kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

ZEHİRLENEN TURGUT ÖZAL’DAN, ÇILDIRTILAN RECEP TAYYİP’E

Posted by kaniyasor 16 Ocak 2019

k.y.Kani Yado – 16.01.2019

Turgut Özal’ın liderliğinde oluşan sivil inisiyatif partisi ANAP, TSK’ın kurduğu sivil görünümlü MDP partisini hezimete uğratamasından sonra yenilgiyi hazmedemeyen TSK, Türkiye’de sivil iktidara karşı yarattığı çatışmalı ortamla her tarafı kırıp geçti!

Varşova Paktı karşısında NATO bünyesinde oluşturulan Avrupa Gladiosu’nun İtalya’daki en azgın kolu İtalya Gladiosu, Temizeller Operasyonu’yla tasfiye edildikten sonra 1998 yılında Operasyon Türkiye Gladiosu olan Ergenekon’a kaydırıldı.

Bu Operasyon eski dünya ile yeni dünyanın hesaplaşması olduğu gözden kaçmıyordu. Ergenekon Operasyonu’na Öcalan’ın Suriye’den çıkarılıp Türkiye’ye getirilmesi ile start verildi. Beklenmedik anda gerçekleşen bu durum, derin yapıların hoşuna gitmemişti.

Türkiye artık uluslararası gücün denetimine girdiği anlaşılıyordu. Bu yüzden T.C. derin devleti dediğimiz Ergenekon bunu uluslararası komplo olarak değerlendirip tepkisini gösteriyordu.

Eğer gelişmeleri iyi izlersek ve gerçekleri görmek istersek ne Türkiye eski Türkiyedir ne PKK eski PKK’dir. Eski T.C. Ergenekon devleti PKK ile karşıtlık temelinde birbirini besleyen ve birbiriyle çatışmalı iki güç olarak görünüyordu.

Silivri misafirhanesinde mahkûm generallerinin Türkiye’nin rant cennetinden umutları kesilince Ergenekon’la uyumlu olan entegre yapıların da umutları kesildi.

Herkes tarafından Kemalist belanın ve bu belanın ürünü olan militarizmin ebediyen devam edeceği düşünülürken ne oldu da değişim rüzgarları esti?

Türkiye’deki tüm Müslümanların dinini ve imanını ele geçiren TSK Genelkurmay’nın derin kamu görevlisi Fetullah Gülen’in yerine ve şimdi kendi öğrencisi Recep Tayyip Erdoğan hazırlanıyordu.

Fetullah Gülen de Teşkilat mensubu Saidî Nursî’nın vefatından sonra bu derin Teşkilat için hazırlanmıştı.

Nasıl bu duruma gelindi?

Kapitalist ülkelerde ortaya çıkan ve hatta NATO dayanaklı katil Gladyo çetelerinin tasfiyesi durup dururken ortaya çıkmadı.

1987 yılından itibaren Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Yüksek Meclisinde insan temel hak ve özgürlüklerinin önünü açmak için hem ekonomik kararlar hem de açıklık politikası karar altına alındı. Nato ve ABD ile silahsızlanma anlaşmaları imzalanmıştı.

Gorbaçov’un döneminde Sovyetler Birliğinin kamusal mülkiyete dayalı tek tipliliğe dayalı sistemden açıklık politikasına evirilmesi karşısında kapitalist dünyanın soğuk savaş sürecinde Sovyetlere karşı konumlandırdığı tüm kontra çetelerini bertaraf etmek zorundaydı.

İnsan temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden Gladyo çeteleri tasfiye edilmesi gerekiyordu. Türkiye’de de Sovyetlere karşı kurulan çetelere ve denge örgütlerine artık ihtiyaç yoktu.

Devlet içinde daha güçlü devlet haline gelen bu çeteler elde ettikleri imtiyazları, ekonomik çıkarları, kurdukları mafya organizasyonlarıyla elde ettikleri büyük gelir kaynaklarını bırakmak istemiyorlardı.

Ergenekon Gladiosu’nun ana karargâhı TSK sürekli iktidarda kalmak için darbelere yapay haklılık kazandırmak için örgütler kuruyor veya kurulan örgütlerle ilişkiler sağlayarak yönlendirebiliyordu.

TSK 12 Eylül öncesindeki süreçte iktidarları kendi vesayetinden tutmak için 1970’li yıllarında hazırlıklar yapıldı.

12 Eylül sonrasında sivillerin Özal’ın etrafında kenetlenip iktidar olmasıyla birlikte TSK lehine istikrarın bozulması için derin politikalar üretilirken her nedense bu süreçte Kürdler Ergenekoncu TSK’nin vesayet kudretinin güçlendirilmesinde işlerini kolaylaştırıyordu.

Kürdler mağdur edilen bir halk olarak dünyanın desteğini alması gerekirken, T.C. Kürd siyasal dinamiğini terörize etmesini başararak terörist listesine girmesini sağladı. T.C. bunun için hayli çaba harcadığı ve beceri gösterdiği gözden kaçmıyordu.

Ergenekon ismiyle çeteleşen Gladio örgütünün kesin çöküşünden önce TSK’nın yer yer kendi askerlerini toplu halde Kürd savaşçılarına kırdırarak iç ve dış politika malzemesi elde ediyordu.

MİT elemanları tarafında Kürd çocukların ellerine harçlıklar verilerek arabalar yakılıyordu.

Bu durumlar basına yansıdığı halde Türk toplumu Kürdleri günah keçisi olarak görmekten vazgeçmiyordu. Derin askerlerin sesleri medyaya düştüğü halde Kürd düşmanı olarak düşman kalmaya kararlı Türkler yeteri kadar tepki göstermek istemiyordu.

Türk toplumu Kürdlerin karşıtlığında öyle politikleşmişti ki, Kürdleri suçlamayı kafasına koyarken bu durumları görmek istemiyordu. Türk toplumu bazen askeri düdükle nasıl barışçı kesildiyseler o zaman da herkes Kürd düşmanlığı temelinde savaştan yana olmaktan vicdanları sızlamıyordu.

Birdenbire ne oldu da her kes barışçı kesiliyordu?

O halde bu toplum devletin düdüğüyle oturuyor, devletin düdüğüyle kalkıyor! Devlet MİT görüşmelerini sağlıyor, Kürd toplumunu hiçe sayarak MİT görüşmeleriyle istediklerini elde ediyordu.

Devlet Kürd toplumunu Kürdlerin eliyle devre dışı bırakarak Kürdlerin temel meşru haklarını savunmalarını engelledi. Devlet kendi işbirlikçi Kürdleri üzerinden istediğini gayet kolaylıkla alıyordu.

Böylelikle, Kuzey Kürdlerin daha önceki söylemleriyle şimdiki söylemleri de birbirinden çok uzaklaşıyordu! Kimse toplumun iradesinin hiçleşmesine bir anlam veremiyor, hiçbir şeye anlam veremediği halde devlet Kürdleri istediği biçimde yönlendiriyor.

Kürdler Ortadoğu’da kilit rolde olduklarının bilincinde değildir, sadece kendilerini Türkiye’nin hedeflerine kurban ediyorlar.

Bundan sonra tüm coğrafyada önemli gelişmelerin olacağı muhakkaktır, toplum her zaman bekçi düdüğüyle mi düşünme ve hareket etme beklentisi içinde olacak?

Türkiye önemli bir sürece girerken biz Türkiye üzerinden Ortadoğu politikasını yorumlamaya çalışıyoruz. Aslında Kürd faktörü üzerinden düşünmek bizim için daha sağlıklı olur.

Ortadoğu değişiminin temel aktörleri Türkiye ve Türkiye’nin tarihi, siyasi ve inanç kardeşi İsrail bölge dengelerinde inkâr edilemez bir gerçektir. Çünkü hem İsrail hem de Türkiye Cumhuriyeti dünyayı karanlığa götüren eski sosyal ve siyasal yaşamı tasfiye etmek için devlet olarak konumlandırılmışlardı.

Ortadoğu’da, Kuzey Afrika ve Avrupa’da büyük tahribatlara neden olan Osmanlılardan kalma enkaz üzerinde Avrupalıların kurduğu Türkiye’nin jeopolitik önemi şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Aynı Türkiye şimdi Ortadoğu’nun değişim sürecinde zorunlu olarak aldığı misyonu Kürdler olmadan icra edemez.

Türkiye bu gerici haliyle uygar dünya için bir köprü olurken, Kürdistan Mezopotamyalı olarak Mezopotamyalı diğer kardeş uluslarla birlikte değişimin aktörleri durumundadırlar.

Kürdler yalancı İslam kardeşliğinden yediği darbeden sonra uygar dünyanın yanında yer almak zorundadır.

Sanırım bundan sonra Kuzey Kürdleri Güney Kürdlerini devlet kurmakla suçlayıp T.C. devlet babalarına şikâyet etmezler. Dünya uygar kamuoyu bu şikayetleri ahlaki görmüyor.

Bundan sonraki süreçte Kürdlerin çıkarılacak sivil anayasanın eşitlikçi olabilmesi için ırkçılığıyla tanınmış Türk toplumuna güven duyup duymayacağı çok tartışılacaktır.

 

Barış sürecini ne Kürdler ne de Türkler dayattılar. T.C. derin siyaseti gerekli gördüğünde çatışmalı ortamı yaratıyor veya istikrarlı ortam yaratıp sonucundan siyaset üretiyor.

İç ve dış politika gereksinimini bu yolla elde ederken, Kürdlerin aleyhinde durumlar hasıl ediyor. T.C. için gerekli olan Kürd ve Türk derin siyasetinin ipleri aynı derin merkeze bağlıdır.

Koşullar değiştiğinde T.C. herkese barış ve kardeşlik şarkılarını ezberletiyor!

Toplumun zekâ ortalaması 7 yaşındaki ilkokul çocuklarının düzeyinde olduğunda TC toplumla kolaylıkla oynayabiliyor. Bu koşullarda merhum oyuncu Ahmet Kaya için bir tabak-çatal senaryosu sahneye konup kardeşlik şarkılarını koro halinde söyletilebiliyor.

Türkiye toplumu Kürdlerin varlığına tahammül edemeyecek durumda olduğu biliniyor. Bu durumuyla Türk toplumu demokratik bir anayasayı nasıl karşılayacağı merak konusudur.

 

 

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ARAPLAR VE TÜRKLER KÜRDLERE KARDEŞ OLAMAZLAR

Posted by kaniyasor 12 Ocak 2019

k.y.Kani Yado – 12.01.2019

Kürd milli meselesinde her kes ihanetten bahseder ama kim ne kadar ihanetin kirliliğini taşıdığını görmek istemez. Kürdlerin acıları kadar, Kürdlerin kendi milletine ne kadar acı verdiğini de görebilmelidir.

İnsanlar birbirini hainlikle suçlamadan önce Kürd düşmanlarının yanında durarak Kürd milletine ne kadar hainlik yaptığını sorgulayabilmelidir.

İhanet diyoruz, ihanetin bir tanımını neden yapmıyoruz? İhanetin de bir tanımı vardır. Toplumlar  Arapların ve Türklerin inançlarına, geleneklerine ne kadar bağlıysa o kadar ihanete eğilimlidir.

Biz Arapların ve Türklerin dininden, imanından, kültüründen, ihanetinden kopmadan hiç bir erdemini yeniden milletimize kazandıramayız.

TC ve Arap derin unsurları tarafından sürekli yeni nesiller zehirleniyor. Derin devletler Kürdleri kendi milli erdemlerinden  uzaklaştırmak için solda ve sağda çok rezilce nazariyeler uyduruyorlar!

Arap ve Türk yaşam tarzından uzak olan Kürdler Arap barbarların renklerine dönmedikleri için nasıl aşağılandığını hatta linç edildiğini, hatta dillerinin kesildiği gördüğümüz acılarla tarihe geçtik.

Milli kimliğimizi İslam öncesi Kürd asaletinde aramak zorundayız. Geleneklerimiz unutulmak üzeredir. Hiç bir Müslüman toplumun eli temiz değildir.

Biz bu kirliliğin içinde milli varlığımızı temize çıkarmaya çalışmak zorundayız.

Biz bozulmuşluğun içinde milli vasıflarımızı da bu toz ve dumanın içinde arayıp bulmalıyız! Biz Müslüman komşularımızdan ne kadar uzak, ne kadar farklılaşırsak, insanlığa o kadar yakınlaşırız.

Biz zorlu doğaya uyumlu savaşçıyız, bizim savaşçı sorunumuz yok, zihniyet sorunumuz vardır. İhanet Arap zihniyetinin Kürdlerde bıraktığı çirkin bir izdir!

Müttefiklerimiz bu yüzden bize olan güvenleri de zedeleniyor. Serpêçıkliği Kürdlere  dayatmasınlar!  Dünya kesinlikle laik demokratik olmayan bir belayı başına almaz.

Zaten dünyanın başında yeteri kadar müslüman gerici belalar vardır. Mele Mustafa Berzani ile ilgili nazariyeleri 1950lerde 1960’larda okuyorduk. Bugün kendilirine ilerici diyen Kürdlerden daha ileriydi. Kürdlerin milli esaslarını mutlaka dünya insanlığına anlatmalıyız.

TC’nin ve Arap cemaatlerinin yönlendirdiği işbirlikçi siyasal aktörler gerçekleri bilerek anlatmıyorlar veya Kürd düşmanlarının lehine çarpıtıyorlar..

TC devletinin dünya insanlığına düşmanlık yapması için talep ve tahrik unsuru olduğu ortadadır.

Kimse Avrupa toplumlarında olduğu gibi, Türkiye’de farlılıkların birarada yaşaması imkânlarının olabileceğini iddia edemez. Türk toplumu barbarlığı kanıksamıştır.

Kürdler de Arap İslam kültürüyle kirlenerek kendi içinde de barışık değildir.

Türkiye’de devletin inşa ettiği kurumsal ve derin devlet güçleriyle yapay karşıtlıklar yarattı.

TC’nin biçim verdiği herkes, Türkiye için kan pompalayan ve sonuçta TC devletini kazançlı çıkaracak sonuçları amade etmek için siyasal hizmet icra ediyor.

Biz Kürdistan’ın özgürlüğünü istiyorsak, TC’nin siyasal ve taktiksel ihtiyacından dolayı sergilenen oyuna girmek zorunda değiliz, neden her davranışımız TC ile uyumlu?

Türkiye’de planlanan stratejiyle hem siyaset ve hem de din, Türkiye için hizmet verir. Kürdlerin kendi kaderlerini belirlemek için siyasette kaç metre kare yer kalır?

İnsanın ayak basacak yeri yoksa hiç bir şey yapamaz. Şu bir gerçek ki, Türkiye’de Kürdler hiç bir şey yapmasaydılar en azından Kürd kalırlardı.

Kürd millî erdemlerini, Kürd millî kültürünü muhafaza etmeden geliştirilen gürültünün bir anlamı yok.

Kürdler kendi evrensel haklarını istimal edebilecek duruma gelebilirlerdi. Şimdi Kürdler Kemalsizm ve Mekke Alicilik ve  ehl-i Sünne putperestliğini savunuyorlar.

İnsanlarımızın ismi Arapça ise, soy ismi Türkçe ise, Arapça selam veriyorlarsa kendilerini mili erdem tamirhanelerine çekip tamir etmek zorundadırlar.

Ruh dünyaları kendine ait olmayan bireylerin oluşturduğu milletler biterler.

Arap zebanilerinin selamıyla, kelamıyla şekillenen her birey ve her millet bitmiştir. Eğer hala bitmeyen kaç kişi varsa onların üzerinden arabesk ve alaturka olmayan bir erdem kalesi inşa etmek zor değildir.

Peki, devletin Kürdlere karşı Kürdlerden oluşturduğu ihanet barikatları  nasıl aşılır?

İsraillilerin unutulan dili bir erdemli İsrailli aydın tarafından kurtarıldı ve bu uğraş bir milletin dirilişini sağladı ve çöl zebanilerinin karşısında bir erdem kalesine dönüştüğüne tüm dünya insanlığı şahit oldu.

Ülkesini sevmek, bölge Arap gericiliğinin Kürd korucusu Selahaddini Eyyubî’nin Putperest Arap koruculuğunun kahramalığına benzemez. Aksine kendine erdem kaleleri inşa etmek için kendi milletini onurlandırır.

Biz tarihimizdeki işbirlikçilikten ders çıkarmadan şimdiki TC siyasal koruculuğana karşı duruş sergileyemeyiz.

Kürdler Araplardan daha Arap, Türklerden daha Türk olan ruh halleriyle müttefiklerimizin bize karşı güvensiz olmalarını sağladık. Yoksa devletleşmenin yarattığı fırsat müttefiklerimizle çelişmiyordu.

İnsan ruh dünyaları Araplaşan tek bir Kürde güvenmemeli. Çünkü insanı insanlıktan çıkaran köleci toplum dinsel ideolojisini çok iyi biliyoruz. Temel mesele budur, diğerleri teferruattır.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TAHAKKÜM GÜDÜSÜ VE ÇAMUR İNSAN

Posted by kaniyasor 8 Ocak 2019

k.y.Kani Yado – 08.01.2019

Tahakkümden bahsedildiğinde sicili bozuk insanlar gibi pusu, tuzak ve avlanma stratejilerine sahip canavarlar ve mağdurlar akla gelir. Ormanın ihtişamlı diktatörü ayı deyip geçmemek gerekir.

Orman kralı vahşi aslan ve kaplanlarla, bunların  av artıklarından yararlanma siyasetinde uzmanlaşmış çakalların stratejileri insanların çakallığını bile aratmıyor!

Çiçeklere sevgi ve yaşama tad dölleyen, yaşamı sabah rüzgarı romantik hafifliğinin mutluluğunda uçan kelebekler bize işaret ettikleri özgür yaşam biçimlerini anlamamak mümkün mü?

Çöl vahşet ideolojilerinden, siyasetin çavuşlarından uzak tanımlamaya  sahip bal toplayan emekçi arıların en iyi balı ve en iyi armut cinsinin ihtişamlı müşterisi ayının bize verdiği dersler…

Ne biz Rabbimizin bu güzel özgürlük yolcularından ders çıkarabildik, ne de vahşetin karanlığında bize tahakküm etmeye çalışan din ve siyaset istismarcıları dediğimiz ayılar!

Ey çamurdan insan oğlu insanlar! İnsanın cinsiyetine dahi dil uzattınız, ana kadının analığını bile küçük düşürdünüz! Güller, çiçekler, arılar, insanlar ana ve babaların aşklarıdır.

Gülleri, çiçekleri, aşkları doğadan ayırmak ekolojik denge ihlalidir. Bunun cezası cehennemin  necaset kuyusuna atılmaktır ey erkek cehennemlikler!

Cinsiyet ayrımı köle sahiplerinin kurduğu erkek egemenli sisteminden bize kalan mirastır. Bu sistemin ideolojisi siyaset ve dinden beslenir. Bu egemen erkek köle sahipleri sınıfının tanrısal-kamusal mülkiyete dayalı komünal yaşamı esas alır.

Halife Ömer’in Muhamediye orduları, altında iki ırmağın geçtiği, üretime dayalı ganimet ülkelerini talan etmek istedikleri için köle savaşçılara cennetten hurî dedikleri Kürd, Asur ve fars kadınlarını cariye olarak vaddediyordu.

Mezoptamyalı kadınları esir alıp cariye pazarlarına sürülmesinde elde edilen ganimetlerden savaşçı kölelerin komünal yaşamına harcanır… Aslında cepçi Recep bu sistemin özlemi içindedir.

Bir sınıfın diğer sınıf özerinde vahşi erkek tarzında tahakkümün olduğu yerde her rezalet olur. Hele çöl koşullarda durum çok vahimdir. Henüz iki ön ayaklarını yeni el olarak kullanan Barbaristan çöllerinde cinsel ayırım,  sapıklık boyutundadır. Vahşiler kendi mitolojilerinde Kadın Havva Ana’yı çamur Ademden doğurtur.

Rabbimiz Huda’nın mihrivan ve dilovan olan hikmetlerinin doğuran, seven, doyuran kadın anada olduğuna tahammül etmeyen zalim erkek dinleri ve siyasetleri, erkek egemen sistemine ait olan dinin tahakküm idolojisini insan beynine işliyor.

Kadın anayı çamurdan Adem’den peyda ettirilme yalanının neden olduğu tahrifatların sonuçları üzerinde ezberlere takılı kalmadan biraz gözlemci gözle bakalım ve aklıselimle düşünelim!

Bir bakın çöl yalanlarına inanan ülkeler ne hale geldi?

Çöl egemen ideolojisinin beslediği, geliştirdiği köleci toplum aile ve klan yapılanmasının içindeki bireyin ruh dünyasına bakalım. Sahibi adına öldüren tazılar dediğimiz ordular.

Egemen köleci sınıfın tahakküm şekli Tanrısal-kamusal mülkiyete dayanır. Din şeriatının istibdadı altında kalan insanlar efendilerinin komünlerinde yaşamlarını sürdürürken, cinsiyet ayırımını en yüksel dozda ve en vahşi biçimiyle ortaya çıktı.

Toplum sınıflara ayrıştığından önce ilkel yaşam ile dinlerin ideolojik ve sınıf egemenliğinin iktidarlaşması dönemleri farklıdır.

İnsanlar sınıflara ayrılmadan önce insan unsuru piyasa malı olarak değerlendirilmedi.

Din ideolojisiyle korkuluk haline gelen köle sahiplerinin egemenlik döneminde köle mal olarak en geçerli emtiadır.

Burada kadın, erkeğin hayvansal güdüleri için cazip görüldüğü için daha tercih edilen cariye köle durumundadır.

Köle sahipleri sisteminin piyasasında egemen erkeğin vahşi hayvan karakteri çok öne çıkar.

Bu yüzden çöl vahşileri din ideolojilerinin gereği olarak köle sahipleri sınıfının öncü bireylerinin ihtişamlı duruşlarıyla damızlık boğa karakterinde tabulaştırıldılar.

Sınıfsız ilkel yaşamda ortaklaşma, ihtiyaç maddelerini tolayıp aralarında paylaşarak tüketme yaşamına komunal toplum denemiyor. Çünkü burada mülkiyet unsuru yoktur.

Kamusal mülkiyete dayalı yaşam ancak komünal olur. Her sınıfsızlık komunal değildir. İnsanın olmadığı yerler de sınıfsızdır ama komünal değildir.

Günümüz koşullarda din şeriatının ekonomi politikaları kamusal mülkiyeti esas alan köleci toplum gelenekli komünist siyasal yaşam ile tahakkümcü sınıfın kurbanı olan 19. yüz yıl komünist sistem arasında fark yoktur. Bu yüzden çöktü ve alay konusu oldu.

Lenin ölmeden önce tehlikeyi gördü ve tehlikenin niteliğini ve nedenlerini açıkladı. Tarihin çarklarını geriye çeviren karakteriyle tanınan köylülüğü örgütleyen yapay  siyasal aktörlerin de Türkiye dahil bir çok yerlerde gördük. Polpot rejimi bir faciaya dönüştü!

Köyden firar edip İstanbul’a paraşütle inen köylü sosyalizm iddiasıyla fabrikaların önünde işçilerle çatışırsa biz bunu nazariyeye çevirip sunmak zorundayız.

Bizim bir Apê Musa’mız vardı. TC taşeronluğunda geliştirilen piyasa siyasetine göre düşünmezdi. Siyasiler ona tahammül edemediler, Jitem’e servis edip yok ettiler. Çünkü beyni TC’nin Türkiyelilik siyasetine kodlanmamıştı.

Apê Musa ezber kalıplar yerine bilime, bilimsel yönteme uygunluk mantığını ölçü alıyordu. Siyasi taşeron yapılanmaların korkusundan halk ona layık bir şekilde cenazesine bile sahip çıkamadı.

Şimdi gerçekler, TC tarafından beyni kodlanmış siyasal aktörlerin kalıbına uymuyorsa siyasetin hergele pazarında değer kazanmıyor.TC bize renkli yaşamı reva görmüyor. Özgürlüğün bereketinde düşünemiyor ve yaşayamıyoruz.

Geçmişten günümüze kadar, egemenlerin beynimizin karanlığında inşa ettikleri TC ve Mekke Arap karakollarda çavuşlar, başucumuzda namluları bize uzatmış…. Anlatılacak çok şey var, anlatamıyoruz, tutsak kaldığımız kendi çamurumuzdan yarattığımız tabuların kapıkulluğunu terk etme yasağı var!

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TC AYARLI SİYASAL AJİTASYON VE ATMASYON

Posted by kaniyasor 4 Ocak 2019

k.y.Kani Yado – 04.01.2019

TC ayarları projeler masasında ajitasyonun mu yoksa atmasyonun mu öncelikli olup olmadığını biz bilmiyoruz ama canımızı yakan devlet ayarlarının sonuçlarını hepimiz gördük.

Türkiye’de toplumun sosyal ve siyasal duruşu TC devlet ayarlıdır. Buna bir örnek verirsek,Türkiye’de en fazla ezilen millet Türklerdir, buna rağmen Kürdler Türkler tarafından ezildiğini iddia ederler. Oysa ezilmek bir devlet projesidir.

“Demir dövüle dövüle çelikleşir” atasözü, Kürdler dövüle dövüle köleleşir biçiminde TC devlet projesiyle uygulanıyor.

Kürdlere “kendine düşman saydığın çekik gözlü Türk hiç gördün mü?” diye sorsak bize Karadeniz Rumlarını, Avrupa göçmenlerini, Müslümanlaştırılmış Orta Anadolu Ermenilerini, Türkleşmiş Ege Greklerini gösterecekleri muhakkaktır.

Artık Anadolu halklarının kendi yaşam alanlarında elbirliğiyle uygar bir yaşam örnekleri olması olanakları yok oldu. Kim toplumu bu şekilde insanlıktan çıkarıyor?

TC istediği şekilde toplumun çeşitliliğine dokunmuş. Birlik ve beraberlik söylemi ile Kürdleri düşman gösterip dışlarken kendi insanları insanlık değerlerinden koparmış, dünyada sorumsuz ve ucube bir biçim şeklinde görünür hale getirmiştir.

TC çeşitliliğin zenginliğini nasıl iğrençliğe çevirdi?

TC, Kürdlere öyle radikal siyaset ayarı verip Türkiye toplumuna Kürd düşmanlığı yarattı ki, Türk kimliğiyle yaşayan diğer halkları Kürdlere  düşman hale getirip insanlık değerlerinden uzaklaştırdı.

Çiftliklerde düşük ücretle çalışan Kürdler, inşaatlarda düşük yevmiye ile çalışan Kürdler, Kürdçe diliyle konuştuklarında sokakta öldürülen Kürdler…Bu ayarları kim verdi?

Böyle düşman hale getirilmiş toplumun içinde olduğu sendromun korkunç olduğunu  her haliyle görüyoruz.

TC denen rezil devlet, her zaman  karşıt bir korkuluk yaratarak geri zekalılardan bir güç yaratmıştır!

Siyasal alanda işbirliği ve ittifak zaruretleri her zaman ortaya çıkar. Şimdi Kürdler hangi partiye el uzatsa o parti kaybeder.

Nasıl bu hale geldi?

İnsanlar TC ayarlı bu gidişatı kanıksadıklar için her adımda bu devlet ayarlı projeye katkı sunuyorlar. TC diyalektik karşıtlar konusunu kavrayıp sunî Kürd düşmanlığını örgütlemede başarılı oldu.

Anti faşistler, TC’nin bu projesine işlerlik kazandırdıklarını biliyorlar mı acaba?

Aslında Türkiye’de gericiliğin mimarı ve gericiliği uç noktaya itenler  kendilerini ilerici sayanlardır. İşte buna TC ayarı diyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devlet’inin kurucu partisi CHP yüzünden toplum özgürlüğe ve demokrasiye gecikti.

Türkiye’de CHP merkezli Türk Nazizm’i 1946’da tasfiye edilseydi, şimdi biz hepimiz elbirliğiyle gericiliğe, faşizme can ve kan veren potansiyel durumunda olmayacaktık.

Günümüzdeki devlet ayarları, gericilere ait aldatmanın bir simgesi olarak ortaya çıkan kötülük tanrısı dedikleri Şeytan’ın bile aklına gelmeyecek kadar korkunçtur!

Sahiden bu ayarlı halimiz nedir?

Eskiden biz ilkesizlere ayarsız diyorduk. Şimdi ise kendimize ayarsız demek üstün meziyet oluyor bizim için. Şimdi, devlet tarafından ayar verilmemişliği kim istemez ki?

İstanbul’dan bir arkadaşımız Ahmet Kaya’nın devlet ayarlı düzmece oyunundan bahsetmişti. Hayret etmiştim. Şeytanın bile aklına gelmeyen bir oyun.

Tabi kardeşlik denince İstanbul’dan tanıdığım Ahmet Kaya’nın vidaları gevşemiş. Kürdlere resmen kardeş demek için yanıp tutuşan Ahmet Kaya devletin senaryosunu hemen sahneye koymuş. O da Yılmaz güney gibi devletin ayarlı dolmuşuyla çıktı Avrupa’ya!

Ahmet Kaya ile tanışmam tesadüf oldu. Adaşı Ahmet B isimli bir arkadaşımın evinde karşılaşmıştım. Bana “polis kovalar Ahmet kaçar” oyununu anlamıştı, bol bol gülmüştük.

O’nun gülmeye alıştırdığı güler yüzünü hiç unutamıyorum. Kürd kardeşliğini yaşamıştı aslında. Devletin kardeşlik oyunu senaryosunu uygulamaya gerek yoktu.

Kemalistliği ile Kürd kardeşlik hasreti kafasında hep kavgalıydı. Kürdçe bilmiyordu ama nereye gitse o istasyonda bir Kürde rastlar, ona hemen dost olurdu.

TC, Kürdleri öcü gibi göstermek için 1970’lerden itibaren bütçesinin büyük bir kısmını örtülü ödeneklerle götürdü, Şimdi hangi parti cesaret edip Kürdlere elini uzatabilir?

Kürdlerin de kuyruğu devletin elindedir, TC vur derse vuruyor, dur derse duruyor…Bizi otomatiğe bağlamış sanki. Paydos derse paydos ediyoruz. Barış dediğinde barış barış diye keklik gibi ötüyoruz…Sahiden biz büyülü müyüz?

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Sersala We Pîroz Be

Posted by kaniyasor 30 Aralık 2018

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

2018 YILININ MANZARA-ΠUMUMİYESİ

Posted by kaniyasor 29 Aralık 2018

k.y.Kani Yado -29.12.2018

Kürd düşmanlığının baş aktörleri olan bölge karanlığının sahibi Araplar dinleriyle siyasetleriyle ve  işgalci Türkler, Kemalsizm dini ve siyasetiyle her Kürd ailesinde kendine yer bulmuştur.

Bunda Türk derin devlet yapılanması olan  RETÖ ve FETÖ teşkilatları etkili olmuştur. Bu koşullarda Türkiye’de Alicilik ve Sünnîcilik rezaletinin çöl dinciliği, cinciliği ve üfürüklülüğü öne çıkmış, sadece İslam ülkelerinde  benzeri görülen numuneler oluşmuştur.

Çağdışı gerici araçlarla insanların  ruh dünyaları işgal edilmiş, itimat  edilmez paçavra kişiliklerin teşekkülü şeklinde ümmet gericiliğine katkı sunulmuştur.

Kemalsizt  Kürdler “vatan kurtaran Şaban” tiplemesi olarak TC’ye kan ve can katmaya devam ettiler.

Gericilik üzerinden ümmet anlayışını terk etmeyen Kürdler, millet olma sürecinden mahrum oldular. Kürdler bu durumlarıyla birbirine ihanet etmeye açık bir vaziyette dünya insanlığı içinde kötü örnek olmaya devam ettiler.

 

Biz en eski çöl yaşamının çöplüğünden farksız ilkel toplum ile çağdaşlığa yakınlaşan toplumun bir arada olduğu çok ilginç bir Türkiye toplumuyla karşı karşıyayız.

Çağdışı çöl inanç ve gerici gelenekleriyle yaşayan ve beyni çölleşen toplumlarda özgür şahsiyet gelişemez.

Geniş bir coğrafyada dinci cinci yaşam kuran gericiler nasıl karanlık yaşama sahip olduklarını fark edemezler. Rabbimizin felaketleriyle karşı karşıya gelmezlerse iflah olmazlar!

Karanlık yaşamın değişe değişe zifiri karanlığa dönüşmesinin geçirdiği geri gidişin sosyal yaşamın rengi kapkaranlıktır.

Kürdler  pasif olduğu için bu karanlığa yenilmedi. Mezopotamya aydınlığından çöl karanlığına geçilince önünü göremez olan Kürdler zalimlere tutsak oldular.

Osmanlı İslamcı şeriat çöplüğü dediğimiz gericiler birbirini bitirmezse biz zalimlerden kurtulamayız. Tekâmülün ters işlediği koşullarda, gerici yaşam bu şekilde tezahür ettiğini görüyoruz.

Osmanlı İslam şeriat çöplüğü Türkiye’de insan necasetinden istihsal edilmiş FETÖ ile RETÖ şeklinde ayrılıp birbirini kemiren canavarlara dönüşerek birbirini yiyerek bitireceğini kim tahmin edebilirdi?

TC için bahane ve gerekçeler üreten TC işbirlikçisi Kürdler bir ay sussalardı bu ucube TC çökerdi.

Beyinleri derin TC ile kodlanmış Kürdler bilerek ve bilmeyerek bu rezil TC’yi ayakta tutuyor. TC çok zorlansa bir daha Kürdlere hendek kazdırmaya ihtiyaç duyabilir.

Faşist TC kendini ayakta tutan karşıtlıklar yaratamazsa siyaset yapamaz duruma gelir. TC askerileri  ölmediği zamanlarda, Kürdlere vekâleten TC kendisi kendi askerini vurarak Kürd düşmanlığını sürdürdü.

Ucube TC devleti planladığı savaş ile “tek vatan tek bayrak millet” zehrini dökerek Arap din ideolojisi takviyesiyle ithal malı devşirilmiş çöplerden tek teneke, tek bayrak, tek vatan ve tek milletli renksiz, gülsüz ve çiçeksiz, iştahsız ve mutsuz köle Türkiye yarattı.

Türkiye’nin devlet sırlarının deşifre edilmedik bir tarafı kalmadı. Osmanlı devletinin Avrupacı İttihat ve Terakki hareketi tarafından darbe ile ele geçmesinden sonra teşekkül edilen Teşkilat-ı Mahsusa günümüze kadar Kürdlerden kadro alp çalıştırdılar.

Bu teşkilatın derin programında amaç, bölgede konfederal bir yapılanmaya gitmek ve Türk turan emeline ulaşmaktır. Teşkilatın Kürd elemanı Nurs köyünden Mele Said ırkçı Türk hareketine çok başarılı hizmetler yaptığı için Bedîüzzam unvanı verildi.

Şimdi kendi milletine kazık atma sırası solcu Bediüzzaman unsurlarında! Son kırk yolda Kürdlerin derin hizmetlere seferber edilmesiyle Türkiye’nin dağılmasını engellediler ve böylece Türkiye’yi dünyanın başına bela ettiler.

Türkiye’nin kurucusu ve Türk Nazi hareketi dediğimiz devlet kurucusu CHP, bu oyunların baş aktörüdür.

Artık bu durum deşifre olmuş, biliniyor. Belgeler Türk silahlı kuvvetlerinin çöplüklerinde rüzgara kapılmış, serpilmiş vaziyettedir. Çöpleri toplayan Kürd çocukları olmasaydı, her biri bir baş belası olan Kürd siyasiler haberdar olmazdı.

Araplar 14 asır Kürdleri dinclik, cincilikle teslim aldı, Türk derin devleti şimdi Kürd halkını, Kürd bediürresullerin  peşine takmış götürüyor. 14 asır daha arkasından sürüklenerek bitiş noktasına doğru gidiyoruz. Bir umut var: karanlığın arkasında sökecek bir şafak!

Bölge Rabbimiz Hüda’nın kudretiyle altüst olduğunda Arap istihsali Kürd serpêçık gericiler, TC ürünü taşeron hizmetliler kendi can derdine düştüğünde Arap ve Türk karanlıkları kaybolacak Mezobotanya güneşi kendi görkemiyle doğacaktır.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KAPIKULU SİYASETİNİN TAPINMA REZALETİ

Posted by kaniyasor 24 Aralık 2018

k.y.Kani Yado – 24.12.2018

Kürdistan’ın da içinde bulunduğu bölge, din siyasetinin  karanlık zihniyetine terk edilmeyecek kadar dünya barışı için gereklidir. Günümüzde savaş, uygarlarla barbarlar arasındaki hesaplaşmaya döndüğü her haliyle belli oluyor. Kimse sonucun çöl barbarlığının lehine alınacağını beklememeli.

Kuzeyli Kürdler diğer parçalarla Türkiye arasında oluşturdukları tampon bölge Türkiye’nin lehine oluşturuldu.

Kürtler tek adam siyasetine öyle alıştırıldılar ki, Türk siyasetinden başka bir şey düşünemez oldu. Sanki Kürdler Türkleri mağdur etmiş, Kürdler Türkleri mağduriyetten kurtarmak için çırpınıyor!

Tüm dünya Kürdistan’dan ulusal birlik beklerken, Kürdler Türk politikasına odaklandılar ve  bu vaziyette milli bilinç oluşmadı, siyasette tabulara tapınma dinleri aratmayacak biçimde oluştu.

Kapıkulu siyaseti çağdışı bir seyir alarak dünyaya ters düştü. Çağdaş olmayan her şey bölgenin kirli politikasında eriyip yok oldu.

Her kes Kürdlerin kendine ters düşüşlerini tartışıyor. Öyle görülüyor ki, Kürd düşmanları Kürdleri çıkmaz sokaklara savurmak için epeyce yatırım yapmış ve Kürdleri karşı karşıya getirecek şekilde biçimlendirmiş.

Öyle görünüyor ki, Kürd siyasal duruşuna kim yatırım yapmışsa sonuç o gücün lehine gelişmiş. Türkiye’de kurulan Kürd gruplarının hepsi devletin istediği çizgiye oturtulmuştur.

Her kes siyasetin görünen tarafına bakıyor, biz siyasetin görünmeyen diğer tarafını anlatma çalışıyoruz.

Keşke Kemalsizm hastalığına  muzdarip olan Kuzeyliler Kürd sorununa hiç karışmasaydı daha sağlıklı olurdu.

Osmanlı şeriat devleti döneminde din üzerinden işbirlikçilik gelişti, Cumhuriyet döneminde Kemalsizm üzerinden işbirlikçilik gelişti.

Bölge halkları kurtuluşu sürekli liderlerden bekliyor. İnançları onları öyle şekillendirmiş durumdadır.

Kimi beyaz bir atla gelecek olan bir Hızır beklentisindedir, kimi de Allah’la kulları arasında komisyoncu yapabilecek birini bekliyor.

Öyle şekillenmişler işte!

TC bu koşullarda Kürdleri Türk devleti lehine tutsak alacak bir siyasal erk oluşturup esareti gerçekleştiriyor.

TC atak yapıp Hızır’lar gönderiyor, atama yapıyor. Örtülü ödenekler de devreye girince taşeronluk müessesesi oluşuyor. Kürdler lidere değil, liderleri yaratabilecek erdemlere sahip siyasal potansiyel lazım.

Kürdlerdeki siyasal kurumlaşma biraz da Arap ülkelerindeki mahalle üfürükçülüğü kurumlaşmalarına benziyor. Her kes kaderini tanrı şirklere havale ediyor. Bu karanlıkta insanlar mütevazi olmayı hiç düşünmez. tanrılaşamadığında sadık kapıkulu olmaya karar veriyor.

Kürdler dahil bölgede hiç bir halk uluslaşma sürecini yaşamadı ve devletleşmedi. Ya askeri bir cunta ya da deveci ümmetin cemaatleri tarafından yönetildi.

Bu ülkeleri ulusal devlet değil, cemaatler yönetiyor. Avrupa da Roma Hıristiyan şeriat cemaatler topluluğu döneminde halklar uluslaşmadılar.

Kiliseler çöktükten sonra uluslaşama süreçleri başladı ve sonunda ulus devletler ortaya çıktılar.

Kürdler dahil tüm Müslüman toplumlar bölge istikrarını ve bunun üzerinden dünyayı tehdit eden bir potansiyel durumundadır.

Kimse dünyayı eski köleci toplum sistemi dediğimiz bu tekçi sistemler bataklığına teslim etmez.Bu anda Müslüman ülkeler Kürdlere düşman oldukları için Kürd çöl vahşetine sevdalanan imanlı Kürdler ortada gözükmüyor.

Kürd toplumunda mevcut olan kapıkulluğu sadakati Kürdler arası büyük savaşlara neden olabilecek kadar keskinliktedir. Ümmet olup cemaatler şeklinde yaşayan Kürdler ve diğer İslam ülkeleri ulusal süreçlerini yaşamadı.

Mevcut aşiretler millet olabilecek tekâmül durumunda değildir, geriye doğru değişim işliyor.

Ülkeler ya askeri darbelerle ayakta kaldı ya da cemaatler toplumsal erdemleri dejenere ederek evrimi durdurdu. Avrupa’da da Hıristiyan şeriatı aşiretlerin millet olmalarının yolların tıkamıştı.

Kiliseler etkisizleştirildikten sonra ulus devletler ortaya çıkmaya başladı. Türkiye’de toplum Alicilik ve Sünnicilik biçiminde çöl vahşilerini simge olarak  kabul ediyorlar.

2000 yıllık geriliği çağımıza dayatarak kendilerini ilerici sanan Aliciler ile cenneti kazanmış ve hurilere kavuşma için acele eden Sünnîliği yaşayan topluma sağlıklı bakmak mümkün değil.

Şimdi müttefik güçler aradan çıksa Liderlere kapıkulu olacak kadar insanlık erdemlerini kaybeden Kürdler Türkiye, İran, Arap saldırılarından önce birbirine saldırırlar.

Bu duruma sahtekarca gerekçe bulacak kadar insanlıktan çıkmak dünya sorunu haline gelmek değil mi?

Kürdlerin durumu diğer halkların durumundan iyi değil. Kürdistan’ı çöl karanlığına çekmeye hazırlanan Kürd İslamcı gericiler milliyetçilik maskesini takarak tahribat yaratacaklardır.

TC devletinin kendine benzettiği Kamalsizt Kürdler ise Kürd milli değerlerini Türkiye’ye pazarlamakla meşgul.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Barzani’nin heykeli Hindistan’ın en büyük müzesinde

Posted by kaniyasor 23 Aralık 2018

Kani Yado. 23.12.2018

berzani 1a

berzani2

berzani3

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

DOĞRU BAKMAK, DOĞRU GÖRMEK, DOĞRU ANLAMAK

Posted by kaniyasor 19 Aralık 2018

k.y.Kani Yado – 19.12.2018:

Her nedense Türkiye’de toplumun nasıl bakması, nasıl görmesi, nasıl anlaması gerektiğini devlet belirliyor. Devlet bunu başarmakta zorlanmıyor! İnsanların beyinlerine, alışkanlılarına kodluyor. Devlet nasıl bunu başarıyor?

Bazen de misyoner atamaları vasıtasıyla ,bazen lider atamaları ve taktiksel operasyonlar gerçekleştirilerek bu yönlendirme kodlama ile sağlam bir şekilde kalıcı hale getiriliyor.

Biz gericiliğin çöl membaını işaret ettikçe, çöl gelenekçi Alevi gericiler ve Sünnî gericileri çöl karanlıklarına daha çok sevdalandıkları görülüyor. Bu ayar topluma sanat inceliğinde veriliyor!

Toplum, faşist TC’den korunacağına TC’nin değirmenine su taşıyor. Başta insana gerekli bilginin nasıl öğrenilmesi gerektiği öğrenilmelidir. Aksi halde yol bilmez, dil bilmezlerin ezberleriyle yetinilir.

Mitolojileriyle, hurafeleriyle, yalanlarıyla şekillenen gerici, bilimden uzak unsurlardan müteşekkil Alici, Muaviyeci, Hasancı, Yezitçi, Hüseyinci, velici, Osmancı ve diğer cici vahşiler dediğimiz ehli karanlık müşrikler sanki 21. Asra ait değildirler!

Müşriklerin inançlarınıza dil mi uzattık?

Evet uzattık, birbirimize el uzatmasını öğreninceye kadar dil uzatmaya devam edeceğiz.  Lanetlik Arap çöl karanlığından üretilip sunulan Aliciliği, Yezitçiliği yalancı çöl vahşilerine geri vermesini de öğreneceğiz!

Türk bayraklarıyla süslenip sunulan Alici ve Yezitçi deve güreşi çok mu heyecan verici ve saygı değer sanıyoruz?

Bize göre inanç, sadece çöl karanlığının rengine girip dünyanın en gülünç durumuna düşmeye inanmak değildir.

Bizim yaşam biçiminde inanç Arap çöl necasetinden uzak Anadolu ve Mezopotamya’nın asaletine uygun aydınlık olarak anlaşılmalıdır.

Her toplum geçmişinde gericiliği yaşadı ama 21. Asır çağdaş demokratik uygarlık koşullarında gericilik insana yakışmıyor!

Hadi Alici gericiler, Yezitçi Sünnî gericiler, nurî cemallerine sevdalandığınız, taptığınız 12 imam gibi, Yezit gibi, Ömer gibi, Osman gibi giyinin ve kendi ihtişamınızı dünyaya gösteri olarak sunun!

İnanın sizi tımarhaneden firar eden deli sanacaklar! Kendilerini devrimci, ilerici maskeyle saklayan insanların icraatleri, rolleri, misyonları, gericiliği yeni nesillere miras bırakanları gelecek nesiller tarafından korkunç görüleceklerini hesap etmeleri gerekiyor.

Birilerinin kendini gerici saymaması gerçeği değiştirmez. Kimin ne yaptığı onun kimliğini belirler. Bu gericiler kendilerini Allah’ın oğlu İsa’nın, Elifi tanımayan Mekkeli Ali’in, Yezit’in şefaatiyle kurtaramazlar.

Çöl karanlık cehaletinin12 süpermanın ulu hakanı zülfikarlı baş imam Arap Ali kendini kurtarmadığı gibi kimseyi kurtaramaz!

Kendi yaşamını bir irtica çöplüğüne çeviren, kendini çöl karanlığına mahkum eden toplum bakmasını biliyor mu?

Baktığını görüyor mu, gördüğünü anlıyor mu?

Dünyanın başı çöl gelenekçileriyle dertte iken,  Mekke’yi, Kabe’yi, Kudüsü kutsal gösterip putperestliği kalıcı yapmanın da bir bedeli vardır!

Dünyanın baş sorunu, demokratik uygarlık ile din gericiliğinin insanlığı ileri çekim ile geriye çekim eyleminin neden olduğu savaş ve şiddettir.

Eğer, Türkiye dahil tüm gerici ülkelerin şeriatçı gericilerinden oluşturulan IŞİD’in şeriat ordusu, Kürdler ve uygar dünya ittifakı tarafından durdurulmasıydı, İran ve diğer yelerdeki Alici gericiler ve Suudî-Vahabî gericiler yok olacaklardı.

Kürd düşmanlığını yapan nankör gericiler bu kadar insanlıktan çıkmış vaziyettedirler! Günümüz koşullarında  ortaya çıkan mevzilenmeler gösteriyor ki, Türkiye’de siyasal ve inançsal dinamikler dünyanın baş belası faşist TC’nin çıkarları doğrultusunda bir duruşa sahiptir.

Bu durum gösteriyor ki, Müslümanların yaşadığı tüm ülkelerde siyasal ve inançsal yaşam acı bir bir komedidir. Bu komedinin güldürüsünden çok acısı insanı kahrediyor.

Beyinlere yerleşen çöl zihniyeti insanların sağlıklı düşünmelerine imkan vermez. Yaşam Maho Ağa le Bilo tiplemelerine döner.

Şaban tiplemesi, Maho Ağa ve Bilo tiplemesi vahşi çöl putperest yaşam tarzı, şeriatın insana reva gördüğü akıl almaz gülünç durum bölgede benimsenen bir sistem olan Müslümanların gerici yaşamına o kadar uyuyor ki, Şabanizmi bir doktrin olarak kabul etmeli.

Artık Kemalisizm’in komedi bereketinde gelişen Şabanizm, sahte sosyalizm dediğimiz Hitler ve Mosolonie nazizmi/faşizmi gibi dünyada yer alması gereken bir doktrin oldu. Kimse bunu ret edemez.

Kemalsizm’in imanlı yansıması olan cepçilik, bu süreçle ortaya çıkan ve beddiüzzaman dediğimiz Recep’in geliştirdiği cepçilik sisteminde gördük.

Ben şahsen Türk ve Kürk  Alici, Osmancı, şeriatçı ve şeriat dışı olan siyasi abileri gördüğümde merhum vatan kurtaran Şaban, Maho Ağa ve sefil Bilo hemen gözlerimin önüne geliyor.

Sefil Bilo Dersimde insanları sevmekten başka hiç bir suçu olmayan Dr. Baran’ın neden kendi arkadaşları tarafından öldürüldüğünü Maho Ağa’ya sorduğunda, cevap hemen aklınıza gelir:

“Hele Bilo, beni dinle! Niye bana sor muyorsun Maho Ağa Dr. Baran’ı neden vurdurdun” ile başlayan siyasi abilerin nutukları başlar ve bölgede Maho Ağalara biad ve secde eden Bilolar susturulur.

Amerika Türkiye’ye dedi ki “ben Rojavadaki Kürdleri silahlandırıyorum, eğer sesiniz çıkarsa Kandildeki 3 adamın başına ödül koyarak yakalarım, o zaman senin Güney ile Kuzey arasında inşa ettiğin tampon bölgen yıkılır” demişti ve Türkiye’yi susturdu şimdilik. Rojava’daki Kürdlere silah sevkiyatı yaptı.

Kürdler arasında tampon bölge oluşturan Kürdler neden erkekliği övsünler ki? Başurun, Rojhilat’ın, Rojava Kürdlerinin statüsü vardır. Bakurî Kürdler statüsüzdürler, bizim erkek olarak övülecek neyimiz vardır sayın erkek oğlu erkekler?

Bağımsız veya federatif devlet olmamış, hiç bir statüsü olmayan Kuzeyli Kürdler Türkiye’nin nikaylı avradı durumunda değil mi?

Yani tüm Kuzeyli Kürd milletinin erkekleri de erkeklikten feregat etmemişler mi?

TC için danışıklı karşıtlık oyununda olan Kürdlerin dışındaki Kürdler de bu kapsamdadırlar. Boş ver, en iyisi susalım gerçek durumumuz ortaya çıkarsa Kandil dahil hepimiz rezil oluruz billah.

Aslında AKP dahil geçmişte ve  son zamanlarda tüm partilerin kurucu babası CHP’dir. CHP kendi çöplüğünden bir şey getirip sofraya koymaz. CHP’nin kurduğu TC, Kürdler için yarattığı kurumsal imkanları, Türklere karşı korkuluk yapmak için bir sürü masraf yaptı.

Kürdleri TC için çalıştırmak için marjinal sol ittifak olur, bir şartla: Hakan Fidan abinin denetimi altında.

Kamer Genç’e sordular, sen neden faşist DYP’e girdin? Dedi ki: Türkiye’de tüm partiler faşisttir, siz istediğinizi seçiyorsunuz da neden bana faşist DYP’yi çok görüyorsunuz…?

Bu konuları TC’nin yönlendirdiği toplum ile konuşmak kadar zor bir şey yok. Bence zamanımızı devlet güdümlü siyasal hokkabazlığa değil, unutmak üzere olduğumuz yerel erdemlerimize, dilimize, kültürümüze, sanatımıza verelim.

Bu değerlerimiz yok olup  Arap deve necasetine ve alaturka çirkinliğine kurban ediliyor. Biz TC’nin yönlendirdiği güdümlü siyasetleri tartıştıkça TC devletine güç vermiş oluyoruz.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TÜRKİYE’DE SİYASET TC DERİNLİĞİNDE ÜRETİLİYOR

Posted by kaniyasor 14 Aralık 2018

k.y.Kani Yado – 14.12.2018

Biz nezaketen Türkiye’de siyasete yön veren siyasetçilerin devlet üretme çiftliğinde  üretildiğini söylemiyoruz. Bu mütevazi duruşumuzla önce Türkiye’de sivrilip iktidarlaşan veya danışıklı muhalefetin Devlet Siyaset Üretme Çiftliğinde istihsal edildiğini kavrayalım artık.

Bu ürünlerin bir kısmı dini cemaatlerin liderleri, bir kısmı da siyasi cemaatlerin lideri olarak siyasal ihtiras piyasasında insanların alım ve satımı için kamu görevlerini icra ettiler.

Çiftliklerde insan müdahalesiyle üretilen tavuk civcivleri şefkatsiz oldukları gibi devlet üretme çiftliklerinde  üretilen siyasiler de şefkatsiz olur, insanları aldatmada ve infaz etmede becerikli olurlar!

Cemaat unsurlarından Nurs köyünden ve 1960 yılında Mele Said’in ölümünden sonra yerine atanan, Türk turan mefkuresine iman ve sofralara İbrahim Halil bereketini katan Mele Fetullah(FETÖ lideri)  CHP’nin imamlarıdırlar. Bunlar ehli Sünnet için üretildiler.

Ehli Sünnetten daha gerici olarak dünyanın dikkatlerini üzerine çeken Ehli Şia için anayasa hukuku profesörü İzzettin Doğan’ı seçmeleri tam isabettir. Kendisi de babası gibi imanlı oluşu devletin dikkatini celp etmişti.

Devlet kendi devlet üretme çiftliğinde bu unsurları besleyerek yetiştirip lider durumuna getiriyor. Türkiye’de siyaset böyle bir şeydir. Devletin izin vermediği bir siyaset ağacının yaprağı bile kımıldanmaz.

Devlet bu unsurlarını toplum içinde itaat edilir duruma getirilmişse, toplum devletin iktidar tarafı veya muhalif olarak kapıkulu durumuna getirilir.

Aslında, kimsenin Alevilik ve ya Sünnîlik diye bir derdi yok. Devlet bunu canlandırıyor. Siyasetin palyaçoları bunu sadece siyasi dopingde kullanıyor, o yüzden ön plana geçiyor. Bundan sonra Aleviliğin Alili veya Alisiz olması da pek anlamlı olmayacak.

Kendilerine Alisiz Alevi diyenlerin evlerinde elifi bilmez Ali’yi aratmayan 12 çöl süpermanı duvarda muhteşem gözüküyor. Dünya ise Müslüman ülkeleri barbar olarak görüyor.

Biraz da dünyanın gözü ile bakalım, Gericilik yarışındaki Tahran ile Mekke arasında hiç bir farkın olmadığını görelim. Yazık oluyor yerel kültürümüze. Onu da Araplaştırırsak Sünniler gibi dünya ucubesi oluruz.

CHP’nin siyasal bilimlerin ölçülerine göre siyasal kimliğine bir tanım yapılmadı. Hitler’in iktidar partisinin siyasal kimliği yani mensup olduğu doktrin “Nasyonal Sosyalizm” di. Bu kimliğe Almanya’da kısaca NAZİ deniyor.

CHP 2. Dünya savaşı döneminde Hitler ile siyasi ve ideolojik aidiyetten dolayı Avrupa faşist bloku içinde müttefikti. Eski gazete arşivlerine baktığımızda açıkça görülür. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi yayınlandıktan sonra CHP kendini feshedip yeniden yapılanmadı.

Biz hangi beklenti içinde olabiliriz ki?

CHP’de sosyal demokrat bir potansiyel yoktur. CHP’nin imamı Fetullah Gülen’in fetvaları, Türk Silahlı Kuvvetlerinin süngüleri altında 1970 yılları sürecinde Ecevit bey hiç bir şey yapamadı. CHP’nin kurduğu devlet onun canını yavaş yavaş dikkati çekmeden aldı.

Şiilik üzerinden ve Sünnilik üzerinden Araplaşmaya hızla savrulan toplum bundan sonra söz dinlemez bir şekilde dejenere olacak.

Laiklik ve demokrasi bu koşullarda anlamsız olacak. Eskiden Aleviler demokrat bir karaktere sahipti. Aleviler Mekke develerine, Arap vahşi tabularına sahip çıkan bir duruma geldiler.

1980’den buyana tamamıyla laik demokrat özelliklerini kaybettikleri anlamına geliyor. Bu arabesk facialardan sonra Anadolu erdemlerine sahip çıkabilecek kimse kaldı mı?

Türkiye’nin devlet üretme çiftliklerinde üretilen siyasal aktörler tavuk kümeslerine pusu kuran tilkilere benzerler.

Siyasetin ve siyasetçilerin görünen yüzü ve görünmeyen yüzü başkadır. Fetullah Gülen 1960 lardan beri CHP’nin imamıdır.

Osmanlı devletinin son dönemine ve cumhuriyet dönemine katil Teşkilatı Mahsusa damgasını vurdu.

Talat Paşanın süsleyip evliya eylediği Saidî Nursî öldükten sonra onun yerine Fetullah CHP derin imamlığına atandı.

CHP imamlığına Fetullah’ın yerine Recep atandı. Derin Teşkilatın Komünist imamı Topal Doğu ve diğer elemanlar ile eşit rütbe taşıyorlar.

Saidî Nursî Rusya’ya esir düştüğünde Albay Said olarak İttihat ve Terakki Hükümeti tarafından Rusya’dan istenmişti.

O zaman Türkiyelilik siyasetinin Ankara hergele pazarında isimlerini andığımız derin unsurların rütbeleri de vardır.

Türkiye toplumu Kürdüyle, Türki’ye ile, Laz uşağıyla, Arap uşağıyla siyasette devlet düdüğüyle “yat kalk” yaptığından dolayı, insanlar ne kendini sorguluyor ne de devleti sorguluyor.

NATO’ya ait gladyo adım adım tasfiye edildi. Türkiye’de Ergenekon operasyonu, sivil ve askeri generallerin yakalanmasıyla başladı.

Fetullah derin devletin Teşkilat üyesi olup bu Teşkilat’ın din masası sorumlusudur. Gerçek rütbesi albay olan Nurslu Mele Sait’in ölümünden sonra onun yerine Fetullah atandı.

Fetullah CHP’nin yetiştirdiği bir elemandır. Sadece CHP’nin yeni imamı Recep Tayyip değil, CHP genel başkanları da onun önünde el-pençe oluyorlardı. Bu unsurlar iktidarlara ters düştüklerinde bunların mağdur olmaması için devlete ait ilkeler vardır.

Bu ilkeler yasaların üstündedir. Bu teşkilatın Kürd masası, Komünist masa, cemiyetler-sendikalar masası da vardır. Bu masalar sürekli birbiriyle diyalog içindedir. Bunlar iktidarların değil, devletin teminatı altında çalışırlar. Devletin Teşkilat dosyaları TSK Genelkurmayından alınıp 4 yargıcın nezaretinde Recep Tayyip’e devredildi.

Bu Teşkilat elemanları idam edilemez, bunların eleman oldukları topluma açıklanamaz, formalite olarak ağır cezalara çarptırılamaz. En fazla ev hapsi denen Çingene çadırında cezalı gözükürler.

hapis denen ev hapsinde daha etkin çalışırlar. Hiç bir durum gözüktüğü gibi değildir. İnsan siyasetle uğraşmadığı zaman devletin iç işleyişini daha iyi görür. Çünkü devlet siyasetle uğraşanları daha iyi yönlendirme imkanlarına sahiptir.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »