kaniyasor

www.kaniyasor.WordPress.com

DÜNYADA EN FAZLA KONUŞANLAR GEREKSİZ İNSANLARDIR

Yazar kaniyasor 9 Ocak 2012

Gereksizlik kavramı bazen sorumsuzca kullanılıyor bazen anlamsızlaştırılıyor. Yaşamda gereklilik , toplumun ihtiyaç duyduğu unsurlar olduğuna göre, gereksizlik toplumun gerçek anlamda ihtiyaç duymadığı unsurlardır. Gerekli unsurlar, ya ihtiyaçlar için kullanılan araçlardır veya bu araçları kullanan insanlardır.

 Toplumların özelliklerine göre bu gereksinim farklılık gösterir. Anadolu ve Mezopotamya yerleşik düzene erken geçtiği için gerekliliği çabuk kavramıştır. Araplar, Selçuklular ve Osmanlılar üretim ile yaşamını sürdüren bireyleri veya sınıfları her zaman aşağılamışlardır. Gereksizliklerini bu şekilde ortaya koymuşlardır.

 Hala tarihe bir musibet olarak damgasını vuran bu topluluklar dünyaya sorun yaratmaktadırlar. Gasp, talan ve fetih eğilimleri devam etmektedir. Bu yüzdendir ki işgal anlamındaki ‘fatih’ ismine rağbet çok fazladır. Faşizme kayarken hızını alamayan bu zihniyetlin virüsünü kapan Kurdlerde de bu isim çoktur.

 Bu toplumlara göre talan bir hüner gerektirir. Gasp yiğitlerin bir becerisi olarak kanıksanır bu musibetlik toplumlarda. İşte gereksizlik tam da bu unsurlar için uygundur.

 Gasp ve talan kültürü yerli yerine oturduktan sonra Anadolu ve Mezopotamya yerlileri de bir süre sonra gasp ve talan yiğitliğine soyundular! Araplar ihraç ettikleri dinle bu gereksizliklere tam gaz verdiler.

 Osmanlı kalıntıları hala üretenleri değil üretmeyenleri yani topluma hiç bir katkı sunmayanları kutsarlar. Bunlar ya din adamlarıdırlar, ya askerdirler veya diğer ayakçıdırlar.

 Ekonomi bilimi üretenlerin ağırlıkta olduğu toplumsal düzende hizmet sektörünü üretime dolaylı katkı olarak açıklar. Örneğin, doktorlar üretenlerin sağlığıyla, eğitimcilerin üretime katılacak nesilleri hazırlarlar. Günlük yaşamda dolaylı olarak katkı sunan diğer hizmet sektörlerini de bu kategoriye koymak mümkündür ama din adamlarını, askerleri ekonomi bilimi parazit olarak görür.

 Üfürükçülerin iddialarına göre insanların ruhsal gelişmesini din adamları, toplumun güvenliğini askerler sağladığı için onları da dolaylı üretim konusuna katmak  iddiasındadırlar. Oysa  savaşkanlığın saldırı ve savunma ihtiyacı insanların yamayamlık dönemlerine aittir. Biz günümüzdeki sorunları  tartışıyoruz.

 Oysa din adamları ruhsal gelişime katkı sunmazlar, tam tersine insanların ruhsal geriliğine neden olurlar. Topluma gerçek dışı olaylar anlatılarak korkularla insanın ruhsal varlığı büyük darbeler alır. Toplumu koyunlaştırıp sömürüyü kolaylaştırmak bir hizmet değildir, tam tersine topluma yapılan bir kötülüktür. Uğursuz siyasi ağabeyler de bu eğilimdedirler! Lanet olsun!

 Geçmişte Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan Türkiyelilere musallat olan yobazlar milyonlarca insani soyup soğana çevirdiler. İlkin insanların ruhsal kişilikleriyle oynadılar ve kandırılmaya müsait hale getirdikten sonra soygunları başlattılar. Dolandırılan milyonların paralarının bir kısmını alıp ortadan kayboldular bir kısmını ise şirket kurma hileleriyle erittiler. Bu soygunlar TC danışıklı soygundu, icazetliydiler!

 Üretimde olmayıp ayakçılık yapan sınıf mensupları her zaman sahtekârdırlar. Bunların en uç kısmı dini otoriteler olarak yöneticidirler. Laik olmayan Müslüman devletlerde aynı zamanda Allahın vekili sıfatını taşıyan krallar yöneticidirler. Şeriatı Allahın talimatı doğrusunda bir yönetim ve hukuk sistemi olarak topluma anlatırlar.

 Her kes bu konuda az çok bilgiye sahiptir ancak toplumun bilmemesi lazım gelen hususlar saklı tutuluyor. Mesela Şeriatçı devletlerin kralları ve üst idareci sınıf şeriatı kendine uygulamaz. Onlar dünyanın en iyi içkilerini içerler. Onlar 4 kadınla yetinmezler, bu yüzden Muhammediliği hiç bir zaman terk etmek istemezler.

 Saddam yönetiminden kaçıp İstanbul’a yerleşen bir Kerkük’lü mülkiyeci, İslam ülkelerinde yaptığı diplomatik ziyaretlerde, İslam devletlerinin üst sınıfının ne kadar rezilce ve sahtekarca yaşadığını gözleriyle gördüğü için bize anlatabilecek bol malzemeye sahipti.

 Türkiye’nin demokrasiye sağlıklı bir şekilde geçmesi için askerlerin kışlaya çekilmesi gerektiği konuları tartışılırken, Türkiye Cumhuriyeti genel Kurmay Başkanı, bir palyaço komikliğiyle ortaya acıkıp ‘Kurd diliyle eğitim yapılamaz’ diye rezilce  yumurtlaması elbette komiktir. Komedyenler için hazır malzemedir. Sayın Selahaddin Demirtaş haklı olarak öyle rezil palyaçolarla alay etmesi insani sevindiriyor.

 Şeriatçı faşist ülkeler hariç büyün toplumlar Türkiye’nin demokrasiye geçme hazırlıkları için sevinirken gece bekçileri dediğimiz generallerin bu komik durumu insanları şaşırtmıyor. Mafya türü eğilimleri toplum tarafından biliniyor. Bu yüzdendir Yalçın Küçük, Doğu Perinçek ve çok geniş yelpazedeki siyasi müttefikleri militarizme karşı çıkmıyorlar. Hatta derin ilişkilerle biribirilerini besliyorlar.

 İttihat ve Terakki komedisinde olduğu gibi İnsanlar “ya bunlar şaka yapıyorlar ya da demokrasi oyunu oynayarak dünyayı aldatıyorlar” şeklinde düşünmekten geri kalmıyorlar.

 Osmanlı toplumunun talancı yapısı toplumu iliklerine kadar etkilemişti. Anadolu hariç talan ve işgal ettiği tüm yerleri kaybetti. Kaybettiği yerlerdeki ahlaki dejenerasyon yüzünden  o bölge insanları Anadolu’da olduğu gibi hala kendine gelemediler. Makedonya ve Sırbistan’da yalnız Osmanlı zulmünü anlatmaz, aynı zamanda Osmanlılar için çok fıkralar anlatılır.

 Zabitler bir kasabaya baskın düzenlerler. Bir evi sardıklarında evin sahibi tuvaletteymiş. Zabit kapıya dayanmıştır! Kapıyı tekmeler, derhal çıkmazsa tuvaletin kapısını kıracağını söyler. Adam panolunu bile çekemeden  tuvaletten çıkarak “biz sizi beş yüz yıl bekledik, siz beş dakika bekleyemez misiniz biz rahat bir tuvaletimizi yapalım?” diye Osmanlı zabitine hak ettiği cevabı verir.

 Biz Anadolu’nun yerlileri olarak da onların yabancısı değiliz. Bizi de rahat bırakmadılar. Kayserili Müslüman Ermenilerin çektiklerini Kayserili Cumhurbaşkanımız anlatsaydı daha iyi olurdu aslında. İnsanları ‘gayri Müslim vergi’ yükü altında ezip Müslümanlığa zorlamayı, katliamla tehdit edilmeyi Kayseriler kadar Sayın Başbakanı iyi biliyor.

 Mesela Çukurova’da ziraatla uğraşan Arap yerliler hep ‘fellah” yani çiftçi diye aşağılanırlar.  Onlara göre emekçi olmak, çiftçi olmak düşkünlüktür! Palu’da her zaman devlet destekli şımarık Selçukiler köylüleri aşağılarlar. Caddeden bir köylü geçtiği zaman Kara çarşaflı Selçukî hatunlar pencerelere doluşup seyrederler.

 Bu hatunlar girdikleri karanlık dünyayı hatırlamazlardı, köylünün şapkasıyla, yamalı paltolunu ve ceketiyle ilgilenirdi, nasırlı ellerini alay konusu yaparlardı. Osmanlı usulü pencereden pencereye “kız Naciye Hatun, Çevriye Hatun, Müşerref Hatun…! Bakin bakın aha onde bir Kürt geçir” diye biri birine bağırlardı.

 Erkekler hepsi, talanda, dolanda, kandırmadaydılar. Akşam eve geldiklerinde kadınlar koşuştururlardı. İbrik, leğen getirip erkeklerin ayaklarını yıkarlardı. Erkekler itaat edildikçe daha çok erkekleşiyordu ve burnunu yukarı kaldırıp şükrediyordu.  Kadınlar yerli oldukları için cariye sayılmazlardı ama erkeklerin elleri onlara dokunduğunda erkeklerin abdestleri bozulurdu. Kadın tekrar el ayak yıkamaya!

 1915 Ermeni katliamında  Ermenilerinin işini bitirmişlerdi. İnsan yokluğunda erkeklerin erkekliğinden geçilmezdi! İnsan yokluğunda Abdurrahman Çelebiler çoğalmıştı.

 Kadınlar tecriti yaşıyorlardı. Erkeklerin sosyal yaşamı ev-dükkan-cami arasında gelip giderdi. Kimse doğru bir iş yapamazdı. Cami cemaati her zaman kontrol mekanizması görevini yapardı. Kurdlerde de zihniyet esareti onlardan farksızdı. Av tazıları gibi ulu devlete hizmete amadeydi! Yeter ki devlet  Arap köileci şeriatına bağlı kalsın! Annelerimiz olmasaydı erkek çocuklar da okula gidemezdi. Güneş battıktan sonra  annelerimiz babalarımıza şantaj yaparak okula kaydedilmemizi sağlıyorlardı.

 Kadındaki bu durum insanlığa açılan bir umut kapısıdır. Kadın hem gelenekçi hem de geri İslamcı kuralları görmezden gelip erkeği tek eşliliğe zorluyordu. Erkeğin tek istemi erkekliğini kaybetmemek iken, kadın ilk basamakta erkek çocuklarını ikinci aşamada kız çocuklarının eğitilmesi için diretiyordu.

 Cumhuriyet tarihinde okullaşmada patlama dönemi Menderes dönemidir. CHP faşizmi sadece seçkinlerin iktidarını düşünüyordu. Bu yüzden kitlelerin ‘’milletin efendi koyunları’’ kalmasını istiyorlardı. 

 Şimdi Kurdlerin  koyunlaşmasını isteyen zihniyet CHP’nin Kurd versiyonunun siyasal tercihidir. Bu tercihin sahipleri de üretim dışı havada bulup tavada yiyen gereksiz kategoridekilerdirler.

 Dünya gereksizleri ön plandan çıkarıp geri plana itmek için ciddi çalışmalar yapmalıdır. Üretim güçleri temsil eden kitleler dünyanın kaderini belirlemelidirler. Aksi takdirde bunlar din adına,  sahte sosyalizm adına diktatörlükleri geri getirmek için toplumları aldatmaya devam ederler.  Bunun önlemi alınmazsa dini ve siyasi üfürükçüler ön planda kalmaya devam edeceklerdir. Dini ve siyasi cemaatlerin fanatik  koyunları, bilimsel zihniyetin siyasi çizgilerinin yörüngelerine oturtulmak zorundadır.

 Bizim neslimiz hem çarıklı, kağnılı dönemi gördü hem de uzay çağını gördü. Dini ve siyasi cambazlar tarafından toplumların geri götürülmesine biz tahammül edemiyoruz. Geriliğin acısını biz yaşamımızda çektiğimiz acılarla gördük.

 Şimdi uzay çağına gelmişsek daha ötesine gitmeye kendimizi sorumlu görmeliyiz. Bilimi ve bilimsel düşünceyi hazmedemeyen insanlar Yüce Rabbimize inanamazlar, çünkü inanabilecek donanım kendilerinde olamaz, sadece korkulara esir düşer ve putperestler  gibi  ibadethanelerin tutsağı kalır. Kurdler Xuda’ya inanmaya devam  ederlerse  Arapların çok tanrılı, çok karılı üfürükçülüğüne ihtiyaç duymazlar. XUDA edepli olan insanları sever. Yüce Rabbimiz tüm edepli insanlardan yana olsun!

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: