kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

DAMDA FİLOZOF MUHYEDDİN AĞA VAR

Posted by kaniyasor 19 Kasım 2018

k.y.Kani Yado – 19.11.2018:

Ben inanıyorum ki, merhum Aziz Nesin Dep’te Ümmeti Muhammed ile Merhum Muhyeddin Ağa arasında krize neden olan gecekondu cami yapılması esnasındaki olaylardan ilham almıştır.

Üstad Aziz Nesin kendi vakfında, ben Dep’te yazdıklarımı yastık altında saklardım. Ben de Üstad gibi eşeklerin eşekliğinden, üfürükçü ahmakların aptallığından ilham alıyordum.

İyi ki güzel gözlü eşekler ve dînıkê Xwadê û ahmaklar vardır. Yoksa biz gülmesini unutmaz mıydık?

İyi ki varsın filozofum! Ben Muhyeddîn Ağa ile Ümmeti Muhammed arasında krize neden olayı yazmıştım ve şimdi yastık altından çıkarıp yayınlıyorum.

Yarım  asırdan daha fazla bir zaman önce herkesin bildiği Yeni Mahalledeki görkemli cami ve atom başlıklı füze gibi görünen minareye sahip olan caminin yapılması Muhyeddin Ağa ile Ümmeti Muhammed’i karşı karşıya getirmişti.

Günlerden bir gün Dep’te sofiler bir araya gelmişler. Bunların içinde en akıllısının aklına Allah gelmiş. Allahın Karakoçan’da evsizliğini gündeme getirmiş.

Öyle ya herkesin evi var ama her kesi yaratan Yüce Allah evsiz! Bu nasıl adalet?

Bu akıllıların içinde en akıllısı bir öneri vermiş! Elbirliğiyle Allah’a bir ev yaptıracaklar. Elbette kulların görevi Allah’ı mağdur durumdan kurtarıp ev sahibi yapmak kulların başta gelen görevidir. Hemen kolları sıvamışlar!

Biri çarşının içindeki Sofi Teyyar’ın evini başına yıkıp yerine Allah’ın başını sokacak evi inşa etmeyi önerir.

Hayır hayır bu olmaz!

Ev yıkanın başına gök kubbe yıkılırmış, yer yerinde durmaz, elek bêjing gibi sallanırmış!

Peki ev yapmak için arsa gerekmez mi?

Arsa bulmaktan daha kolay ne var ki?

İstediğin yere kazmayı vur! Yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı evsiz bırakmak müminlere yakışmaz.

Ev yapılmak istendiğinde nere uygunsa orada Allah’ın başını sokacak gecekondu yapmak helaldir!

Müminler imanın gücüyle Allah için bir camikondu yapmak için kolları sıvadılar.

Muhyeddin Ağanın tarlasının çarşıya uzanan ucunda O’na sormadan kazmayı vurup caminin temelini kazmışlar.

Muhyeddin Ağa  tarlasına gidince  kazılan temeli görmüş ve çılgına dönmüş!  Tarla sahibine sormadan temel kazmak ve hem de evsiz kalmış Allah’ın evi için!

O esnada Ağa sıkışmış kazılan temelden daha uygun yer yokmuş. N’olacak yani altı üstü bir su dökünecek…

Allah’ın korumaları hemen karakola gidip şikâyet etmişler. Jandarma filozof Ağa’yı kelepçeleyip apar topar gözaltına almış.

Evsiz kalan Allah’ın gecekondu evinin temeline hakaretten suçun büyüklüğünü düşünün!

Daha sonra Ağayı savcının huzuruna çıkarırlar. Suçu ağır. Ümmeti tağutun manevi değerlerine hakaret etmek, sulamak! Artık kimse arsa gaspının da suç olduğunu düşünmez.

Savcıda sorgusu yapıldıktan sonra hakimin huzuruna getirilir. Manevi şahsiyetleri incinmiş Allahın işgalci haramzade mü’minleri Mahkeme salonunu doldurmuş.

Hakim kimkik tesbiti için sorar:

-İsminiz?

-İsmim George Brown

-Soy isminiz?

-Soy ismin AkûPak. Hakim bey, arsamı işgal edip kondu cami yapan Allah’ın korumalarına karşı davacıyım. Bu salaklara karşı Suç duyurusunda bulunmanızı talep ediyorum.

Bu söylem abtestli namazlı Hakim’in zoruna gider. Tam tersine ümmet-i salaka hakaretten Muhyeddin Ağa için bir dava daha açılır ve arsası işgal edilmiş mağdur hapishaneye götürülür.

Hapishane tek katlı toprak bir damdı. Bu medeniyet harikası toprak damlı, loğlu hapishane, Mustafa Kemal’in muasır medeniyetinin bir şaheseriydi. İçinde fareler cirit atıyordu.

Ne kadar ceza verildiğini hatırlamıyorum ama bir gün Muhyeddin Ağayı Hapishanenin damında nutuk atarken gördüm.

Pantolonunu, ceketini ve gömleğini giyinmiş, kravatı gömleğin yakasına takılmamış sadece boynuna atmıştı.

Bununla devletin yularlı adaletini teşhir ediyordu. Sanki Allah kendini savunmaktan aciz kalmış, Allahın hakkını hukukunu savunma adına insanları mağdur eden salaklara mesaj veriyordu. Filozof konuşuyor, bir sürü kravatlı, kravatsız, sarıklı, sakallı, pla bıyıklı, apoletli insan onu seyrediyorlardı.

Üfürükçülerin Allah’ın avukatlığına soyunduğu koşullarda bir filozof  toplumun içine paraşütle indiğinde böyle olur.

Sokrates Atinalıların anıt kabirlerine, ataputlarına, put ve  putperestlere inanmadığı için başına gelenleri bilirsiniz.

Merhum Aziz Nesin’in “Damda Deli Var” eserini okuyanlar, “leb” demeden leblebiyi anladılar sanırım.

Rabbimiz aklıselimi dünyanın her tarafına dağıttı. Bir Sokrates Atina’da olur, diğeri Palu’nun Dep köyünde olamaz mı?

Tepeköy  yanlışlıkla Karakoçan olmadan evvel nice filozoflar görmüştü. Bir halk filozofu da bize düşmüştü.

Bir Sokrates de Muyeddin Ağa oldu geldi. Rabbim rahmet etsin, yeri cennettir. 

Mekke’nin şeytan kovalayan putperestleri, Atina’nın Sokrates’i , bizim Muhyeddin Ağamız vardı.

Muhyeddin Ağa, Kürd miri Kara Cemşit zadelerden Demirtaş’ların etkin olduğu Palu Özerk Hükümetinin inşa ettiği Osmanlı Mekteplerinde tahsil yapmıştı.

Palu’da yöre münevverleri yani aydınları yetişiyordu. Şimdi mahalle üfürükçülerinin itibar kazandığı ortamlar hazırlanmış. Bu arazilerde artık filozoflar yetişir mi?

Selanikli Kemalin mekteplerinde okuyanlar bizim filozof Muhyeddin’imizin yanında çocuk yayılırdı. Osmanlıca dili, Arap dili ve edebiyatını okumuştu Fars dili ve edebiyatını da bilirdi. Gulistanı o kadar güzel okuyordu ki… Ruhu şad olsun!

 

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

EN BÜYÜK TEHLİKE CHP’İN İÇİNDE

Posted by kaniyasor 15 Kasım 2018

k.y.Kani Yado – 15.11.2018:

Herkes AK PARTİ’yi büyük tehlike sanıyor. Aslında tehlike CHP’in merkezinde pusuya yatan Türk Nazi Gücüdür. AK PARTİ’nin  Kemalist CHP’den kamu görevini devralan bir taşeron hükümeti olduğunu ya kasıtlı olarak gündeme getirmiyorlar ya da herkes derin devlet hakkında bilgiye sahip olmayı gereksiz buluyor.

CHP gibi Nasyonal sosyalist partiler Avrupa’da yasaklıdır. Avrupalı ülkeler bunlara güçlenme imkanlarını tanımıyorlar

“Devlet baba neylerse güzel eyler” düşüncesine sahip kapı kulları dediğimiz milletin efendileri, kırsal zihniyetin kanıksadığı umursamazlıktır!

Ak Parti, CHP devletinin taşeron icra hükümetidir. Bu yüzden CHP iktidarın alternatifi değil, işverenidir. Bu süreçte iktidar olma diye bir amacı yoktur CHP’nin.

İçinde bulunduğumuz Müslümanların terör koşullarında muhafazakar bir parti oluşturmak Filistin’i eski Osmanlı statüsüne kavuşturmak, Musul’u ve Kerkük’ü Kürdlere kaptırmamak, Ortadoğu’da söz sahibi olmak, Ortadoğu İslam Konfederal idaresini TC diktatörü  Recep Tayyip’in Beyaz Sarayında icra etmek…

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birleşik ülkelerinin yanı başında Müslüman Birleşik Devletleri projesini hazırlamak…

CHP TC’si Kürtlere kendi derin unsurları tarafından “konfederalizm nazariyelerini bu yüzden hala ezberletiyor, amacın uygulanmasına zemin hazırlıyorlar. Aslında, çakal derisinden post olmaz, Müslümanlardan kendilerine dost olmaz. Hayal edip duruyorlar.

Kimsenin ezberlerini bozmak diye bir amacımız yok. Sadece siyasetin görünmeyen yüzünü umuma gösteriyoruz. İnsan topluma enjekte edilen resmi ezberlerden kendini koruduğu zaman siyasetin görünmeyen yüzünü resimleyebilir.

Kılıçtaroğlu güvenilir bir şahsiyete sahip bir CHP müdürüdür. Misyonu ya tarihe geçer, yada unutulur gider.

CHP’in merkezinde Türk Nazi gücü vardır, Ecevitçi Kemal’e tahammül edemiyorlar. Fırsat ellerine geçse Kemali ve çevresindeki sosyal demokrasiyi savunan arkadaşlarını silerler süpürürler.

Sabretmek gerekir, bir gün TC’nin devlet sırları toplumla paylaşılacaktır. Derin devlet sır dosyaları TSK Genelkurmay Başkanlığından alınarak diktatör Recep’e teslim edilmiş.

Diktatör Recep kendi Kürd ve Türk sağcı, ortacı, solcu, futbolcu derin elemanlarını biliyor.

Selahattin Demirtaş TC’nin derin elemanlarına sadakat göstermediği için TC tarafından rehin alındı.

Derin TC’nin atadığı siyasi unsurlara bağlı olmayan tüm özgür insanlarımız tecride alınmış durumdadır. Çamurdan tanrılar, tanrı-liderler yaratma konusunda mahir olan çöl beyinli geri toplumlar çamurdan yaratılan tanrılara sadık kalırlar.

Korku, kölelik geleneği, özgürlükten kaçmak… gibi durumları anlatmaya gerek yok, bu dal psikologların alanına girer.

Türkiye gibi beyinleri Mekke çöl vahşet karanlığıyla kodlanmış toplumların kendine özgü iradeleri ve bu iradeye bağlı örgütsel dinamikleri yoktur, taşeronluk faaliyetleri vardır…

TC icazetiyle ortaya çıkan mevcut tüm dinsel ve siyasal dinamiklerin reddinde tek kurşun sıkmadan kendi milletleriyle kucaklaşılabilir ve yaşam gül bahçelerine çevrilebilir.

Kürdler ihanet danslarına son verirlerse AKP kendiliğinden dağılır. AKP’yi Kemalistlerin sol danslarının karşıtlığı ve Alevi düşmanlığı, Alevilere ekarşı gerici mevzilenme ayakta tutuyor.

Bu karşıtlıkların nasıl ırkçı Türk devleti tarafından kurumlaştırıldığı zamanı geldiğinde mutlaka anlatılacak ve insanlar anlamakta zorlanacak. Siyasetin görünmeyen yüzünü görmek gerekir. Aksi halde herkes karşı olduğu cepçi Recep faşizmine hizmet etmeye devam eder.

Mevcut siyaset ve din piyasasında herkes TC’nin kodladığı kendi beyninin ezberleri ile yetindiğinde TC devleti karşıtları nasıl ve hangi taktiklerle kendi hizmetine aldığını anlayamıyor, sadece siyasetin görünen yüzüyle siyasetin fanatiği durumuna geliyor.

Bölgede geleneksel siyasal taktiklerin devletin derin stratejik kurnazlığının ürünü olduğunu sorgulayamıyor.

Kimse bu beyinlere TC özel Savaşı tarafından monte edilen kodun ürünü olan ezberini bozmuyor. Gerçek yaşamda ve sosyal medyada TC kendi derin unsurlarının  nasıl aktif hale getirildiğini görüyoruz.

TC’nin stratejik Kürd politikası tek adam üzerinden Kürdleri kontrol etmek şeklinde olduğu için kimsenin aklıselim düşünmesini istemez. Özel savaşın çalışma şeklinde olduğu gibi bu durum net olarak görülüyor. TC “Bunu boşverin, şunu boşverin siz bize kulak verin” şeklinde kendi siyasal kalıplarını muhafaza ediyor.

Bu koşulların devlet tarafından kolaylıkla uygulanması, Kürdlerin TC’nin denetiminden çıkmalarını engelliyorlar. TC’nin din, mezhep ve meşrep politikası toplumsal yaşamı tam bir komediye çevirmiş.

Sünnîler camide TC ve Arapların ruhuna dua ederler, Aleviler cem evinde 12 Arap şeriatçı zebanilerinin gölgesinde ibadet eder duruma düşmüşler. Hele bir de Sünnî İslam dinamizmine bakın, Rabbimiz kimseyi bu kadar gülünç duruma düşürmesin.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

DİKTATÖRLÜK İNSANLIKTAN YOKSUNLUKTUR

Posted by kaniyasor 6 Kasım 2018

 

k.y.Kani Yado – 06.11.2018:

Tek tanrılı siyaset dediğimiz diktatörlük, yukarıdan ayetler şeklinde emir ve talimat tebliğ eden, aşağıda bir kullar ordusuyla secdede durulan yapıdır. İnsanlar bu lanetlik duruma nasıl biat ediyorlar?

Geçmişte toplumu tanrı-soytarılara biat ettirme dinler vasıtasıyla gerçekleştirildiği gibi, günümüzde siyasal sistemler vasıtasıyla tanrı-diktatörlükler gerçekleşiyor.

İnsanların sınıflara ayrılarak yaşamaya başladığı zamandan günümüze kadar varlığını sürdüren tekçi soytarılık dediğimiz diktatörlük, demokratik uygarlık sistemine kadar kendini Avrupa’da da yaşattı.

Sadece Arapların tanrılarını günah keçisi göstermek gerçekleri saklamaktır.

Kürdler ve Türkler nice tanrı-diktatörler yarattı!

Yanı başımızda halkları esir alan çöl dinleri, bir sınıfın diğer sınıf ve tabakalar üzeride tahakküm biçimidir.

Köleleri köle sahiplerine tutsak eden ilkel koşulların sistemi  olduğunu söylemek yetmiyor, ilkel komünal sistem olduğunu bilince çıkarmak gerekiyor.

Rönesans öncesi Roma Hıristiyan şeriat sistemi de Avrupalıları canından bezdiren kamusal mülkiyete dayalı ilkel komün sistemidir.

Özel mülkiyete dayalı kapitalizmin feodal toplum düzenini tasfiye etmesinden sonra, kapitalizme karşıt kamusal mülkiyete dayalı ilkel komünal hasretin uyanmasıyla günümüzün komünist ütopyası gelişti.

İlkel yapıya çağın modasında yeni gömlek giydirilerek insan temel hak ve özgürlükleri din şuralarına benzeyen bürokratik hantal sınıfa kurban edildi ve liderler ataputlara çevrilerek yeni tanrılar üretildi!

Komünal toplum sistemlerinin çöl vahşet koşullarında sahip oldukları din ideolojisi insan beynini de tutsak aldı. İlan edilin dinlerin zulme,  katliamlara dönüşmesiyle çöl inanç merkezli Ortadoğu’da ezilmeyen bir insan, bir halk yok!

Böyle koşullarda, ezilmişliğin neden olduğu sendrom insanları o denli kötü etkiliyor ki, her keste nefret duyguları kişiliğe egemen olurken, aklıselim ile düşünen insanlar ortalıklarda görünmez oldu.

Bu sendromun sonucunda insanlar serbestçe hareket etme ortamını yakaladıkları zaman, bilinçsizce vahşet kılıçlarından kolye yapıp sağa sola saldırdığını görürsünüz.

Bölgede güç olma fırsatını yakalayan Kürdlerin birlik olamamalarının altında bu gerçek yatıyor.

Sendromun etkilerini kemiklerine kadar hisseden Alevi Kürdler, Êzdî Kürdler bu koşullarda Müslüman Kürdlere güvenebilmeleri için hiç bir neden kalmıyorsa biraz düşünmeli!

Şiddetin günlük yaşama egemen olduğu coğrafyada hala insanın insan üzerinde tahakküm kurma istemi dediğimiz hayvansal güdülerin en kapsamlı ve şiddetli biçimde mevcut olduğu görüldü.

Dini ve siyasi art niyetlerin insanı esir aldığı bu koşullarda birleşme telkinleri inandırıcı olamaz. Bütün birleşme çağrıları ”gelin bana biat edin” şeklindedir.

Çöl vahşet yaşam biçiminde dine dayalı orduların talanları sırasında her türlü ürünü ve kadınları kendileri için tanrının hak kıldığı ganimet olarak kabul eden inançlara bağlı insanların siyasal davranış biçimi sağlıklı olmaz.

Özgür insan bölge karanlık devletleri tarafından ayar verilememiş insanlardır.

Devlet tarafından ayar verilmemiş insana siyaset alanında rastlamak neredeyse imkansızdır.

Hatta devletlerin siyasi ve dini biçim vermediği insanlara toplum içinde, siyasal alanda yerleri yoktur.

Özgür insanın dayandığı liberal insanlık erdemleri topluma ters düşen durumdur.

Türkiye ve Türkiyelilik politikası için mücadele veren ve derin TC devletinin yönlendirdiği Kürd potansiyelinin, Kürd  milli değerlerine sahip olduklarını söyleyemeyiz.

Yönlendirilmiş TC vatandaşı Kürderi Kürd ulusal sorunu içinde mütalaa etmemek gerekir.

Ümmetçiliğe dayanan Arap milliyetçiliği ve Kemalizm ümmetçiliğine dayanan Türkiyelilik politikası TC devletinin stratejik hedefleri için kullanılan araçlardır.

Bu durumlar Türk sorunu kapsamındadır. Mekke şehir devleti haydutlarının Mezopotamya işgalinden sonra Kürdler yerel erdemlerini kaybedip kültürel erozyona uğradı.

Biz zihniyet dejeneresiyonuyla bozulmamış Kürdleri esas almak için çaba harcamalıyız. Din ve siyaset üzerinden Araplaşmış ve Türkleşmiş insanlar Kürd milli erdemlerini kaybetmişlerdir. Onlardan Mezopotamyalı Kürdlerin ulusal erdemlerini beklemek imkânsızdır.

İslamiyet ümmetçiliğini savunanlar Kürd milliyetçisi olamazlar. Çünkü ümmetçilik Arap milliyetçiliğidir, iki milletçilik birden savunulduğunda Müslüman kasabalarındaki üfürükçülerin gülünç durumu hasıl olur.

Bunlar sadece dini istismar ederek onların üzerinde tahakküm kurmak üzere İslamiyet’i öne çıkarıyorlar.

Din cambazlığıyla aklıselimin bir arada olamayacağı gibi, ümmetçilikle Kürd milliyetçiliği de bir yerde olamaz. Milliyetçilik,  esaret altına alınan milletlerin özgürlük ve bağımsızlık paradigmasıdır. Din istismarcılığı ise karanlığın ideolojisidir,  özgürlük karanlıkta zuhur etmez.

Dinci Kürdler işin üçkâğıtçılığını yapıyorlar. Kürd milli değerlerini Arap gelenekleriyle kirletenler mutlaka Rabbimiz Xweda’nın lanetiyle karşılaşacaklar.

Kürd dincilerinin diğer dincilerden farkları yoktur. Aynı karanlık membada şekilleniyorlar.

İlginç olan taraf TC’den ziyade Selanik sevdalısı Kürdlerin Kürd ulusal haklarına karşı olmaları.

Güney Kürdistan referandumu Kürdistan sorunu istismarcılarını ve tüccarlarını umutlandırdı. Bunlar tüm çağdaş Kürdlere tavır alıp Kürdleri köleleştirme istemlerine hazırlık yapıyorlardı. Dincilikle Kürdleri kolaylıkla aldatacaklarına inanıyorlar.

Dünyanın çöl dinleriyle yeteri kadar başı dertte iken, Arap çöl inançlarıyla  devletleşmeyi düşünmek çok rezilce bir istemdir. Bunlar çağın koşullarında din tüccarlığında ısrar ederlerse daha rezil bir duruma gelirler. Bizim uyarılarımızı ciddiye alsalar onlar için daha hayırlıdır.

Bundan sonra dinci rezillerin insan yerine koyulacağını sanmıyoruz. Bunların tüm maskeleri düştü. Takke düştü kel göründü! Din istismarcılığı, Müslüman ülkelerin Kürd düşmanlığı koşullarında insanlığa yapılmış düşmanlıktır.

Çöl vahşet dinleri ve mezhepleri dünyayı karanlığa gömmeye çalışıyor. Demokratik uygarlığın aydınlığı karşısında gözleri kamaşan bu vahşet sürülerinin yok olma telaşları kanlı ortamlara neden oluyor.

Gericilere verilen her taviz terör veya savaşla işlenen cinayetlerin suç ortaklığıdır. İslamcı ve İşgalci barbarların esareti altında Kürdler kendi iç sosyal dengelerini kaybettiler. TC’nin yönlendirilmesi altında Kürd düşmanlarının istediği istikametlere savrulabiliyorlar.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ALİCİ VE SÜNNÎCİ İLKEL KOMÜNİST ULEMASI

Posted by kaniyasor 2 Kasım 2018

k.y.Kani Yado 02.11.2018:

Son yüzyılların paradigması olan ve kamusal mülkiyeti esas alan  komünizm, bireyin insan olmaktan kaynaklanan temel hak ve özgürlükleri ve çoğulcu demokratik sistemleri karşısında tutunamadı.

Çağın sınıfları emek ve sermaye karşıtlığında propaganda gücüne ulaşıp inşa edilen komünizm, Türkiye ve diğer çöl gelenekli toplumlarda anlaşılmadığı gibi, doğru tartışıldığı söylenemez fakat ilkel komünist sistemler dinsel kurumlarda hala uygulamalı bir biçimde yaşıyor.

Şahsen tanıdığım ve sevdiğim bir Türk araştırmacı yazar bana gönderdiği mesajda “Abi no’lur Hz. Ali hakkında olumsuz bir şey yazma, O’nu çok seviyorum” demişti.

Bisiklet sürerken bile kitap okuyan istisna ve çok sevimli bu arkadaşımızı önemli bir platformda konuşmacı olarak entelektüel birikimle Marksizm’i anlatırken görmüştüm.

İnsan teorik birikimle Marksist dünya görüşünü savunması ve  iman gücüyle dinsel kurumlarda uygulanan ilkel komünizmi iman gücüyle savunması daha antik oluyor.

Marksist bir Alici olunabileceği hiç aklıma gelmemişti. Daha sonra bu kardeşimi iyi anladım.

Gerçekten semavî dinler ve bu bağlamda Yahudicilik, Hıristiyancılık, Müslümanlık, Alicilik, Muaviyecilik, Yezitçilik denen din, mezhep ve meşreplerin komüncülüğün ilkel biçimleri olduğunu hatırlayınca kendisine hak verdim.

Sünnî şeyh dergahları, Şiî bozması tekke ve zaviyeler ilkel komünal uygulamalarıdırlar. Şeyhler, dedeler, babalar, seyitler, tapınaklar, çaputlar, darıklar…

Şeriatla yönetilen Hıristiyan ülkelerde toplum Hıristiyan papazlar şurası  tarafından Allah adına komünal tarzda yönetildiği  gibi, şeriatla yönetilen Müslüman ülkeler İslam Şurası tarafından Allah adına komünal sistemle yönetiliyor.

Din istismarcılar sektörleri tarafından yönlendirilen insanların büyük bölümü neden ısrarla  bu şuraların tutsağı olmak istiyor?

İnsanlar çağın giysilerini giymekle çağdaş olamazlar. Sünniler, Aliciler 1400 yıl geri bir komünal dinsel sisteme geleneksel muhafazakârlıkla bağlı oluyorlar.

Yahudi komünal geleneklerini sürdüren Mekke merkezli Müslümanlar  insanların cinsel organlarını sakat bırakmaktan vazgeçmediler hala.

Zerdüşt dininden beri kölelerin köle efendilerine, seneme  karşı secdede kalma ve daha sonra Tanrılarına karşı icra ettikleri namaz gelenekleri sürdürülüyor.

İlkel komünal sisteminin uygulandığı süreçte  köle ve köle sahipleri sınıflarının ortaya çıkmasından sonra, köle sahiplerini temsil eden dini otoriteye karşı secdede kalmak namaz ritüelleri olarak devam ediyor.

Çağın giysilerini giymek insanı çağdaş uygarlıkla buluşturmaz, aksine insanı, üstü Mekke, altı Washington giysileriyle komedi konusu eder.

Dinlerin kamusal mülkiyete dayalı ekonomi-politik sistemler, Rabbimizin doğasında  güdü olarak mevcut olan özgür yaşam içgüdüleri karşısında tutunamadı. Bu ilkel sistem işgücünün yarı köle, yarı özgür emekçiliğini dinamik olarak içinde  barındıran feodal sisteme yenildi.

Dinsel kurumlar feodal sistemde işsiz kalmamak için bu sefer feodal toplum sisteminde yarı Tanrı vasıflarını terk ederek Tanrının sınıf çıkarları inadında rantın Tanrı vekili komisyonculuğunu yapmaya devam ettiler.

Hangi sisteme bakarsanız bakın, sınıflar belirleyici oluyor. Sınıflar ya tahakküm kurarak işlevini sürdürür ya da bir sınıf diğer sınıfı aldatarak kamusal mülkiyet cazibesinde kullanarak.

Kapitalist sistemde işgücünü pazarlayarak yaşayan dinamik olan emekçiler, geleneksel sınıf tahakkümünün kamusal mülkiyetin yeni koşulların siyasal üslubuyla komünist sistemde yeniden özgürlük yolculuğuna girerken yeni bir bürokratik ve askeri egemen sınıfın tahakkümü altına girdiğine tarih şahit oldu.

Sovyet devrimi cazip iddialarla tüm ezilen halkların ve sınıf ve tabakaların umudu olurken insan özgürlüğünün vazgeçilmezliği karşısında tuzbuz oldu.

Bu durum kapitalizmin ve sosyalizmin tezlerinde çağdaş  demokratik uygarlığın sentezi ortaya çıktı.

İnsan ihtirası bu erdemli yaşam biçimine ne kadar tahammül edeceği merak konusu iken, toplumsal iradeye yenik düşen erkin bir daha canlanacağını düşünmek yersizdir.

Toplumsal iradenin zaferi olarak anlaşılması gereken demokratik uygarlık sistemi, insanların geleceği için büyük umut olduğu görülüyor.

Barbarlığın iktidarlaştığı Türkiye bu gelişmelerden nasıl nasibini alabilir?

Bu koşullarda Anadolu’yu talan eden barbarların biçimlendirdiği yapay Türkiyecilik ve Türkiyelilik ilkel zihniyetinin insanlık değerlerine karşı düşmanlığın nasıl  bertaraf edileceği bu halkların genetik olumsuzluğundan dolayı merak konusudur.

Türkiye bir taraftan Ortadoğu gericiliğinin radikal yapılanması olan IŞİD denen yapılamalara karşı olduğunu söylerken, bir taraftan IŞİD’in militan personel ihtiyacını karşılıyor.

Bu koşullarda demokratik uygarlık sistemiyle barışık olması mümkün mü?

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

CHP’NİN TAŞERONU AKP İKTİDARININ DİLİ

Posted by kaniyasor 27 Ekim 2018

k.y.Kani Yado – 27.10.2018

Ak Parti iktidarının siyaset dili, Ergenekoncu TC derin devletinin dili olduğu her halinden bellidir. TC devletinin saha egemenliği amacıyla yönlendirdikleri Kürdler de açık bir şekilde Türkiyeliliği stratejik olarak savunuyorlar.

AKP tüm siyasal faaliyetlerini muhafazakâr toplumu oyalama ve yönlendirme şeklinde icra ediyor.

CHP’in taşeronu AKP iktidarı, batının ve Türkiyelilik gömleği giydirilen derin Kürdlerin ve Alevilerin muhalif duruş desteğini alarak iktidarda kalmayı başarıyor. Çünkü TC derin devletinin derin projesi buydu.

CHP’nin taşeron partisi AKP ve iktidarı, ırkçı muhafazakâr Türk toplumunun desteğini yapay batı karşıtlığı Alevi ve Kürd düşmanlığı üzerinden sağlıyor.

CHP’nin babası Kemal de batı karşıtlığı görüntüsü altında batılı bir devlet kurmuştu.

Çöl karanlığında ve kum fırtınalarında uyuşan gerici Sünnîleri binek eşeği yapan Ak Parti iktidarı, atası CHP gibi Türk Nazi Hareketinden farklı bir icraata sahip değildir.

Bu süreç nasıl başlatıldı? Ak Parti İktidarı, CHP’nin yetiştirdiği ve devletin derinliğinde görev verdiği Albay Said’in yerine atanan Fetullah Gülen’in devre dışı bırakılarak kendi halifesini devletin tepesine oturtması bir yenilik değildir.

TC ırkçı siyasetinin geçmişi bilinmeden günümüzdeki taktik ve stratejik hedefleri bilinmez. Bu önemli siyasal durumlar devletin kendilerine sunduğu kısmî bilgilerle yetinen kurbanlara sunulmaz.

TC ırkçı devletini kuran ve İttihat ve Terakki Fırkası‘nın devamı olan CHP’nin atadığı taşeron Ak Parti iktidarı dünün derin şahsiyeti Talat Paşa, Albay Said’i ve bunların devamı olan General Fetullah‘tan farklı bir siyasal dile sahip değildir.

Ergenekon operasyonları sürecinde yakalanan tüm sivil ve askeri generaller şimdi TC devletinin yeni siyasi dengelere, yeni koşullarlara göre icraatlarına katkı sağlayacak şekilde görevlerine devam ediyorlar.

Fazla değişiklik olmadı. Ergenekon’un imamı Fetullah Gülen yerine O’nun öğrencisi başkanlık yetkisiyle donatılan Recep Tayyip Erdoğan geçti. Derin şahsiyetler şimdi daha açık olarak Türk ülküsüne, Türk turan emeline, Türkiyelilik temel stratejisine göre hizmet ediyorlar.

Her nedense her barışçıl çözüm gündeme geldiğinde bir gizli ve maskeli el şiddeti tırmandırıyordu. Bu ilahi el her istediğini Kürdlere kabul ettiriyordu.

Kürd düşmanlığı TSK derin talimatlarıyla yürütülüyordu. Her geçen gün Kürdlerin ismini terörle ifade etme daha da hızlanıyordu. Dışarıda Demokratik eylem biçimleri istenen şekilde olmuyordu.

Her gün Kürd imajı daha fazla erozyona uğruyordu. TC derin devletinin işlerini kolaylaştıran zalim işbirlikçiler Kürdleri hep başarısızlığa itiyordu.

Kürd toplumu bir türlü sivil general Yaçın Küçük, Doğu Perinçek ve legal ve legal olmayan partileri avuçlarının içine alan takım arkadaşlarının devletle derin ilişkilerini göremedi.

Türkiye Cumhuriyeti ırkçı devletinin, Kürdlerin özgürlük taleplerine karşı düşmanlığın nasıl boyutlandığını aşağıda sunduğumuz  Türk Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmay Başkanlığının 6 Temmuz 1993 tarihinde  kendi devlet birimlerine  gönderdiği gizli talimatta net olarak görülüyor. Öyle görülüyor ki, bu talimat Türkiye’de ve Türkiye dışında eksiksiz olarak karşılığını bulmuştur.

Kürdlere karşı barışçıl dili esas alan Turgut Özal’ın Genel Kurmay tarafından ölümü sağlandığından 2 ay geçtikten sonra TSK Genel Kurmayı Kürdlere karşı mücadeleyi öngören bir talimatname yayınladı. Bu talimatnameyi yorumsuz olarak okuyucuların takdirine sunuyoruz:

“Genel Kurmay tarafından 6 Temmuz 1993 tarihinde hazırlanan ve ilgili birimler tarafından tartışılıp onaylanarak yürürlüğe konan iş bu „PKK ILE MÜCADELE PROGRAMI“ Genel Kurmay ve MGK’de sevk ve idarede görevli yetkililer dışında kimselerin okuması ve üzerinde bulundurması her ne surette olursa olsun yasaktır.

Not: Çok gizlidir.

Bu programın sevk ve idaresinde Türk Silahlı Kuvvetleri yetkilidir. Takviye olarak iç güvenlik görevlileri (Jandarma, Emniyet Teşkilatı, Özel Birlikler ve Köy korucuları ) tarafından desteklenecektir.

Irak için özel strateji ve savaş programları hazırlıklarının son değerlendiresi yapılarak kuzey Irakta geniş taarruz uygulaması en kısa sürede başlanacak.(Kürtleri pasifleştirme programı)
Program Saddam muhalifi Iraklılar, Mısırlı, İsrail ve ABD’li uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır.

Bir grup MGK uzmanı ise bu programın ülkeyi parçalamaya götüreceğini belirterek bir an önce uygulamadan çekilmesini istemiş, muhalefet şerhini koymuşlardır.

 

1.Bölüm: Siyasi partiler, sendikalar
Mevcut siyasi parti genel başkanı ve üst düzey yöneticileri teşkilat ve propaganda başkanları ile özel ilişkiler kurulacak. „Devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünün korunması için „ Genel Kurmayın bu konudaki plan ve programının benimsenmesi sağlanacak.

Sendikaların desteği mutlaka sağlanacaktır. Sürekli olarak Ermenistan’ın ve Hıristiyan devletlerin Türkiye’yi böldürmek istediği teması sürekli olarak tekrarlanarak bu mesaj genel ve etkili biçimde işlenecek.

Genelkurmayın plan ve programına aktif olarak katkıda bulunmayan, eleştirenler ve anti propagandasını yapan siyasi parti ve sendika ilgilileri için etkili yaptırımlar uygulanacak. Hukuki gerekçeler hazırlanıp, ilgililerin cezalandırılması, bu durumdaki siyasi partilerin kapatılması için gereken işlemler yapılacak.

Etkin köken ve bölgesel propagandaların işlendiği siyasal toplantılarda her türlü yönlendirme sağlanacak, suç delillerinin temini için özel unsurlar değerlendirilecek.

Etnik taleplerin kurumlaşmasına çalışanların propagandalarına karşı halk mitingleri tertip edilecek. Bu mitingler tertip edilecek. Bu tepkiler yaygın şekilde kamuoyuna duyurulacak. Lazım gelen ihtiyaçlar için askeri levazımat araç gereç alımları hızla temin edilecek ve bu hizmetlerde kullanılabilecek.

ABD, İsrail, Mısır ve Almanya ile varılan anlaşmaların gereği yapılacak.
Kürt bölgelerinde yaşayan Türk kökenli aşiretlerinin devletin yanında yer alması için bilim adamları tarafından eğitim verilmekle birlikte, can ve mal güvenliklerine ilişkin kuşkuların ortadan kaldırılması için gereken güven verilmesi sağlanacak.

Doğu ve güneydoğuda değerlendirme yapılırken devlet yanlısı aşiretler listesi göz önüne alınacak. Bu aşiretlere verilecek olan eğitimde, PKK’nin yaptığı bütün eylemlerin, Ermenilerin amacına yönelik olduğu anlatılacak. Devleti desteklemeden kaynaklanan nedenlerden dolayı güç duruma düşen Kürtlere mali destek sağlanacaktır.

Program gereği yapılan kapsamlı olaylardan sonra „Devletin şefkat eli“ teması genel olarak ulusal medyada geniş kapsamlı olarak işlenecek, PKK’nin kitlelerin gözünde olumsuzlaşması sağlanacak.
Bütün bölgelerde operasyonların günlük olarak sürdürülmesine devam edilecek.

DGM’lerde ve diğer mahkemelerde bu olaylarla ilgili davaların süratli sonuçlandırılmasının sağlanması için her türlü yatırımlar yapılacak, gerekli katkılar sağlanacaktır.
Özel Savaş için oluşturulan birliklerde sevk ve idare ile koordinasyon yönergesi harfiyen uyulması sağlanacaktır.
Özel Çelik güçlerde Bosna-Hersek’ten getirilen ve Azeri kökenli olanlara imha timlerinde görev verilmesinde öncelik tanınacak.
Terörle Mücadele Kanununun kapsamı genişletilecek. Mücadelede engel olan maddeler temizlenecek.
Terörle mücadelenin giderleri için özel mali kaynak oluşturulacak. Terörle mücadele fonu kanunla yasal hale getirilecek. Bu fon hakkında biçim ve yöntem belirlenip en kısa zamanda yürürlüğe sokulacaktır.
Kurullarımızca tespit edilen ilkeler doğrultusunda bölücü propagandaya karşı zorunlu birliktelik sağlanacak. Kürtlere karşı bütün etnik grupların birlikte karşı durması sağlanacak. Birlikteliğin zorunlu olduğu teması işlenecek.

Din birliği ön planda tutulacak. Kürtçülüğün dine de aykırı olduğu belirtilecek.

PKK’nin eylem ve düşüncelerine karşı dinsel tepki sağlanacak. Gösteri ve mitinglerde büyük halk yığınlarının bir arada toplanması, dinsel tepkilerin değerlendirilmesiyle sağlanacak. Bütün giderler özel fondan sağlanacak.
Bu programın icrası sırasında istismarı önlemek için her türlü tedbirler alınacaktır.

Basın ve televizyonlarda PKK’ye karşı kapsamlı programların yayınlanması için gerekli teşvikler ve girişimler yapılacaktır.
Mevcut koalisyon hükümetinin devamı teşvik edilip, sağ ve sol düşünce yelpazesinin beraberliği sağlanacaktır.
Ekonominin ve asayişsin iyiye gittiği, çağdaş demokratik yenileşmenin ve değişimin uygulanmaya başladığı ve devam edeceği mesajı sürekli olarak işlenecektir.

Doğu ve Güneydoğu’da her ne suretle olursa olsun devlete küsmüş, devlete karşı çıkmış yöre vatandaşlarının devletin yanına çekmek için kısa ve uzun vadeli benimsetici ve caydırıcı programlar başlatılacaktır. 
Bu mücadelede dini temaların nasıl kullanılacağı konusunda Diyanet İşleri Başkanlığından programlar istenecektir. Onaylanan programların bütün cami ve televizyonlarda yayınlanması sağlanacaktır.

Değişik kökenden evli olanların propagandası en ön plana çıkarılacaktır. Bölünme durumlarında bu ailelerin durumunun ne kadar kötü olacağı vurgulanacaktır. Evlilik konusunda içte ve dışta yeterli kamuoyu oluşturulacaktır.
2. BÖLÜM: 
Irak’a mutlaka savaş kapsamı niteliğinde etkisizleştirme hareketi yapılacaktır. Kerkük-Musul konusu dünya kamuoyunun gündemine getirilecektir. Türkiye Ortadoğu politikasında başta PKK konusu olmak üzere azami ölçüde her koşulda İsrail ile işbirliğine gidecektir. Bunun için askeri konularda varılan mutabakat muhtırası yürürlüğe konulacaktır. İslam ülkelerinin tepkilerini ortadan kaldırmak için özel programlara devam edilecektir. Iran, Irak, Suriye ve Lübnan ile yapılan resmi görüşmelerin olumluluğu kamuoyuna duyurulacaktır. Bu konu kamuoyuna PKK’nin sıkıştırılması ve tükenişi olarak işlenecektir.
Komsu ülkelerin dışişleri yetkililerine kendi ülkelerinin de Avrupa tarafından parçalanmaya götüreceği teması islenecek. PKK sizi de kullanıp parçalanmaya götüreceği fikri islenecek. 
Yunanistan ve Ermenistan‘da iç karışıklıklar yaratıp, durum önemle değerlendirilecek. Gürcistan’daki gelişmeler yakından izlenerek gerekli katkılar sağlanacak.

İsrail’in Türkiye‘ye verdiği destek kısa sürede görülecektir.
Suriye ve İsrail ile ilişkilerde GHD 1 ve GHD 2 , SHD 2 stratejilerinde uzmanların görüşlerine önem verilecek.

Azerbaycan’ın içişlerinde uzlaşma sağlanacaktır
Özel devlet milislerinin görev alanları içte ve dışta genişletilecek.
Koruculardan ve yöre halkından işbirliği sağlananlar istihbarat eğitimine tabi tutulup özel eğitimden geçirilecek.

Devletin Doğu ve Güneydoğu politikası bir ana baba şefkati olduğu kamuoyuna işlenecek.
Silah dağıtılan köylerde özel ilişkilerle mutabakat sağlanmasından sonra PKK teröristlerinin o bölgelere kaydırılması sağlanacak. Bu yolla PKK’ye karşı imha planları gerçekleştirilecek.
Tel’in ve tepki mitingleri yapan kişi ve kurumlara sosyal, maddi ve güvenlik desteği verilecektir.

Doğu ve güneydoğu Anadolu’da karma iskan mutlaka sağlanacaktır.
Demokratikleşme programı çerçevesinde yerel yönetimlerin radyo ve TV yayını yapması konusunun işlenmesi sağlanacaktır.
Bütün dernek, sendika ve partiler üzerinde her türlü psikolojik ağırlık sağlanacaktır. Buralarda milli birlik hareketine katılmaları için her türlü tedbir alınacaktır.

DEP ve bağımsız Kürt aydınları ile siyasileri etkisizleştirilecektir. Etkisizleştirilmesi için her türlü hukuki dayanak derhal temin edilecektir.
Bütün bölücü yayınlar etkisizleştirilecek, bölücü yayın yapan bütün gazetelerin kapatılması koşulları saçalanarak kapatılacak. Yönetici ve mensupları hakkında cezai yöntemlerin uygulanmasına devam edilecek.

Bölücü faaliyet ve eylemlerin yurtdışındaki merkezlerine yurtdışına gönderilen görevlilerin yerleştirilmesiyle içeriden çökertme, tepkilendirme uygulamaya konacak, bulundukları devlet tarafından tecrit edilmesi ve cezalandırılması sağlanacaktır. Verilen veya verilmesi düşünülen desteklerin kesilmesi sağlanacaktır.

Bölücü örgütün yaptığı eylemleri Avrupa devletleri nezdinde teşhiri için çaba harcanacak, PKK’nin yurtdışındaki eylemlerine karşı bu ülkelerin aldığı önlemleriyle çökertme hareketine haklılık temeli sağlanacaktır. PKK’ye karşı psikolojik savaşa büyük önem verilecek, bu konuya öncelik verilmesi sağlanacaktır.”

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KARAKOÇAN ANILARI VE KEMALİST ŞABANİZM

Posted by kaniyasor 24 Ekim 2018

k.y.Kani Yado – 24.10.2018:

Büyüklük, tekâmül eden insanı ayakları üzerine kaldıran Rabbimize mahsustur. Rabbimizin,  sonsuz genişliği ihtiva eden büyüklüğü hiçbir şeyle kıyaslanamıyor.

İnsanlarda büyük mertebe, küçük mertebe gibi yalanlar tamamıyla aldatmadır. Büyüklük ve küçüklük fizik kavramlarıdır. İki unsurun göreceli ifadesidir. İki maddenin veya değerin biri biriyle oransal farklılıklarıdır.

Köyde çobanlık yapan çok zeki bir insanımız, askerlik çağına gelir. Askere gider teskere alır döner. Çok az bir Türkçe ile asimile olmayı başarmıştır.

Zekâsı onu kısa sürede meslek sahibi yapar. Artık çobanlık yapmaz. Kısa sürede kendine ‘bey’ dedirtir. Bir ustanın yanında çok iyi yetiştiği için mesleğinde başarılı olur, kısa sürede kapital sahibi olur.

Biriktirdiği para ile fabrika kurar. Artık o fabrikatördür. Çok kısa sürede bu durum hasıl olur. Özel sürücüsü vardır ama araba kullanma sevdası yakasını bırakmaz.

Arada sırada takla atar ama ölmez. Buna rağmen araba kullanmaktan vazgeçmez.

Şehirden kasabaya giderken kasabanın girişinde arabası trafik polisleri tarafından kontrol için durdurulur.

Trafik polisi arabanın ruhsatını, ehliyetini ister. Fabrikatör Şaban o anda kendini TC Genel Kurmay Başkanı seviyesinde imtiyaz sahibi olduğunu düşünerek ehliyetini vermez ve şöyle der:

Sen biliyor musun ben kimim ?”

– Kim olursanız olun kardeşim, burada görev yapıyoruz, ehliyetinizi, ruhsatınızı çıkarın lütfen!

Fabrikatör Şaban cepçi Recep gibi inatçıdır, bir trafik memuruna eyvallah der mi?

O sırada onu çok iyi tanıyan deneyimli bir tanıdığı belirir, bir tatsızlık çıkmasın diye trafik polisinin kulağına:

-“Abi bu benim akrabamdır, Elazığ Tımarhanesi’nden yeni çıktı, üzerine varmayın “ yalanını söyleyerek polisi ikna eder ve polisin kontrolden vazgeçmesini sağlar.

Aslında aşağılık duygusundan kurtulmadan sınıf/mertebe geçişlerinden sonra insanın içine girdiği durum ‘tımarhanelik’ olmaktan daha vahimdir.

Bu yaşanan olayı neden verdim biliyor musunuz?

Sınıf atlamalarında köylülükten kasaba ve şehirliliğe terfi edip siyasileşerek emir yağdıran vatan kurtaran Şabanların siyasal komedi durumu, çobanlıktan yeni terfi eden bu fabrikatör Şaban‘dan farklı bir olay değildir.

Söz aramızda, siyasi abiler duymasın, ağalık sistemi kalkalı beri onlar siyasi ağa oldular, Temel gibi tabancayı çekerler, tozu dumana katarlar billahi!

Siyasi abi de fabrikatör Şaban gibi köyden firar edip paraşütle kasabaya, şehre inmiştir.

İkisi de köyden çıkmışlar, ikisi de ezilmiştir. İkisi de yeni bilgilerle, yeni ortamlarla tanışmıştır. Biri okulda, diğeri piyasada kendileri için gerekli bilgilere sahip olmuştur. İkisinin de bilinçaltı karanlığı incelemeye değerdir.

Mr. Freud, sen böyle şabanların kahrından ölüp gittin mi? Nerelerdesin kurban olduğum psikanalizci Freud? De bunların hakkından gel kurban olayım!

Kişilik/kimlik arayışı, toplum tarafından benimsenme arzusu, aşağılık duygusunu ıskalamak bu sıçramayı ilginç hale getirmiştir ve bu sonucundan Kemalist Şabanizm doğmuştur.

Metropollerde Şabanizm çok gelişmiştir. Paraşütüne atlayan köyden firar edip kasabalara, şehirlere iniş yapmışlardır!

Köylülükten paraşütle kasaba, şehir toplumuna geçiş yapılırken dönemsel özelliklerin tümü komedi konusu olduğu gibi acılara da neden olmuştur.

Aslında paraşütle şehirlere iniş yapan köylü firarileri düşünceye de katkıları olabiliyor, Aziz Nesin gibi üstatlara %60 teorisini yazdırabiliyorlar.

Daha da ilerisine, paraşütle Avrupa’ya iniş yaparak komedinin tadına doyulmaz eserlerin yazılmasına da katkı sunuyorlar. Bana da ” müzekker din ve siyaset” tezimi yazdırdılar, Rabbim onlardan razı olsun.

Milletin efendisi olan köylülükten firar edip Kemalizm’in paraşütüyle şehir ve kasabalara iniş yapanlar, sosyal ve ekonomik gelişmeyi günah keçisi yapıp saldırmaları, sonuçları çok acı olan bir reaksiyondur. Bu durum, insanın içinde bulunduğu çarpık tekâmül süreciyle ilgilidir.

Siyasi abiler çözümün en kestirme yanını tercih ederler. Siyasi ağalığa terfi eden müspet kişilik mağduru insanlarda durum çok vahimdir!

Biri onlara karşı bir lakırdı yapsa, Recep gibi adamlarını çağırır ve “götürün bunun kafasına sıkın, kısa yoldan çözüme gidelim!” derler.

Karanlıktan pırtlayan siyasi ağalık deyip geçmeyin! Bilinçaltı mağduru oldukları için, demokratik çağdaş usuller onları korkuttuğundan dolayı gece rüyalarına giriyor.

Mertebe düşkünü karanlık kafalı unsurlar siyasette onbaşı olduğu zaman general pozunda hükmeder!

Büyük adam sayıldığı için küçük insani böcek gibi ezer geçer.

Büyüklük hastası olan unsurlar her kese “büyük olun, cüce kalmayın!” tavsiyesini yaparken, çekilmez bir biçimde Saddam’laşıyorlar, Şaban’laşıyorlar, Recep’leşiyorlar! Vay sizin büyüklüğünüzü öpeyim!

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

HERKES GİDER MERSİNE TÜRKİYE GİDER TERSİNE

Posted by kaniyasor 20 Ekim 2018

Kani Yado k.y.– 20.10.2018:

Biz Türkiye’nin geriye gidişini toplumsal tekâmül arızasına bağladığımızda bu geri gidişata doğru bir tanım getirebiliriz.

Biz cumhuriyetin birinci ve ikinci nesline ait olanlar evrimleşmeye tekâmül diyoruz. Kimse düşüncede Osmanlı dönemindeki insanlardan daha ileri değil, sadece eğitim dili değiştirildi.

Peki, Kemal’in çocukları iyi bir eğitim sürecinden geçtiler mi?

Türk nazi hareketi olarak tanımladığımız İttihat ve Terakkici Kemalistlerin sandıkları gibi cumhuriyetle karanlıktan aydınlığa geçilmedi, Cumhuriyet döneminde nasyonalist sol saçmalığıyla dünya için büyük tehlike arz eden daha zifiri karanlığa sapıldı.

Avrupa ülkelerinin çoğu cumhuriyete geçmeden demokrasiyi siyasal yaşam şekline dönüştürdüler.

Bu ülkeler hala krallıktır ama dünya insanlık erdemleri için örnek demokratik sistem oturttular.

Türkiye krallığı kaldırdı ama yerine demokratik sisteme geçmek için bir projeye sahip değildi. Türkiye CHP iktidarlaşması dediğimiz Türk nasyonal sosyalist(faşist) sistemi ikame etti!

Avrupa’nın Hıristiyan şeriat yönetimlerine son verdiği koşullarda, Türkiye’de Şeriat yönetimine son verilmesi asrın uygarlığına atılan bir adım olarak kabul edilmesi gerekiyor ama şeriatla taşlaşan kafalar bir türlü canlanıp düşünce üretebilecek canlılığa ulaşmıyordu.

Biz Osmanlı’nın son dönemini yaşayan büyüklerimizin tartışmalarına şahit olduk. Bunlar cumhuriyet döneminin çok ilerisinde tartışıyorlardı. Biz şimdi Alevilikten sapan Alici, 12 imamcı Şiî gericilerle, insanlık erdemlerini terk edip çöl geriliğine sapan Sünnî gericilerin yanında Arap çöl karanlığını tartışamıyoruz.

Dünya “Mersine giderken bunlar tersine gidiyorlar” şeklinde durumu  ele alabiliriz! İleriye çalışmayan kafalar geriye çalışır. Peki bunların kafasına ne oldu? Çöl deve vebası virüsü kapan hiçbir kafa iflah olmadı!

Bu konuda tekâmül(evrim) kanunu bakış açısıyla bakarsak, Alici Aleviler ve  Sünnîler gericilik yarışına girmiş hızla geriye doğru yol alıyorlar. Bu hızla devam ederse mağara devrine ulaşırlar!

Bölgeyi kan gölü haline çeviren çöl zihniyetinden kurtulmak için dünya çareler üretirken, Alici yobazlarla, Sünnî Yezitçi yobazların gericilik yarışında hızlanmaları düşündürücü değil mi?

TC devleti kendine has  enstrümanları kullanarak bunlara ayar verdiğini her hallerinden fark edebiliyoruz.

Devlet bize ayar veremedi ama ayar verdiği unsurları tahrik  ederek bize düşman edebiliyor!

Bilim adamları “iki ön ayaklarını el olarak kullanma becerisine sahip bir türe insan denir” diye tanımladılar ama maymunlar iki ön ayaklarını el olarak kullanmada insanlardan daha becerikli çıktılar.

Biz bu bölge insanlarının kendi evrimlerini tamamlamaları için bir kaç bin yıl daha bekleyebilir miyiz? Bölgemizin çöl gericiliğinde şekillenen insanlar tekâmül edebilirlerse yeniden düşünelim.

Eski siyaset tarzından başka bir anlama gelmeyen çöl barbarlık dinleri bölge insanlarını insanlıktan çıkardı.

Mısır uygarlığını, Mezopotamya uygarlığını yerle bir edip karanlığı egemen kıldılar. Şimdi çağdaş uygarlığa karşı terörü yaygınlaştırıp dünyayı da kendilerine benzetmeye çalışıyorlar.

Mezopotamya Mekkeliler tarafından işgal ve talan edildikten sonra Mezopotamyalı Kürdler günümüze kadar esir yaşıyorlar. Kürdlerde Kürd erdemlerinden, Kürd kültüründen eser kalmamış.

Bir Kürd, Mezopotamya uygarlığından haberdar değil ama barbar Ali’yı, barbar Yeziti teferruatlarıyla anlatır.

Dinin ve siyasetin insanları insanlıktan çıkardığı yerlerdeki resmi ve gayri resmi terör ve savaş koşullarında mağdur taraf yoktur. Buralarda birbirine benzeyen toplumların üstünlük kavgası vardır.

Çöl coğrafyalarındaki devecilerin Alicilik ve Yezitçilik kavgası 14 asırdan beri devam ediyor. Bu dincilik cincilik kavgasına bulaşan her kurum, her kişi, her örgüt ve her devlet kirlidir.

Recep’in sorunu sadece Kürd düşmanlığı değil, bu devecilerin kavgasında Sünnî tarafın liderliğini ele geçirmek için stratejik bir hedefe sahiptir!

Bir cami imam-hatibi, din görevlisi olarak insanların yüreğine korkular, korkuluklar yerleştirmek için çaba içinde olur. İnsanlık erdemlerinden yoksun bir devlet bu icraatı bir program dahilinde yapar.

Dinin özgürleşip özerkleşmediği, sekuler bir erdemliliğe kavuşmadığı, devlet dini kimliğine sahip olduğu Türkiye’de de eğitim imamları dediğimiz Türk eğitimciler de asimilasyona dayalı bir program dahilinde öğretmenlik yapıyorlar.

Anadolu halklarını asimile etme misyonunun günahı öğretmenlere nasip oldu. Türkîlerle(türkülerle) insanı asimilasyon musikîsinde mest eden sanatçılar daha estetik asimilasyon araçlarına sahiptirler.

Sadece matematik, fizik, kimya, biyoloji, astronomi… gibi pozitif bilimlerin öğretmenlerini kutlamalıyız, onlar Rabbimizin hikmetlerini anlatırlar. Gerisi köy korucularından farksız misyonlara sahiptirler.

Bilim ve teknoloji, din adamlarını ve siyasetçileri sosyal yaşamın cambazları olarak görüyor. Bunlara harcanan zaman hebaya gitmesin diye bunlarla ilişkilenmiyorlar.

Bilim ve teknoloji lokomotifi, siyasi ve dini gericileri tren vagonları gibi arkasında sürükler.

Uzun vadeli siyasal şekillenme, derin  devlet gücüyle yönlendirilmiş potansiyeldir. Mekke Arap ilkel sisteminin insanların manevi dünyasına yaptığı zulüm tüm insanları bunalıma soktu. İnsanlık rönesansıyla bir adım atılmazsa, acılar kat kat artar.

Nedir bu tanrılardan, cinlerden, şeytanlardan çektiğimiz?

Putperestler her yıl Mekke’ye gidip şeytanı taşlıyorlar ama şeytan bu taşlarla ölmüyor daha da güçleniyor!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ŞİRK DİNLERİ VE MÜŞRİK SİYASET

Posted by kaniyasor 11 Ekim 2018

k.y.Kani Yado – 11.10.2018:

Dinsel ve siyasal yalanlar Rabbimizin yaratılış gerçeklerini ve kudretini yok edebilecek güce ve yeteneğe sahip değildir. Günümüzde genetik soybilim siyasal ve dinsel nedenlerle birbirinden ayrı düşen toplulukların soylarını kaybetmediğini ıspat etmiştir.

Farklılıkların birarada yaşadığı Anadolu’da Karadeniz Rumlarının Müslüman oluşları veya farklı bir siyasal tercihlere yönlendirilmeleri  mutasyona neden olmaz.

Siyasetin gücüyle mensup oldukları yerden edilen ve dini değişen Rum’a, Ermeni’ye, Kürd’e Müslüman Rumlar, Müslüman Ermeniler, Müslüman Kürdler denir ama Türk denemez!

Toplumların soyunu devam ettirme güdülerinin şiddeti ister sıfırlansın ister sıfırlamasınlar, onların maddi yaşam gerçekliği Rabbimizin yaratılış biçimi olup onların özünü teşkil eder.

Bu öz Rum, Arap, Kürd, Türk, Ermeni vesair halkların kendine has yaratılış gerçekleridirler.

Anadolu’da yaşayan herkesi asimile etmek, onların motasyonunu gerçekleştirmez. İhtiras gücü denen siyaset ve şirk dinleri bu halkları ortak dinsel inanca çevirerek  ve asimilasyona tabi tutarak kimse asla Türkleşmez ve Araplaşmaz.

Asimilasyonla Rabbimize kafa tutan din ve siyasetler mutlaka Rabbimiz tarafından mustahak oldukları cevabı alacaklardır. Atmosferi kirleten, delik deşik edip kalbura çeviren muhteris güç odaklarının nelerle karşılacaklarını göreceğiz.

Rabbimizn yaratılış biçimine ve yaratılan eserlerine dokundukları ve değiştirmeye çalıştırdıkları için müşriklerin ne olacaklarını tahmin etmek güç olmasa gerek!

Aynı şekilde insanları siyaset veya dinle biçimsizleştirmek için insana dokunmak karşılıksız kalmaz.

Rabimizin yaratılış değerinde kalan toplumların yaşam biçimleri yaratılışla uyum içinde edepli olur.

Türkiye ve diğer özüne dokunulmuş  ülkelerin toplumsal yapısı çağın çok gerisinde seyrediyor. Bu ülkelerin insanında demokrasi ve özgürlük sadece slogan olarak duyuluyor.

Yüzyıllarca Osmanlı müşriklerinin şeriat yönetimi altında tüm insanlık erdemleri erozyona tabi tutulan toplumsal yapı, çağın demokratik uygar ilişkilerinden çok uzak kaldı.

Kaderleri ve ruh dünyaları karartılmış toplumlarda özgür düşünce, diktatörlerin korkulu rüyasıdır!

Özgür yaşam talepleri, tekçi siyasal ve dinsel yaşamda alışılmamış bir durum olup özgürlük sadece slogan olarak duyulur.

Sağda ve solda birey tekçiliğe itaat edebilecek şekilde yönlendirilir. Bunu gerçekleştirmek için resmi ideolojiye ters düşmeyecek şekilde uyduruk nazariyelere, uyduruk hadislere başvurulur.

Özgür düşüncenin tekçi zihniyete zarar verdiğini bildikleri için konuşan bir toplumun, konuşan bireyin tekâmül yeteneği felç edilmiştir.

Tekçi siyasetin politika dilindeki ismi faşizmdir. Adamlar resmen emir ve talimat sisteminde toplumu köleleştiren faşizmi sadakat imanıyla savunuyorlar. Biz bu yüzden iradesizleştirilmiş toplumlarda çağdaş siyasetin yapılamayacağını söylüyoruz.

Manevi dünyaları hortlaklar mezarlığına dönmüş hangi ülkede çözümleyici aklıselim güç vardır?

Kanıksanan yaşam biçiminde herkes birbirinin sırtına binmeye odaklandığı gibi, her siyasal güç topluma boyun eğdirme paradigmalarına sahiptir.

Bunu gayet net olarak söylüyoruz ki, liderleri kendi kontrolüne almayan toplumlar, kendi liderlerinin kapıkulu olurlar.

İnsanın insana esir düşmesinden ve insanın insanı esir almasından daha iğrenç bir olay düşünülemez!

Bir de niyet konusu vardır. Kölelikten kurtulmayı başkalarını köleleştirmekle mümkün olacağını düşünen canavar zihniyetli siyasiler iflah olmazlar.

Ortadoğu halkları din ve siyaset tarafından kapıkulu olmaya müsait hale getirildi. Muhteris unsurlar bunu yaparken faturayı Rabbimize çıkarmaya yeltendiler. Bu durum yaratılışa dokumaktır.

Yaşadığımız gelenekçi coğrafyanın toplumları, Kürdler dahil tüm halklar kendi iradeleriyle kaderlerini belirleyecek yetenekleri kaybettiler.  Bu halde sadece kurtuluşu şirklerden beklediler.

Müşrik inançlarında özgür birey Rabbimizin bir değeri olarak kabul edilmez,  insan bir değersiz mahlûk olarak kabul edilir.

Böylece müşrik bir toplum hasıl olur.  Şirk diktatör istemediği zaman bir yaprak bile kımıldamaz.

Şirkin müşrik kapıkulları bu özelliklere uygun bir çok şirkleri yaratır. Bu koşullarda dağ taş şirk kesilir. Putperst olarak da tanımladığımız bu müşrikler, yarattıkları bu şirklere itaatkâr kul olurlar.

Laiklik dediğimiz sekülerizmin uygulaması, dinin ihtiras odaklarından, üfürükçülerden, din ticaretiyle iştigal eden dincilerden, cincilerden kurtarılıp özgürleştirilerek özerkleştirilmesidir.

Kürdistan henüz devlet olmadan Kürd müşrikleri sekülerizme karşı savaş açtılar bile! Bu ne telaş?

Bölge gericiliğini karşı, yaşamı çağın seviyesine getirmek için ayak basacak zemin olan Kürdistan din tüccarlarına teslim edilmeyecek kadar dünya için değerlidir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KIVRAK RECEP PAŞA

Posted by kaniyasor 30 Eylül 2018

Kani Yado – 30.09.2018:k.y.

Kıvrak kavramı, sadece mankafadan ortaya çıkan çatlaklıkta ve oynak danslarda kullanılmaz. Zekânın sivriliğine anlam katmakta kullanıldığı gibi, siyasi danslardaki kıvraklıkta da kullanılabilir.

Osmanlı devletinde, Selçuklularda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti de yanar döner münafık  siyasetleriyle, kalleşliklerle, puştluklarla bölgede varlıklarını sürdürüyorlardı.

Osmanlı şeriat enkazı üzerinde Cumhuriyet devleti  kurulur kurulmaz Rusya ile dirsek teması yaparken Avrupa’ya göz kırpıyordu.

Yine ortada Osmanlı oyunları!

Yanar Döner Erdoğan Avrupa’ya bir kazık atmaya hazırlanırken Amerika’ya göz kırpıyor. Erdoğan ilkin Amerika’ya gitti. Orada Yahudi kardeşleriyle gizli bir toplantı yaptı.

Siz bakmayın Recep Paşa’nın arasıra İsrail’e posta koymasına. Buna Yahudi kardeşliği postası dense isabetlidir. Kasımpaşa Postası bir gösteri, Yahudi kardeşliği bir iman konusu.

Türk solakları da Kürdlerin en meşru haklarını kurtlara, çakallara yedirmek için TC’nin kayyum ihtiyacını ikame etmek üzere Kürdlerle siyasal iman gücüyle kardeşleşmediler mi?

Elhemdulillah, Türk ateistleriyle Kürt ateistlerinin kuyruğu Selanikte bir birine kavuşuyor! Sessiz sedasız olarak HDP’de solak kayyum nasıl gerçekleştirildi dersiniz!

Nereden nereye gelindi!

Üç kıtada şeriat usulü konfederal yapılanmayı gerçekleştiren Osmanlı devleti küçüldü küçüldü Anadolu’ya sığdı.

Birinci Dünya Harbi, 1920ler, 1930 lar, derken Türkiye’de Nasyonal Sosyalist bir Hitler sevdası gelişti. 1940’larda faşizm CHP tekelinde tam olgunlaştı. Almanya yenilgiyi yaşama aşamasına gelir gelmez Recep Paşa gibi Hitler bıyıklı İsmet paşa faşist ittifaktan çark ederek hür dünya ittifakına geçti.

Recep Paşa da, çöl faşizminin yenilgi arefesinde hür dünya ziyaretine çıkması aynı olayın tekerrürüne ne kadar benziyor değil mi! Türkiye Ortadoğu bataklığına saplansaydı Recep Paşa’nın şirketleri toz duman olabilirdi.

Daha yüzyılı bulmadan Rusya’nın dağılma sürecine yaklaşırken, Türkiye’nin dağılmaması için Kürd düşmanlığının savaş meydanında geliştirilmesi gerekiyordu. Kürdler Türkiye tarafından aldatılarak derin devlet planı dahilinde uygulanan Savaş meydanının savaş laboratında çok başarılı düşmanlık virüsleri geliştirildi.

Sivil general Yalçın Küçük planın sağlıklı uygulanması ve bir kazaya belaya rastlamaması için bunun duasını vermişti. Bu durum Türkiye için kansere  çare bulmaktan daha kıymetliydi.

Erdoğan’ın, muhalefet lideri Kemal Kılıçtaroğlu’nun desteğinde Türkiye’yi demokratik uygar Avrupa’ya entegre etmek için verilmiş sözü vardı.

Recep Tayyip Paşa Türkiye’de, bilhasa ordu içinde palazlanan Ergenekon denen faşist Gladyo’yu tasfiye edeceğini Avrupa’ya taahhüt etmişti.

Daha sonra Gladyo’nun güçlü halifesi Fetullah Gülen’ne karşı  sağlam zemine basmak için Ergenekon’un Silivri ve başka cezaevlerindeki  askeri ve sivil generallerle görüşüp onlarla ittifak kurdu. Bundan sonraki  süreçte Recep Paşa gerici Türk toplumunun “gâvur” dediği demokratik uygar ülkelere verip veriştirdi.

Bu esnada bu ülkelere göz kırpıp kırpmadığını bilmiyoruz ama  tüm çetelerin ve gerici İslam ülkelerinin desteğini pekiştirdi. Kürdlerin işbirlikçi radikal siyasileri AKP iktidarının savaş ve barış dönemlerinin ihtiyaçlarını karşılamakta gecikmiyorlardı.

Erdoğan “vur” dediğinde namlular ateş alıyordu ve Kürd düşmanlığı namlulardan SS birlikleri şeklinde çıkıyordu.

Türkiye’de sakin bir döneme ihtiyaç duyulduğunda, işbirlikçi siyasi  Kürd generalleri , Kürdleri kuzu gibi sakinleştiriyorlardı. Her kes demokrasiden, halkların kardeşliğinden bahsediyordu.

Kürdler, aldatılara öyle inanmışlardı ki, seçimlerin atmosferinin ajitasyon ve atmasiyonları komedi nöronlarına yüklenerek iktidar olmayı bile umud ediyorlardı.

Böylece Türkiye’ye güçlü, tekçi tekkeci; astığını asan, kestiğini kesen hukuk, ahlak, edep tanımaz bir sistem kolaylıkla oluştu!

Recep Tayyip Erdoğan Han’ı  reis seçtirmek uğruna  Sayın Selahattin Demirtaş’ın rehin alınmasını kolaylaştırmak için Kürd paşaları Recep Paşa’yla derin dehlizlerde ne konuştuklarını bilmiyoruz.

Bu sırada Kemalizmin kurbanlık koyunları dediğimiz Kürdlerin  Ankara sevdası dağları, ovaları, köyleri, şehirleri  istila etmeye başlamıştı ki, Erdoğan’ın iç destek ibresi aşağıya düşünce  tekrar namlular ölüm kusmaya başladı!

Türkiye’ye bir Reiz gerekiyordu. Toplumun sevgisizlik çamurundan hulk olmuş ve Cebrail tarafından Hitlerin ruhu  üfürülmüş  bir başkanın seçilmesi için Türklerin Kürdlere karşı nefretin çıtasının yükseltilmesi gerekiyordu ve öyle oldu.

Hadi Türkler, sizin gibi tek tanrılı siyasetleriyle öğünen Kürdlere karşı “En büyük diktatör bizim diktatör, başka büyük yok, çok yaşa Recep paşa!” diye haykırın!

 

 

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TANRILARIN DEVELERİ

Posted by kaniyasor 27 Eylül 2018

k.y.Kani Yado – 27.09.2018

Develere, sadece sidiği kutsal olan hayvan gözüyle bakılmıyor. Çöl vahşilerinin ve onların karanlığına sevdalananların gücü yetse, Rabbimize karşı develeri ilah yapar taparlar.

Sidiği kutsal olan develerin kendisi nasıl ilah olmaz?

Yaşanan bu gerçeğe karşı yazdıklarımız olayın resmedilmesidir. Biz sırf aykırı olsun diye düşünmüyor, yazmıyoruz.

İnsan birilerinin hoşuna gitsin diye düşünmez. Hatta insan birilerini kendisi gibi düşünsün diye düşünmez. İnsan özgür olduğu kadar düşüncesi özgürdür. Çöl karanlığında ortaya çıkan hurafelere, şirk dinlerine saygı duymak bilime ve Rabbimize karşı cephe almaktır.

Yaşadığımız çöl deve imanlı coğrafya maskeli baloya benzer. Bir kısmı ilericilik maskesi takmış gerici Alicilerdir, bir kısmı Yezit’in(Cepçi Recep Tayyip) sağladığı imkanları kendine cennet sayan çöl karanlığının sevdalılarıdır.

İnandırıcı olmak için deve sidiğini içmeye gerek var mı?

Elifi tanımayan Mekkeliler çöl karanlığının  siyaseti ve korkunun kudretiyle ve ganimet cazibesiyle insanları inandırdılar.

Çağdaş toplumların dini bilimdir. Bu dinin ibadeti özgür yaşamaktır. Bu çağdaş dinde fiili ve zihniyet köleliği kâfirliktir.

Artık çöl masallarının zamanı geçti. Mekke çöl vahşileri Tanrı adına ve peygamberler adına söyledikleri yalanların kefaretini ödeyecekler, yalanları yüzlerine çarpacak! Ortadoğu bataklığı sözün bittiği noktaya geldi. Başlarına Rabbimizin taşları yağacak…

Çöl karanlığında köle sahipleri denen efendilere itaat ve ibadet farzdır. Eğilme-secde ritüelleri kölelerin tabulaştırdıkları efendilerine itaat biçimleridir. Köleler özgürlükten korkarlar.

Fiilen veya ruhen köle düşenler, hurafesiz ve efendisiz yaşayamazlar. Hiç bir şey bulamazsa bir eşeği süsler ve canı gönülden eşeğe taparlar.

Korkunun ve korkulukların kulu olan kölelerin marifetlerini anlatmakla bitmez. Çöl inançlarıyla korkuluk cehenneminde durum sistemleşmiştir, yani zamana uydurulmuş örgütlü kölelik biçimine evirilmiştir.

Çağımızda bu durum fiili olmaktan ziyade zihniyet köleliğidir. Her eski inanç bu köle sisteminin bir türüdür. Çöl vahşet toplumlarında her mümin erkek/kodoş kendi köle sayısı ve cariye sayısıyla öğünür. Bugün dünün devamıdır, acaba biz kimin kölesi veya efendisiyiz siyasi hokkabazlar?

Bu karanlıkta, mahalle üfürükçüleri, dinciler, cinciler, cepçiler toplum içinde rağbet görür! Cepçiler, üfürükçüler bilim adamı ve şair Omer Hayyam’dan daha fazla toplum tarafından tanınırlar.

Gelecek nesiller Mezopotamya ve Mısır uygarlığını lanetleyip karanlığı ortama hakim kılan hurafecileri karanlık tarihin cehalet cehenneminde teşhir edeceklerdir, bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Türkiye ve diğer karanlığa mahkum edilmiş geri ülkelerde toplum köle sadakatiyle liderlere bağlanır. Demokratik erdemlerden yoksun tüm çağdışı toplumların siyasal kaderi böyledir.

Karanlıkta kardeşleşmiş, karanlık inançlarda ümmeti Selanik ile kader birliği yapmış Kürdler nasıl oldu da efendilerine ters düştüler?

Bu bir oyun olmasın mı?

Derin TC’nin, Osmanlıya geri dönüş konfederalizm planı liderliğine atadığı cepçi Recep Tayyip Türkiye’yi emir ve talimat sistemiyle idare ediyorsa, bu rezilliğin alt yapısı halkların esaret cehennemi Türkiye’de vardır.

Palyaçolara bağlılığın ortak adresi bellidir. Zihniyet köleliğinin ortak istikameti olan ümmet kardeşliği ve halkların kardeşliği tanımında ifadesini bulur.

İslamiyet tekrar müşriklerin tekeline geçti ve tek tanrılı dine geçememiştir. Dolap beygiri gibi Kabe’nin etrafında dönmek putperest inancından geliyor. Müslümanlar, Yahudi inançsal geleneklerini terk edemedikleri için putperestliği  de terk etmediler.

Birbirini kanatan horozlar can sıkıcıdır ama horozları savaştıranlar dururken birbirini gagalarıyla kanatan horozları suçlamak ne kadar doğrudur? İyi incelemek gerekir.

Selahattin Eyyubî’den bu yana Kürd düşmanlarının hizmetinde olmakla öğünen kölelik sevdalı Kürdlerı  nasıl bu hale geldiler?

Mekke deve vebası hastalığına tutulmuş hiç kimse insanlığın ve Kürdlerin dostu olamaz.

İslamiyet bu vebalılara dayanamadı, müşriklerin dinine dönüştü! Araplaşma  ve ümmet-i Selanik üzerinden karanlığa gömülen halklarda insanlık iflas etmiştir. Bu koşullarda insan kapıkulu olabilir ama insan olamaz.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »