kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Ocak 2013

Adab-ı Muaşeret Ve Pazar Çığırtkanları

Posted by kaniyasor 31 Ocak 2013

Kani Yado – 31.01.2013

Eskiden etik davranmaya biz adab-ı muaşeret derdik. aaa-karanlik-kirmizi2.wwwkaniyasorBir başka anlamıyla görgü kuralları olarak ifade edilebilir.  Bu kavram bir şekilde ileri toplumsal yaşama geçen insanların uyulması gereken davranış kuralları olarak benimsendiğinde daha çok yaşamda yer bulur. Örneğin, arabesk yaşam geleneğindeki gibi elle pilav yeme yerine kaşık kullanmak adab-ı muaşerete uygun görülür.

Siyasette ağzı, dili ve kalemi yalama olmuş birçok siyasi kullar, adab-ı muaşereti ciddiye almayacak derecede küfür ve hakaretleri namlulara sürmeleri ve sivil hedeflere karşı kuralsız savaşmaları bir misyondur. Bu misyon dolaylı veya dolaysız olarak egemen gücün siyaset diline yüklediği misyondur.

Dikkatinizi çekelim, bu misyon devlete saldırmıyor. Peki, kime saldırıyor? Devlete saldırmamak için Hükümete ve Kürtlerin farklı fikirlerle çiçeklenmesini isteyen Kürt Özgürlük Mücadelesinin taraftarlarına ve aydınlarına saldırıyorlar. Bu stratejik hedef nasıl belirlenmiş?

Siyaset bir yarış olmaktan çıkıp hâkimiyet mücadelesine döndüğünde, meselenin arkasında ayarcıları aramak lazımdır. Türkiye’nin üniter yapısının bozulmaması için Kürtlerin bir gayreti olmaması gerekir. Mağdur olmuş Kürd ulusu ileri demokratik toplumların gündemindeki ulus-devlet tartışmalarının içine sürükleyip Kürdlerin kendi kaderini tayın etme hakkını gündemin dışında tutmayı amaçlar.

NATO’nun Türkiye’nin bölünmezliğini esas aldığını bilmemek mümkün değildir. Bu gerçeğe rağmen 50 milyonluk bir genç Kürdistan devletinin Ortadoğu coğrafyasında zuhur etmesi dünyanın çehresini değiştirir. Çünkü köleci toplumsal devlet geleneğinin lehine teşekkül eden mevcut dengeler çağımızın demokratik özgür zihniyetinin lehine değişir.

Ortadoğu’nun en büyük 50 milyonluk ulusunun bağımsız bir devlet olma talebi siyasi ihtiraslara kurban edilmelmek isteniyor. Kürdlerin bağımsızlık ve özgürlük talebinden daha masum bir talep olabilir mi?

Neden Kürtlerin özgürlüğü söz konusu olduğunda çeşitli hesapları olan Kürtler ile Türkler’de sancılar başlıyor? Bunu engellemek için ulus-devlet teorilerilerini yumurtlama zamanı mı? Bu günlerde birden bire faşistlerin Kürdsever  görünmeleri hayra alamet değildir. Mutlaka Kürdistan değerlerinin pazarlanmasından da lehlerine bir sonucun bekletisinde yüzleri gülüyor, Kürdseverlikleri tutuyor.

Kürtler ümmet kardeşliği yalanında defalarca böyle aldatılmış. Aldatılmaya devam edelim mi?

Toplumun inançlardan dolayı edindiği birçok yararsız davranış biçimleri yabancılaşmaya neden olduğu gibi çağdaş olduğunu iddia eden grupların da özlerine uygun olmayan davranış biçimlerinin taklitten başka bir anlama gelmeyen hareketler de çok kötü sırıtıyor.

Günümüzde bireyden topluma hareketle sorunu incelediğinizde pek de olumlu olmayan bir gidişatın topluma hâkim olduğunu göreceksiniz.

Peki, coğrafyamızda bu durum neyin işaretini veriyor?

Ezilen toplumların, kendilerini ezen dinamiklerin biçimlendirdiği bir yaşamın tarihsel bir geçmişi vardır. Toplumların pozitif veya negatif biçimlenmesi kısa zaman periyodu içinde gerçekleşmesi mümkün değildir. Türkiye’de, insanları kendi temel haklarının aleyhinde biçimlendiren unsurlar çeşitlidir. Bunun sonucunda Kürdlerin en meşru haklarını pazarlayan dinamikleri ortaya çıkabiliyor.

Osmanlı mezarlığını devralan Türkiye Cumhuriyetinde mevcut topluma egemen olan düşünce, devşirme Kemalist sivil ve askeri generallerin despot ve çirkin yüzlerinin yansımasıdır. Faşist ortamın general yüzü, sağı, dindarı, solu kendine benzer. Bu yüzden Türkiye’de benzeşme insanlığın lehine gelişmiyor!

Kemalizm’in biçimlendirdiği yaşamın öğeleri olan Türklerin ve Kurdlerin Kemalist general yüzü, dünya sivil toplum anlayışlarına ve sivil yaşam biçimlerinin çehresine uymuyor. Dünya despot siyasal ortamdan kurtulmak için harekete geçmişken, dünya için cazip görülmeyen sistemlerin tabulaştırılarak vazgeçilmez olduğunu iddia etmekte israr etmek pek akıllıca bir duruş değildir.

İnsanın “sizin duruşunuzu sevsinler “ diyesi geliyor. Bu duruş çok komik görünüyor! Hele manzaraya bakın! General yüzlü liderler, üfürükçüler, analarını boyayarak babalarına satan Kayserililer! Ya  Kürd pazarcılar!

Kimse kimseyi hesaba katmıyor. Kimse kimseyi dinlemiyor. Her kes nasıl kurulmuşsa öyle yürüyor, öyle düşünüyor robot gibi… Her kes biri birinin ürünü olarak kendi yüzüne tükürmemeli, kendini tamir etmelidir. Rabbimiz insana bu feraseti vermiştir, Kürd değerlerini pazara sürmeden dünyanın beğenisini kazanan bir duruş sergilenebilir.

Nedir bu ezberletilen yaşam ve bu yaşamın ezberleri?

Eline tutuşturulmuş ve tanrıların diliyle yazıldığını sandıklarıyla öğünen yobazlardan farkı söyleyin ki anlayalım nedir derdiniz, Ankara’nın yarattığı siyasal tanrılar? Ya yarattığınız şirkler ve tabular! Bu cansız, imansız, anlamsız ezberleriniz neden size bu kadar doğru görünüyor?

Kürdistan Özgürlük Mücadelesine tabuların penceresinden bakanlar Türk bayrağını bile bize öptürmekten geri durmayacak kadar tahripkâr oluyorlar. Ayarcılar göstermelik kendi dilinde savunma hakkı, seçmeli Kürdçe dersine karşılık TC’nin “tek millet, tek bayrak, tek vatan” dayatmasında yeşil ışık yakıyorlar!

Her nedense şizofren bir katılıkla kendi düşüncelerinden başka hiçbir düşünceyi doğrulamayacak derecede tek tipleşmenin son dönemlerde artması bir tesadüf değildir. Bir yönlendirme emeğinin ürünü olduğunu düşünme hakkımız vardır.

Türkiye sömürgeleştirdiği Kuzey Kürdistan için bütün varlığını harcayabilir, çünkü Türkiye’nin Kürdistan’ı sömürgeleştirmesinin getirisi oldukça fazladır. Peki, Kürdistan’ı TC’ye pazarlayanların bireysel çıkarlardan başka ne kazançları vardır?

İnsan hayret ediyor, siyasetin yarattığı tabulara secdede kusur edenlere saldırılar yapılıyor. Kullanılan siyasi dil sanki muhteşem Osmanlı siyasal dili! Güdümlü siyasete secdede bulunmayanlar tehdit ediliyor, yeni suikast biçimlerinin karanlığında muammalar ortaya çıkıyor…

Siyasal kalitenin tepkisel anları, toplumların maksimum düzeyde kirlendiği süreçlerdir. Bu durumlar devrimlerin veya karşı devrimlerin kritik dönemleridir.  Bunu dünyada karşı devrimler veya devrimsel çıkışlardaki tarihi örneklerde görmek mümkündür.

Gerçekler, değerleri dayattıkça değersizlikler aktifleşip gündeme girer.

İnsanlar bilgiye ulaştıkça kanıksanan geri gelenekler kendilerini yaşatmak için değersizlik zırhına bürünerek kendilerini sürdürürler. Gerilik bilginin, erdemlerin, ilkeli yaşamın gelişmesine paralel olarak ölümünü geciktirmek için gerici barınaklarda kendilerini yaşatırlar.

Devrimler, değişimler değersizliklere yaşama olanakları tanımaz, tersine çağdaş yaşama değer katar. Değersizleşen eski tarzlar kendini dayattıkça kirli yöntemler kullanır. Bu yüzden çözümler çözümsüzlükte düğümlenir.

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Dün Geride Kaldı Bugün Geleceğe Yolculuktur

Posted by kaniyasor 29 Ocak 2013

Kani Yado, 29.01.2013

CHP’nin Dersim eski milletvekili Sinan Yerlikaya’nın Akaaa-karanlik-kirmizi2.wwwkaniyasor Partiye geçme niyeti insanı düşündüremiyorsa, insanın kendi gerici kalıplarının içinde sıkışmışlığını ifade eder. Başta Türkiye’nin kendi kuruluş gerekçesinden günümüze kadar hangi süreci yaşadığını fark edebilmeliyiz. Uluslararası gücün iktidar yapmak için Ak Parti’yi kurdurması başlı başına bir tarihi olaydır.

Ak Parti gerici midir? Peki, sen nesin?

Kemalist sistemin yarattığı bağnaz Kemalistlere bundan sonra hiçbir şey emanet edilmez. Çünkü bu sistemde biçimlenen Kemalist şahsiyet toplumsal erdemlerden ziyade nasyonal sosyalist yani faşist zihniyet ile biçimlenmiştir.

Nasyonal sosyalist doktrin dedikleri ucube katır cinsi düşünce ömrünü çoktan doldurdu. CHP o düşüncenin ürünüdür ve O da ömrünü doldurdu.

CHP ile Ak Parti’yi sağ veya sol anlayışla karşılaştırırsanız yine aynı sonuca varırsınız. Ak Parti, CHP’ye nazaran daha soldadır. Paşaları tarafından kafalarına şırıngalanan kalıp ezberlerle yaşayanlar gerici bir Ak Parti’nin CHP’den nasıl daha çok solda olduğunu kavrayamaz.

Biz Sinan Yerlikaya’nın özgür iradesine saygı gösterip ezber kalıplardan sıyrılmasını bir gelişme olarak kabul ediyoruz ama hiçbir Kürde yakıştırmıyoruz. Kürtlerin Türk bayrağına sahip çıktığı bu aşamada Sinan Yerlikaya’ya karşı tepki gösterme saçmalık oluyor. Kürtlere Ak Parti’li Olmak yakışmaz. Bu açıdan TC’nin ırkçı partilerinin hiç biri de Kürtlere uygun olmadığı gibi Kürtlerin kendi kaderlerini belirleme konunda doğru adım atmamaları da geridir.

Şahsiyetin de canlıların yaşamı gibi bir ömürleri vardır. Şahsiyetler kendilerini kendilerinde yeniden yarattıkları zaman yeni bir çehre ile yaşamına devam eder, aksi takdirde sosyal yaşama bir ceset gibi acı verir. Bu açıdan diyoruz ki, Kemalizm ömrünü doldurmuş bir cesettir. Bu cesetten uzak durmak her kesin tercihi olmalıdır.

Artık topluma gerçekler anlatılmalıdır. CHP’yi bir umut olarak görme yanlışlığına girenlerin doğru bilgilendirilmesi gerekikiyor.

Her şahsiyet, yaşlanan bir devrimsel olay gibi, ömrünü doldurduktan sonra gericileşir. Her yeni şahsiyet dünya harikası olarak doğan bir çocuk gibi annesinden bir parça olarak doğar, zaman geçtikçe ebeveynlerine  benzeyerek yaşlanıp gericileşir.

İnsanoğlunun bu muhafazakar özelliğiyle evrimler hızlanamıyor, hatta bazen yerinde sayıyor. Hıristiyan ve İslam erkek egemenlikli köleci sistemi, bireyin ve toplumsal evrimini dondurduğu için yaşam yüzyıllarca gerici kalıpların içinde mahsur kaldı.

Biz toplumu her inanç biçimleriyle ve siyasal tercihleriyle birlikte yaşayan insanların eğiliminde görüyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa sistemi olarak anlamlı bir denge unsuru olarak kuruldu ve denge köprüsü olarak Avrupalılar için hedeflenen amaca ulaşılan misyonla yoluna devam ediyor.

Osmanlı-Arap kültür ucubeliği yerine kurulan bir devlette bir saatte cumhuriyet ilan edildi! Serok Atatürk böyle buyurdu ve ilan edildi! Bu CHP cumhuriyeti insanları canından bezdirdi. Belki Yeniçeri nesli için bir gurur vesilesiydi ama bizim gibi insanlar okula giderken zorunlu Türklük yemini ettirilirken her gün ölüyorduk.

Kemalizm’in yarattığı sol kendi sebebinden daha gerici nitelikleriyle ortaya çıktı.
Kemalizm’in cazibesinde gericileşen zihniyet ömrünü doldurduğu her haliyle görülüyor. Kemalist ilericilik yalanıyla kendilerine ilerici diyenler toplumun üzerinde katı bir egemenlik zihniyetini taşıyorlar. Bu yüzden hep Türk Silahlı Kuvvetlerinin vesayetinde kalmayı tercih ettiler.

Türkiye kendi demokratik dönüşümünü geçekleştiriyor. Uluslararası destekle yapılmakta olan Ergenekon operasyonlarıyla kendi devletini sivilleştirecektir. Kürtler için sivil devlet ile askeri devlet arasında fark yoktur. Yoksayma ve katliam eğilimi her zaman vardır. Rabbimiz Kürt düşmanlığıyla gözleri kör olmuş Türkiye toplumuna insanlık nasip etsin demekten başka bir dileğimiz yoktur.

Mezopotamya uygarlığına borçlu kalan Avrupa, Ortadoğu’nun köleci sistemlerinin yıkılmasını isterken demokratikleşmesinde nankörlük etmeyecektir. Köleci toplum gelenekçilerinin tahakkümünde kalan bölgemiz karanlıktan kurtulması için yakılan her ışık selamlanmalıdır.

Demokratik Uygarlık çağı diyebileceğimiz bu çağa uygun olmayan yapılanmayanlar gericileşip toplum için yük olacaktır. Çağımızın demokratik toplum zihniyetine ulaşmak için her kesin kendini yenilemesi kaçınılmazdır. İnsan yaşadığı zamana denk düşmeyen zihniyeti taşıma koşullarında gerici sayılıyor.

Yenilenmemek, muhafazakârlıkta çakılı kalarak ölümü beklemektir. Kemalizm de siyasal ve sosyal muhafazakârlıkta çakılı kaldığı için gericidir. Kendine özgü sosyal ve siyasal gericiliğin geliştiği alana ölüm kalım mücadelesini verirken henüz Ecevit gibi demokratik bir çizgiye evrilerek yenilenmeyi düşünmemiştir. Değişen dünya koşullarında değişimi esas almayan, yenilenmeyen her sağ ve sol düşünce gericileşir.

Çok ilginçtir ki onlarca yıl önce gördüğümüz sol şahsiyetler aynı ezberde yaşamı tekrarlıyorlar. Sol, Marksizm’in doğru yorumuna yönelip kendini yenileyemedikçe gericileşmeye devam edecektir. Marksizm insanlığın geçmişiyle geleceğini doğru gösteren bir rehberdir.

Gericileşmek karanlığa doğru yolculuktur. Sosyalist, dinci, liberal ve her kes için büyük tehlikedir. Zamanı geçmiş bir gıda maddesi gibi toksin zehirleyicisidir gericilik. Zamanı geçmiş her siyasal düşünce gibi dondurucu şablondur. İcra edilen siyasal biçimsizliğe karşılık siyasal bilimler yol göstericidir. Geçmişe ait ezberler, şablonlar dünün siyasal ve sosyal yaşamın ilericiliği ise bu günün gericiliğidir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Kudretlerin Cenderesinde Tekâmül Mağduriyeti

Posted by kaniyasor 28 Ocak 2013

Kani Yado – 28.01.2013

Tekâmülü, bir unsurun kendini aşarak gelişmesi olarak aaa-karanlik-kirmizi2.wwwkaniyasortanımlayabiliriz. Coğrafyamızın beyinden aldığı darbe ile “tekâmül ve aşma“ insan için söz konusu olduğunda, insanın cambazlığı, kurnazlığı, keçi inadı devreye girerek bilimsellik ve bilimdışlılık biri birine karışarak Osmanlı çorbasına dönüyor. Bu durum dünyadaki gelişmelere paralel olmayan siyasallaşmadaki merhalelerinden kaynaklanıyor.

Aşmanın bilimsel/teorik dayanaklarının olmadığı ve bunun ilgili disiplinlerde ispatının kabulü söz konusu olmadığı koşullarda bu olaya ne aşma ne de aşındırma diyebiliriz. Bu durum siyasi bir söylem olmaktan öteye gitmez. Dünyada bilimin ve bilginin en fazla mağdur olduğu coğrafyada yaşıyoruz. Bu koşullarda siyasilerin balonları çok gülünç oluyor.

Coğrafyamızda yalanların havada uçuştuğu koşullarda Omer Hayyam gibi bilim adamı astronomi, matematik, felsefe ve edebiyatta başarısı gözden kaçırılmıştır. Mekke köleci sistemiyle beraber Selçukluların da kimyasını bozduğu Toplumun hurafelerin biçimlendirdiği kirli siyasal fırtınalarıyla toplum kalitesizleştirilirken böyle bir bilim adamını görmeleri mümkün değildi. Dünyada bilime yaptığı katkılar dünyanın her tarafında konuşulurken Ömer Hayyam fanatizm mezarlığında şarap içen sadece bir şair olarak tanıtıldı.

TC başbakanı Tayyip ve benzeri Kasımpaşalılar Tanrı-Kral geleneğinde siyasi balon gibi şişirilerek her şeyin üstünde gösterilebiliyor. Şişirilmiş insanlar sorumsuzlukla kendini bilimin üstünde görebiliyor veya hurafelerle iştigal eden irade gaspçılarına bilim adamları anlamına gelen ’ulema’ diyebiliyor.

Sol siyasiler de yeteri kadar bilgi kirliliklerine neden oldular. Kimileri kendini sol siyasetlerinin patronları olarak bela hiyerarşisinde de en tepeye yerleşerek tanrılığını ilan etmenin ötesinde  bilim adamlarını aştığını iddia edebiliyorlar.

İtalya faşizmi ve Almanya Nazizmi olarak isimlendirilen nasyonal sosyalizm, Markizmi aşma iddiasıyla siyasal bir demagoji olarak kirli yüzünü gösterdi. Egemen sömürgeci sınıfın misyoneri olarak sosyalizm ve sosyalist teoriye karşı geri tahakküm gelenekleri kolayca benimsendi, ancak bunun pratikleşmesiyle Birinci ve İkinci Dünya Savaşında ne denli kirli oldukları ortaya çıktı.

Marksizm’in aşılması için, Karl Marksı aşmak için Sosyalizm sonrası üretim biçimi ve toplumsal yapılanmanın maddi koşullarının devrim sürecinde olması gerekiyor. Çağımız inanları henüz kapitalizmin burjuva özgürlüğünün nimetlerine sahip olmanın cazibesinde yaşıyorlar. Burjuva demokrasisi geleneksel köleci topluma karşı özgür yaşamın hukuksal ve siyasal cazibesi oldu. Sosyalizasyon bununla iç içe geçti.

Ekim Devrimi, batı dillerinde sosyalizm, Türkçede toplumculuk olarak ifade ettiğimiz bu siyasal sistem insanı köleleştiren geleneksel egemen sınıf tahakkümüne karşı insanoğlunun tarihinde emekçilerin ilk ideolojik-siyasal temelde emekçilerin iktidarını hedefleyen  isyanıydı. Tarihi erkek egemenliğine dayalı köleci zihniyet bu devrimle sarsıldı. Bu tarihi bir hesaplaşmaydı. Sosyalizm paradigmasını esas alanlar kendini aşmışlardı, bunun teorisi de geri stratejileri aşmış vaziyetteydi, çünkü kendine özgü felsefesi insan emeğinin sahibi işgücünün iktidarlaşmasıyla ilgiliydi.

İnsanlık tarihi bu aşama ile yeni bir sürece girmişti. İnsanoğlu sadece toplumcu sistemin temel emekçi sınıfının iktidar olabileceğinin mesajını Sovyet devrimiyle dünyaya ilan etti ama insanoğlu sosyalizmin özgür yaşamını tadamadı çünkü henüz insanlar ya köle ya tanrı karakterleri arasında gelip gidiyordu.

Dünyanın içinde olduğu süreç itibariyle ne tanrılar/ tanrıçalar ne de köle kalma zihniyeti kendini aşabilir. Çünkü bu olgular kendi dönemini yaşamış köleci tolum gelenekselliğine aittir.

İnsanlarda geçmişten miras olarak kalan tanrılaşma istemini bir yaşanmış olayla anlatsak daha inandırıcı olur. Bizim köyde hoş bir amca vardı, iyi bir Müslüman örneği olmak için hep çaba içindeydi. Kendine çok tutsak düşmüş ki sonunda kendini peygamber ilan etti. Tertemiz beyaz giysiler içinde çok güzel görünüyordu ama insanın ona acımaktan başka bir şey yapamaması insanı daha da üzüyordu. Doktorlar da çaresiz kaldılar. Rabbim rahmet etsin, kaybettik, toprağı bol olsun.

Değişimciliği esas almayan siyasilerin ileriye yönelik amaçları olmaz. Mevcut geri özellikleri kullanarak amacına ulaşmaya çalışır. Dünya koşulları elverdikçe tutuculuktan yararlanır. Bu yüzden kendilerini sosyalist kimlikle kendini tanıtan muhafazakar ve köleci toplum geleneklerini sürdürenlerle karşı karşıya gelebiliyoruz.

Hem gericiliğin hem de değişimciliğin temel dinamizmi onların öncü gücüdür. Paradigmanın başarısı için oluşturulan öncü gücün amacı çağımızın benimsediği temel hak ve özgürlük anlayışının gerisinde kaldığında toplum tarafından benimsenmesi mümkün değildir. İnsanların şartlandırılarak motife edilmesinden bir sonuç alınamaz.

Geleneksel tahakküm zihniyeti taktiksel ataklar yaparak her türlü ileri siyasal malzemeden yararlanmayı başardılar. Bu yüzden çok geri çeşitli sosyalist iktidarlar veya siyasal hareketler ortaya çıktı. Nasyonal sosyalistler olarak ortaya çıkan faşistler dünyayı kana buladılar. İşte insanın tanrısallaşmasının pratiğe dönüşmesinin sonucu! Sol adına, devrim adına militaristlerin topluma yaptıkları kötülükler iyi örneklerdirler.

Tanrılaşma ve tanrıçalaşmayı kolaylıkla zehir gibi toplumun kölelik kalıtımsallığına nakşedilmesi çabaları gözden kaçmıyor. Özgürlük ve diğer toplumcu erdemler adına çağın yeni değerlerine yapılan suikastler olarak değerlendirilmeli.

Günümüzde yeteri kadar çözülmesi gereken sorunlar varken, derdimiz bize yeter ve artar bir durumda olduğu durumda bir de siyasilerin kirliliğe kirlilik katmaları çağımızın en talihsiz olaylarıdır.

Ortadoğu coğrafyasında geleneksel tanrı-kral-köle dili bilimin, devrimin dili değildir. İnsan okuduğu çok sayıda kitapların ezber bilgileriyle aşma olayını gerçekleştiremez. Aşmanın yaşamın maddi tekâmül koşullarının kendini aşması ile onun yansımasının düşünsel/teorik temeli olması gerekiyor.

Avrupa ulus-devlet sürecini aşarken bu aşmanın maddi koşulları vardır ve bu maddi koşullarla ülkeler kendi aralarındaki sınırları kaldırarak birlikler, kıta devletleri oluştururken kendi değerlerini muhafaza ederek ortaklaşmışlardır. Türkiye’nin ırkçı  ucube siyasallığının ayırımcı/imtiyazcı geriliğini dünya taşıyamıyor.

Türkiye sosyal yaşamın maddi koşullarında uluslaşma sürecini bile tamamlayamadı. Hala parçalı bohça şeklindeki biçimsiz bir ümmet görünümündedir.

Kemalist misyonerler çeşitli halklardan oluşturduğu birliği, Kürt toplumunun karşıtlığında ve Kürt toplumuna düşmanlık yaparak tahrik ürünü bir ulus yaratma çabası vardır. Kürtler böyle biçimsiz bir güç tarafından pusulası şaşırtılıyor!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Kahrından Ölen Ölür Kürdistan Devleti Baki Kalır

Posted by kaniyasor 27 Ocak 2013

Kani Yado – 27.01.2013

Uygar dünya din, dil, ırk ayırımını yapanları aaa-karanlik-kirmizi2.wwwkaniyasordüşkünlük olarak kabul edip bu doğrultuda yasalar ve idari tedbirler alırken, onlara müttefik olan Türkiye din, dil ve ırk üstünlüğüyle politikasını belirliyor ve geleceğini bu iğrenç tarzda biçimlendirmeye çalışıyor.

Uluslararası güç Ortadoğu’daki çekilmez geriliğe karşı önlemler alırken Türkiye’nin bu iğrenç ırkçı yaklaşımına göz yumup yummayacağını göreceyiz.

Biz sadece siyasal bilimlerin çerçevesinde kalarak değerlendiriyoruz. Siyaset ise  pratikte çok iğrenç gizlilikler içinde barış yüzünü gösterip savaş yumruğunu ölümcül vurma peşinde olduğunu gösteriyor. Görebildiğimiz kadarıyla yaşamın gerçeklerini anlamaya çalışıyoruz.

Çirkin insanın kalleş siyasetinin tozu ve dumanı içinde gerçekleri görebilmek, yazabilmek oldukça zordur. Bizim sağduyu olarak yanlışlara sapmamaya gayret etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Coğrafyamızda siyaset yalana, gizlere, gizliliklere dayalıdır. Bu coğrafyada Rabbimiz adına iki bin yıldır yalanlarla insan beynini ezberlerle, gerici fikirlerle dolu çöplüğe çevirdiler.

İnsanlar uzun süre putlara inandırılarak, daha sonra Rabbimiz adına söylenen yalanları talimat şeklinde topluma dayatılıp toplumun insanlık erdemleriyle ilişkisini yok ettiler. Yüzyıllardır topluma ezberletilen dinsel, siyasal yalanlarla toplum önünü göremez bir duruma gelmiştir.

Irkçılık, milliyetçililik denen illet diğer yalanlarla desteklenip insan canavarlaştırılmıştır. İnsanlar kolaylıkla Rabbimizin adına cinayet işleyebilecek, ölüm makinesi haline gelebilecek duruma yönlendirildi. İnsanlar “şehitler ölmez, hurilerle ödüllendirilir“ yalanına inandırılıp seve seve öldürüp, seve seve ölebilecek duruma geldiler.

Rabbimizin kendi nurundan olan, kendi sevgi yağmuru altında nasıl böyle canileştirildi? Eğer onlar Rabbimizin güzelliklerinde biçimlendirilseydiler, ırksal temelde biçimlenmezlerdi. Bu net olarak görülmelidir.

Osmanlı Mezarlığının hortlaması dediğimiz Yeniçeri torunlarının cumhuriyeti olan Türkiye nasıl islah olacak?

Geçmişte Avrupa faşist anlayışının ürünü olan Kemalist faşizm, kendi sağını ve kendi solunu anti-emperyalist sloganlarıyla ezberciliğe yönlendirerek bilimsellikten uzak, dünya gerçeklerine yabancı, dünyada benzeri olmayan bir neslin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Dünyada insanlığını tehdit eden geriliğin, artık köleliği kabul etmeyen Kurd toplumunu çembere aldığını görüyoruz. Bu çemberin yarılması dünya için tehdit unsuru olan çöl geriliğinin tehlike olmaktan çıkabilecek sonuçlara neden olan bir devrimsel olay olarak ortaya çıkacağı tahmin edilmektedir.

Bu durumda aklı başında olan Kürdler ve duyarlı insanlık ne zor görevlerle karşı karşıya olduğunun bilincinde olmalıdır. Dünyaya uygarlık dersinde örnek olan Mezopotamyalılar girdikleri karanlık ortamdan dolayı yarıda kalan insanlık görevlerine devam edebilmek için her kese önemli görevler düşüyor.

Kürd ulusunun bölgede önemli bir güç olmasının engellenmesi için Türkiye tarafından çok iğrenç oyunlar sergilenmektedir. Lanetlik gizli görüşmeler 21. Yüzyılda çok çirkin görünüyor! Karanlık kafaların karanlık emellerinin sonuçları da karanlık olur. Eğer toplumdan gizlenen bir şeyler varsa toplumun aleyhinde olduğu sonucu ortaya çıkmıyor mu?

İnsanlar yarasalar gibi karanlıkta yaşamadıklarına göre açık politika ile insanların din, dil, ırk ayırımı olmaksızın toplumlararası mutabakat ve anayasal sözleşme ile haklarının garantiye alınması gerekiyor. Türkiye’nin yönlendirdiği kafalarla Kürt sorununu kendi lehine çevirmeyi düşünürken geri politika kendini tekrarlıyor ve sorun çözülemiyor.

Ülkeleri işgal altında olan mağdur bir ulusun ulusal hakları söz konusudur.  O haklardan mahrum bırakılarak sorunu Kayseri işi yapmak çağa yakışmaz! Burada Kürdlerin ulusal haklarını pazarlayanlar tarihe temiz not düşmeye neden olamazlar.

TC devlet adamları Büyük Kürdistan devleti projesine karşı uykuları  kaçıyor, kötü rüyalar görüyorlar! Bu şizofren kafa mide bulandırmaya devam ederse  Kürtlerin yolu Türkiye ile ayrılır ve Türkiye kaybeder.

Dünya artık bu geriliği sırtında taşıyamıyor. Bölge geriliğine karşı ezile ezile  günümüze kadar gelen Kürdler bir umut olmaktadırlar.

Kıtalarda ülkeler birleşip birleşik devletler oluştururken Türkiye’nin hassasiyet dediği ucube şizofrenlik çok gülünç geliyor insana. Vay sizin hassasiyetinizi öpeyim bu ne ucube ve komik hassasiyet!

Türkiye hala beş para etmeyen dinsel gericilik ve milliyetçilik takıntısında kalarak çağın çok gerisine hızla savruluyor.

Ortadoğu mezarlığında toplumlardan çok dengeler belirleyicidir. Toplum istediği için mi Saddam faşizmi bertaraf oldu ve yerine yeni bir siyasal ortam  şekillendi? Kahrından ölen ölsün! Büyük Kürdistan bu coğrafyanın en güçlü aktörü olacak.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Çözümsüzlük Kirliliktten Kaynaklanır

Posted by kaniyasor 26 Ocak 2013

Kani Yado – 26.01.2013

Beden ile ruh, madde ile düşünce, insanın maddi yaşam gerçekliği ile düşünce dünyası birbiriyle ilgilidir. Son yüzyılda  bilim ve teknolojideki hızlı gelişme insan yaşamındaki gelişmeleri de hızlandırmıştır. Bu gelişmede de gericilik kendi binek beygiri olan resmi siyasal ideojiler ve din istismarları kendilerini dayatmışlardır.

Gerilik değişen koşullara göre değişen araçları kullanarak kendini yeni kisve ile yaşatmaya çalışıyor.

Kirli toplumlarda gerçek yaşam ne kadar kirli ise düşünsel dünyası o kadar kirlidir. İnsan gerçek yaşamda ne kadar kirlilikten uzak ise düşünsel alanda o kadar uzak olur.

Kirlilik temiz toplum olmanın karşıtlığında kendini yaşam diyalektiğinin kendi kurallarında yaşatıyor. Kimse bunu değiştiremez. Matematikte pozitif sayılarla negatif sayıların varlığını yok saymak nasıl mümkün değilse karşıtlıkların mücadelesinde ve etkileşimlerinde yol almamız da değiştirilemiyor. Rabbimizin yaratılış esprisi budur.

Coğrafyamız Rabbimizin adına en fazla yalan söylenen coğrafya olduğu için kötülüklerden arınamıyor. Müşriklikten başka bir yönelimi olmayan coğrafyamızın erkek egemen yaşamı olan sapkınların iddia ettiği gibi rabbimiz insanların korkuluğu değidir. Müspet ve menfi, yani pozitif ve negatif olay Rabbimizin yaratılış tarzıdır.

Asalak gaspçılar sınıfının toplum üzerinde söz sahibi olma, yorulmadan onun ürününden bir şekilde faydalanma içgüdüsel istemleri bir dayatma biçimindedir. Geçmişte kılıç zoruyla dayatılmıştır. Günümüzde dini ve siyasi yöntemlerle irade gaspıyla gerçekleşiyor. Bunun insanlığın savunulmasıdır. Karşıtlar yaşamı bu yüzden etkiliyor, savaşlar, barışlar oluyor, çözümler insanlığın kapısına dayanıyor.

Şirk yaratıcıları dediğimiz gericilerin iddia ettiği gibi kendi yarattıkları şirk-Tanrılar iyiliği, doğruluğu istiyorsa insanların kaderini iyilikten yana belirleyebiliyorlar mı? O zaman şirk olarak dayatılan siz kendinizsiniz! Taştan yaptıkları putları insana kabul ettiremediler, şimdi yeni yalanlar, yeni korkuluklar üreterek kendi egemenliklerini dayatıyorlar. Çok komik görünüyorlar!

İnsanları korkutmayan, onlara diz çöktürmeyen yaşamın sevgi bütünlüğü olan Rabbimizin yarattığı canlı ve cansız varlıkların yaratılış biçimine, canlıların yaşam tarzına, insanların maddi varlığı ile düşünce ilişkisine artık inanmak gerekiyor. Aksi halde toplumu tutsaklıkta kalmasını isteyen suiistimalci sınıf ve tabakalar insanları korkuluklarla korkutarak hasta kalmalarına ve bu hastalık atmosferinde kriminalitenin, cinayetlerin, katliamların zuhur ettiği bir coğrafyanın yüz karası olma durumu devam edecektir.

Gericiler, kendi kutsal kitaplarında güneşe güzergâh belirleyecek kadar geri Tanrılar yaratmışlar. Geri zekalı şirkleri güneşin sabit olup kndi yerinde pervane olmuş Rabbimin kudretinin ürünü olduğunu bilmiyorlar!

Bu halleriyle Ortadoğu’da daha fazla gülünç duruma düşmeden Rabbimizin dili olan bilime göre düşünmelidirler. Rabbimiz adına daha fazla yalan söylemeye gerek yoktur. Talanları, işgalleri, katliamları gerçekleştirmek için başvurdukları yalanlar sonunda kendilerine büyük acılar verecektir.

Halk arasında “doğru duvar yıkılmaz” deyimi var. Bu söylem yaşam deneyimlerinden öğrenilen gerçektir. “Allahu ekber!” deyip Rabbimizin kendi, nurundan yarattığı insanın kafasını keskin kılıçlarla, zülfikarlarla uçurmanın ne kadar iğrenç olduğu ne zaman anlaşılacak? Dünya ülkeleri birleşerek kıtalar için demokratik uygarlıkları yaratırken hala cariye sahibi olma hayallerindeki gerici despotlar artık insanlıkla oynamaktan vazgeçmelidirler.

Milliyetçilik, yurtseverlik, devrimcilik, dincilik… gibi kavramlar onlar için sadece hareket araçlarıdır, artık bunu çok iyi biliyoruz. Militarist veya paramilitarist canavarlar topluma “sizin için devrim yapıyoruz” diye toplumu aldatmadılar mı? Niyetleri insanlar üzerinde tahakküm kurmak şeklinde  olduğu ortaya çıkınca şimdi maskeleri düşüyor, yalanları ortaya çıkıyor.

Sünni, yani Ehl-î Sünnet, yine aynı anlama gelen Ehl-î Beyt taraftarı olmak bu çağda ne kadar insan olma ihtiyacına cevap verebilir? Ne kadar gülünç ve ne kadar komik!

Artık eski elbise yama tutmuyor. Yeni taktiklerle eskimiş bu elbiseyi yaşatmak mümkün değildir. O kadar maskelere masraf etmeye, enerji sarf etme gereği yoktur. Tüm mesele asalak sınıf dediğimiz yalama dilli fınıf değil mi? Kendilerine yaşam içinde dürüst kurumsallıkta ifade etme imkânları vardır. İnsan olmaktan başka çareleri yoktur artık!

Yaşamı bir mezarlığa çeviren, insanlar hayattayken ölümlerin en anlamsızını insana reva gören asalak ara sınıf, günümüzün insan temel hak ve özgürlükleri çerçevesinde  yaşamı benimsemelidirler artık. İnançlarını Rabbimizin talimatları şeklinde göstererek çağdaş yaşama karşı fazla gülünç kalmaya gerek yoktur!

Yeteri kadar mağdur olmuş toplumu arkalarına almaya yeltenecek kadar iğreç dayatmalardan vazgeçmelidirler. Başını ambalajlamayı Rabbimizin talimatı olduğunu sanan bir avukatın bu haliyle duruşmaya katıldığında nasıl vicdanlı olabilir? Gerçekle kendi şirklerinin talimatı şeklinde ortaya çıkan bir duruşmada böyle bir geri zekalı avukat nasıl adil olabilir?

Neden biz Rabbimizin yarattığı görkemde kalmadık? Neden Rabbimizin aşkında alev alev yanmadık? Yüce Rabbimizin adına ne zamana kadar büyük yalanlar söylenecek? Erkek dinlerinin erkek egemenliği ne zamana kadar devam edecek?

Kim ne derse desin, özgür olmak insan olmaktır. Dini ve siyasi yalancıların tuzağından uzak bilimin mantığıyla Rabbimizin aşkında özgür olmak farklı bir heyecan veriyor insana. Bu heyecan Rabbimizin güzel insanlarını ve diğer canlıları imha etmekten gelen canice heyecana benzemiyor.

İnsan olmanın heyecanı bir aşktır. Bu hazdan şiddetten arınmış insanlar anlar. Bu görkemli aşk siyasal sloganlara sığmaz. Çünkü münafık değildir. Özgür olmak mutluluktur, insan olmaktır, acılardan arınıp süzülen neşedir.

Şiddetle, siyasetin çirkin tarzlarından sonuç almaya çalışan egemenler, niyetlerinin çirkinliği kadar bedel öderler. Kürtlere kendi dillerinde eğitim hakkı tanımayacak kadar insanlıktan çıkmışlığın adı nedir sizce?

Kürtleri mahkemede kendi dilinde savunma hakkı 1948 yılından beri vardı zaten. Ama TC faşizmi onu uygulatmıyordu. Şimdi kendileri bu hakkı vermiş gibi gülünç duruma düşüyorlar!

Kürdlere kendi dilinde tedrisat yasallaşmadıkça bu kandırıkçılıkla daha gülünç duruma düşerler. Biz ilkokuldan üniversiteye kadar kendi dilimizde eğitim göreceğiz. Bunun aksine ne kimse kıvırsın, ne de TC’ye göz kırpıp Kürtleri oyalasın! Kürdlerin yaşadığı kendi ülkelerinde eğitim Kürd dilinde olmak zorundadır. Karışık nüfuslu alanlarda  da bu sorunun çözülmesi zor değildir.

Hala kapalı kapıların ardında sürmekte olan barış, aslında tırmandırılan savaşın bir biçimi olarak görülüyor. Çünkü bu süreçte Kürdler en şiddetli ve en acılı bir şekilde vuruldu. Kürtlerin dili sadece düğünlerde şarkı söyleme ve mahkemede anadille savunma hakkı denen saçmalığa indirgediler. Bu durum Kürtlerle alay etmekten başka ne anlama gelir?

Güney Kürdistan’da Kürd dili eğitim dilidir, bu yüzden Arapların dini imanı yerinde duruyor, bir yere gitmedi!

Türkiye neyinden korkuyor? Zaten Anadolu halklarını kendilerine benzeterek dünya insanlığına ters düşürdüler, bari daha fazla insanlığa karşı düşmanlık etmekten vazgeçilsin ve gülünç duruma düşmekten kurtulsunlar!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

MUNAFIKLIK VE DEMOKRATLIK

Posted by kaniyasor 25 Ocak 2013

Kani Yado – 25.01.2013

Daha evvel de açıkladığımız gibi sosyalist düşünceninaaa-karanlik-kirmizi2.wwwkaniyasor neden olduğu toplumsal uyanış dünyayı yepyeni bir sürece soktu. Sömürgen sınıf hâkimiyetinin geleneksel despot sistemleri itibar kaybına uğrayınca bu sınıfın politik taktiklerle yeniden itibar kazanmak için atak yaptı.

İnanlık, egemen ve doymaz asalakların ve kârdan başka hiç hiçbir idealleri olmayan sermaye hırsının kıvrak aklının karşısında mağdur olurken ona karşı tedbirler de aldı. İnsanlığın siyasal despotizmden ve bu sistemin despot liderliklerinden kurtulmak için geliştirdiği demokratik hukuk sistemi demokratik uygarlık olarak tarihe geçecektir.

Türkiye Cumhuriyeti, faşizmin ürünü olan bir devlet yapılanması olduğu için birey yaşamında iradi bağışıklık sistemi çökmüştür. Bu coğrafyada yaşayan Kürdler de aynı koşullarda biçimlendiği için çözümsüzlüğe doğru sürükleniyor.

İstanbul’dan bir yakınım bana “amca bir gün eğer demokrasi gelirse, demokrasinin Türkiye’ye geldiğini nasıl anlayacağız?” şeklindeki sorusu benim için Türkiye’yi doğru tanımama yardımcı olduğu gibi, Türkiye’nin demokratik erdemlerden ne kadar uzak olduğunu gösteriyordu. Türkiye’nin algısında demokrasi Hızır Baba veya Noel baba gibi, ya kıratıyla veya kızağıyla geliyor.

Bizi daha çok endişelendiren siyasal münafıklıktır. Türkiye’nin Kemalist sisteminin biçimlendirdiği şah-ı şabanlarından, şaklabanlarından, ne de demokratlığından ve ilericiliklerinden bir şey anlamak mümkün değildir.

Türkiye’de biçimlenen siyasal kişilik demokratik erdemlerle buluşmasına uygun değildir. Ne ilericisi uygundur ne de gericisi. İradesizleştirilen ve iradesi tek kişi tarafından kullanılan bir geçmişe sahip toplumların kısa sürede demokratik devrime tahammül etmeleri mümkün değildir. Kendine ilericiyim diyenlerin bu konuda gericilerden farkları yoktur.

İnsanları test etmek kolaydır. Gerici sağ ve sol zihniyeti test ederken onların hassasiyetlerine dokunduğunuz zaman faşist bir zihniyet taşıdıklarını net olarak ortaya çıkarabilirsiniz. Mesela liderlerine dokunduğunuzda onlar faşist sistemlerde olduğu gibi tabu olarak bağlandıklarından dolayı kıyameti koparır!

Bir sağ veya sol siyasal gericiyi bir şekilde test edebilirsiniz. Her birey, siyasi liderleri güzel gözlü eşek şeklinde gösterip özgürce ve sanat tadında karikatörize edecek bilince ve özgür şahsiyete sahip değilse güzel gözlü olduğu içindir. Bunu ispatlamak için her an test yapılabilir.

Şimdi sorumuzu soralım: “Güzel gözlü Başbakan’ımızı güzel gözlü eşek şeklinde gösteren bir karakatür yapabilir miyim?” şeklinde bir sorudan aldığımız cevap her şeyi açıklar.

–         Ben liderimi tartışmam!

–         Evet kurê kerê biliyorum.

–         Haddini bil!

–         Evet faşist Kemalist haydutlar hadleri kutsallaştırdılar. Hadler ve hadçı faşistler bizi paramparça ettiler.

Hêlek me  Serxet’e, Hêlek me Bınxet’e. Mêjî yê me ji serê me girtin, pişta me şıkandin. Roj roja serhildane!

Size tavsiyem kendilerine ilericiyim diyen sol ve sağ şizofren hastaların liderlerini karagözlü eşek şeklinde karikatörüze etmeyi denemeyin cinayet çıkar! Hastalara saygı duymalı!

Meselenin özüne gelelim. Tutsak olmayan yaşam, özgür koşullarda ancak sanat tadı verir. Eğer özgür yaşam bu değilse ‘özgürlük’ nasıl bir şeydir?

Siyasiler güzel gözlü eşeğe tahammül edemiyorlarsa insan olmadıklarını bu şekilde itiraf ederler. Demokratik yaşam ancak özgür erdemlerle inşa edilir. Özgürlük ve özgür yaşam ise, güzel gözlerin, her renkte çiçeklerin oluşturduğu yaşamdır. Demokratik özgür alanlarda kabak tadı veren despot siyasal yaşama geçit yoktur.

Politika yaşam pratiğinin sadece bir parçasıdır. Doğrular politikaya göre belirlenmez. Politika münafıkların egemenliğinde olduğunda yolumuzu şaşırmaya gerek yoktur; gerçeklerin adresini işaret eden bilimin sarsılmaz gücünün olduğunu hatırlamalıyız.

Türkiye’de Kürtlerle gizli görüşmeler yapılması erdemli bir tavır değildir. Barışın neyi gizli görüşmeleri gerektiriyor ki?

Barış kavramı Türkiye gibi kirli değil ki gizli diplomasi ile yürütülsün. Kürt toplumunu görmezden gelerek hangi cadı kazanı kaynatılıyor, insanlarımız bu esnada neden öldürülüyor?

Bu güne kadar Kürtler komşu ulusların aldatma politikalarıyla yönlendirilirken insanlıktan nasibini almamış güçlere tutsak düşmesine neden oldu. 50 milyonluk bir toplumun parça parça edilip kendilerine tutsak düşürülmüş ise bu konuda yoğun çabalar sarf edilmiştir.

Dünya genelinde toplumları aldatma biçimleri oldukça fazladır ama Mezopotamyalı Kürdlerin de içinde bulunduğu uygar Mezopotamyalılar geri güçler tarafından aldatılıp yönlendirilmesi çok acı olduğu kadar dünya insanlığı için büyük kayıplara neden oluyor.

Erkek egemenlikli dini ve siyasi sistemlerin resmi ideolojilerine, kendi asalak sınıf çıkarlarına göre oluşturulan bilgi kaynaklarının iddiaları doğru değildir. Bölgeye hakim olan barbarlar işgal ettikleri yerlerden çok geridirler. Uygar toplumların ürünlerine, değerlerine el koymak için işgale yönelmişlerdir.

Mezopotamya’yı ve Anadoluyu kuşatan barbarlar ahlaki yönden düşkünlük düzeyindedirler. Bizimle kardeşleşemezler bu talancılar.

Bunlar insanlığı ileriye çekmek için değil tam tersine insanlığı hep karanlığa, yaşamı mezarlığa çekerler.

Fırat ile Dicle kendi asaletlerinde akarlar. Mezopotamya uygarlığının binlerce yıllık insanlık erdemleri vardır. Fırat’ın ve Dicle’nin dili özgürlüğün dilidir. Barbarlar bizi anlamazlar. Gördüğümüz bu kadar acılardan, zulümlerden, inkar ve talanlardan sonra hala Kürt-Türk kardeşliğinden bahsederlerse “hadi defol kurê kerê!” demekten başka bir seçeneğimiz yoktur bu günden sonra.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Türk Irkçıları Başlarına Geçirilen Çuvalları Unutamıyorlar

Posted by kaniyasor 24 Ocak 2013

Kani Yado – 24.01.2013

Dünya tarihine baktığımızda birçok devletler aaa-karanlik-kirmizi2.wwwkaniyasorkurulmuş, bu devletler ayakta kalabilmek için akla hayale gelmeyen inançsal ve siyasal yalanlarla takviye etmiş ama tarihten silinmeyi engelleyememiştir. Dünyanın bu yöntemi tartışılır duruma gelmiştir. Yalanlarla sağlanan dayanaklar toplumları onurlandırmaz.

Araplar Rabbimizin adına büyük yalanlar söyleyip bölgede yarattığı değerleri yok sayarak kendi sonlarını hazırlarken, Orta Asya barbar toplumlarının göçleriyle kimyası bozulan coğrafyamıza eklenen geri yaşam biçimlerinin yerleşik düzenlere dayatılmasıyla çok talihsiz konumlara girilmiştir.

Söz konusu göçmen topluluklar İslamlaşarak gericiliklerine gerilik katarak köleci toplumsal güçlerin koruyucusu durumuna geldiler. Yavuz Sultan Selim’in Kürtleri engel olmaktan çıkardıktan sonra Osmanlı Hilafet devletinin yolunun açılmasıyla ortaya çıkan dünyanın belası Osmanlı bakiyesi Anadolu’da Türkiyelileşen geri yapı ortaya çıktı. Öyle bir Türkiye ki sağıyla soluyla dünya adetlerine benzemeyen baş belası bir yapılanma!

Şımarıklığını çöl yalanlarından ve Kemalizm’den alan bu toplumsal yapının ıslah edilmesi sorunu dünyanın acilen çözmesi gereken bir duruma geldi. Bu yapıya ters etki yapmaktan başka yöntem yoktur. Bizce Amerikalıların denediği ıslah yöntemi olan “başa çuval geçirme“ şeklindeki ıslahat planı doğrudur. Burada insanlık değil, faşizmin gururu incinmiştir. Bu lanetlik gururun neden olduğu incime toplumsal rehabilitasyonu kolaylaştırıyor.

Bazı sol ve sağ görünümlü faşistler Güney Kürdistan’da kendi subaylarının kafalarına geçirilen çuvalları hala unutmamışlar. Bu yüzden İskenderun Limanı’na patriot hava savunma sistemlerini getiren askerlerden intikam almak için onları kovalamışlar. Bu gülünç duruma düşmek Türk ırkçılığının iç dünyasının dışa vurumudur. Dünyada faşizm var oldukça onlar uğradıkları yenilgileri unutmayacaklardır. Hırslandıkça kafalarına daha fazla çuval geçirilmelidir.

Hele Silivri’de yatan ırkçı canilerin onlara verdiği acı onları daha da tahrik ediyor. Veli Küçük dışarıyı harekete geçirebilecek kudrete sahiptir anlaşılan. Bu faşistler Kürdistan’da korucu başlarıyla birlikte askeri helikopterlerle uyuşturucu nakliyatından sağladıkları gelirleri hala bitirmediler anlaşılan.

Bu çıldırmışlardan biri CHP toplantısını provoke edip canlı yayında küfürler savuruyor, kimi Kürdistan’da başlarına geçirilen Amerikan çuvalını hatırlıyor. Milliyetçilikten beslenen ırkçı kafatasçılık çirkin illettir. Bunların bu illetten kurtulması zordur. Hele insanın kafasına çuval geçirilince bu illet daha fazla azar.

Bölgede denge unsuru olan Büyük Kürdistan kurulduktan sonra Misak-i Milli kursaklarında kalınca daha da azacak bu illet. Fakat bu aşamada barbarlığın umutları kesilecek. Barbarlar bu şekilde terbiye edilmezse onları durdurmak mümkün olmaz.

Kürdistan parçalanıp güçten düştüğü için bölgedeki barbar güçler cesaret alıyorlar. Kürdistan’ın güçlü bir şekilde inşası durumunda bunlar çok mütevazi olurlar. Azgınların huyu böyledir. Güçsüzlere karşı çok acımasız olurlar fakat güce karşı secde ederler. Kemalin terbiyesini alan Kürtler de öyle değil mi?

Ortadoğu mezarlığında toplum değil, dengeler belirleyicidir. Irak’ın günümüzdeki aldığı biçim Irak barbar toplumu istediği için değil, bölgeye müdahil olan güç bunları bu kadere razı etti. Kürdistan coğrafyasının diğer parçaları da yeni biçim aldığında Büyük Kürdistan bu coğrafyanın en güçlü aktörü olma yolunda hızla ilerleyecek.

Bu barbarlar güçlü olduğu için değil, bölge halkları parçalanıp güçsüzleştiği için coğrafyamızın gerici ırkçı güçleri kudretli görünüyorlar. Yani onlar güçlü değil, biz zayıf olduğumuz için onlar güçlü görünüyor. Biz yanlış yönlendirildikçe karşıtımızı daha da güçlendiriyorduk.

Bunlar kendi çamurundan ilahlar yaratarak, bu ilahlar için yalanlar üreterek toplumları korkuluklarla korkutup ruhlarını, iradelerini gasp ediyorlardı. Her toprak ilhakının arkasında irade gaspı olur. Güçler toplumu iradesizleştirip üzerinde tahakküm kurma imkanı doğabilir. “İradem ağamdır” siyasal söylemi bu düşürülmüşlüğün ürünüdür.

Coğrafyamızda şekillenen kişilikler ve bu kişiliklerin oluşturduğu toplumlar dünya insanlığına cevap olamıyor. Tarihe baktığımızda her zaman gericilikte palazlanıp sorun olan toplumlar felakete neden olup tarihten silinmişlerdir.

Bölge gericiliğinin dejenere ettiği insanlık kendi gerici emellerinin çamuruna battılar. Kürtler bu zihniyete ortak olmamalıdırlar ve toplumsal irade ile sorunlarının çözümünde muhatap olmalıdırlar. Bu olmadıkça dünya tarafından ciddiye alınmaz.

Irkçı barbar TC Devleti Kürtleri yok sayıp bölgede sosyal dengelerin bozulmasına neden oldular. Köleci inanç dayatılarak ulusal özellikler tahrip oldukça toplumsal erdemler yara aldı. Bu yüzden Mezopotamya’nın binlerce yılda mayalanmış insanlık değerleri yok olmakla karşı karşıya geldi. Kürtlerin yüzünü Ankara’ya dönmelerinin nedeni budur.

1945’ten beri Alman, İtalyan, Japon faşizminden kurtulan dünya ancak şimdi Kemalist faşizmden kurtulmayı kendi operasyonel programına alabilmiş ve çevredeki diğer gerici toplumsal esaret koşullarından kurtulmak düşünülmüştür.

Geçmişte Avrupa faşist anlayışının ürünü olan Kemalist faşizm, kendi ilericisini ve kendi gericisini anti-emperyalist sloganlarıyla şizofren-ezberciliğe yönlendirerek bilimsellikten uzak, dünya gerçeklerine yabancı, gericilerin bile gerisine düşen bir neslin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum TC’nin kendi ayaklarına dolanmış dünya insanlığına verdiği taahhütleri yerine getiremez bir duruma düşmüştür.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ZANISTÎ Û RAMAN

Posted by kaniyasor 23 Ocak 2013

k.y.Kani Yado – 23.01.2013

Jiyana mirov  li ser bingeh a  kesitî ya mirov ava dibe.
Kesitî ya mirov jî bi kes û bîr a xwe ye. Kes û mêjî ya kes hevre bûjenî ye. Boy  jiyanek bîrdar û hişyarî mirov hewceyî ya bîr û raman e.

Raman ji bûjen û rastî ya jiyan a bûjen de xûya dike. Bi rastî ew  bîr a mirov e. Binbîr a mirov gorî dîroka jîyan a mirov û bîra wî ava dive. Bê hiş bîr a mirov dikare ava bibe?

Jiyan a mirovatî de zan û zanistî gelek girîng e. Ji bo  zanistî raman, ji bo raman jî hiş û bîr pêwîst e. Di jiyanek bindest de bîr û raman Jî bindest e. Di bindestîyê de jiyan her dem bixwe jiberî ye.

Pêwendî ya bûjen û raman wek mirov û giyan a mirov e. Roj û ronahî bi rastî mînakek gelek di cîh deye.

Paşdemayî ya civakî  paşdemayî ya ramanî ye. Jiyana olî paşdemayî ya jiyan a mirov e. Bi vî rewş a civakî zanistî paşde dimîne.

Pirên kesan di vî  pirsgirêk ê girîng de şaş difikirin. Di zanistiyê de rastî û raman gorî siyasetê nîne. Lê daxwaza siyasetmedarên derewîn  zanistiyê  gorî derewên xwe şîrove kirin e. Siyaset a şaş bi xwe neraste. Ew nikarin rastiyê serrast bikin.

Siyasetmedarên Civakên paşdemayî dixwazin her dem gelê belengaz bindestên xwe de wek kewên pelisî berdest bikin. Bo vî sedemê rojeva me ’demokrasî ji bo gel’ pewîste. Di sazûmanên neazad de gel îrade nîne. Îrade ya gel û gel bo zordestan wek lîstik in.

Em nikarin dîtinên xwe ên zanistî gorî siyasetan û kesan û berjewendîyan berpêş bikin an jî biweşînin. Bo vî sedemê nêrîn a me û sîyasetmedaran cûdane. Lê zanistî ya rêzanî her dem ji bo sîyasetmedaran her dem rê rast nîşan didin.

Teorîyên civakî wek dîsîplîn ên pozîtîf bi derewên sîyasî xwe serrast nakin. Xwe bi rastî yên zanistî  xwe birêz dikin.

Em nivîs ên siyasî jî dinivîsin, lê ne bi gorî sîyasetmedaran, bi gorî rastî ya zanistî. Ger ew diyax a rastî yên me bikin, em jî diyaxa derewên wan bikin. Toleransa jiyana azadî him pêşveçûna kes e, him jî pêşveçûna gel e.

Bi sazûmanên zordestî, jiyan a bûjenî ya mirov û jiyana giyanî ya mirov pêşve nare. Sazûmanên zordestî sedemên paşdemayî ya aborî ye jî. Di vî rewşa de civan bi zanistî û raman de jî gelek nerast dibin.

Bi gorî siyaseta îro, rastî ji bo îro ye. Di zanistîyê de rastî her dem rastî ye.

Werze, astronomî, kimye, fizik li her heremên cîhanê  rastî ya wan yek e. Ji bo kevneperastan rastî pir giring nîne. Ji bo wan dîtina agahî ya zanistî ramanên olî ne. Herdemî de parêzgerên olî re zanyar, dîtin a olî re jî zanistî tê gotin lê nerast e. Derewên kevn îro ji bo jiyana nû pêkenoke.

Di sazûman a perwerdeyî ya olî de rastî û nerastî pir ne giringe. Gotin ên kevn bo wan rast e. Ew pîvik ên zanistî kar naynin.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Türkiye’de Barış Siyasetinin Dili De Müzekkerdir-5

Posted by kaniyasor 22 Ocak 2013

rojbasdede-e1413219006683Kani Yado – 22.01.2013

Ne tesadüftür ki biz siyasetin eril dilini konu eden yazımızı yazarken Mezopotamya’yı talan edip her tarafı yakıp yıkan, üretimine el koyup talan eden, Mezopotamyalı  kadınları esir alarak Mekke cariye pazarlarına götürüp pazara süren Halife Ömer’le aynı ismi taşıyan Ömer isimli Türkoğlu Türk, üç kadın değerimizin katili olarak tutuklandı.

Coğrafyamızda her cehaletle karşılaştığımızda Ömer’i hatırlarız. Karanlığa her girdiğimizde Ömer’i hatırlarız. Çünkü halife Ömer’in barbar ordusu Mezopotamya’yı talan ettikten, üniversiteleri, kütüphaneleri, kültür saraylarını İslam’a mugayir görerek yakıp yıkarak karanlığa gömdü. Bu orduya komuta eden karanlık talancı halife Ömer’dir. Yığın yığın kitaplar yakılarak Mezopotamya günümüze kadar Arap zihniyetinin zifiri zihniyet karanlığına battığını görüyoruz. Bu Ömer barbarlığın adaletinde insanlara sürekli örnek gösterilen barbar Ömer!

Dünyayı da karanlığa çekmeye çalışan bu barbarların komşusu olmak kötü bir kaderdir.  Osmanlı barbar gelenekçisi Türkiye insanoğlunun başına bela olmaya devam ediyor. Öz çocuklarını bile öldüren devlet adamları geleneği Osmanlının ve Türkiyenin egemen olduğu tüm toplumlara bulaştı.

Dünya bu karanlığı kaldıramadığı için müdahil oldu. Bütün dünyaya geçmiş olsun diyoruz ama önce tam bu karanlığın ortasına düşen Kürdlere geçmiş olsun. Bu karanlıklara karşı, bu diktatörlere karşı artık dünya ile birlikte olmak zorundayız, dünyayı sevmeliyiz ve dünya tarafından sevilmeliyiz.

TC’nin Kürtlerde yarattığı kendine benzer erkek tip toplumu hiçleştirerek iradesi üzerinde ambargo koyduğu için her gün acılarla karşılaşıyoruz, çıkmazlara saplanıyoruz.

Erkek egemenliği kendini uzun vadeli olarak toplumun hakimi olarak kalıcılaştırmak için ne denli çirkin yöntemlere başvurduğunu tarih din ilanlarından, savaşlardan bahsederek geçmişi bize hatırlatır. Burada önemli olan tekrar bu talihsiz tuzaklara düşmemek için önlemler almaktır.

Her ne kadar erkek egemenlikli olmadığını iddia edenlerin ilericilik vesilesiyle kendilerini kamufle etseler de günümüzde erkeklerin egemenlik çabalarında olmayan hiçbir siyasal ve dinsel organizasyon yoktur. Bu koşullarda erkek egemenliğine karşı önlemler bütün siyasal çizgilerin sorunu olduğu gibi bir dünya sorunudur.

Eğer coğrafyamız bu denli çekilmez değilse ve dünya sorunu haline gelmemişse Ortadoğu’da barut kokuları, patlayan bombalar, savaş uçaklarının sortileri, patriotlar  nedir? Suriye’de erkekler bölge hakimiyet dövüşünde oldukça kanlı oluyor.

Bu gerici erkek egemenliğinin öncü gücü asalak dindarlar sınıfıdır. Ömürleri boyunca kadın dışkısıyla oynar gibi şurasıyla burasıyla meşgul olan bu asalak öncü güç! Kadın Bir gün gelecek kadın ananın ne yapacağını tahmin edersiniz!

Genelinde Ortadoğu’da, özelinde Türkiye’de erkeklerin belirledikleri politik ve sosyal yaşamı gördüğümüzde tavuk çiftliklerinde kendilerini imtiyazlı gören horozlar aklımıza gelmiyor mu? Yaşanan somutun neden olduğu böyle bir etkileşim olmasaydı algımız böyle olur muydu?

Bu çiftliklerde ulus yerine inançlar üst kimliği belirleyecek derecede geridir. Bu gerilik çağımızın geriliği değildir, binlerce yıllık geriliktir. Kendilerini değişik haklar ve inançlarla ifade etseler de erkek egemenliğinin yarışı çok acımasız geçiyor. Özgür Suriye Ordusu denen lanetlik ordu nedir biliyor musunuz? Binlerce yıl gerici geleneklere sahip, en cani, en bağnaz erkek egemen zihniyetinin ordusudur.

Bilim kendini dini ve siyasi yalanlara göre ayarlamaz. Eski siyaset biçimi dediğimiz din ile yeni siyaset biçimlerine göre her kesin, her çizginin kendi doğruları vardır. Bilime göre her kesin kendi yalanını doğru saymaz. Bilimin kendine taraftar bulup yalanlarının benimseme talebi yoktur.

Bilimin henüz yaşanmamış dönemlere ait gerçekler veya insanların henüz kabul edemeyecek düzeyde oluşlarından dolay kabul görmemiş doğruları da vardır. Bu yüzden biz ne siyasetin yalansız olmasını, ne de bilimin yalana dayalı olabileceğini iddia edebiliriz.

Siyasal fanatiklik kendi siyasal ezberlerine uymayan yaklaşımları doğru saymaz, çünkü fanatizmin kendisi eğridir ve lanetlik misyonuyla gelişmeler önünde engel olmaktan başka bir şey değildir.

Türkiye’nin temel politikası erkek dininin şeriatı içinde yüzyıllarca insanın yüzünü ve yüreğini karartarak geleneksel erkek egemenlikli güçlerin siyasal ve sosyal tercihleri  üzerinde inşa edilmiştir. Bu yüzden dünyanın gelişmelerine paralel bir gelişme yaratamayıp dünya ile barışık olamıyor.

Türkiye’nin mevcut olan resmi ideolojisi ve siyaseti 19. yılının siyasetine takıntılıdır. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte CHP faşizmiyle birlikte devletleşmiştir. TC öyle ucube bir devlet ki, kendine devlet olmayı kutsak bir hak olarak kabul ederken kendi siyasal misyonerlerine Kürtlerin devlet olmasını kötületiyor. Bununla bağlantılı olarak şekilcilikten ibaret olan ilericiliği de bu denli geridir.

Kuzey Kürdleri bu gerilikten nasibini aldıkları için Kemalist sol şablonlara takılı kaldılar. Türkiye’nin siyasal erkek dili ile Kuzey Kürtlerinin siyasal erkek dilinin benzerliğinin temelinde bu benzeşmenin nedenleri vardır. Biri Türk kimliğiyle Kemalizm’den yakasını kurtaramadığı gibi diğeri Kürt kimliğiyle Kemalizm’den yakasını kurtaramıyor.

Kendilerini ilerici sayan CHP’li kimlik utancını taşıyan Kürtlerin beyinden vurgun oluşu bu yüzdendir. Beyinden vurgun olmanın şartı CHP’li olmak değildir elbette. Her yerde aynı durumla karşılaşırsınız. Bir çağ boyunca camiler TSK için Mustafa Kemalin ruhuna El fatiha diyen secde gelenekçilerinin durumu da aynıdır.

Bu coğrafyada toplumun kendi koşullarında kendi evrimini tamamlamaya geçit verilmemiştir. Yüzyıllarca sürede İslam Şeriatı insanları ruhen tutsak düşürürken, cumhuriyet döneminde insanlar vicdanından, beyninden vurularak Avrupa faşizmi dönemine denk bir sarhoşlar toplumuna çevrildi.

Avrupa Türkiye’yi bir askeri üs olarak gördüğü için toplumsal gelişmesinin önünü açmak için bir siyaseti olmamış. Avrupa için sadece tampon bir jeopolitik önem yeterli görülmüştür. Bu yüzden toplumun aldığı biçim insanlık için umut verici olamıyor. Kürtler için benzeşmenin faturası çok ağır oluyorsa bunun nedenini bu şekilde izah edebiliyoruz.

Ömürleri boyunca içlerinde korkuları yaşatan köle ruhlu insanlar faşist siyasal yaşamın geleneksel biçimlerinin protiplerine dayadıklarında daha fazla erkekleşip şizofren politik muzdarip olurlar. Toplumu huzursuz eden, toplumun demokratik ortamdan uzak biçiminin mevcudiyeti bu yüzdendir. Eğer asker ve polis hastanede hemşireyi ölüm derecesinde birlikte dövüyorlarsa nedeni budur. Eğer Kürtler özgürlük arayışındayken despotizme yenik duruma düşüyorlarsa yine bu yüzdendir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Türkiye’de Barış Siyasetinin Dili De Müzekkerdir-4

Posted by kaniyasor 21 Ocak 2013

Kani Yado – 21.01.2013rojbasdede-e1413219006683

Tarihte insanın, insanı en fazla tutsak ettiği, sömürünün belirgin bir biçimde ranta dönüştüğü zamanda politikanın toplum yaşamında aktifleştiğini görüyoruz. Bununla bağlantılı olarak insanın insan üzerinde tahakküm kurma güdüsünün kamçılandığı köleleştirme istemi yoğunlaşarak kudurmuş aklın diktatörleşerek toplumsal yapıların üstünde tabulaştığı, devletlerin ülkeleri sömürgeleştirdikleri görülüyor.

Tüm politik aktiviteler, danışıklı politikalar, yararlı ve zararlı politik çizgiler bu gerçeğin etrafında biçimlenirler. Çünkü karşıtlıklar biri birilerini tahrik ederek yollarına devam ederler. Politikasız bir insan yaşamı mümkün değil miydi? Hayır, buna imkan yoktur. Politika insanın bir canlı olarak yaşamdaki refleksleriyle ilişkilidir.

Politik yaşamda önemli olan insanların tahakküm niyetlerine karşı yine politik cevap olup, toplumun kendi iradesini korumasıdır.  Rabbimiz korkuluk gibi gösterilerek insanlar iradesizleştirildi.  Egemen tahakkümcü erkek yönetimleri tarafından zorla toplumun iradesinin gasp edildiğini gördük.  Devrimler bahane edilerek toplumun iradesi gasp edildiğine şahit olunduğu gibi suskun toplumların yaratıldığını gören günümüzün insanları tarihin şahitleri oldular.

Her canlı kendi yaşamını idame etmek için ya doğal yapısındaki organsal gelişmelerle ya da  tasarlayarak pusu, avlama yeteneklerini geliştiriyorsa, akıllı bir canlı türü olan insanlar bu becerileri daha fazla geliştirirler. Bu çerçevede politikaya sadece olumlu yönden bakmak saçmalıktır. Politika aldatmadır, dindir, itaattir, boyun eğdirmedir, pusudur, zulümdür, geriliktir, direniştir, ilericiliktir, çözümdür, danışıklılıktır, yalandır, yalancılıktır, dürüstlüktür, danışıksızlıktır…

Kısacası politika yaşamın kendisidir. Politika egemen erkek diliyle yapılınca politika da erkeleşir, erkekleştikçe çirkinleşir. Gaspın en büyüğü budur. Örneğin, bu gasp Suudi veya Kemalist kadın tipini yaratarak yaşamı kendine benzetir. Günlük yaşamınızda gördüğünüz iki yüzlülükler, vefasızlıklar, bir güce sırtını verip nara çeken soysuzların davranışları, çarpmalar, çarpılmalar hepsi insanın politik davranışların yaşamdaki pratikleridirler.

Aynı zamanda bunun tam tersi erdemli insanlar örnek fedakârlıklar olup yaşama ortak kadının ve farklılıkların barış dilinin egemen olduğu ortaklaşmalardır. Biz buna insanlaşma diyoruz.

İnsanlar yaşamlarını devam ettirirken tüm canlıların ihtiyaç duyduğu yaşamın temel ihtiyaçlarına sahip olma istemi yoğunlaşıp siyasal biçimlerde ona sahip olma çabalarına dönüşür. İnsanlarda bu çaba çok acılara neden oluyor. İnsanlar diğer canlılara göre çok doyumsuz özelliklere sahiptir. Sömürü insanın bu ihtiraslarında çok tahripkâr olabiliyor. Tahakkümlere bu çerçevede ihtiyaç duyar.

Erkek egemenliğinin tahakküm ve sömürge biçimleri toplumların sosyal olma düzeylerine göre çektikleri acıların şiddeti ayrı olabiliyor. Türkiye Cumhuriyetinin ortaya çıkışından günümüze kadar topluma çektirdiği acılar bu devlet yapısını oluşturan zihniyetin niteliği ile doğru orantılıdır.

Bu acıların şiddeti erkek egemenliğinden kaynaklanıyor. Erkek egemenliğinde politikanın dili sivri, acı ve pervasızdır. Günümüzde horozlanan erkek dilinin ne denli çirkin, küstah, ukala ve sorumsuz olduğunu, kendini mahallenin tek hakimi saydırmak için ne denli soysuz olduğunu coğrafyamızda her gün görüyoruz.

Toplum birbirine yakın oransallıkta erkek ve kadından oluştuğu halde kadının yaşam içindeki varlığı hala vesayet altındadır. Bu özellik günümüzde lanetlenen faşizm karakterlidir. Kendini toplumun kurtarıcısı sanan mahallenin tüm erkek egemen  horozları bu geri vasıflarını ısrarla devam ettiriyorlar ki acılar taşlardan dolu olup yağdığı zaman kaçacak delik aramak zorunda kalırlar.

Geçmişte din siyasetinin çirkinlikleriyle, insanlar arasında yaratılan ayrılıklarla toplumlar felaketlerden felaketlere uğradı, günümüzde Rabbimizin elçisi oldukları yalanlarını topluma kabul ettiremeyecekleri için bazıları mehdi olarak kendini dayatıyor, bazıları Şaban… Şöyle ki, “atam sen kalk ben yatam” köle sadakatli zihniyetinde kendini dayatan Şabanların ürünü değil mi?

Bu gerçekleri göz önünde tutuğumuzda coğrafyamızın talan, zulüm, sömürü biçiminin tarihine baktığımızda çok ilginç durumlarla karşılaşırız. Yahudiler kendilerini tanrının aziz torpillileri olduklarını iddia ederek diğer komşu halklarla Tanrıların torpilli aziz kulları yarışına giren erkek dilini yalan bataklığında çirkinleştikçe çirkinleşti.

Bu coğrafya tüm kötülükleri Rabbimiz adına yaratarak bu politik biçimi Avrupa’ya taşırarak Avrupa’da Papalar zulmüne dönüştüğünü görüyoruz. Gericilik öyle tırmandı ki şirklerden, Tanrılardan geçilmezliğin yoğun kargaşasında erkek egemen dili sivrildikçe kirleniyor,  kirlendikçe yalancılığa batıyordu ve günümüzün çekilmez erkek tiplerine kendine özgü biçim veriyordu..

Kimse çağımızın geçmişe nazaran daha kötü olduğunu iddia edemez. Çağımızın insanı kendi iradesine sahip çıkarak demokratik erdemlerle buluşmak istiyor. Bütün sıkıntılar bu önemli gelişmelerden kaynaklanıyor. Sömürücü ve sömürgeci erkek zihniyeti, sağ ve sol zihniyeti egemenliği kaptırmamak için toplumların özgürlük taleplerine hep hile ile karşılık verirler. Bu şekilde çözümsüzlükler bir kördüğüme dönüşüyor.

Bu süreçte tek tipliliğin sembolü haline gelen erkeğin dili tek başına geriliği ifade eder;  bu dille iftihar etmemeli ve bunu kullanmamaya alışmalıyız artık. Özgürlük çığlıkları Kürdistan’ın dağlarında yankılanan Kürdistan kadının dilini anlamaya çalışmalıyız. Dünyaya örnek olan Kürd kadını Paris’te vuruldu. Bu unutulmamalıdır. Bu kalleş kurşunlara inat kadının dilini ısrarla çözüm dili haline getirmeliyiz.

Bölgemizin aldığı talihsiz biçimli incelediğimizde çok ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz. Bu ortamda şekillenen insanların bilinçaltı incelendiğinde çarpık kişiliğin dünyada görülmemiş biçimleriyle karşılaşabiliyoruz. Her konuda olduğu gibi politik kişilik çok çarpıcıdır.

Bu çarpıklıklarda sömürüyü en fazla dillendirenlerin sömürüye eğilimli oldukları, hakikati dillendirenlerin gerçek dışılığa eğilimli oldukları, özgürlüğü ve eşitliği erkek egemen dili olarak kullananların toplumun iradesini tutsak almaya ve eşitsizliğe eğilimli olduğu ortaya çıkıyor. Bu durum insanlardaki düşünce düzeylerinin yükselmesiyle erkek dini ve erkek siyasetinin değişen koşullarda aldatmanın yöntemleri olarak karşımıza çıkıyor.

Bizim yaşadığımız coğrafyada erkek kurtarıcılar kendilerini öbür dünyanın da kurtarıcısı olarak ilan edip ürettikleri yalanlarıyla insanlara cennetler vaat ederken adil görünme kisvesi altında sömürüyü meşrulaştırdıkları gözden kaçmıyor.

Onlar, sömürüye karşı olma görüntüsü altında sömürme eğilimindedirler, hırsızlığa karşı oldukları görüntüsünde müthiş çalma eğilimi vardır onlarda. Özgürlük görüntüsü altında toplumu esir alma talepleri çok keskindir. Toplum bu yapay değişimcilerin oyununa gelip mutsuz olduğunda, hayalleri yıkıldığında güvenlerini kaybederler. Bunun korkunç sonuçları vardır. Toplum dejenere olmaktansa devrimlerini gelecek şafaklara devrediyorlar.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »