun önemi görülmezse hata üzerine hata yapılır.

Sonuçta Kürdler ulusal bağımsızlığa kavuşacaktır ama milyonlarca Kürd kurban bu barbar düşmanlarına sevdalanmışlığın nedeniyle asimilasyonun çeşitli biçimleriyle Türkleşecek veya Araplaşacaktır.

14 asırdır Ümmet-î Arap Hacı Fışfış’ların sevdasında özgürlüğe geciktik. Şimdi 14 asır daha ümmet-î Kemal sevdasında kalırsak bizde Kürdlük kalmaz. Bir deri bir kemik kalırız.

Biri sorsa “Kürd kültürü nasıldır?” diye. Korkunç bir şeyle karşılaşırız! Arap kültürünü ve Selanik kültürünü mü anlatacağız?

Şimdi Kürdler Kürdlere saldırıyorlar. Artık insan olanlarla olamayanların karşılaşması olacak. Uygar dünya bizimle beraberdir.

Kürdler son sözü söyleme noktasına geliyor. Kim Kürdlere kafa tutarsa tarihin karanlığına gömülecek.

Köy korucularına askeri literatürde “paralı askerlik” denir. Kürd olup Türkiyelilik siyasi hareketlerine takıntılı olanlara siyasi literatürde Arapça bir kelime var, uygun geliyor ama ayıptır yazmayacağım.

Bir başka olay daha var, Kürdlerin tüm semavi dinlere kaynaklık eden kendi dinleri ve peygamberleri vardır.

Her nedense Arap çöllerine sevdalanmışlar, tıpkı Kemalist Kürdlerin Selanik sevdası gibi, buna da bir isim bulmak lazım.

Bence TC iç çatışmayı yaşıyor. Bizden uzak yesinler birbirini. Her kes işine bakarsa devletleşmeye engel olmak işine bakanlarin engeli bir anlam teşkil etmez. Kimi engelleyerek işini yapar, kimi vicdani görevle devletleşmenin önündeki engel olmaktan çıkar.

Dünya Kürdleri devletleşmek için ikna etmeye çalışırken biz ikna olmuşa benziyoruz, galiba. Kürdler belki zorunlu olarak Mezopotamya uygarlığından geri dönerek çöl vahşetine sevdalanmıştı. O yüzden Arap ümmetciliği dediğimiz Arap milliyetçiliğine saplanıp kalmıştı.

Şimdi Selanik sevdası baş belası! Onu da aşacağımız muhakkaktır. Kürdistan önem kazandı. Sanırım TC, Kürdistan’ın önünde diz çökmek zorunda kalacak ve  Kemalizm sorgulanacak, işlenen suçlar oranında itibarsızlaşacak.

Kuzey Kürdleri tek tanrılı siyaseti yaşadıkları için tek tanrılılıkta ikiz kardeşleri olan Türklerin durumunu iyi bilirler. her şey emir ve talimatlarla yürür. Devlet üretmesi politik ortamlarda her kes birbirine benzer.

TC bir devlettir. Bu devlet ölüm üzerinde kurduğu yaşamla toplumu kendine benzeterek kendi renginde şekillendirdi. İnsan tek kişi ile ihtilafsız olabilir. İki kişi olunca TC’nin rengi baskın çıkar. Kürdler 14 asır önce çöl barbarları tarafından işgale uğradıktan beri milli özelliklerini kaybetti.

Araplaşan toplumun gürültüsünden ortadan kaybolan Kürd millî ve aklî melekeler bir daha geri gelmedi.

Ortadoğu mezarlığında hiç bir örgütsel yapınn toplumun iradesiyle şekillenmediğini de gördük. Kime anlatsak “biz hariç doğrudur” derler. Böylece bu doğrular da işe yaramıyor. Deneyimlerimiz de işe yaramayacak.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

DİKTATÖR RECEP VE KOMŞUMUZ TÜRKİYE KOMEDİSİ

Posted by kaniyasor 11 Mart 2017

k.y.Kani Yado – 11.03.2017:

Dünya şimdi Uganda soytarısı diktatör İdi Amin’den sonra  Türkiye diktatörü Recep Tayyip Erdoğan komedisini konuşuyor. Diplomatik görüşmeler esnasında dünya devlet otoritelerinin önünde diz çöken diktatör, televizyon kanallarının karşısına geçtiğinde erkekleşiyor!

Neden bu böyledir?  Diktatörler ucube toplumlarını, yoksa bu ucube toplumlar mı diktatörleri yaratıyor?

Dünya, diktatör Recep Tayyip Erdoğan’ı kendi laboratuarına koymuş inceliyor, toplum ve devlet ilişkisini çözmeye çalışıyor!

Ordu malı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, devletin kapıkulu sadakatinde  biçimlendirilen ve asker olarak doğan, asker olarak ölen Aziz Nesin’lik komedilere malzeme olan toplumdur.

Aslına benzeyen bu sivil toplum her alanda sorun oluyor. Dikkat edilirse Cumhuriyet tarihi boyunca sivili içtimaya çeken TSK,  şimdi Ak Parti iktidarının önünde secdede duruyor.

TSK nasıl esas duruşunu bozabilir? Her türlü emrivakiliğe rağmen esas duruşunu bozmuyor.

Toplumun üzerinde bir zulme dönen, toplumu sürekli aşağılayan, çeşitli infaz timleri kurarak susturan bu unsurlar şimdi kendi vatandaşının anasını avradını belden aşağı vuran Recep Tayip’in önünde secdede duruyor ve her koşulda emre amade olmuş vaziyettedirler.

Öcalan’ın İmralı’ya getirilmesiyle başlayan ve Ergenekon iktidarları dönemlerinde her türlü suça bulaşan TSK generallerinin ve Ergenekon’un başkomutanlığı durumundaki  Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’a kadar  müebbet hapislerle cezalandırıldı.

General düzeyinde inisiyatif sahibi olan sivil ve askeri Ergenekon kadroları her biri TC devletinin  kara kutuları durumundaydılar.

Devlet sırları kapsamında olan bu kara kutular şimdi Recep Tayyip Erdoğan’ın zimmetindedir.

Bu koşullarda hiç biri ağzını açamıyor. İleri gitseler Teşkilat’ın sırları çarşav çarşav toplumun önüne serileceğini çok iyi biliyorlar.

Recep Tayyip, 12 Eylül öncesi ve sonrasında TC derin devleti dediğimiz Ergenekon gediklisi Kürd ve Türk siyasileri şantajla ele geçirerek Ak Part’inin hizmetine koşturdu.

“Barış ve Çözüm Süreci Görüşmeleri” yaygaraları aslında Ak Parti iktidarıyla vardıkları  mutabakat görüşmeleriydi.

Recep Tayyip Paşa, Genel Kurmay kozmik sırlar dosyalarını önüne koymuş, Ergenekon’daki görev bölümü konumlarını görüyor.

Hangi Ergenekon gediklisi Ak Parti iktidarına sadakat göstermezse bütün incilerini topluma açıklayacak.

Ergenekon suçlarına bulaşmamış Kürd siyasilerin hapsedilerek susturulması başlı başına acı bir olaydır. Bu gerçek ortadayken toplumun yapay gündemlerle meşgul edilmesi iktidarın devlet politikasının icrasında nasıl başarılı olduğunu gösteriyor.

Recep Tayyip Erdoğan kendine has diktatörlük anayasa taslağını hazırlayıp referanduma sunduğu halde kimsede ses çıkmıyor.

Anadolu yerli halklarının kanı üzerinde yaşam Kuran Türkiye’nin dayandığı ordu ile siyasî vesayet kurarak siyasal ortamı da kirleten zihniyet militarizme dayanarak günümüze kadar geldi.

Kendine bir sivil parti görünümü veren CHP Türk Silah Kuvvetlerinin partisi olarak siyaset üzerindeki vesayettir.

1970 yıllarının başından itibren dönemim askeri despot siyasal ihtiyaçlarına göre aktif hale gelen Ergenekon, 12 Eylül 1980 yılında darbe ile devletin militarist  biçimiyle şekillenen Türkiye’yi yeni bir sürece soktu.

Anadolu halklarının kanı zerinde yaşam kuran TC devletinin temel stratejisi, toplumu koplumla vurmak, Kürdü Kürt ile vurmaktı.

Kürdleri bağımsızlık özlemiye yürütüp teslimet durağına sürerek Kürdler pasifleştirildi.

TC’nın tüm hesabı, Kuzey Kürdlerini Türkiyelileşmeye ve asimilasyonla Türkleşmeye hazırlamaktı.

Kürdleri kendine karşı savaştırıp çıkmaz sokaklara yönlendirmesi, Hamidiye Alaylarının devamı olan paramilitarist Köy koruculuğu ve Türkiyelik siyasal projesi, Kürdlere karşı Arap ve Türkmen nüfusunu artırma planı…

Bu projelerin hepsi, Kürdlere karşı devletin hesaplı/planlı olarak gerçekleştiği çalışmanın ürünüdür.

Bu sırada Ak Parti iktidarı karşısndaki muhalefet partileri iktidar olsaydı faşizmin ömrü daha fazla uzardı. Çünkü muhalefet temiz gömlek giyen kirli insanlarla doludur.

Son perdede Kürdleri Türklere öldürttüler. Başta çok sayıda iç infaz var. Sanırım “şeriatın kestiği parmak acımaz” şeklindeki islamî anlayışın kanıksanması hesabıyla Kürdlerin gündemine gelmedi. Dünyada bu olay kadar acı veren olay yoktur. İnsanın ölümü Kürdlerin eliyle olduğunda çok acı veriyor ve Kürdlerin dünyadaki kalitesi düşüyor.

Ciddi bir siyasal ve ideolojik proje ile Kürdler misak-i milli ruhuna uygun şekilde kendi milletinin karşısına yönlendirildi. Burada ideoloji, çağın siyasal metodları kullanıldı. Siyaset böyle bir şeydir. Türkler deneyimlidir, tek bir solcusunu veya dincisini kendimize yandaş yapamıyoruz.

Hepsi Türkiye’nin çatısı altında kardeş olma şartını bize öneriyor. Böyle neheq kardeşlik olur mu gelo?

Bizim de bizi yağmurdan, yaştan, doludan koruyacak bir devlet çatımız olduğunda sorun çözülür. başka şekilde olmuyor.

Devletleşmeyi Kürdlere kötü gösteren, zararlı gösteren zat-ı muhteremlerin kim olduğunu  düşünebiliyor muyuz?

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

DÜNYA ÇAĞDAŞ DEVLETLER AİLESİ VE KÜRDİSTAN

Posted by kaniyasor 7 Mart 2017

k.y.Kani Yado – 07.03.2017:

Her ailede, her toplumda aklı başında, yaşam deneyimli olanlar kontrolü elinde tutuyor ve yaşam yara almadan devam ediyor.

Dünya devletleri organizasyonu olan Birleşmiş Milletler Örgütü(UNO), ABD ve diğer müttefik güçler olmasaydı şeriatçı DAEŞ  dünyayı felakete götürürdü. Global gerici teröre karşı, global tedbirlerin gereği olarak uygar ülkelerin ittifakı gerekli oldu

Kürdlere karşı yüzyılarca süregelen düşmanlığın, Kürdlerin Kürdlere karşı kullanmanın  en şiddetli biçimi kendini göstermeye başladı. Bu durumun merkezinde TC’nin milli yemin dediği Misak-i Milli işgal emeli vardır.

Aktörler arası çelişkilerin neden olacağı boyutu göreceğiz. Karşımızda geliştirilen büyük bir ihanet cephesi ve mevcut Kürd düşmanları. Yanımızda Kürd milli gücü ve morali ile birlikte müttefiklerimiz.

Öyle görünüyor ki, tufan kopacak! Karanlıklar, toz duman birbirine karışacak. Geleceğmizin şafak vaktinde güneş yeni bir günde doğacak. Bölge barbarlığ yenildiği zaman dilimi ikinci dünya savaşı sonrasındaki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ciddi biçimde dünyaya mal olacağı tarihi sürece yaklaşıyoruz.

Dede ve babalarımız İkinci Cihan Harbinde dünya faşizmine diz çöktürülmesini gördüğü gibi, biz de bunun kadar önemli olan çöl barbarlığının gerici temeline dayanan bölge faşizminin diz çökmesini göreceğiz.

Dede, nine, baba , anne ve çocukları biz bir aile olarak insanlık dönüşüm tarihinin şahitleri oluyoruz.

Bizden sonraki nesiller bizi tarih bilimi aynasında seyredecekler. Direnişimizi, milli hamlemizi, İhanetimizi, şiddet eğilimimizi, ihtirasımızı tahlil ederken, kimi yerde gülümseyecekler, kimi yerde lanetleyecekler.

Kötü gidişatı devraldık, iyi bir geleceğin ortamını hazırlıyoruz. Kürd milleti Mezopotamya asaletinde devletleşecektir, kimsenin kuşkusu olmasın. Düşmanlarımız kendilerini yeni ortama göre hazırlıyorlar, dostlarımız bölge karanlığından kurtuluşun heyecanını şimdiden yaşıyorlar.

Dünyanın huzurunu bozan TC ve diğer gerici çağdışı sinsi partnerlerine karşı mücadelede belirleyici olan uluslararsı aktörlerdir.

Kuzey Kürdistan iyi bir sınav vermiyor. Keşke Kürdler, NATO üyesi olan Türkyede politikayı kenddileri belirleseydi. Nasıl bu hale geldik? Cevabı ancak TC’nin derinliğinde bulabiliriz.

Ankara açıktan Kürd düşmanlığını yapamadığı zaman, kendi işbirliğinde olan güçleri devreye sokuyor, gerici misyonunu İran’a devrediyor, İranı kendi yerine devreye koyup devletleşmeyi engellemeye çalışıyor. Başarabilecek mi? Hayır kesinlikle.

Bütün Kürd düşmanları olan sömürgeciler, her  türlü tedbiri önceden aldıkları ortaya çıkıyor, bazı olaylarda semeresini alıyor.

TC’nin politik tarzından siyasi durum iç açıcı değil. Özgürlük mücadelesi siyasetin kapıkulu olma durumuyla sonuç almaz. Özgürlük savaşçılarının politik dinamizmi enerjisini özgür bireyden alır. Kendi vicdanıyla, kendi beyniyle düşünen kaç Kürd siyasal aktör vardır? İnsanlarımız nasıl bu düşünsel tembelliğe sürüklendi!

Her kesin sadakat vaziyeti “Efendim söylerse doğru söyler” şeklindedir. Hiç kimse Ankara faktörünün Kürdler için zulüm olacağını hesap etmedi. Şimdi Ankara tokmağı Kürdlerin kafasına inip kalkıyor ve Kürd sersemleşiyor.

Şer güçleri tarafından Êzdîler  çok sinsi oyunlarla yem yapılmak isteniyor. Êzdîler bitirilirse Kürdlere ait hangi erdemler geride kalır? Ankara ve Bağdat taşeron güçleri Êzdilerin yakasını bırakmalıdır. Êzdiler ve Êzdilerin kutsal mekânları uluslararası güvencelerin garantisinde kalmalıdırlar.

Ankara ve Bağdat sadece ölüm getirir. Gerici sömürgecilerin ablukası altındaki farklı inançları taşıyan topluluklar uluslararası güvenceye sahip olmak zorundadırlar. Bunun için girişimde bulunulmadıkça sorunun anlaşılması mümkün değildir.

Pusuya yatan zalim TC, Arap Şiî ve  Sünni İslam gericiliği ve taşeron yapılar bu durumu değerlendirmeye başladılar bile. Müslüman olmayan toplulukların kendilerini güvenceye alma hakları vardır.  Tek bir Müslümana bile güvenmeme hakkı vardır. Çünkü Müslümanların sicili temiz değildir.

Şengal sadece Kürdlerin değil, tüm dünya aklıseliminin namusudur. Aklıselimle buluşmanın doğru yöntemi kendini doğru tanımlamaktır. Yani aklıselim siysaset Bağdat ve Ankara pususuna düşmek değildir.

Kürdistan sadece Kürdlerin vicdanına teslim edilirse sonucun ne olacağı belli olabilir mi? Bu yüzden uluslararası dengelerin ortasında kalan Kürdlerin çağdaş anlamda özgürleşmesi de uluslararası dayanakla mümkündür.

Dünya aklıselimi Kürdistana sahip çıkmış vaziyettedir. Etraftaki kuru gürültünün etkisi olmayacak. Devletsizliği bize dayatan akl-ı evveller zamanla alışacaklar.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

EVLİYA TORPAĞİ

Posted by kaniyasor 3 Mart 2017

Kani Yado – 15.08.2014:k.y.

Ta uzaklarda bir köy vardı. O köy bizim köy sayılırdı. Köyde kafayı yemiş bir gariban vardı. Kendini dünyanın kurtarıcısı ilan etmişti! Beyaz bir fistan giymişti. Fistan dediğin böyle ak ve pak, beyaz mı beyaz…

Temizlik imandan gelmez mi?

İşte imanlı insan böyle olur. Evliyaların evliyası!

Mahalle üfürükçüleri ulemasının dehası. İmanlı dediğin böyle olur.

Kurtarıcı imanlılar şah olur, kral olur, önder olur, şahı şahan olur, Şaban olur…

Kurtarıcı olmaya itirazımız olmaz. Dinlerde, siyasetlerde temel gaye kurtarıcılık değil mi gelo?

İnsan Şaban olur kurtarır, kimi Recep olur kurtarır, kimi nebi olur kurtarır, kimi veli olur kurtarır, kimi solcu olur kurtarır, kimi sağcı olur kurtarır.

Bizim Palu’daki kurtarıcıları söylemenem. Kurtarıcılar kurtarıcıların gözlerinden tanır. Egit egitin gözlerinden tanımaz mı?

Benim gençlik yıllarımda okul arkadaşım Kemal Kılıçdaroğlu da  eline hesap makinesini, kalemini, defterini, kitabını alıp CHP’yi Ergenekon’dan kurtarmadı mı?

Kurtarmalar kutsaldır, kurtarıcılar kahramandır.

Aha burada söylüyorum Anadolu’nun kıçına yapışan kanlı-katliamcı Misak-i Millici CHP’nin kıçına yapışan keneler düşecekler, işte burada huzurunuzda masaya tak tak!

Sorunlar çoktur çok! Bir sorun denizde bir damla. Sorunlar yığın yığın!

Yığınlar kandan, terden. Yığınlar kanlı mı kanlı. Sorunlar yalanlardan fışkırmış. Allı pullu, kızıl, yeşil ve kara. Karalar maskara ve kara bela.

Karalar karanlıklardan, karanlıklar çöl kanunu!

Çölün köleci kanunları kutsal kitap olmuşlar insanlığın başına bela olmuşlar: “Ölün lan ölün aha sizi cennette huriler bekliyor!” diye yazar.

Nereden mi öğreniyoruz?

Bizim mahallenin üfürükçüsünden öğreniyoruz.

Bizde mahalle üfürükçülerine alim denir.

Mahallemizin uleması, alimlerin ilimleri, evliya torpağlari böyledir.

Bizde babaların, dedelerin, mahalle ulemasının, hacıların, hocaların, seyitlerin çok olduğu yerlere “evliya torpaği” derler.

Ah be torpağ, bereketli torpağ! Ne evliyalar görmüş bu torpağ! İnsan bile torpağın çamurundan, çamurun hamurundan yaratılmış!

Geniş ve kutsallık bereketinde üretilen yalanlar yedi kat göğe ulaştı, tepesine bir kurtarıcı kartal, kartalın üstünde aslan, aslanın üstünde öküz vardır.

Kurtarıcıları kızdırmamalı!

Kartal pençesiyle, aslan keskin dişleriyle, öküz dünyayı başının üstüne almış, kızdırsan dünyayı yerden yere vurur!

Kafasını salladığında dünya sallanır deprem olur!

Rahmeti olduğu kadar zulmü vardır, bu ilahlar, bu krallar, bu liderler korkuluk gibi korkuturlar!

Bazen bu kurtarıcı bir darık bir paçıktır.

Bir asa bir masadır, bir masi, bir kursidir.

Çaput maput, darık marıktır ama kudretlidir de, kudretinden yeri sallar deprem olur, göğü sallar bêjıng gibi tufn bırakır, fırtınalar kopar, sağanak olur, ırmak olur, deniz olur tsunami olur!

İnekten tanrılar yaratırlar, çaputtan, darıktan, asadan, masadan olmaz mı?

Çöl fırtınalarının  çamur yağmuru deyip geçmeyin!

Çamur insanın harcıdır. Çöllerden kopup gelen çamur fırtınalarıyla yedi düvel çamurlanır, imana getirilir, erdemi varsa bitirilir, insanlığı varsa yitirilir!

Çamurdan yaratılan Adam vardır, bu yüzden insanlık erdemleri yerine çamurdan adamın marifetleri anlatılır.

Çamurdan Adem kardan adama benzemez, güneşte erimez bitmez. Bu çamurdan adam üretkendir, tüketkendir.

Adem çamurdan yaratıldıktan sonra sağ yanından bir yerden acıların içinden Havva pırtlar. Bu yüzden kadınlar acılı olur, acıları yara olur, yaralar kanar da kanar!

Saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar geçer aylar geçer, aylar yılları bulur. Kış olur soğuk olur, bahar gelir kuşlar şarkılar söyler, çiçekler meyveye hamile kalır, yaz olur sıcak olur.

Ömrün sonbaharı ölüm korkusu!

Dünyanın suyunu havasına, havasını ciğerine çekerler ve Adem ile Havva aile olur ve erkek ve kız çocukları olur ve kardeşler  büyürler  ve biribirileriyle evlenirler ve onların da çocukları olur, çocuklar çoğalır ordu olur. Ellerinde mızrak, katır kanatır!

Adem’in ve havva’nın çocukları neseb-i sahih mi değil mi, ben karışmam.

Bizde insanın piçine, ağacın puçuna rağbet yok ya!

Elalemin piçinden bize ne?

Adem maymuna benzer mi benzemez mi, ben ona da karışmam.

Maymunun elleri var, ayakları var. Gözleri var, gözyaşları var, tombul tombul memeleri var, Ademe ve Havvaya benzer veya benzemez ben yine karışmam!

Sıcak güneşte kavrulmuş kafalardaki beyinlerin ürettiği yalanlar böyledir işte! Kardeşleri bile birbiriyle evlendirir!

Kadın anayı  cariye yapar, piyasaya sürer ticaretini helal sayar, hak sayar. Maymuna çok benzedikleri için maymunları rakip düşünürler.

Aynaya baktıklarında yine de kendilerini maymun görürler.

Maymunlar insanlar gibi yalan söylemez ama iki ön ayaklarını el olarak kullanabilirler. İnsanlar gibi, hop ayağa kalk! İki ön ayaklar insanda da havada!

Bizim köyün bir evliyası vardı, Müslüman mı Müslüman, imanlı mı imanlı, alim mi alim!

İki Fatiha, bir Ayeti Kursi, bir Bakara, bir Yasin, bir Nisa al sana ilim!

Bizim mahallenin alimi “gavur icadıdır” diye çağın araçlarına binmezdi. Boyu posu, endamıyla, uzun sakalı, sarığı ve cübbesiyle eşeğine bindiğinde hep Nasraddin Hocayı aklıma getirirdi….

Hey be dünya! Sen ne mahalle alimleri, imanlı insanlar gördün!

Rabbini tanımaya kudretleri yetmeyince  ne hallere girdiler, ne rollere girdiler!

İnsanlar zifiri karanlığa battıkça Arap yalanlarına battı, tepeleri ziyaret yaptı üfürdü, ağaçlara çaput bağladı, üfürdü umuda katık yaptı.

Ölülerin mezar taşlarına yüz sürdü murat diledi, ölülerden medet umdu ömrünü bitirdi, ömrü gam ve keder, yara, kan, acı. Bu ne acı kader!

Şirk tanrı enflasyonunda İstanbul başta gelir. sağda ziyaret baba, solda ziyaret baba!

Telli Baba dedi telli turna tilili çekti, Zilli Baba dedi zil çaldı murat aldı.

Her Osmanlı padişahı ve paşası baş belası! Padişahın kabri bir başka kahir. Bursa bir başka bela. Kerbela başa bela.

Kasım Paşa kabadayısı yeni Osmanlı belası Abdul Recep Paşa  bir başka inatçı paşa. Küfürbaz mı küfürbaz!

Seninle olmaz be Hızır paşa! Al  küfürlerini Çankaya’ya git be paşa!

Baş belası paşa! Sizin kahrınızdan bankalardaki paralar firar etmiş ayakkabı kutularında, yastık altında saklanmışlar be paşa!

Paşa Cumhurbaşkanlığı Çankaya padişahı olunca sicili temizlenirmiş, hakkında cezai müeyyide de uygulanmazmış!

Bu paşanın paçası tutuşmadı. Üfürükçülerin medarı iftiharı Paşa paçayı sıyırdı!

Firar eden paralara af yok artık! Saklandıkları ayakkabı kutularında, yastıkların altında saklanacaklar.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

PÜSKÜLLÜ İHANET BELASI

Posted by kaniyasor 27 Şubat 2017

k.y.Kani Yado – 27.02.2017

TC yaman ve yamyam bir devlettir. Osmanlı Hamidiye Alayları geleneğini hem köy koruculuğu sisteminde devam ettirdi, hem de İttihat ve Terakki’nin Kürdleri kullanma tecrübesini günümüzde uyguluyor.

Bir lideri beğenip beğenmeme insanın hakkıdır ama Berzani’yi ele alırsak, O’nu beğenmeyenlerin ekseriyeti TC’in Kemalist kalıbından çıkmış gibi tek tip sabit fikirli olmaları bir tesadüf değildir.

İhanet konusu çok kıvraktır. En büyük hainler insanları ihanetle suçlayarak ihanetlerini gizleyebiliyorlar.

Kendine ihanet eden toplumların İslam coğrafyasında sıkça rastlanması da incelemeye değerdir. Bu çerçevede Ankara sevdalısı Kürdler için olumlu bakmak mümkün değildir.

68 kuşağının Fikir Kulüpleri dönemi ve Dev-genç dönemini yaşayanlar devletin sahneye koyduğu oyunları iyi bilmeleri gerekiyor.

Aslında bu dönemi yaşayanların TC’nin oyununa gelmemek için yeteri kadar deneyimleri vardı ama 70’li yıllarında devlet daha fazla insanların beynine hakim oldu.

Devlet güdümlü siyasi yapılanmalara tetikçilik yapan unsurların ve  TC Kontra teşkilatı JİTEM gibi unsurların korkusundan kimse derin devlet çalışmalarını ve buna bağlı unsurları sorgulayamıyordu.

Galiba Uğur Mumcu sorgulamaya başlar başlamaz öldürülmesi, insanları çok korkuttu. Sol da ümmet-i Muhammed fanatikleri gibi her kes ümmet-i Kemal  tarikatlarını savunan tarikat kapı kullarına benzedi.

Kimseyi konuşturmuyorlar. Sanki TC’nin gece bekçisi ‘Bekçi Murtaza’ komedisini yeniden seyrediyoruz!

TC devleti şimdi kuruluşuna izin verdiği, hatta kurdurduğu örgütler üzerinden toplumu kendi denetimine alıyor. Yarım yüzyıla yakın bir sürede TC bunu da başardı. Vatan Partisi ve benzeri oluşumların derin ilişkilerden haberi olanlar detayları ile birlikte bu  durumu iyi biliyor.

İsmail Beşikçi “devletleşmek Kürdlerin de hakkıdır” dediği zaman TC’nin Kürd basınına yerleştirdiği kendi kadroları O’na ağır hakaretler ettiler. Böyle durumlarda kendileri kabak gibi ortaya çıkıyorlar.

Artık bölge uluslararasılaştı. Kürdistan bölge idaresinin teşekkülü Kürdlerin iradesiyle oluşmadı.

Bölgede Amerika’nın ve müttefiklerinin çöl barbarlarına karşı mücadelede ayak basacakları uygun coğrafya gerekiyordu.

Her kes Kürdlere düşmandı, Kürdler ise kendine düşmandı! ABD denetimi olmasaydı Kürdler kısa sürede birbirilerini bitirirlerdi. Kuzey Kürdistan ise NATO sınırları dahilindedir. TC kasıtlı olarak Kuzey Kürdistan’ı şiddete sürüklediği gözden kaçmıyordu.

Birinci Dünya Harbi yıllarında Anadolu’nun yerlileri olan Ermeni ve diğer halklar soykırımdan geçirilerek Anadolu’yu talan edilip katliam üzerinde yaşam anlamına gelen  Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi.

Bu kanlı cumhuriyet hala kan döküyor! Kürdler ise ölümden daha ölümcül asimilasyona terk edildi.

Türkiyelilik politikası zehrinin dozu artırılarak Kürdlerin ulusal renginin üstüne TC rengiyle boyadılar. Ondan daha etkili asimilasyon imkanı varken katliama teşebbüs edilmeyecek. Kürd müttefik güçleri  düğmeye basmadan Kürdistan devleti ilan edilmeyecek.

Sanırım, Amerika Rojava’nın denetimini Türkiye’nin elinden alacak. Böylece Güney Kürdistan’la bütünleşerek Akdeniz’e ulaşması sağlanacak.

Bu uluslararası bir ihtiyaçtır. Kuzey Kürdistan Kürdistan ana parçasına bağlanmayacak. Kürdistan devleti de NATO üyesi olunca Kürdler arası sınırlar kendiliğinden anlamsız duruma gelecek.

Kürdistan Devleti ilan edildikten sonra, Türkiye’nin Kürd politikası ekonomik çıkarlar vesilesiyle değişecek. İşgal ile elde etme yerine, Kürd devleti ile geliştirmesi zorunluluğunda ekonomik ilişkilerle Türkiye daha kârlı olmayı tercih edecek.

TC, Kuzey Kurdistan’da çatışmalı dönemi kendisi yaratmıştı. Bu konuda bir şey söyleme gereği yoktur. TC Türkiye’de bu sorunu yaratarak aslında diğer parçalardaki Kürd ulusal talepleri engellemeyi düşündü.

Türkiyede müesses hale getirilen siyasal yapılanmanın personel gücüyle Türkiye çevresinde tampon bölgeler oluşturuldu. Bu tampon bölgelerle diğer parçalardaki Kürdler başarısızlığa yönlendirilecekti. Toprak bütünlüğü demagojileriyle Kürdler pasifleştirilecekti…

Koşullar değişti, Türkiye artık ne köy korucu ordusuna ihtiyaç duyacak ne de Kürdlerden siyasal koruculuğu isteyecek.

Türkiyelilik politikası ile Türkiye’ye yardım edenler, bir gün TC’nin emrine çalıştırıldıklarını anlayacaklardır.

Şimdilik Hamidiye Alayları’nın uzantıları çeşitli isimlerle icraatlarına devam ediyorlar. Hele bir TC Genel Kurmay’ından Recep Tayyip’e devredilen devletin kozmik sırlarını bir görseniz! TC, partilerin, örgütlerin başına atama yapmışlar. Bu rezillik dünyanın neresinde görülmüş?

Türk televizyonlarında birbirini şikayet eden ve Kemal’in ruhunu şad eden Kürdlerin  nasıl sahneye konduğu ancak o kozmik oda kayıtlarından öğrenebiliriz. Diktatör Recep ona da el koymuş.

Bir ara Ergenekoncular birbirine düşerken bir sürü sır, çarşav çarşav yerlere döküldü ama Kürdlerin okuma yazması olmadığı için okuyamadılar.

İslam mezarlığında biçimlenen Kürdler sadece kendi liderlerinin ağzından çıkan derin ayetlere inanırlar.

Kürdlerin gönlünde Selanik sevdası ateşlendikçe Kuzey Kürdleri TC’ye bağlılık yemini etmek için Ankara siyasetine hızla koşuyorlar.

Oysa Kuzey Kürdleri gölge etmeseler yeterlidir. 40 Yıldır Kürdler TC siyaset taşeronluğuna koşturuluyor. Biraz da oturup dinlenseler bari..Hakan Fidan bırakmıyor ki! Kollarından tutup kendi masasına oturtup oyalıyor…

 

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

HACI FIŞFIŞ TC BAŞKANI OLUYOR!

Posted by kaniyasor 23 Şubat 2017

k.y.Kani Yado – 23.02.2017

Toplum çöl vahşetinin Alici ve Muaviyeci üfürükçülüğüne saplandığında, bireyin iradesi makarna fiyatına düşer. Bu koşullarda referandum sonuçlarını tahmin etmenin de yöntemi bulunur.

En iyisi bir papatya çiçeğini alıp sırayla “Haci Fışfış Başqan olacak, Haci Fışfış Başqan olmayacak” deyip sıra ile yolmak!

Peki, Hacı Fışfış’lar ülkesinde demokrasinin kalitesi için toplumun da kalitesi ölçülmesin mi?

Her nedense Türk devlet adamları kendi birinci hamur has üfürükçü vatandaşlarının gönlünü, makarna değerindeki oylarını  kazanmak için Mekke’ye gidip Hacı Fışfış ünvanını kazanma gereğini duyuyorlar.

TC devlet adamları dünya insanlığı içinde itibar sahibi olmak için ise, Washinton’a da gidip Hacı olmak zorundadırlar. Mekke’de Haci Fışmış olunur da ABD’de Hacı Kışkış olunmaz mı?

Gerçekten bu Hacı Fışfış’lar tam hacı! Ankara Ak Saray dediğimiz Başkanlık Sarayı isminin ingilizcesi “White Haus” değil mi? İşte o bizim Whitte Haus!

Amerika 51 devletten bir USA olmuş. Bizim Ak Saray’da mutlaka Kürdistan devleti için başkanlık dairesi hazırlanmıştır.

Hacı Fışfış  Türkiyenin ismini “United States Of Turkey” şeklinde değiştirecek. Kendisi ise United States of  Turkey’s President Haci Fışfış olacak.

TC, mutlaka Kürdlere de bir başkan ataması yapmak için birini hazırlamıştır. Bizden söylemesi, hayırlı mı olur, hayırsız mı olur ona karışmayız!

Başkan Selahattin Demirtaş’ın siyasi hayatı öldürüldüğüne göre TC’nin gönlünde bir çatma Kürd başkan vardır.

Bir de meselenin gerçek görüntüsüne bakalım. Beş yıl önce yazdığım bir makalemde çağdışı Ak Parti iktidarını eşekle çekilen kağnı arabasına benzeterek, Türkiyeninmedar-ı iftiharı Hacı Recep Paşayı  nezaketen/usulünde yerin dibine sokup çekmiştim.

“Eğer bu kan bu zulüm, bu danışıklı siyaset böyle devam ederse yakında Sofu  Fetullah, kendi kağnı arabasının sürücü muavini Recep Tayyip Erdoğan’a  ‘Tayyo taş koy’  diyebilir.” diye yazmıştık.

Çağdışı üfürkçülerin partisi Ak Parti kağnısı, talancılıkta ün yapan Türklerin tarihi geçmişleri, sosyal yaşam biçimi, siyasal duruşları komedilere zenginlik katıyor ama trajedik komedi!

Yıllar geçti, Kürdleri TC ile danışıklı savaşa sokan, Deniz Bayka’lın memuriyetine son veren TC derin gücü, Kemal Kılıçtaroğlu’yu  CHP genelbaşlanlığına atadı. Hacı Fışfış’ı  Kasımpaşa külhanbeyliğinden TC diktatörlüğüne atadı.

Kenan Evren Paşa  Suudî Rabıta Teşkilatı’ndan aldığı bir deve yükü doları Fetullah’a teslim etti. Fetullah bu parayla neler yapmadı ki?

Eşek kulağı, eşşeğin boynuzunu geçer derler. Yani Tayyip’in kulağı Melle Fetullah’ın boynuzunu geçti.

Üfürükçü Recep, Fetullah ustasını solladı. Günler, aylar ve yıllar geçti nihayet o gün geldi ve  ‘Tayyo Taş Koy!’’ dendi.

Molla Fetullah’ın kağnı arabası AK PATİ çağımızın modern şoselerinde arızalanırken Molla’nın bedduaları Hacı Fışfış Recep Tayyip Erdoğan Paşa’yı çarpacak.

DAEŞ’in çökmeye başladığı bu süreçte Sofu Fetullah ile Recep Tayyip Paşa arasındaki darbe girişimi numaraları da işe yaramaz.

Ekonomi sinyal veriyor. Arabistanlı Hacı Fıfış’ların Türkiye piyasasına  petrol dolarlarını pompalamaları Türkiye’yi, Hacı Fışfış’ları ve onların ekonomisini krizden kurtarmaya yetmez!

Avrupaya göre ayar verilen TC’nin Nazi Sistemi stop ediyor, Tayyo Emmi taş koy!

Türkiye, freni patlamış bozuk kamyon gibi nereye çarpacağı belli değil. Bazen Yunanlılara ait keçilerin ve azad edilmiş eşeklerin yaşadığı kayalık adalara çarpıyor, bazen kendi askerlerini bombalatmak, Rus savaş uçaklarını kendi askerlerinin kaldığı karargahları bombalatmak için yanlış koordinat veriyor.

Türkiye kırk yıldır kendi askerlerini danışıklı savaşta vurdurarak ayakta kalmaya çalıştı. Tam anlamıyla Anadolu’da yaşayan ne kadar kereste artığı kevaşe halk varsa onlardan müteşekkil üfürkçü bir ulus yarattı.

Anadolu yerlilerinin kanı üzerinde yaşam kuran kevaşe devşirme Türk ulusunun kerameti katliamcı asaletlerinde mevcuttur!

Bu devşirme ulus  dönüşmedi ve kendi olumsuzluklarıyla üfürkçülükten başka bir şey geliştirmediler! Nihayet, Ak Parti ile üfürkçüler iktidar oldular.

Kürdler de üfürkçülükten nasibini aldılar. Doğu dedikleri Kürdistan’da Allah’ın Partisi anlamına gelen Hizb-û Allah  kurdular. Tayyo Emminin gazı yetmediği zaman,   Allah’ın bu askerleri Kürdlere gaz veriyorlar.

Biz Türklere ve Araplara insan olmayı öğretemedik ama onlar bize üfürükçülüğü bulaştırdılar. Biz onlara kadınlara saygıyı öğretemedik ama onlar kadınlarımızı karanlığa kapattılar.

Buna rağmen her koşulda güldük. Onlara ait mantıksızlıkların tozu dumanı güldürülerimizi süsledi.

Palu’nun Bulanık mıntıkasında annemin bir dayısı vardı. Gâvur icadıdır diye trenlere, otobüslere ve diger her türlü motorlu araçlara binmiyordu. Bu huyunu Osmanlı İslam Şeriatından kapmıştı.

Eşeğiyle bazen Hoşmat’a, Sekrat’a, Palu’ya, bazen Ohu’ya, Çabakçur-Sancak’a, Dersim-Çarsancak’a, gidiyordu. Kendisi beyaz ve uzun sakalıyla sanki Ehl-i Beyt’in nuranileri gibi tatlıydı. Devesi yoktu ama eşeği sarık ve cübbesiyle tam  uyum sağlıyordu.

O zaman trafikte az araç vardı. Süvari nuranî Melle yollarda rahvan eşeğiyle trafiğe canlılık katıyordu. Onu her zaman Çabakçur ve Elaziz  arasındaki seyr-i seferde bulmak mümkündü.

Ama zaman kıravatlı üfürkçülüğe yol verince sarığın, cübbenin itibarı yerle yeksan oldu. O muhteremlerin yerini Hacı Fışfış’lar aldı. Üfürkçü Melle Fetullah, üfürükçü Recep’ler türediler.

Son gördüğüm günlerde mümin dayının eşeği vefat etmiş, eşeksiz kalmıştı. Yaya yürüyordu artık.

Son model Mercedes’i aratmayan ve yakıtsız yürüyen eşeğinin hasretiyle ömrünün geri kalan kısmını yaşıyordu.

Modeli de pek önemli değildi eşeğin. Nuranî dayının ayaklarını yerden kesiyordu ya, ona yetiyordu. Yerli malı eşekti. Merzifon, Mekke, Kudüs, Kıbrıs veya Selanik cinsi olması fark etmiyordu.

Yerli eşekler eşeklilkleriyle ve kara gözlerile dünyada ün yapmışlar, elalemin eşekleri inatçı katıra benziyorlar.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KEMAL PAŞA’NIN ZURNASINDAN ÜFÜRÜKÇÜ RECEP PAŞA ÇIKTI

Posted by kaniyasor 19 Şubat 2017

k.y.Kani Yado – 19.02.2017

Kan üzerinde yaşam kuranların inşa ettiği devletlerin ayarlarıyla biçimlenen toplumların siyasal konumu da devletin özelliklerini taşır.

Kimse bizden biçimsiz toplumlara karşı saygılı uslup beklemesin. Anadolunun yerli halakların kanı üzerinde yaşam kuran zügürt toplumların ancak düdük diktatörleri olur.

Türkiye’de çok lanetlik bir siyasal ortam vardır! Bu statükoda sivrilen siyasi abiler de dünyanın değişiminden huzursuz!

Şöylek ki, “Ah eski günler ah!  Siyasi despotların kıymeti vardı, tabulaştırılan liderler tanrı değerindeydi, siyasi pazarlarda, siyasi borsalarda para ederlerdi” söylemlerini duyar gibiyim!

Geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Selanik’e!  Dünyada özgürlük rüzgarları esiyor, kim neder Yalova Kaykamını?

Recep Paşa üfürükçülerin geleneğine sahiptir. Bu da ayrı bir sorun. Bunlar Allahın askerleri sıfatıyla üfürürler. Hepsi sonuçta zügürt ünvanlara nail olmaktan kendilerini kurtaramazlar.

Şimdi dünyanın değişimiyle diktatörlerin boynuna bu kader kara bir kader olarak asılacak.

“Zügürt diktatör!” ünvanını Allah kimseye kısmet etmesin, çok acıdır! Hitler’in sonu, Muammer’in, fare deliğinde yakalanan Saddam’ın sonu nasıl oldu?

Recep Paşa bu ünvan için hazırlık yapıyor, Allah insanın sonunu  hayır etsin! Şimdi kara kara düşünüyor mutlaka!

İnsan zübük diktator durumuna düşerse her kes “Zübük diktatör geldi, zübük diktatör gitti…” diyecekler!

Tüm diktatörlük biçimlerinin sicili pek iyi değildir zaten. İnsanlar Osmanlı padişahlarından bahsederken çöl yaşamını veya Selanik Yeniçerilerini yad eylerlerdi!

Beton Mustafa çok biçimsiz bir nesil bıraktı! Türkiye’deki tüm politikalar onun biçimsizliğinde biçimlenen dinli, dinsiz, putperst-anıtperest oldular.

Maummer  Kaddafi, kendisi tarafından biçimsizleştirilen köleleri tarafından taşlarla linç edildi.

Beton Mustafa’nın kanlı milliyetçiliğiyle biçimlenen Ak Parti iktidarının gerici politik aklı da Beton Mustafa’nın heykellerini devirecekler.

Zübük olsun olmasın, diktatörlere göre hukuka dayalı çözümler gülünç çözüm şekilleridir, ama hesap verme anında bile erkekliklerinden, horozluklarından vaz geçmezler. Hitler gibi gür ve sert sesleriyle böğürürler!

İster onlara  züğürt diktatör deyin, ister demeyin onlar diktatörlüklerini bırakmazlar. Diktatör olma sevdası müzmin bir hastalığın sonucunda ortaya çıkmıyorsa, nedeni nedir, kimse açıklayabilir mi?

Zügürt Maho Ağa mağruriyetinin son günlerinde alçak bir sesle “köfteee” diye bağırırken ağalığını bırakmamıştı.

Onun itaatkar fedaileri, onun önünde Mehmet Metiner  olmayı devam ettiriyorlardı ama zügürtün artık kendi sadık kapıkuluna  verecek bir şeyi yoktu.

Ülkemizde özgür insanlar az olsa da yazıyorlar. Yazmaya yazıyor ama tavuk çiftliklerinin horozları itiraz ediyor.

Çünkü statükonun değişmesini istemezler. statükoda şiirler kral için yazılırdı, ilhamlar tanrı-liderler için gelirdi. Övgüler ulu hakanlara yapılırdı, kurtarıcı Şabanlar muhteşemdir!

Hani Türkler başçavuş’un anıtkabirine giderken  “atam sen kalk ben yatam” diyorlar ya ! İşte o meseleden bahsediyoruz.

İnsan siyasi karanlıkta bir yatmaya alıştı mı uyanmak nedir bilmez. Hep yatar, yata yata Diyarbakır karpuzu gibi şişer de şişer…

En iyi şişen karpuzdan sahibi nemalanır. En fazla şişen avanak hindiden, kümesi gözlemekte olan pusudaki tilki abi nemalanır.

Diktatörlerin kıçını yalamak, bastığı toprağı yemek, önünde  dört kat Mehmet Metiner olmak Kürdlere de bulaşmış olduğu görülüyor!

Uy havar Amerikan Başkanı TRUMP’tan selam var!

Demokrasinin ağırlığı altında olan devlet başkanları diğer ülkelerle ilişkilerinde aynı ağırlığı yansıtırlar.

AbdulTayyip Erdoğan’ın kırmızı hattaki telefonu çaldığında  Recep Tayyip Paşanın düdüğü susar, ödü kopar!

Hele Avrupa Birleşik Devlet başkanlarının Birlik raporları geldiğinde tir tir titrerler.

Bu zübükler çok iyi biliyor ki, Türkiye’de olduğu  gibi sunî millet ve devletlere Dolar ve Evro desteği çekildiği anda  bu ülkelerin liderleri ağalar, diktatörler gibi zügürt ünvanına kavuşurlar.

Türkiye’nin durumu çok vahim, zübük üfürükçülerin kayıtsız ve şartsız desteğinde  düdük diktatörlüğe tırmanıyor!

Gün gelecek zügürt diktatörler de eskici pazarında alıcı bulamayacak. Hitler’e, Hz. Ömere, Mehdi’liğe özenmek nafiledir!

Sahi Saddam Hüseyin sağ olsaydı, pazara düşseydi siz bu zügürt diktatöre kaç para verirdiniz?

Bu soruyu siyasi abilere sormuyorum. Sorsam Hasan Sabah’ın gogocularına benzer cevaplar geleceğine inanıyorum.

Kuzey Kürdistan’ın yönlendiriliş biçimini Allah kimsenin başına vermesin!

Bu düzen nasıl yıkılmalı?

Kürtler çok gürültü çıkarıyor ama bu düzeni yıkmıyor, tamir edip insanlığın başına bela ederse dünya insanlığına borçlu kalır.

Cumhuriyeti demokratikleştirme tamirhanesinde tamir ediyorlar. Tamirci ustalarına havale ediyorlar.

Türklerin ne zırtokrasisi ne de demokrasisi Kürtlere yarıyor: İkisi de Kürtler için ölüm fermanıdır, asimilasyondur, inkardır…

Biz kendi kaderimizi kendimiz tayın etmek zorundayız. Aksi taktirde zügürtlerin insafına kalırız!

Türkiye, zırtokrasiden  abdestli, namaz-niyazlı üfürükçü demokrasiye geçeceğine inanıyor ama bu demokraside Kürtlere inkardan başka bir şey olmayacak, Kürtler yine yaya kalacak!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ZÜGÜRTLERİN ZÜBÜK DİKTATÖRLERİ VE DÜDÜK RECEP PAŞA

Posted by kaniyasor 13 Şubat 2017

k.y.Kani Yado – 13.02.2017:

Paşalar konusu açıldığında mutlaka zübük diktatörler akla gelir. Düdük dendiğinde düdükçü diktatör Kenan Evren Paşa’yı hatırlamamak mümkün değildir. Rabbim rahmet etmesin! Paşa düdüğünü öttürdüğünde, herkes kapıkulu sadakatinde Kenan Evren’e karşı hazırola geçti!

Düdükçülerle hiç barışık olamadık. Kenan Paşa’nın en zırzır döneminde “düdük Kenan” dediğimiz için az kalsın canımızdan oluyorduk.

Düdük Kenan Evren öldü. Şan/şeref mahrumu paşa unutuldu gitti, şimdi yerine O’nun halefi muhteşem Recep Paşa düdüğünü öttürüyor! TC Cumhur diktatörüne Kasımpaşa kabadayısı Düdük Recep Paşa desek çok kaba olur ama ağzımızdan fırladı bir kere!

Herkesin diktatörlerin karşısında kapıkulu sadakat numunesi Mehmet Metiner olduğu koşullarda değişen ne?  Mehmet Metiner’e eğri diyenler kendi diktatörlerine karşı dört kat eğiliyorlar. Bu kapıkulları da eğile eğile hepsi Mekke develeri gibi eğri kalmışlar.

12 Eylül düdük Evren Paşa’nın askeri anayasasına karşı kabul edilen anayasa tasarısını referanduma götürme kararıyla beraber düdükçü zübük diktatörlük konusu tekrar gündeme geldi.

Düdükçü paşalar her zaman maçı paydos etmek için düdük çalmaz. Bazen de koyunları suya götürmek için veya koyunları referandum sandığına götürmek için paşa düdüğü çalar.

Bu konu tek tanrılı siyasetlerde her zaman ön planda olan mevzudur. Düdükçü diktatör Recep Paşa’ya  EVET dense veya HAYIR dense de düdük düdüktür, diktatör diktatördür, fark etmez!

Sizce toplum zübük olduğu için mi diktatör düdük oluyor, yoksa diktatör düdük olduğu için mi toplum zübük oluyor?

Kürdler de Türkiyelilik politikasıyla TC devletinim tekçi diktatörlük sistemine  maşa olmuyor mu?

Böyle maşaya öyle muhteşem Recep Paşa!

Düdükçülüğün gülünç ihtişamı dünya komedisi oldu! Siyasal futbol sahanın sağcı düdüğü, solcu düdüğü, ortacı düdüğü…

Al sana yerli Türkiye Cumhuriyeti ürünü üfürükçü zübük düdükçülüğü!

İşte size zübük diktatörlerin en ihtişamlı paşaların paşası Kasımpaşa kabadayısı muhteşem Recep Paşa!

Türkiye, hem kendisi için hem de Kürdler için devlet üretme çiftliğinde yerli malı siyasetçi üretiyor, neden diktatörler üretilmesin!

TC, hem paşalarını hem de paşa düdüklerini yerli üretimden karşılıyor, üretim fazlalığını DAEŞ’e gönderiyor.

Türkiye’nin derin devlet mekanizması, Türkiye’nin dinamiklerini ve kendi  yerli malı Kürdleri kullanarak, Kürd öncü dinamiklerini örtülü yöntemle itibarlaştırarak Türkiyeci Kürdleri öne çıkaracaklar.

Bu yüzden HDP’nin eş Başkanı ve Türkiye Kürd demokratik halk lideri Selahattin Demirtaş etkisizleştirilip, Kürdleri TC’ye kapı kulu yapan Mr. KİM kalitesinde bir lider süreci başlatılıyor!

Mr. KİM kalitesinde İdi Amin vardır, zindandaki karşıtlarını kendi makam odasında kökünden sünnet ediyordu.

“Kim ne’der  KİM’i, kim ni’der Mısır Sultanını ve Yalova kaymakamını…

Düdükçülüğün her biçimi Türklere ve Türklerin kuyruğuna takılan Kürdlere bulaşmış ama dünya değişti, kim takar Türkiye’yi?

Kim takar karanlıkta ve samanlıkta MİT ile gizli görüşmelerini, TC’nin kalleş Türkiyelilik planlarını?

Toplumlar arası görüşmeler  erdemli toplumların usulüdür. Tek irade yoktur, toplumsal irade vardır!

Karanlıklar kara kara düşünmekteler. Artık kimse ne avcı kafesindeki kekliği ve ne de avcıyı  takar!

Şimdi birileri sinsi sinsi, gizli gizli insanların gözlerinin açılmasından yakınıyor: Ne güzeldi ve ne muhteşemdi eskiden! Büyük vardı, küçük vardı. Büyüklük vardı, küçüklük vardı, büyük küçüğe binerdi…

Küçük büyüğün önünde Mehmet Metiner olduğu koşullarda bir ilahi düzen oturtulmuştu devletlerde, örgütlerde, cemaatlerde. Tanrılaşmalar, tanrıçalaşmalar, camêrler bir başka ihtişamlıydı….

Bir insanla karşılaştığınız zaman insanın karşısında saygıdan her kes  Mehmet  Metiner olurdu, secdede iki kat olunurdu.

“Ah eski günler ah!” tekerlemeleri! Hanedanlardan, şah ve sultanlardan, hakanlardan, başbuğlardan, hanlardan ve şaklabanlardan,  anıtkabirsiz ve anıtkabirli diktatörlerden, prenses tavuk ve çil horozlardan bahsedilirdi!

Şimdi dünya değişti “pere tunç oldi insan pinc oldi” kim ne yapar Yalova kaymakamını? Ve basarlar kahkahalarını!

Kürdü durduramazsınız!

Bedeller var bedeller! Adalet yerini bulmalıdır. Kürdistan’da  Türkiyeliliği siyasi cambazların sahnesine koyanlar, Türkçe konuşanlar, Türkçe konuşturanlar hesaba duracaklar!

Metropolde ev hapsinden farksız villa yaşamında bile rahat göremeyecekler!

İkinci Cihan Harbi’inden sonra Maho Ağaların paçası tutuştuğunda bu günlerin geleceği belli olmuştu.

Zügürt ağalar “ heyhat baş ayak, ayak baş olacak!” diye hayıflanırdılar. Ermeni, Suryanî kanı üzerinde yaşam kurulurken göbeklenirdiler…

Gerçekten o günler geldi. Yöremizin ağaları, 1960 yıllarının ortasından itibaren sonbaharda hasılat günlerinde köylülerden haraç koparamayınca  “axayê bırçî” ünvanına kavuştular, kimse ağaları takmaz olunca ağalığı siyasi ağalıkla besleyerek dünya komedi aktörü sünnetçi diktatör İdi Amin’in sayesinde yeniden eski ihtişamlarına kavuştular.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »