kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

KÜRD EŞEĞİ, TÜRK KATIRI, ARAP DEVESİ

Posted by kaniyasor 10 Eylül 2018

k.y.Kani Yado – 10.09.2018:

Son zamanlarda kopyalama ve aşı çalışmalarında büyük gelişmeler oldu. Aşı, Kürd dilindeki “aşıtî” kelimesinde olduğu gibi iki karşıt öğenin barışık hale gelmesi anlamındadır.

Günümüzde zirai aşıcılıkta hayli ileri gidildi. Elma üzerine armut aşısı, kabak üzerine karpuz, yani kundır üzerine zebeş, Kürdlerin üzerine Türk aşısı yapmak hayli ilgi çekici oldular.

Yerli eşek ile Arap atının çiftleşmesiyle katır denen bir yaratık ortaya çıktığına hepimiz şahit oluyoruz. Kürd eşeği ile çöl devesinin çiftleşmesi siyasal alandaki karanlıkların zuhurunda büyük merhaleler  kaydetti.

Aşıcılığın siyasi alanlardaki başarıları da baş döndürücü gelişmeler kaydetti! Türkiye’de Türk aşısı yiyen milyonlarca Kürd kökenli insanlar vardır. Bunlar güzel Türkçe konuşmakla övünürler. Lafazanlıkta üstlerine yoktur. Bizi kurtardıktan sonra sıra dünyayı kurtarmaya gelecek!

Kabak  üzerine hıyar aşısı yemiş gibi, her biri öyle ihtişamlı görünüyorlar ki, her biri sanki vatan kurtaran Şaban!

Bir de besmeleli aşıcılık vardır. Bunlar Kürd eşeği üzerine Mekke devesi aşısı yapıyorlar! Böylesi daha muhteşem görünüyor! Olmaz demeyin! Ben fare üzerine aşılanmış insan kulağı bile gördüm.

Bilimde baş döndürücü gelişmeler olurken, Kürdlerde de siyasal alanda baş döndürücü gelişmeler vardır. Ziraatta aşıcılığın geliştiği gibi, Kürdleri başka şeylere çevirmek için TC güdümlü siyasal sektörler de hayli ileri merhaleler kaydettiler.

Kürdler aşıcılığı geliştirmek için Türk devletinden ziraat mühendisleri getirttiler. Bazılarının ismini hatırlıyorum. İsmet İmset, Ziraat Mühendisi Profesor Yalçın Küçük, tohumlama atmasyon uzmanı Doğu Perinçek gibileri bunların başında gelir.

Bu unsurların TC’nin derin kadroları olduğunu bilmeyen yok ama biz Kürdlerin kızaracak yüzleri de yok!

Hepsi o kadar başarılı oldular ki, ulusal düşünen Kürdler bunların karşısında eriyip yok oldular.

Biz Ankara-Selanik hattındaki gelişmeleri anlatırken, besmeleli Kürdlerin imanlı duruşlarını göz ardı edemeyiz.

Besmeleli Kürd cephesinde de boş durulmadı. Serpêçık nesli yetiştirmek için Allah’ın imtiyazını kullanıp Kürd eşeği üzerine Mekke devesi kopyaladılar!

Olmaz demeyin, her şey olur, bal gibi olur!

Etrafınıza bakın, her yer mahalle üfürükçülerinin istilası altındadır. Evleri başlarına yıkılmış Kürdler TC zulmünden  kaçarak metropollere yerleştiklerinde tüm üfürükçülerini, şeyhlerini, seyitlerini, tarikatlarını, tekkelerini, melametlerini beraber götürürler.

Kürdler nereye giderlerse gitsinler altında  sırtı kırılmış ağır belalarını  beraberinde  götürürler!

Dünyaya uygarlık dersleri veren Mezopotamayalı Kürdler 1400 yılda nasıl kendi zalimlerinin eşeği oldular, nasıl bu hale geldiler?

Karanlık nasıl bunların üzerine çöktü?

Bu işin sırrı siyasal aşıcılıktadır. Siyasal aşıcılık da zirai aşıcılık gibi beklenen sonuçları veriyor. Kürdlere nasıl Arap aşısı yapıldığını, kabağa nasıl hıyar aşısı yapıldığını bilmeyenler, Kürdlere Selanik katırı aşısının nasıl yapıldığını bilemezler.

Türklük ve Araplık, kuduz Hitler’in hızında nasıl bize bulaşıyor?  Din aşısı üzerinden, siyaset aşısı üzerinden, rezalet aşısı üzerinden, siyasal keppazelik ihaneti üzerinden…

Kudüs ile Mekke arasında iki adımlık arazide ortaya çıkan çöl vahşet yaşam tarzı bizi sarıp sarmalamış!

Arap çöl karanlığına bulanmış yaşam biçimi Kürd kültürü değil. Alicisi, Ömercisi, Osmancısı aynı çöl vahşetinin unsurlarıdır…

Kürdlerin umumiyetinde Türkiyelilik siyaset heyecanı doruklara çıkmış. Şimdi kayyumlardan görevi devralmak için siyasetin yalan kasırgasına kapılıyorlar. Gürültü ve parıltıda Kürd Kürdlüğünü unutuyor. Kimler topluma gaz veriyor acaba?

TC kendi uzmanları vasıtasıyla Kürdlere istediği aşıyı yapabiliyor. Bu derin ayarlı toplum her an TC’nin barışçısı olabiliyor veya tam tersi bir çizgiye çekilebiliyor…

TC Kürdlere çok yatırım yaptı, Kuzeyli Kürdlerin ulusal stratejiden vazgeçmeleri bu yatırımın sonucunda ortaya çıktı.

TC “bağımsız birleşik Kürdistan” söylemi ile Kürdleri kendi siyasal havuzuna çekmeyi başardı. TC Kürdler için her renkten aşıcı-asimilasyoncu yetiştirip paraşütle tepelerine indirdi.

Mekke çöl develerine sevdalı Kürtler bir başka güzeldirler, imanın gücüyle belki develeşecekler, belki de devletleşecekler ve dünyanın başına sonuncu Müslüman belası olacaklar…

Biz aşılanmamış ham Kürdler çembere alındık. Selo’nun köylüsü beni rehin almış, evde bana baskı yapıyor. Yukarda Allah, aşağıda kadın baskısı. Sığınacak yer, açacak hakikat kapısı yok. İşimiz zor…

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ŞİRK TANRILARIN SOYTARILARI

Posted by kaniyasor 31 Ağustos 2018

k.y.Kani Yado – 31.08.2018:

Şirk Tanrıların ve müşriklerle şirkler arasında din-iman komisyonculuğu yapan Şirk elçilerin çiftliği dediğimiz Ortadoğu dünyanın bir numaralı sorunu oldu.

Vahşet çöllerinde biçimlenen müşrik toplumu tahlil edebilecek kadar güçlü sosyologlar, anropologlar ve psikologlar henüz dünyada yoktur.

Aziz Nesinlik toplumun kendi arabesk-alaturka çamurundan yarattığı büyük sahtekâr Cepçi Recep’in halet-î ruhiyesini tahlil edebilecek bir kudret henüz dünyada mevcut değil!

Müşrik toplumların ortaya çıkmasının da binbir emeğe dayalı olduğunu unutmamalı. Karanlık alanlarda vatan kurtaran Şabanlar ve Cepçi Recepler çoktur.

Ne garip şey! Bu karanlık vahşet çöllerinde bir ailede 3 tane peygamber ortaya çıkıyor ve ailece din şirketi oluşturup din tüccarlığı yapıyor. Türkiye’de tüm mahalleleri ele geçiren mahalle üfürkçüleri de bundan esinlenerek din sektörleri ve tarikatlar inşa etmişler.

Elbette bu tüccar kafalı becerilerin dayandığı tarihi deneyimler ve bir geçmişi vardır.

Bu karanlık toplumlarda Hıristiyan din tüccarlarının maskesini düşüren bir Martin Luther benzeri çıkıp Müslüman din komisyoncularının maskesini düşürmeyecek mi?

Biz tahlilde aciz kaldığımızda hayallere dalarız. Okyanuslara dalar gibi dalarız düşüncelere…

İşte Yahudilerin çarşavlı kadınları! İsayı bekleyen kara çarşavlı bekâr kilise kızları! Yahudiliği terk edemeyen Müslümanların kara çarşavlı kadınları…

Karanlıktan çıkamayacak mı korkulukların kurbanları? Karanlığa sevdalı yarasa nesli yobazların kafasına gökten taş yağmadıkça iflah olmazlar!

Vatan kurtaran Şabanların bol olduğu bu karanlıklarda komedi bolluğu sorunların çözümüne bereket katmaz.  Ne zaman ki özgürlük diye haykırsak, birileri derin devletlerin dehlizlerinden pırtlayıp koşa koşa gelir ve “siz zahmet etmeyin, sizi biz kurtaracagız” derler.

Bu acemi dünyanın korkuluk kurbanı karanlık kafalılar insan düşüncesine bir sürü zararlı kavramlar yerleştirdiler. Günlük sohbetlerde insanlar farkında olmadan sohbetlerine  köşe taşları olarak bu kavramları yerleştirirler.

Bu acı komedilerin başında “ben, efendimiz, Allah başımızdan eksik etmesin, büyük insan, yüksek mertebe, en büyük öküz bizim öküz başka büyük yok, medet ya Ali, medet ya osman” gibi Arap çöl karanlığında istihsal edilen saçma söylemler…

Bencilliği süsleyen ‘ben’ler insanın yüzünü gözünü, dilini, damağını egoizmin çamuruyla dolduruyor.

Ruhen köle düşmüş insan, benliğini efendisi için o kadar hürmetkar kullanır ki, dilde efendileri için kullanılan bir literatür gelişir, kendinden küçüklere zulmeder, kendinden güçlü olanların önünde iki kat eğilir.

Öyle değil mi siyasi abiler ve sofikler?

Osmanlı literatüründe ‘ben’in yanına köle anlamındaki ‘bende’ kavramını koymaktan mahsur görülmedi.

Efendisinin silahşörü köle sık sık efendisine” ben, bendeniz olarak zatı-i aliniz için her dem ölmeye amadeyim efendim” şeklinde sadakat lütufları çok duyulur. Sürüngenlerin Mahalle üfürükçülerine yaptıkları hürmetler arş-ı alada yankılanıyor!

Efendileri için, çamurdan yarattığı şirkleri için kendini ölüme yatırma geleneği köle–efendi ilişisiyle ilgili olduğunu bilmek için psikolog olmaya gerek yoktur.

İnsan neden başkası için ölür, neden kendini başkası için yakar?

Bu sadakat, sevda hikayelerinde sevginin bir yansıması olarak bilinir. Siyasal durumlarda sadece köle sadakati geleneği olarak algılamak yetiyor.

Bunun bilinçaltını oluşturan nedenlerin dramatik talihsizliği insanlık tarihinde insanlar için iyi bir puan değildir.

Tutku fanatizminin insanlık için benimsenen bir yönü yoktur. Küçük insanın büyük insan için kendini feda etmesi, egemen güç için savaşması durumuna düşmesi keyfi değildir.

İnsanların bu hale getirilmesi için birileri  önemli çalışmalar yapmıştır. İnsanları köleleştirmek için devletlerin derinliği kokulu planlı, programlı yalanlar söylenmiştir.

Bazen bu yalanlar kutsal metinler, siyasal paradigmalar  şeklinde topluma yutturulmuştur.

Mekke şehir devleti, kölelerini Kürdlerin yaşadığı Mezopotamya’ya saldırtmak için “altından Fırat ve Dicle ırmaklarının geçtiği cennet ve cennette cariyelerle(huri) müjdelemiş!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KÜRD İRADESİ ÖRTÜLÜ KAYYUM TARAFINDAN REHİN ALINDI

Posted by kaniyasor 25 Ağustos 2018

k.y.Kani Yado – 25.08.2018:

Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin sömürgeci stratejilerine göre belirledikleri siyasetlerle Kürdlerin esaret altında kalmalarını amaçlamaktadırlar. Bu koşullarda, insanlık erdemlerinden yoksun çağdışı kalmış Ortadoğu ülkeleriyle ortaklaşabilecek hiçbir değer  yoktur.

Kürd belediyeleri devlet ataması kayyumların elinde. HDP Eşbaşkanı Selahattin  Demşirtaş rehin! Kürdlerin demokratik siyasal iradesi HDP örtülü kayyumun idaresi altında etkisizleştirimiş vaziyettedir.

Kürdler, aşağılanmanın  yarattığı sendromun etkisiyle özgür toplum zaruretinden uzak bir duruş sergileyerek bu sömürgecilerin  boyunduruğu altında yaşamaya halkların kardeşliği veya ümmet kardeşliği yalanıyla maskelemeye çalışmaktadırlar.

Zalimine biad yerine, Kürdlerin kendi meclislerini inşa etmeleri için erdemli bir siyasal stratejiyi tercih etmeleri gerekiyordu. Irkçı ve gerici toplumlar ile birlikte özgür yaşam olanakları yoktur. Erdemli bir yaşam, Türkiye ve diğer geri ülkelerle birlikte mümkün değildir.

Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde Kürdler kendi siyasal stratejilerini belirleyebilecek bilince kavuşamadılar. Kürdler, kendi milli değerlerini, dayandıkları inançlarını terk edip çöl geleneklerini, karanlık inançlarını sahiplendikçe karanlığa gömüldüler! Kürdler barbarların kültürlerine ve dillerine özenerek hızla renksizleşiyor.

Bu koşullarda Kürd toplumu kendine karşı özgüveni kaybederek bağımlı yaşamayı gerekli gören siyasal çizgilere saparak TC’nin öne çıkarmadığı siyasal aktörleri kimse ciddiye almaz ve tanımaz oldu.

Dünyanın tanıdığı Kazakistan devlet müsteşarı Kürd bilim adamı Serhadlı Nadir Nadirov’u Kürdler tanımıyor ama mahalle üfürükçülerini ve derin siyasal atmasyon unsurlarını her kes tanıyor.

Böylece maskeliler TC tarafından verilmiş ayarlarla sürüleştirdikleri mağdur kitleleri peşlerine takıp TC’nin esaret cehennemine yönlendirilip tutsak kalmalarını sağlıyor!

Kürdler şimdi TC’nin iktidar ve muhalefet sorunlarını konuşuyorlar, kendi sorunlarından tamamıyla uzaklaşmışlar!

Kendilerine milliyetçi diyen Kürdler ise Arap milliyetçiliği denen ümmet kültürünü savunuyorlar, Kürd değerlerinden uzaktırlar.

Kim bu ayarı veriyor?

Türkiye ve diğer gerici İslam ülkelerinde değişmemeye kodlanmış Alici ve Sûnnî kitleler hurafe bataklığına saplanıp kaldılar. Bu bataklıkta bilimsel düşüncenin toplum üzerindeki etkisi yoktur. “Çok yaşa padişahımcılar ve bıjî bıjîciler  hakikatin yolundan sapmışlardır.

Bu durum Rabbimizin tekâmül kanununa karşı bir tavırdır. Bunlar geçmişte insanlıktan çıkarak evlatlarını kendi şirklerine kurban eden çöl kavimleri gibi büyük felaketlerle karşı karşıya geleceklerdir.

 

Türkiye’de TC derin devletinin sinsice yönlendirdiği her kes ve her örgüt Filistin Ulus Devletinden yanadırlar ve Kürdistan’ın ulusal devlet olmalarına karşıdırlar. Bu ince nokta ile TC’nin nasıl insan beynine ve örgütlere fikir ihraç ettiği anlaşılıyor!

Derin devletin planı dahilinde Alici gericiliğin ve Sünnî gericiliğin danışıklı derin karşıtlığı AKP İslamcı istibdadını doğurdu.

Devlet, demokratik toplum sistemine geçişin koşullarını yok etmek için yapay olarak düşük yoğunluklu Kürt-Türk savaşının başlatılması da devletin aynı planına dahildir. Kürd sorununun tartışılmaz hale gelmesinin nedenini devletin bu derin planında aramak gerekiyor.

Kürdlere esir kalmayı reva gören Müslümanlar çığırından çıkmışlar. Onları  düzeltmek bizim işimiz değildir. Rabbimiz çığırından çıkanları bir şekilde kendi niyetlerindeki necasetleriyle buluşturacaktır.

TC Devleti ile derin işbirliği içinde olmayan her kes Selahattin Demirtaş gibi rehin alınarak etkisizleştiriliyor!

Bu durum gösteriyor ki, Teşkilat-ı Mahsusa  isim değiştirip yeni taktiklerle Kürd siyasal dinamizmini ele geçirerek devam ediyor. Bunun sonucu olarak tüm Kürdler kendi özgürlük mücadelesini unutup Türkiye’nin iktidar ve muhalefet sorunlarını tartışıyor.

Yüzyıllarca talancı Osmanlı düzenine hasret kalan Müslüman Türkiye toplumu nihayet kendine uygun tek tanrılı Başkanlık Sistemi’ne kavuştu. Tabucu toplum tarafından ilâhlaştırılan Cepçi Recep Tayyip, zalim ve tekçi bir diktatör olmakta hiç zorlanmayacaktır.

TC, daha önce Kürdleri de tekçiliğe alıştırmış, tek tanrılı siyasetin müridi haline getirmiştir. Kürdlerin bu halleriyle Cepçi Recep’in tekçi anlayışına itiraz etmeleri gülünç olmaz mı?

Şirkler coğrafyası dediğimiz coğrafyamız, çöl zihniyetiyle yaşamayı inançsal bir zorunluluk olarak kanıksadığı için tek tanrılı siyasal komedilere veya başkanlık sistemine yabancı değildir

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ZIRZIR BABA

Posted by kaniyasor 17 Ağustos 2018

k.y.Kani Yado – 02.03.2015:

Selçukluların ve Osmanlıların güzelim Anadoluyu talan ederken bu kadim topraklar üzerinde insanlığın hiç de yararına olmayan kurumlar inşa ettiler. Üretmeden yaşamak için kurumlaşan BABALIK ve DEDELİK bu koşullarda ortaya çıkmış. “Keşke olmasaydı” diyoruz ama olmuş bir kere, bin kere olmuş!

Türkler Kürdistan topraklarına girdikleri zaman Kürdler misafirperverlikleri gereği onları ret etmemişler ama  asil efendi pozunda Çingeneleri aşağıladıkları gibi Türkleri aşağılamışlar.

Aşağılama, asalet denen saçmalıkların  sonucunda ortaya çıkan sosyal hastalıklardan biridir. Biz ise aşağılamadan meydana gelen olayları ve bu olayların aktörlerini anlatmakla mükellefiz.

Eskiden Kürdler Türklere kız vermezlermiş. Türklerle evlenen herifleri ayıplarlarmış! Çingeneler toplum içinde kalburüstü olmak için, davul-zurna ile musikî maharetlerini göstererek kendilerini ispatlamışlar.

Kürdler tarafından aşağılanan Türkler ise bir taraftan incik boncuk işlerini, diğer taraftan İran ve Irak, Suriye üzerinden getirdikleri Arap üçkağıtçılığını kullanarak dinsel imtiyazları Allahın torpilinde, Muhammed’in şefaatinde  elde ederek toplumda öne çıkmayı başarmışlar!

Şiî cinsleri “biz Ehl-iBeyt’teniz” demişler, Sünnî cinsler “biz Hz. Hüseyin üzerinden peygamber  soyundanız” demişler.

Bu koşullarda öldükleri zaman kendi mezarlarındaki baba kemiklerini bile değerlendirerek  tapınağa çevrimişler..

Halk arasında bir öykü anlatılır ama bu öykünün aktörleri Kürdistanın neresinde yaşarmış bilinmez.  İhtiyar bir Hazeri Türkmen  bir Kürd köyünde yaşıyormuş. İhtiyarın sadece köyde ölmüş bir anası ve babası ile  bir eşeği, bir asası ve bir abası varmış. Güzel gözlü eşeği de ihtiyarlamış.

Bir gün eşeğiyle kasabadan dönerken yolda eşeği vefat etmiş!

Adamın üzerine bir hüzün çökmüş. O’nun tek dayanağı eşeği de ölmüş, bundan sonra eşeksiz ne yapacak!?

Yol kenarında sırtını bir ağaca dayayıp ağaç gölgesinde hayallere dalarken aklına bu ‘ölümü yaşama çevirmek’ gelmiş! Eşeğini gömüp bir türbeye çevirerek ziyaret yapmaya karar vermiş.

Ellette olur!

Süleyman Şah Türbesi olur da neden ZIRZIR BABA türbesi olmasın?

Bu güzel gözlü baba emekçi bir babadır. Bunun kıymet-i harbiyesi yoksa  şahların, şah-ı şahanların, şaklabanların, hakanların, paşaların ve padişahların insanların yükünü taşıdıkları, değirmene götürdükleri hiç  görülmemiştir diye kendi kendine düşünürken mezarı kazmış eşeğini gömmüş. Üzerinde bir kulube yapmış, kulubenin kapısında “bu Türbede evliyaların evliyası ZIRZIR BABA yatmaktadır, ruhuna el fatiha!” şeklinde yazmış.

Yaşlı mümin adam, türbeye koyduğu minderinin üstünde  yan yatarken tespihini çekerken “Allah kabul etsin”  dualarını esirgemezken, gelen “yağşüdür” deyip para atmış, giden “yağşüdür” deyip para atmış.

O gündür bu gündür ZIRZIR BABA ocağı iktisadi cemaat teşekkülü olarak kazançlı bir sektöre dönüşmüş.

Böyle şey olmaz demeyin. Olur olur, bal gibi olur!

“Osmanlı eşeklerinin, osmanlı develerinin ayak bastığı her yer bizimdir” diyen akl-ı evveller olduğuna göre bu tür öykülerin doğruluk dereceleri oldukça yüksektir.

Anadoluyu işgal edip talan edenler  İslam inancı ağırlıklı putperestliğin kendilerine özgü biçimini yarattılar.

Ziyaretler biçimde yaygınlaşan Selçuklu- Osmanlı İslam putperesliği Türkiyenin orta ve batısında nasıl bir biçim aldığını araştırmak gerekiyor. İstanbulda evde kalmış genç kızların bahtlarının açılması için yüz sürdükleri ZİLLİ BABA tapınağını gördüm. Halk arasında bu tapınaklara ziyaret diyorlar. TELLİ BABA da bunun danıskası!

Elaziz yörelerinde elini sallasan ‘ziyaret baba’lara değer.  Her taraf BABA, ANA’lara rastlamıyoruz!. Hala yaşayan babalar da vardır. Şiilerin DEDE dedikleri gibi Ehl-i Sünnetin de BABA dedikleri cehennemlikler!

Kurtlar Vadisini yumurtlayan derin film senaryoları da Elaziz BABA ocağı ürünüdür. Tımarhane inşa edilen yerlerde yaşayan insanların deli olduğunu sanmayın, burada Kayserilileri  sollayan gözaçıklar çoktur. Babalarını soyup  don katına bırakmak isteyen nice evlatlar görüldü orada.

Dersimli bir Almancı daha Elazığ Havaalanına iner inmez 30 bin Euro’yu bir Elazizliye karptırır. Hiç yeryüzünde olmayan bir arsa satışı!

Dersimli Elazığ Emniyet Müdürüne gider, bizzat Müdüre  şikayet eder. Müdür” “kardeşim o paranın üzerine bir tas su iç. Dua et ki senin canını almamışlar. Beni de dolandırdılar, hiç bir şey yapamadım” demiş.

Elaziz’de Kürdlerin nüfusu Türklerden daha faladır ama Türkler her şeye hakimdirler. Dolandırıcılık, din, iman onlardan sorulur. Namaz kılmazlar, kıldırırlar. Oruç tutmazlar, tuttururlar. Elaziz’in gakkoşunun meşhur  “gakkoş biz oruç tutmik, tutturik” sözünü her kes bilir. İmana gelmeyenlerin canını alırlar! Boşuna bu babalar toprağına “evliya torpaği” dememişler!

Arabesk-alaturki melezi katır cinsi Türk-İslamcıları  Selçuklu ve Osmanlı devlet üretme çiftliklerinde yetiştirdikleri unsurlar güzelim coğrafyayı tapınaklar cehennemine cevirdiler!

Toplumun genetiği bozulmuş,  sadece Tanrı/şirk  yaratmakta ustalaşmıştır. Benim babam “bu coğrafyada insanlar tanrılaştıracak bir şey bulamasalar, eşeği süsler taparlar” demişti.

Ne doğru demiş rahmetli!  İnsanlar bilginin hararetiyle, tecrubenin maharetiyle gerçeği buluyor, bizim siyasi abiler hala ‘zartzurt! ezberleriyle mide bulandırmaya devam ediyorlar.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

VATAN KURTARAN ŞABANLARIN TÜRKİYESİ

Posted by kaniyasor 14 Ağustos 2018

k.y.Kani Yado – 15.08.2014:

Bizim mahallede bir gariban vardı. Günün birinde kafayı yedi kendini dünyanın kurtarıcısı ilan etti! Çöl nebileri gibi beyaz bir fistan giydi, fistan dediğin böyle ak ve pak, beyaz mı beyaz, anaların helal ak sütü gibi bembeyaz…

Temizlik imandan gelmez mi?

İşte imanlı insanlar böyle olur. Evliyaların evliyası, bizim mahallenin dehası!

Vatan kurtaran Şabanlar, cepçi Recepler, tanrılaştırılmış öküzler…

Kurtarıcılar lider olur, serok olur, kral olur, şah olur, şahı şahan olur, şaklaban olur…

Dinlerde, siyasetlerde, yalanlarda, talanlarda temel gaye kurtarıcılık değil mi gelo?

İnsan Şaban olur kurtarır, kimi Recep olur kurtarır, kimi nebi olur kurtarır, kimi veli olur kurtarır, kimi solcu olur kurtarır, kimi sağcı olur kurtarır…

Yığınlar kandan, terden. Yığınlar kanlı mı kanlı. Sorunlar yalanlardan fışkırmış. Allı pullu, kızıl, yeşil ve kara. Karalar maskara ve kara bela, belaların en büyük belası Kerbela…

Karalar karanlıklardan, karanlıklar çöl kanunu!

Çölün köleci kanunları kutsal kitap olmuşlar insanlığın başına bela olmuşlar: “Ölün lan ölün aha sizi cennette huriler bekliyor!” diye yazar.

Nereden mi öğreniyoruz?

Bizim mahallenin üfürükçüsünden öğreniyoruz.

Bizde mahalle üfürükçülerine ulema denir.

Mahallemizin uleması, alimlerin ilimleri, evliya torpağlari böyledir.

Bizde babaların, dedelerin, mahalle ulemasının, hacıların, hocaların, seyitlerin çok olduğu yerlere “evliya torpaği” derler.

Ah be torpağ, bereketli torpağ! Ne evliyalar görmüş bu torpağ! İnsan bile torpağın çamurundan, çamurun hamurundan yaratılmış!

Geniş ve kutsallık bereketinde üretilen yalanlar yedi kat göğe ulaştı, tepesine bir kurtarıcı kartal, kartalın üstünde aslan, aslanın üstünde öküz vardır.

Kurtarıcıları kızdırmamalı! Kartal pençesiyle, aslan keskin dişleriyle, öküz dünyayı başının üstüne almış, kızdırsan dünyayı yerden yere vurur! Kafasını salladığında dünya sallanır deprem olur!

Rahmeti olduğu kadar zulmü vardır, bu ilahlar, bu krallar, bu liderler korkuluk gibi korkuturlar!

Bazen bu kurtarıcı bir darık bir paçıktır.

Bir asa bir masadır, bir masi, bir kursidir.

Çaput maput, darık marıktır ama kudretlidir de, kudretinden yeri sallar deprem olur, göğü sallar bêjıng gibi sallanır tufan bırakır, fırtınalar kopar, sağanak olur, ırmak olur, deniz olur tsunami olur!

İnekten tanrılar yaratırlar, çaputtan, darıktan, asadan, masadan olmaz mı?

Çöl fırtınalarının  çamur yağmuru deyip geçmeyin!

Çamur insanın harcıdır. Çöllerden kopup gelen çamur fırtınalarıyla yedi düvel çamurlanır, imana getirilir, erdemi varsa bitirilir, insanlığı varsa yitirilir!

Çamurdan yaratılan Adam vardır, bu yüzden insanlık erdemleri yerine çamurdan adamın marifetleri anlatılır.

Çamurdan Adem kardan adama benzemez, güneşte erimez bitmez. Bu çamurdan adam üretkendir, tüketkendir.

Adem çamurdan yaratıldıktan sonra sağ yanından bir yerden acıların içinden Havva pırtlar. Bu yüzden kadınlar acılı olur, acıları yara olur, yaralar kanar da kanar!

Saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar geçer aylar geçer, aylar yılları bulur. Kış olur soğuk olur, bahar gelir kuşlar şarkılar söyler, çiçekler meyveye hamile kalır, yaz olur sıcak olur.

Dünyanın suyunu havasına, havasını ciğerine çekerler ve Adem ile Havva aile olur ve erkek ve kız çocukları olur ve kardeşler  büyürler  ve biribirileriyle evlenirler ve onların da çocukları olur, çocuklar çoğalır ordu olur. Ellerinde mızraklar, yürekleri kanatırlar.

Adem’in ve havva’nın çocukları neseb-i sahih mi değil mi, ben karışmam.

Bizde insanın piçine, ağacın puçuna rağbet yok ya!

Elalemin piçinden bize ne?

Adem maymuna benzer mi benzemez mi, ben ona da karışmam.

Maymunun elleri var, ayakları var. Gözleri var, gözyaşları var, tombul tombul memeleri var, Ademe ve Havvaya benzer veya benzemez ben hiç karışmam!

Sıcak güneşte kavrulmuş kafalardaki beyinlerin ürettiği yalanlar böyledir işte! Kardeşleri bile birbiriyle evlendirir!

Kadın anayı cariye yapar, piyasaya sürer ticaretini helal sayar, hak sayar. Maymuna çok benzedikleri için maymunları rakip düşman olarak düşünürler.

Aynaya baktıklarında yine de kendilerini maymun görürler.

Maymunlar insanlar gibi yalan söylemez ama iki ön ayaklarını el olarak kullanabilirler. İnsanlar gibi, hop ayağa kalk! İki ön ayaklar insanda da havada!

Bizim mahallenin evliyası, Müslüman mı Müslüman, imanlı mı imanlı, alim mi alim!

Bir Fatiha, bir Ayeti Kursi, bir Bakara, bir Yasin, bir Nisa al sana kısa yoldan ilim!

Bizim köyün alimi “gavur icadıdır” diye çağın araçlarına binmezdi. Boyu posu, endamıyla, uzun sakalı, sarığı ve cübbesiyle eşeğine bindiğinde hep Nasraddin Hocayı aklıma getirirdi….

Hey be dünya! Sen ne mahalle alimleri, imanlı insanlar gördün!

Rabbini tanımaya kudretleri yetmeyince  ne hallere girdiler, ne rollere girdiler!

İnsanlar zifiri karanlığa battıkça Arap yalanlarına battı, tepeleri ziyaret yaptı üfürdü, ağaçlara çaput bağladı, üfürdü umuda katık yaptı.

Ölülerin mezar taşlarına yüz sürdü murat diledi, ölülerden medet umdu ömrünü bitirdi, ömrü gam ve keder, yara, kan, acı. Bu ne acı kader!

Şirk tanrı enflasyonunda İstanbul başta gelir. sağda ziyaret baba, solda ziyaret baba!

Telli Baba dedi telli turna tilili çekti, Zilli Baba dedi zil çaldı murat diledi.

Her Osmanlı padişahı ve paşası baş belası! Padişahın kabri bir başka kahir. Bursa bir başka bela, Kasımpaşa başa bela.

Kasım Paşa kabadayısı yeni Osmanlı belası Abdul Recep Paşa  bir başka inatçı paşa. Küfürbaz mı küfürbaz!

Seninle olmaz be Cepçi Recep Paşa! Al  küfürlerini def ol git be paşa!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

SUNÎ KARŞITLIĞIN KAZIĞI DERİN YARA AÇTI

Posted by kaniyasor 8 Ağustos 2018

k.y.Kani Yado – 08.08.2018

Türkiyeli olmak diğer karanlık toplumlarda olduğu gibi insanın her adım başına yaşam komedileriyle karşılaşmak demektir. Türkiye’de komedilerin en büyük bölümü inanç sektörlerinde görülmektedir.

Din, siyaset ve İnanç sektörü dediğimizde, siz sadece Sünnî mahalle üfürükçülerini hatırlamayın. Mahalle üfürükçülerini de sollayan Aliciler, daha imanlı ve derin komedileri oynamaktadırlar. İnsan bu kadar da gülünç duruma düşmemeliydi!

Bu dinciler ve cinciler Nebileri Allahın’ın oğlu yaparlar, velileri Allah’ın aslanı yapar keskin pençe ve dişleriyle canilerin komedilerini oynarlar!

Hele siyasi Aliciler vardır ki, bin bir kılıklı olurlar! İslam şeriatının kurucularından Çöl aslanı Hz. Ali sevdalıları ellerinde zülfikar hurafe dündülüne binmiş, zaferden zafere koşuyorlar!

Bunlar hem şeriatçı, hem hurafeci, hem dinci, hem cinci, hem imanlı Alici, hem ateist, hem de Ümmeti Muhammed üzerinden çöl vahşet karanlığının sevdasında Ümmet-i Ali olurlar!

Bunlar Sünnî kardeşleriyle ihtilafı devam ettiriyorlar, yeter ki TC Devleti baki kalsın! Egemenler bu karşıtları besleyerek amaçlarına varıyorlar. Birbirlerinden farkları yok ki! Her iki tarafta da üretim fazlası iman bolluğu var, imanları paçalarından dökülüyor.

Bir kilo iman istesek vermezler, çok cimridirler. Biz Ali’siz, Osman’sız, Yezit’siz imansız kaldık ey cemaat-ı tağut! Lütfen bir kilo iman verir misiniz ey ümmet-i Yezid, ey ümmeti Ali ve ümmeti Muhammed?

Gerçekten dinciler, cinciler, Aliciler ve Yezidçiler neden düdükçü Kenan Paşa’ın gazıyla mantar gibi yerden pırtladılar? Durup dururken bu komedi ortaya çıkmadı, verilmiş derin devlet  emeği var!

Nereden mi biliyorum?

1980’leri hatırlayanların bilmesi lazım. Hani seksen sürecinde  bir ara Türkiye’deki tüm Ehl-i Beytçi  mübarek zat-ı muhteremleri Ankara’da gizli toplantıda Kenan Paşa’ya biat etmişlerdi ya!

Mesele karşıtlar meselesi! Derin TC’ye karşı sorumluluktan dolayı çoğunluktaki Sünnî müşriklere karşı Alici azınlık müşrikler korkuluk oldular!

Türklere karşı Kürdler korkuluk olarak malzeme edildi! Karşıtlık oyununda inşa edilen danışıklı siyaset çok bereketli oldu!

TC’nin derin mihrakları “Haydi ey cemaat-ı Müslimin! Kızılzbaşlara, Kürdlere  karşı dinimizi, devletimizi, bayrağımızı kurtaralım!” naraları camilerde  yankılandı.

Askerler vuruldu TC kazandı. Kürd gençleri vuruldu TC kazandı. Aliciler dündüle bindi  Sünnî TC kazandı!

Her iki taraf da  Mekke putperestliğine söz söyletmezler ama TC’nin politik karşıtlık ihtiyacından dolayı düşman rollerini paylaşmışlardı işte!

Her iki tarafın da binlerce İlahları vardır. Yani Muhammed, Ali ve binlerce tabu(Şirk)! Dağlar, çubuklar, darıklar, çaputlar, taşlar, tepeler, kayalar, ağaçlar şirk kesilmişler!

Tabulaştırılan çöl vahçetinin, liderlerin, Alilerin, velilerin, Osmanların, Receplerin, AbdulFetullahların uğrunda ölünmez mi?

Ya Düzgün Baba! İmdat Telli Baba! Bahtımı aç ya Zilli baba! Her taraf baba ve dede! Ana ve ninelerden bahseden mi var!

Elini sallasan bin bir babaya değer. Tellisi, telsizi, zillisi, millisi…ne desen var!

Hurafelere, yalanlara, mitolojilere dayalı çöl dinlerine inanan müşriklerin; yerlerin ve göklerin, canlı ve cansız varlıkların yaratıcı kudreti olan Rabbimize inanmaları mümkün olur mu?

Bu putperestlik, bu inançsızlık ve insan sevgisinden yoksunluk dünya için terörden başka bir sonuç vermez.

Çöl vahşilerinin uydurma kanlı dinleri dünyaya maliyeti çok yüksek oldu. Tüm yalanlı-dolanlı, kanlı çöl dinlerinde olduğu gibi, ümmet-i Muhammed’in cinciliğe, Aliciliğe, Sünnîliğe sapanlar halâ Rabbimizin adına söylenen, yazılan yalanlara devam etmektedirler.

Bu rezalet yetmezmiş gibi FETO dini, Adnan Oktar dini, Cepçi Recep dini de ilan edildi. Her mezhep bir din, her din binlerce mezhep!

Üfürme sanatı geliştikçe ilan edilen dinlerin, mezheplerin, meşreplerin, üfürükçü tekkelerin,  sayısı artıyor!

Dünyaya uygarlık dersi veren Anadolu, Mezopotamya, çöl dinlerinin tuzağına düştükten sonra zifiri karanlığa saplanıp kalma konusu üzerinde düşünmenin zamanı gelmiştir.

Derin TC, karşıtlar yaratarak Cepçi Recep diktatörlüğünü yaratmadı mı? Aliciler, Ehl-i Sünnet El Cemaat dediğimiz  Sünnîlere iman gücü kata kata onları Cepçi Recep’in liderliğinde iktidar yaptı!  Sonuç: Toplum dinciliğe cinciliğe  saplandıkça, cepçilik, sapıklık sektöründe enflasyon!

Türk Silahlı Kuvvetlerin yaratması  ve İttihad ve Terakkiden kalma  FETO lideri Kemalist Fetullah Gülen istediği kadar kıçını yere vursun, iş işten geçti!

Sapıklıkta birinci, namus bekçiliğinde birinci, yalanda, talanda, cepçilikte, diktatörlere kapıkulu olmada dünya birinciliğini kimseye vermeyen bu düşürülmüş toplumlardan gelişme beklemenin hiçbir yararı olmayacak diye düşünüyoruz…

Düşün lan dünyanın yakasından düşün! Dünyanın midesi bulanıyor sizden ey ehli deve düşkünleri!

Üst kimliği din olan geri ülkelerde insanların gasp edilen iradeleri yüzünden  ne millet olabilir ne de devletleşebilirler.

Bu ülkelerin halkları çöl vahşet yaşam biçimine takılı kalarak dünya ucubesi bir ümmet olmaktan öteye gidemezler. Bu dandik iki ayaklı yaratıklar tekâmül etmeyerek yerinde sayarlar.

Bu iradesizleştirilmiş geri toplumların manzara-i umumiyesine baktığımızda, çaput başlanmış ağaçlardan, taştan, deve idrarından şifa bekledikleri görülmektedir. Bu şekilde düşürülmüş toplumlarda insanlık erdemlerinin gelişmesi için hiçbir neden olamaz!

Çöl müşrikler coğrafyasında olup bitenleri anlamaya çalışırken, dinleri tüm kötülüklerin müsebbibi olarak kabul ederek kenara çekilmek çokça beleşçi bir yaklaşımdır.

Toplum ile ilgili tüm mevzuların sınıf tahlili doğru yapılmadığında yanlış sonuçlara varılabileceğini gayet iyi bilmek gerekiyor.

Dinler, havada bulup tavada yiyen parazit sınıfın ürünüdür. Etrafınıza bakın! etrafınız mahalle üfürükçüleriyle abluka altında değil mi?

İnsanları dinlerin pençesinden kurtarmak için dinler değil, parazit sınıf yok edilmelidir. Dinler kolaylıkla hakikate çevrilebilir ama üfürükçüler kolay kolay istismarden vazgeçmezler.

Rabbim çöl nazariyelarıne inanan Müslümanları ve diğer çöl dinleri ümmetlerini ıslah etsin!

Müslümanların rehabilite edilmesi, İslam dininin reform ile çağımıza uygun hale getirilmesi dünyanın istikrara kavuşması demektir.

Tüm terörist eğilimler ve devletlerin kuduruk aklının membaı çöl dinleridir. Roma Hıristiyan şeriat döneminde Avrupa kan gölüne döndü. Yalana dayalı dinlerin ve siyasetlerin insanlara kandan başka vereceği bir şey yoktur!

Siyasetin, din ve mezheplerin terörist yaklaşımları dünyayı kan gölüne çevirmeye hazır bir potansiyele sahiptir.

 

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

GERONTOLOJİK TARİHİN BAKIŞ AÇISIYLA BÖLGENİN TAHLİLİ

Posted by kaniyasor 28 Temmuz 2018

k.y.Kani Yado – 28.07.2018:

Türkiye ve diğer gerici devletlerin resmi tarih bakış açısıyla etrafımızı görmek mümkün değildir. Bu yüzden biz antropolojik ve gerontolojik tarihin bakış açısıyla olayları, durumları tahlil etmek zorundayız.

Yaşadığımız coğrafya neden dünya sorunlarının yumağı oldu?

Çöl köleci üst sınıfı binlerce yıldan beri çalışmadan yaşamak için talanlara, fetihlere/işgallere ya da ticaret yoluyla emtiaya hiç bir değer katmadan ticari kazanç elde ederek bölgeye egemen oldular.

Sürekli haramla yaşamayı gelenek haline getiren Suudî çöl egemen sınıfının yaşam biçiminin din yoluyla kutsallaşarak günümüze kadar ortaya çıkan devletlerin sistemi oldu.

Talancılığı üstün meziyet olarak gören Emevi ve Osmanlı şeriat devletlerinde  çalışmayı aşağılayan  anlayış, talancılık, fetihçilik, her türlü gasp  dinsel gerekçelerle meşru görüldü.

Cahiliye devirlerinde bu bedavacı yaşamı kurmanın en etkili şekli din ilanıyla insanların ruh dünyasını esaret altına alarak mümkün oldu. Günümüzde de demokratik uygarlığın gerisinde kalan gelenekçi geri toplumlarda  yaşama emek vermeyen etkili parazit güçler kalbur üstü kaldılar.

Günümüzde de bu tahakküm geleneğiyle sivil ve askeri dinamikler oluşturulup insanların iradesi tutsak ediliyor. Üretime ne direkt ne de dolaylı katkısı olmadığı halde toplumun üzerinde kurumlaşabiliyorlar.

Parazitler böylece toplumu kapıkulu durumuna getirip  toplumun üzerinde tahakküm kurmak biçiminde  hedeflerine ulaşabiliyorlar. Öyle değil mi siyasetin muhterem kapıkulları?

İslam ülkelerinde bireyin ve toplumun aldığı biçim, hakikate ve fıtrata dayanmıyor. Bu coğrafyada toplumu teşkil eden birey Rabbimizin yaratılış biçiminde değil, geçmişteki köle sahiplerinin kendi kölelerine verdiği dinsel motivasyonla şekillenirler.

Bunlar içinde bulunduğu esaret koşullarında  uyurgezer, sadık ve itaatkâr kukla yaşam biçiminde debelenip dururlar.

Köle sahipleri kendilerine ait din ve siyaset ideolojisiyle cennet ve cennetteki huri  kadınları vaat ederek köleleri savaşa teşvik etmişlerdir. Günümüzdeki durum geçmişteki cahiliye devrinden farklı değildir.

Bir İslamcı militan kendini patlatırken bir sürü masum insanın yaşam hakkını düşünmez, çünkü o eylemi gerçekleştirdikten sonra kendini cennette hurilerin kucağında bulacağına inanmıştır.

Geri ülkelerde ve örgütlerinde de din veya siyasal ideolojiyle insanları savaşa yönlendirmek de bu şekilde değil mi?

Kapıkulu olmayı ilahi sadakat olarak kanıksayan birey, kendi efendisi için ölüme gidebilecek kadar kendi zalimine sadıktır. Biz buna kahramanlık değil, düşürülmüşlük diyoruz.

Düşkünler sadakatiyle oluşan köle orduları dediğimiz Roma Orduları, İslam Orduları, Haçlı Orduları şeklinde adlandırılıyor. Bu gelenek danışıklı ve danışıksız örgütlerde de sürdürülmektedir. Kendi lider efendilerinin uğrunda ölüme gidebilecek kadar derin sadakat da buradan geliyor.

İslam ordularının girdiği yerlerde talan ve kadınları gasp edip cariye pazarlarına sürmek tanrısal hak olarak kabul ediliyor.

Çöl barbarları ve onların kurbanı olan İslam ülkelerinde ganimet kavramını Allah’ın erkeklere armağanı olarak kanıksandı. Bu durumdan erkek dinleri ve erkek siyasetleri memnun olmaz mı!

 

Ortadoğu’nun genel manzarasına baktığımızda, Müslümanların dejenere ettiği yaşam ortamında bir inkılap hamileliği, bir sosyal doğumun ebesi ve inkılap tecellisi bu koşullarda mümkün değildir .

İhtirasların ve çöl gericiliğinin herkesi esir aldığı ortamda zor sadece siyasal taşeronlukta kendini gösterir ve kitleselleşmekten uzak kalıyor. Kurtuluşun umuduyla yola çıkıp ihanetin kucağına düşen çok sayıda umut yolcuları yok oluşuna şahit oluyoruz.

Gerici çöl kültürünü, Kürdlere Kürd kültürü olarak dayatan lânetlik Kürd gericileri, zalim TC’den daha büyük kültür katliamına neden oluyorlar.

Rabbimizin bir harikası olarak doğan insan, çöl vahşet inançları ve gerici yaşam gelenekleriyle kirli hale getiriliyor!

Kürdlerin sırtını Kürdistan’a, yüzlerini Ankara’ya çevirmelerinde Kürdlerin payına düşen bir kazanım yoktur ve esaretin kabulü anlamına gelir. Böyle bir siyasal davranışın ne stratejik ve de taktik anlamı olur.

Bölge güçlerinin orta oyuncusu durumuna düşen Kürdlerin, işgalci barbar TC’nin stratejik çıkarları doğrultusunda yönlendirilmesi, baştan beri TC’nin derin planı dahilinde ve uzun vadeli olarak gerçekleşti. Bu durumda yüzümüz kızarmıyorsa ne hale geldiğimiz doğru görelim bari!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

1950 YILLARINDA ANILARLA KARAKOÇAN

Posted by kaniyasor 22 Temmuz 2018

k.y.Kani Yado:

Biz , batı modeli tedrisatının üçüncü dönem nesli sayılıyoruz. öğretmenlerimiz cumhuriyetin birinci dönem öğretmenleriydi. Yani Köy Enstitüleri mezunlarıydılar.

1924 yılında yeni tedrisat kanunu çıkarılarak modern eğitime geçilme kararı alınmış, daha sonra 1928 yılında harf devriminden sonra, Osmanlıcadan Türkçeye geçmek için kurulan bir komisyonun yaptığı yapay Türkçe diliyle 1930 yıllarının başlarında batı tarzında okullar açılmış.
1936 yılında Ermenilere ait  TEPEKÖY Karakoçan ismiyle ilçe yapılmış. Biz 1950 yıllarının başında okullu olmakla cumhuriyetin üçüncü batı eğitimli nesliyiz. Yüksek öğrenime kadar Osmanlıca belası yakamazı bırakmadı.

Bülent Ecevit bizim için öz Türkçe modasında örnek olmasaydı belki yazılarımızı Osmanlıcadan dolayı anlamakta zorluk çekecektiniz. Bilhassa yüksek öğrenim Osmanlıca ağırlıklıydı.
Çok iyi hatırlıyorum 1950 yıllarında Türkiye’nin nüfusu 25 milyon civarında seyrediyordu. Fazla artış olmuyordu o yıllarda. Belki düşük nüfusun oransal yansıması ancak bu kadardı.
Biz okulda öğretmenlerden dayak yemeyi kanıksamıştık. Dayak yememe diye bir alternatif aklımızdan geçmiyordu. Zaten Osmanlı mezarlığının uysal sakinleri olan büyüklerimiz(!) bizi okula verirken, medreselere verdikleri gibi ”eti sizin kemiği bizim” diye bizi okula teslim ediyordu.

İslamî eğitim sistemlerinde yüksek tahsili bitiren bir insan ancak çağımızın ilkokulu mezunu seviyesinde eğitimliymiş. Arapça dediğimiz Tanrının dili söz konusu olunca fazla bilgiye gerek kalmıyormuş!

Dikkat ederseniz dinin kurucuları okuma yazmasız oldukları halde  derin ilim sahibi olarak tanıtılıyorlar.
Çocukluğumda din adamlarına verilen değerin normalin üstünde olduğunu fark edebiliyordum. Külahlı-sarıklı cemaat köleleri her zaman bize “ latince okuyanların kıymeti yok, din adamı olmak için Kavman Şeyhinin dergahında okuyun, bir melleye hürmet edilir ama öğretmene kimse hürmet etmez” diye tavsiyelerde bulunurlardı.
O zaman çağdaş olanlara “münevverler” derlerdi. Münevverler gericiliğe eğilimli değildi. Onlar zaten cumhuriyeti desteklemişlerdi. Dedem ve babam dindar olduğu halde her zaman” biz şeyhlerden ve seyitlerden çok çektik” derlerdi. Ben bu şekilde yönleniyordum.

Evdeki tavsiyeler okuldan daha etkili oluyordu.
Kavman’lı Şeyh Hadi Oxî’de kalıyordu. Kendisi aslen Liceliydi. Devletle iyi anlaşıyordu, o yüzden faaliyeti çok yoğundu. Evi Dep’in girişindeydi, tek bir evdi. Başka evler yoktu.

Daha sonra tam karşısında Ortaokul yapıldı. Ortaokulun inşasında çoluk çocuk her kes çalışıyordu. Ben iki santimlik boyumla hemen hemen her gün okulun inşaatında çalışıyordum. İnsanlar bayram havası içinde çalışıyordu. Devletin tek kuruş parası harcanmadı, her şeyi halk karşıladı.
Ama okul inşaatının tam karşısındaki şeyhin evi okullardan daha canlıydı. Kuran okuyanlar, islam dinini öğrenenler, torbalarında tavuk, ellerinde bakraçlarla  yoğurt götürenler, son model eşeğin üstünde çuvalın içinde kafası görünen kuzu başları ile şeyhin evine hediye götürenler…

Giris çıkış trafiği gayet yoğundu…
O yıllarda Kore savaşı patlak vermişti. Amerika’ya yağcılık yapmak için asker gönderilmişti Kore’ye. Nazimiyeli Şair Çavuş Kore’den dönmüştü.

Şair abimiz çok gözakçıktı. Şeyhin zengin sofrasına konmak için çarşıda Müminlerin içinde “Şeyhimizi Kore’de Dündül’ün üstünde yeşil bir cübbe, elinde kılıcı Allah Allah! diye gavurun üzerine üzerine gidiyordu, aha bu iki gözümle gördüm!” demiş.

Sofikler bu durumu Şeyhe ulaştırmışlar. Şeyh “ eğer o beni Kore’de gözleriyle görmüşse O amel-i salihtir onu çağırın buraya gelsin” demiş.
Büyüklerimiz her yerde bu konuyu konuşuyordu o sıralarda. Şeyh amaydı, iki gözü de görmüyordu, ama Şair Çavuşun gözleri iyi görüyordu ki, Şeyhi savaşta iki gözü görmeyen kahraman bir şövalye gibi savaştığını görüyordu!

Yani bu çaresiz ama, kurnaz din alimi aynı anda hem kendi evindeydi hem de Kore Savaşındaydı! Belki kedini kendi tekniğiyle ışınlama yoluyla gidiş gelişleri yapıyormuş! Sofik şeyhinin bu üstün meziyetlerini anlatmaz mı artık? Hemen Ali Yildirim’a koşar:
“Ali Beg Ali Beg ben sana demedim mi bizim Şeyh evliyadır.  Şair Çavuş Şeyhimizi Korede dündülün üstünde elinde kılıç, Allah Allah diye gavurun üzerine üzerine gittiğini aha bu iki gözleriyle görmüş! Şair Çavuş Alevidir ne dini var ne de imanı var, o doğru söyler, o bizzat görmüş” demiş.
Ali amca(Ali Yıldırım) başlamış gülmeye. Ali amca için iyi bir konu açılmış. Döner durur bu yalanın nedenlerini yorumlar. “Bu üfürükçüler hiç emek sarf etmeden kahraman olacaklar” diye alaylı alaylı anlatmaya başlamış.

Ali amca yöremizin münevverlerindendir. Ateşli bir Kemalisttir. Gericilerden nefret ettiği için Kemalistlerin tuzağında kalmaktan pek memnun görünüyordu. Osmanlı mekteplerinde okumuş, yeni yazıyı kendi imkânlarıyla öğrenmiş. Henüz hukuk mezunları olmadığı için dava takipçisi olarak mahkemelerde davalara giriyordu.

Ali amca sofike dönerek: “Bak ahmak bunlara inanmayın! Bunlar din adına, Allah adına söylemedikleri yalan yoktur, şeyhine şöyle çok yalan üfürmesin, Allah iki gözünü almış, iki ayaklarını da alır” der.

Sofik koşa koşa Şeyhine gider. Şeyhine olduğu gibi heyecanlı heyecanlı aktarır: Şeyhim o zendık Ali Yıldırım senin için “sahtekarlık yapmasın, Allah iki gözünü almış, iki ayağını da alır” diye aktarır.

Bunun üzerine büyük Kore şövalyesi Şeyh Hadî küplere biner ve derki: “ Git o kafire şöyle, iki parmağımı uzatırsam iki gözü onun avucunun içine düşer!” diye tembih eder.

Sofik hemen yüce şeyhinin mesajını ulaştırmak için Ali amcaya gelir: “ şeyhim dedi ki, benimle uğraşmasın iki parmağımı uzatsam iki gözü çıkar” dedi.

Ali amca bir kahkaha atarak: “Git o ahmaka şöyle o kudreti olsaydı kendi iki gözünü açardı” der.

Şair Çavuş için şeyhin zengin sofrası önemliydi. Zengin bir sofrada Şair Çavuş’un Kore anılarını dinlemek bir başka heyecanlı oluyordu. Söylediği yalanın ödülünü sürekli alıyordu.

Halk sanatçısı melle Cömert’in babası Dersimli fırıncı Hüseyin de Şair Çavuşu sofrada yalnız bırakmıyordu, Şeyhin evine gelirken kendi fırınından tepsi tepsi mis kokulu kuzu fırınlaması getiriyordu. Hüseyin amca Dersim’den gelir gelmez Şeyhle iyi geçinmek için Cömert’i Şeyhin evine kuran öğrenmeye göndermişti, her türlü diplomatik ilişkiler olgunlaşmıştı o süreçte. Dersimli olup Karakoçan’da fırın açmanın da bir bedeli olacaktı elbette…

Bu arada Cömert’in okuduğu Kuran’ın kraatı müzik yeteneğini tetikledi. Müezzin ise Cömert’in o güzel sesini dinlemek için onu kendi yerine minareye çıkarıyordu. Ezan okuduğu zaman biz onun sesini zevkle dinlerdik.

Cömert bizden daha imanlı olduğu için bizimle fazla oynamıyordu, genellikle Kavman Ulemasının sahabeleri olan sofiklerle oturup kalkıyordu o çocuk yaşında. Cömert aklı baliğ olduktan sonra terk-i selat oldu. Devrimciliğe gönlünü kaptırdı. Hala o aşkla yaşıyor. Geçmişte ruhanilerle olan ilişkileri ona çok farklı bir ruh hali kazandırdı. Ruhanilerin ruh hali hala kendisine hakim olduğu için büyüklerle buluşmak üzere Kürdistan’ın kırklar ceminde uçma eğitimi yapıyor.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KÜRDLERİN ULUSAL SİYASETTEN UZAKLAŞMASI TC’DEN YANA TAVIRDIR

Posted by kaniyasor 17 Temmuz 2018

k.y.Kani Yao – 17.07.2018

Kürdlerin Türkiyelilik siyasetini icra etmesi TC sömürgeciliğine meşruiyet kazandırmak anlamına gelir. TC sömürgeciliğini meşrulaştırmak  teslimiyeti onaylamaktır.  Bu onay Kürdlerin TC’nin kapıkulu olması şeklinde sonuç verecektir. Kürdleri TC’ye yem yapan golıkler utansın!

Kürdlerin sırtını Kürdistan’a yüzlerini Ankara’ya çevirmelerinde Kürdlerin payına düşen bir kazanım yoktur ve esaretin kabulü anlamına gelir. Böyle bir siyasal davranışın ne stratejik ve de taktik anlamı olur.

Kürdlerin TC’nin stratejik çıkarları doğrultusunda yönlendirilmesi, baştan beri  TC’nin derin  planı dahilinde ve uzun vadeli olarak gerçekleşti. Diyeceksiniz ki, başta “demokratik birleşik Kürdistan” umudu yaratılarak start verildi TC’ye yem edilmek nereden çıktı?

Bin kere lanet olsun, işte oradan çıktı! Kürdler ne hale geldiler biliyor musunuz? Faşist TC’ye yönlendirilen Kürdler kendi sorunlarını unutup faşist TC’nin muhalefet ve iktidar sorunlarını konuşuyorlar!

Ne zamana kadar Kürdlerin Türkiyenin siyasal koruculuğuna soyunmasına tahammül edelim? Kürdler kendilerini korkuluk gibi TC’ye malzeme yapmasaydılar sorun en doğru biçimde çözülecekti.

Bir zamanlar Yunanistanı korkuluk olarak göstererek ayakta kalmaya çalışan TC, 1970’lerden sonra Kürdleri korkuluk olarak gösterip ırkçı Türkleri siyasette canlı hale getirdiler.

Ne zamana kadar Kürd partileri kendilerini bu şekilde kullandırmaya devam edecekler acaba?

Biz olayı bu açıdan değerlendirmedikçe biz birbirimizin yakasına yapışmaya devam edeceğiz.

TC’nin istediği yürüyüş tarzını ve  TC ile danışıklılığı terk edip sorunu çağdaş anlamda ele alarak dünya insanlığıyla birlikte sorunu bölge güç dengeleri içinde ele alınmalıydı.

Sorunu doğru ele alan tüm arkadaşlarımız ya dışlandılar ya da infaz edildiler. TC Kürdlerin sübjektif yapılanmalarının içinde çok etkin olduğundan dolayı belirsiz infazlar, kaza süsleri ne arasanız var…

TC, Kürdlerde var olan çatışmalı kültürden yararlandı. Yoksa işgalci ve talancı TC  kolay kolay Kürdler arasında düşmanlık tohumlarını ekemezdi.

Her ne hikmetse Kürd siyaset tekeli ne zaman ki, Kürd ulusal sorununu terk edip, Türkiye’nin birliğinden bahsetmeye başladıktan, Kürdlerin kendi kaderlerini belirleme hakkından vazgeçmesinden sonra Türkiye sosyalistleri Kürdlerle dayanışmaya başladılar!

Devletin derin ilişkileri sırıtıyor, bunu objektiflerimizle görebiliyoruz. Bu durumlar siyasal kelime oyunlarıyla örtülecek gibi değil.

Doğru tavır faşist sistemi tanımamaktır. Muhalefeti iktidar kadar ırkçı olan sistemlerde çağdaş insanlar, taraflardan birini tercih etmezler.

CHP ve MHP’in başına atanan müdürler Ergenekon yapısıyla koalisyon kurarak yeni bir aşamaya gelen Ak Pari iktidarını desteklemeyi amaçlamaktadırlar.

Demokrasi showları göstermeliktir. Türkiye kimsenin konuşamayacağı bir faşist sisteme kavuşturmak temel hedefleridir.

Bu uyurgezer toplumda demokratlar bulunmaz. Muhalefet ve iktidar partisi TC derin yapısının projesine göre hareket ederler. Ak Parti, ekseriyeti Sünnî İslam gericiliği taraftarı olan toplumun desteğini almaya müsait bir partidir. Ergenekon yapılanmasının aynı yönteme devam ederek TC’nin stratejik hedefi için kamuoyu oluşturdu.

Bu durum TC faşist diktatörlüğüne tırmanma planı gereğidir. İktidar ve muhalefet ilikisi ve çelişkisi iyi ile kötü arasındaki tercih değil, iki faşist eğilim arasındaki diktatörlüğe tırmanma gayrtidir. Bir tarafı Selanik sevdalı, diğer taraf Mekke çöl karanlığı sevdalıdır. Hangi taraf kazanırsa kazansın biz işbirlikçi unsurların yüzünden birz kaybederiz.

Siyaset üzerinden Türklük/Türkiyelillik aşısı yemiş unsurların TC’nin paralelinde Kürd ulusal sorununa tavır alması tesadüf değildir, projeli bir olaydır.

Kürdlerin geneli İslam üzerinden kendine ihanete eğilimliyken, Selanik dini üzerinden ihanet yarışına katılım TSK Genel Kurmayının merdiven altı başarısıdır.

Muhalefeti iktidarı kadar tehlikeli bir Türkiye vardır karşımızda. Seçim sonucu  Faşist TC sistemine işlerlik kazandırmak için sunulan bir dopingdir. Muhalefet unsurlarının iktidarlaşması mevcut AKP iktidarından daha az tahribat yaratmaz.

TC faşist sistemine işlerlik kazandırmak TC ile derin bağlantıları olan parti ve şahısların görevidir. Kürd milletini TC’nin kapıkulu durumuna düşürenlerin vermesi gereken hesapları vardır. İhanetin sevimsiz yüzüne tükürmek her Kürdün görevi olmalıdır diye düşünüyoruz.

Köleci toplum geleneğinin devam ettiği, din ve siyaset manyağı olmuş geri toplumlarda her kes kendi necasetinden yarattığı kendi putunun/tabusunun tetikçisidir.

Rabbim bu müşriklere akıl fikir versin, kendi kötülüklerinden ve kendi elleriyle inşa ettikleri kendi savaş cehenneminden korusun.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

CEPÇİ RECEP REZALETİ KEMALİST REZALETİN DEVAMIDIR

Posted by kaniyasor 10 Temmuz 2018

k.y.Kani Yado – 10.07.2018

TC Başbuğu Cepçi Recep, bundan sonra  Başkan Recep olarak adlandırılacak. Kemalizm’e yeşil gömlek giydirerek kendi sistemine ilk adımını attı.

Türkiye, Kürdüyle Türküyle, sağıyla, soluyla ve her cins zerzevatıyla tek tanrılı siyasete alıştırılmış durumda olduğu için Başkanlık Sistemine geçişte zorlanmayacağı her haliyle belli oluyor.

Yüzyıllarca talancı Osmanlı düzenine hasret kalan  Müslüman Türkiye toplumu nihayet kendine uygun Başkanlık Sistemi’ne kavuştu. Tabucu toplum tarafından ilâhlaştırılan Cepçi Recep Tayyip, toplumun başında çoban olmakta hiç zorlanmayacaktır.

TC, daha önce Kürdleri de tekçiliğe alıştırmış, tek tanrılı siyasetin müridi haline getirmiştir. Kürdlerin bu halleriyle Cepçi Recep’in tekçi anlayışına itiraz etmeleri gülünç olmaz mı?

Şirkler coğrafyası dediğimiz coğrafyamız, çöl zihniyetiyle yaşamayı inançsal bir zorunluluk olarak kanıksadığı için tek tanrılı siyasetlerin şabanizmine veya başkanlık sistemine yabancı değildir.

İradeleri taptıkları kendi tabu/şirkleri tarafından ellerinden alınan böyle toplumlarda diktatörlere esir düşmek her zaman olanaklıdır. Yani bunun koşulları her zaman vardır.

Nihayet çöl vahşetinden ilham alan Recep Tayyip Ümmeti küfür nizamı saydığı Kemalist Şabanizmine yeşil gömlek giydirdi!

Kemalist Şabanizmi çöl rengiyle aktif hale getiren Cepçi Recep askeri sistemlerde ve faşist parti ve örgütlerde görüldüğü gibi emir ve talimat usulüyle meclis üyelerini, adalet ve idarî kurumlarını ve medya gücünü kendi denetimine alarak Osmanlı padişahı unvanına kavuştu.

Tam zırtoca bir başkanlık!

Bundan sonra çanak yalayıcısı medya kalemleri de tek tanrılı siyaset gereği tek tip düşünecek, tek bayraklı olacak, tek vatan cephesi olacak. Atatürk denen babaları da bunu istiyordu.

Ak Parti Devleti’nin kemik artıkları peşinde olan muhafazakâr kesim emir ve talimatla hareket edecekler. Vicdanı hür kesim tamamıyla halk ile bağı kopacaktır.

Kemalizm tarafından Kürdlerden ve Türklerden Şaban’laştırılan insanların komedi alanında yarattıkları zenginliği inkar etmeyeceğiz. Gıdasını derin devletten alan Şabanizm,  toplumu sağa yatırmak için solda, toplumu sola yatırmak için sağda cambazlık yaptı.

Öyle cambazlıklar yaptı ki,  Osmanlı şeriat Mezarlığı sakinleri olan Türkleri, Kürtleri ve her kesi kendine benzetti. Yalnız insanları mı? Hayır, her şeyi kendi rengine boyadılar. İnsanlar Şabanca bakar, Şabanca düşünür Şabanca icra eder. Kendilerine benzetilen derin Kürd şabanlar Cepçi Recep ile anlaşarak bizim Selo’yu da rehin aldırmadılar mı? Yani tam Aziz Nesin’lik komedi konular!

Çöl vahşet inancının bir yaşam tarzı olarak kanıksandığı koşullarda, Şirkler ve halk gericilerden yana olur. Bu ortamda çağdaş azınlık belirleyici olamaz. Bu güne kadar Kemalist ordu silahın gücüyle bu üfürükçüleri etkisiz hale getirmişti.

Kemalist ordu şimdi üfürükçülerle ittifak yapmış durumdadır. Denge bozuldu. Selahattin Demirtaş halk tarafından sevildiği için telaşa düşen TC derin devleti, derin Kürdlerden icazet alarak Başkan Selo’yu rehin aldığı her haliyle belli oldu!

Sonuna kadar Başkan Selo’nun yanında olacağız. Derin Kürdler tarafından eş başkanlıktan azledildiği zaman da yanındaydık ve yanında olduğumuzu gördükleri için geri adım atmışlardı…

Türkiye’de 24 Haziran Başkanlık Seçimi’nin sonucunu mahalle üfürükçüleri belirledi. Türk toplumu bu sonucu devlet vesayetinden kurtulduğu nedeniyle değil, dincilerin, cincilerin zaferi olarak kutluyor.

Gerici Alicilerin karşıtlığında geliştirilen gerici Sünnî çoğunluğun iktidarı demokratik zafer olarak kendini tanıtsa da, demokratik görünme esprisi dinci bir toplumun tilki hilesidir.

Müslüman Alici gericilerde ve Sünnî gericilerde tek adam yönetim zihniyeti bilinçaltında yerleşik olduğu Türk ve Kürt parti ve örgütlerinin “tek Tanrılı siyasete eğilimli olduklarından belli oluyor” desek yanılmayız.. “

Mitolojilerde tek Tanrının emri olmadan bir yaprak bile kımıldanmaz, yağmur taneleri meleklerle Allah deyu deyu yere indirildiği masalı toplumun ekseriyetinde kanıksanmıştır.

Yahudilikten kopamayan Müslüman toplumlar kurtuluşu Hızır’da, Ali’de, Yezit’te, Osman’da arar. Bu yüzden TC devleti zora düştüğünde onların tepesine Hızır’ın Yahudî çamurundan yaratılan çamurdan adamları atar. Liderlere tapma, tek adam yönetimlerinin kolaylıkla toplumun kafasına geçirilmesinin nedeni bu gerici anlayışlardadır.

Her bebek bu gerici anlayışa sahip annelerin kucağında  ve Mekke develerine  sevdalı deveci babaların komutasında büyür. Bu koşullarda Tanrının yarattığı cücüğünü bile bu gericilere kaptıran bebek nasıl aklıselim bir insan olur?

TC, Türklerin kafasına tek adam despotizmini geçirdiği gibi, Kürdlerin de kafasına tek adam despotizmini geçirdi.

Her toplum layık olduğu yönetim sistemiyle yönetilir, kimseye erdem aşısı yapılamaz! İnsanlık erdemleri olgunlaşmamış toplumlarda,  demokratik yaşam tarzı gelişmez.

Türkiye’nin cepçi diktatörü Recep Tayyip Erdoğan’ın iddiasının aksine, TC siyasetinde vesayet kalkmadı, vesayet iyice pekişti.

Diktatör Recep Tayyip Kemalizm’in temel gücü olan vesayetçi Genel Kurmaydan teslim aldığı devletin Kozmik dosyalarını inceledi, neden kendi ümmetine bu rezaleti anlatmıyor?

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »