kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Ekim 2013

TC KÜRDLERİN BAŞ BELASIDIR

Posted by kaniyasor 31 Ekim 2013

Kani Yado – 31.10.2013: Türkiye’de hakim anlayış ırkçı ve lümpen anlayıştır. aaa-kaniyado.2Bunun Türkiye’de sınıfların dağılımı ve sınıflara ait katmanların ait olduğu kategorilerle ilgili olduğunu açık olarak söyleyebiliriz.  Lümpen oluşumunun çok büyük bir potansiyel olması Türkiye’nin genel eğilimini belirliyor. Bu potansiyelin CHP,  İslamcı organizasyonlarda ve MHP’deki dağılımı muazzam bir tehlike oluşturuyor.

Lumpen yapılanmanın Kürd toplumuna yansıması, Kürdlerin hak etmediği bir şansızlıktır. Kürdistan’ın kentlerini incelediğinizde birçok kentte bu potansiyelin Türk ırkçılığı rengindeki oluşumu geleceği belirsizliğe itmiştir.

Bu sonucun ileride Kürdlerden ziyade TC’yi vuracağını tahmin etmemek zor değildir diye düşünüyoruz. İnsan “Bir daha aklıselim insanlık yeşerecek mi?” diye insanın kendi kendine soru sormasına neden oluyor.

Anadolu’nun günümüzdeki konumunu tahlil etmek için Osmanlının şeriat karanlığı dönemi ile Cumhuriyet döneminin Kemalist/faşist dönemlerini tahlil etmeden günümüzün koşullarını doğru tespit etmek mümkün değildir.

Türkiye’deki tüm olumsuzlukların, Kürdlerdeki siyasal muhafazakârlıkta söz dinlemez ezberciliğin temelinde Kemalist faşizm vardır. Kemalist faşizm Avrupa modern eğitim sistemini Türkiye’ye taşırırken ait olduğu faşist/serseri karakterini de birliğinde taşımıştır.

Toplumun sosyal gelişmesi ile ekonomik gelişme çağdaş kapitalist üretim biçiminde ilerlemessine rağmen ait olduğu dönemin faşist sistemini toplumun zihniyetinin yeşil üzerinde Türk-İslam resmi ideolojisini kalıcı hale getirirken modern çağdaş dünya ile uyumsuz hale geldi. Avrupa, faşist dönemi aştığı halde Türkiye  sağıyla, soluyla, cemaatleriyle ırkçı zihniyeti bir yaşam biçimi oluşturdu.

Faşizm’de tekçilik esastır. Tek önder, tek irade, tek parti iktidarı… Türkiyenin kurucu partisi İttihat ve Terakki Fırkasının, Cumhuriyetçi Halk Fırkası, daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi ismini almıştır. Bu parti Avrupa’daki nasyonal sosyalizmin Anadolu’daki koşullara göre ordu dayanaklı bir koludur.

Türk solunun Kemalizm’e sevdalı olmasının nedeni nasyonal sosyalist(faşist) doktrindir. Avrupa’da da faşist partilere dini cemaatler tarafından duaları verildi. CHP de İtalya ve Almanya’daki siyasal anlayıştan farklı değildi.

Kemalist-faşist CHP’de egemen renk yeşildi ve onların duasıyla kitlesel destek görüyordu. İkinci Dünya Savaşında faşist devletlerin yenilgisinden sonra CHP, dünyanın baskısı altında yaprak dökümünü yaşadı, kendi içindeki çizgiler tek tek ayrılıp sonbahar yaprak dökümü gibi mevsimindeki gibi döküldüler.

CHP’nin en büyük parçası, bugün AK PARTİ ismiyle iktidardır. CHP’nin ordu kanadı geleneksel çizgide kalıp CHP’nin yaşamasını sağlıyor ve lümpen Türk potansiyelinin bir kanadı bu partiyi destekliyor.

Kenan Evren’in hukukçusu ve Tansu Çiller hanımın has adamı Kamer Bey ve sol görüşlü Hüseyin Aygün hangi niyetle CHP’yi ayakta tutmak istediklerini kendilerine sormak gerekiyor. Kendi niyetleri ile TSK-Ergenekon cephesinin niyetleri aynı ise kendilerini sorgulamalıdırlar. Kemal Kılıçtaroğlu birey olarak Sayın Bülent Ecevit gibi sivil toplum siyaseti anlayışına sahiptir ama bunu nasıl CHP’ye kabul ettirebilecek hala bilmiyoruz.

MHP ve CHP tabanının benzerliği dikkat çekicidir. Şimdiki CHP ve onun meclisteki diğer versiyonlarının yönetmeye elverişli olmadığı için iktidar olması engelleniyor ve CHP’nin yeşil rengi olan AKP iktidarda tutulacaktır.

AK PARTİ’nin iktidar alternatifi yoktur. AK PARTİ yolcu edilse, yerine oluşturulacak iktidar yine yeşil olmak zorundadır.

Kemalizmin ürünü milliyetçi ve ırkçı sağ ve sol zifiri karanlıktır. Anadolu’da ölüm döşeğindeki insanlık şimdi cemaatlere emanet edildi. Ankara siyaseti üzerinden Kürdlere bulaşan sol ve yeşil Kemalizm Kürdlerin çözümsüz şahsiyetlerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Ankara kürkçü dükkânı olduğu için ancak o dükkanı kendileri için son durak olarak kabul ediyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürd vatandaşlarını eski dar zamanlarda kullandıkları gibi yine coğrafyada bozulan dengeleri kendi lehlerine çevirmek için Kürdleri kullanmayı esas alan stratejik siyasetleri  geliştiriyor. Bunu yaparken Kürdistan’nın  parçalarını birbirlerine karşı kışkırtıyor. Kürdlerin kuşlakları TC ayarcısı Kürd misyonerlerinde olduğunda oyuna gelmek kolaylaşıyor.

Kürdler TC’nin yönlendirici Kürd işbirlikçi misyonerlerine itibar etmemelidirler. Ankara’ya endekslenmiş Kürd siyasetinin altında TC ayarlarının olduğunu anlamamak büyük kayıplara neden olabilir. TC ile rant ortaklaşması Kürd ulusun kendi kaderini tayin etme hakkını kullanmasına engel teşkil edebilir.

Kürdler bölgede Türkiye’nin de içinde olduğu uluslararası güç ile birlikte olmak zorundadır ama Türkiye ile aynı dengede olurken Kürdlere kaybettirmeyi gerektirmediğini bilince çıkarmak gerekiyor. Dört parçayı da  katil TC’ye bağlamak anlamına gelen Türk Milli Yeminine sadık kalma yerine dört parçada  Kürd ulusal birliğinin oluşmasına engel teşkil etmeyecek duruma gelmelidir.

TC, faşizmin dünyada kalan tek kalesidir. Bu gücün yeminlisi olmak dünya insanlığına yapılan en büyük kötülüktür. Kürdistan müstakbel devleti ise Ortadoğu karanlığına son verebilecek tek şanstır. Kürdlerin insanlık için oynayacağı rolü doğru tanımlamak gerekiyor. Bu rol dönemsel değer kazanınca bu değeri pazarlamaya izin vermemek gerekiyor.  Kürdistanın toplumsal ve örgütsel caydırıcı gücünü Türkiye’nin lehine pazarlamak sadece Kürdlere değil, tüm dünyaya kötülük olur.

 

 

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

VIZ VIZ SİNDORIMIZ

Posted by kaniyasor 29 Ekim 2013

Süleyman Doğan – 28.10.2013: Karakoçan’da ortaokul okuduğum yıllarımda  suleymanDogan.alt.kirmizikomşu köyümüz Mankırak`lı Cengiz TOSUN diye bir arkadaşım vardı.  Çok espritüel  biriydi. Hep bana takılırdı.  Beraberce çok eğlenirdik.
Bak diyordu Piro, bari sen yapma. Sen bizim pirimizsin  rehberimizsin. Bu tarihi yanlışı gel düzelt. Bizim köy sınırları yanlış çizilmiş der dururdu.
Bu işten bizim hiç bir suçumuz yok. Sen bizden daha iyi  biliyorsun bu işi.  Bizim dilimiz yasaklanmışsa kendimizi ifade edememişsek bizim suçumuz günahımız ne?
Her karşılatığımızda “Yahu Pîro etme eyleme, qorbana ceddê te,  vî îşa rast bike, bexta te da me.”  derdi
Sonra Cengiz arkadaşı bizim okuldan sürgüne yolladılar. Bir daha pek görüşemedik. Arada  rahat bir kırk yıl geçmiştir.
Yılların geçmesi insanı aciz etmemeli, hafızayı her daim taze tutmaktan yarar var. Ben bu hikâyeyi hep kendimle taşıdım bunca yıldır.
Bence insanlar sevdiği şeyleri  veya sahip olduğu değerleri yanında değil kafasında taşıdıkları müddetçe onun hak ettiği değeri vermiş olurlar. Zamanı geldiğinde de paylaşarak insanı bir görevi yerine getirmiş olurlar.
Hikâyemiz  şöyle: Bizim oralara ilk defa kadastro gelir. Arazileri mülkiyetlerini  belirlemek, köy sınırlarının çizmek için cumhuriyet hükümetinin henüz yeni ulaştığı yıllar. Fakat gelen memur Türkçe konuşuyor,  bizim köyler Kürdçe konuştuğunda komedi  başlıyor burada. Çevre köyler kendi sınırlarını en iyi bir şekilde anlatacak Türkçe konuşan insanları aramaya başlamışlar.
Türkçe konusunda en perfekt konuşan jokerlerini belirlemiş her kes. Fakat Türkçe bilen yok.  Biliyorum diyenlerin hazinesi bir kaç kelimeden ibarettir. Kocaman köyün sınırını  memura anlatacak kimseyi bulmak olanaksız.
Kadastro memuru sırayla köyleri dolaşıyor. Tabi bu arada daha önce biri birine selam vermeyenler hepsi akraba çıkıyor, o sırada her kes kendi kız kardeşleriyle sarmaş dolaş oluyor, sanki kardeşlik sevgisi yeni keşfedilmiş! O sırada erkek kardeşler kız kardeşlere hediyeler almayı ihmal etmezler.
Karasakal köyünde  sanırım Düzgün  Çelik’in babası, köyde ekin biçiyormuş.  Biri de kadastro memurlarını ata bindirmiş  Karasakal’a getiriyor. Tarlanın önünde geçerken Düzgün’ün babasına bağırıyor ” Xalooo te ra quwet be Xaloooo!
Adam belini doğrultuyor  ve ” Ulan teres oğlu teres, sen Kadastro memurlarını görünce mi Xalo olduğum aklına geldi? Bu güne değin nerdeydin bir gün selam bile vermiyordun. Hise kapmak için ‘Xalo’ aklına geldi değil mi?” der.

Biz yine bizim köye gelelim.  Kadastro memuru köydedir. Tüm köylüler toplanmış Mankıraklılar da gelmiş. Herkes Türkçeyi perfekt konuşacak jokerlerini getirmiş, önde onlar arkada köylüler  jokerlerin ağzında çıkacak akıcı kelimelere pür dikkat kesilmişler!
Bizimki,  yani Gomanlıların Topal Cafer Amcası ( Cafê Topal) birinci dünya savaşına katılmış sanırsam Yemen cephesinde yaralanmış, aynı zamanda da esir düşmüş, uzun yılar haber alınamamış biri. Bu arada Cafer dayı  bir kaç kelime Türkçe öğrenmiş.
Cafer dayıdan söz etmişken bir  hikayesini daha anlatayım.  İlkbahar ayları güneşin ısıttığı  bir an. Yani berojun kıymetli olduğu bir an. Cafer amca beroja kürsüyü atmış güneşlenirken, bizim yan komşu  köylülerimiz Coşık` kın  mezrası Çavuşan`lılar bir tavşan kaldırırlar, tazıyla  kovalamaya başlarlar. Zavallı Tavşan artık çaresiz kalmış ki bizim köyün içine dalar. Bu arada köyün köpekleri de tazıya katılırlar . Zavallı tavşancık neye uğradığını şaşırır, nerede bir boşluk bulursa oraya dalar. Tavşancığın daldığı yer Cafer dayının güneşlendiği yer.  Cafer dayı aniden tavşanı yanında görünce sürekli yanında taşıdığı bastonuyla bir darbe indirir. Takatsiz kalan Tavşan oracıkta ölür ve tavşanı alır. Kısa bir süre sonra bizim Çavuşun`lılar. köye gelir tavşanın Cafer dayının yakalandığını öğrenince. Cafer dayının yanına varırlar tavşanı isterler.
Cafer Dayı o güzel Türkçesini orada da konuşturur. Şöyle der.” Lo lo nedir, nedir hın çı dıxwazın?  Tavşan geldi, Cafer bir terrık şatıkê hıstiye vurdi aldi. Siz ka mi verdi ce mi verdi? Va çıtor yê we ye?” ( Cafer boynunun köküne vurdu aldı. Siz  arpa mıverdniz, saman mı verdiniz, bu nasıl sizin oluyormuş?)
Bizim jokerimiz Cafer Dayı,   Kadastro memuru biraz olayı  anlatır. Ne için orda olduğunu daha evelki sınırlarla ilgili konuştuktan sonra sözü köylülerin seçtiği adamlara vermek ister. Kim anlatacak derken  Manıkraklıların seçtiği kişi “Cafer amca söylesin” der.
Kadastro memuru Cafer amcaya döner “söyle bakalım Cafer bey, Gomanla Manıkıragın sınırı nerden gidiyor?” diye sorar.
Cefer amca “Peki Memur Beg” der. Elindeki bastonu kaldırır.
Bastonu havvada daire şeklini çizerek sallar başlar konuşmaya . Hem bastonu salarken  bir yandan da şöyle der; “Viz viz viz sindorımız, Memur beg ; Şekoka tutelı , gazê rêz, kevırı sır doğri çaya gideriz”  der. Ve bizimle Manıkrakların sınırı böylece çizilmiş oluyor.
Fakat Cengiz hevalın buna itirazi vardı hep. Yahu apê Cefer iki  kelime türkçeyle bizim ocağımıza incir ağacı dikti,
Hayatım buyunca bu türkçeye gıçık gitim derdi.
Pîro qurbana te, bextê te da me çarekı bıyüne!
Ben “Yahu Cengiz heval sizinkiler bir vız vız diyemediler mi, ben ne yapabilirim?” derdim,  şakalaşırdık heval Cengiz’le.
Evet     bunu biz ne kadar  espri konusu yapsak da bu zulmün bizim insanlarımız bu biçimde çekmiş. Düşünmek bile istemiyor insan. Bir insan nasıl da kendi öz ve öz dilini konuşamaz derdini izah edemez okuyamaz yazamaz ve Türkçeye tutsak halde kalır! Hala 21. yüz yılda bununla uğraşmak aşağılık bir durumdur.
Dil, insanlar arasında anlaşmayı, iletişimi sağlayan doğal bir araç, kendisine özgü kuralları olan ve ancak bu kurallar içerisinde gelişen canlı bir varlık gibi, temeli tarihin derinliklerinde atılmış kendi erdemlerinden, neşesinden ve kederinden demini almış, anlaşmalar düzeni, seslerden, işaretlerden örülmüş toplumsal bir kurumdur. Veya yazılı ve sözlü edebiyatını da ihtiva eden sosyal bir müessese de denebilir. Birden fazla dilin olması da asimilasyonu amaçlamıyorsa bir anlam verebiliriz.  Boşuna şu denilmemiş ” Bir lisan bir insan” Birden fazla dil insanı hem güçlü kılar, bilgeleştirir fakat kendi anadiliyle konuşamıyor, okuyup yazamıyorsa asimilasyon amacına ulaşmıştır ve kimliksiz bir nesil ortaya çıkmış anlamına geliyor.
Edward Sapir’in dil tanımı şu şekildedir : “Dil; duyguların, düşüncelerin ve isteklerin serbestçe oluşturulmuş semboller sistemi aracılığıyla aktarılması için ayrıcalıklı olarak insanlara özgü, içgüdüsel olmayan bir yöntemdir. ”
Dilin bir başka önemi ise MILLET olma öğelerinden biri olmasıdır. Bu bağlamda çok önem arz eder, bir başka manada inancını özgürce yaşayamaz. Bu ne biçim bir kepazelik  anlamış değilim.
 

Süleyman Doğan

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

GEÇMİŞTEN İLERİ GELECEKTEN GERİ OLMAK

Posted by kaniyasor 27 Ekim 2013

Kani Yado- 27.10.2013: Her insan geçmişten ileri, gelecekten geri olduğunu aaa-kaniyado.2kavramıyorsa gericidir. Gericilik sadece dinin eskici piyasasında pazarlanan mürtecilik değildir. Geçmişinin ilerisinde olmayan ve geleceğe umut vermeyen düşünce ve bu düşüncelerin mümessilleri muhafazakârlık durağanlığının unsurları olarak gerici kategorisine girdiklerini iddia edersek yanlış sayılmayız.

Şimdi dünyada kızıl gericiler çoktur. Almanya’da Hitleri ilahlaştıran faşist anlayışı hala sürdürenler, Türkiye’de  M. Kemali ilahlaştıran faşist anlayış ile Kemalizm’in sol versiyonu olarak Kuzey Kürdlerin ve diğer parçalardaki Kürdlerin  liderleri ilahlaştırmak çağımızın çok gerisinde olan anlayışlardır. Hala geçmişin sosyalist kalıplarının içinde kalıp taşlaşmaya ne dersiniz?

Parçalardaki liderlerden bazıları daha bir köyü kurtarmadan tüm Dünyada yaşayan Kürdlerin liderliğine soyunuyor,  diğer parçalardaki diğerleri M. Mustafa Betontürk gibi ölümsüzlüğe talip oluyor. Henüz esaret altındayken balon şişirmenin Kürdlere yararı olsaydı biz de  bol bol üfürürdük.

Kürdlerde  çiftlik horozları yaratmak babadan oğla geçen iğrenç krallık dönemlerini anımsatıyor. İnsan bu kadar gericiği ve gericiliği kendine  layık görmemelidir, biz bu kadar mı düşürüldük?

Cemaat elemanı olarak Türkiye Cumhuriyeti devlet başkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip çok kısa zaman sonra unutulacaklardır, çünkü bu unsurların yerine başkaları seçilmiş olacaktır ve bunların serokluğu, liderliği, führerliği, kerokluğu demokratik yapılanma gereği olarak bitmiş olacaktır.

Peki Kürdlerde aşiret yapılarının bile çok gerisinde önderlik biçimlerinin ortaya çıkmasını ve ya çıkarılmasını nasıl izah edebiliriz? Her hizb kendi liderine ölümsüzlüğü yakıştırıyor.  Ölümsüzlük büyük yalandır. Siyaset kendini yenileyip geçmişi ölümlü yapmazsa gerici olarak toplumun kaderini karartmaya devam ettiğini iyi kavramalıyız. Maalesef yüz yıl dünyadaki gelişmen gerisinde olmak çok gülünç duruma düşmek anlamına geliyor.

Çatır çatır çatlamaya başlayan lider çiftlikleri dediğimiz ülkeler büyük buhranların içinde kıvranırken coğrafyamızda siyasal ağalar yaratmaya devam etmek veya bu ağaların huzurunda siyasal secdelerde bulunmak ayıbın da ötesindedir.

Güneyin durumu ile Kuzeyin durumu arasında fark yoktur. Bu parçalarda siyasi ağalar çiftlik hayalinde siyasal manevralar içindeyken yoksul insanlarımız ölüyor. Bu ölümler yarın hesap sormalara neden olacaktır. Çok sayıda Kürd siyasal ağalar kırk yıldır zerre kadar duruşlarında bir fark görülmüyor.

Kemalizm’den aldıkları duruş şekliyle toplumu aldatmayı bile unutmuşlar, gerdanlarını şişirip toplumun kendi peşlerinde koşmalarını beklemektedirler. Avucunuzu yalarsınız! Mirlikleriyle, ağalıklarıyla öğünerek yaşamdan lezzet almaya çalışmanın sonu hiçleşmektir.

Ne feodal anlamda toplum üstü olmak ne de faşist koşulların paşası olma hayali kimseye bir şey kazandırmaz. Dünyanın içinde bulunduğu gelişme seyri toplumsal iradenin kalitesini esas alır. Liderler ne kadar pehlivan olurlarsa olsunlar eğer toplumsal iradeyi çözüm gücü olarak anlamak istemezlerse sonunda kendilerini ve toplumları gülünç duruma getirirler.

Bizim Palu ağamız Selahattin Demirtaş kadar halkına yakın olamayan, onun kadar mütevazı olamayanlar sonunda kendilerini kendi elleriyle hazırlayacakları tarihin çöplüğünde bulacaklardır.

Bu doğru tespitler kavrandığında 19. ve 20 yüzyıl faşist ve sosyalist sistemlerini hala savunanlara kolaylıkla gerici denebilir. Pratik olarak günümüzde siyasal hareketlerini liderlerin şahsında ifade eden her kese gerici denebilir. Kendilerini ilerici, sosyalist görmeleri gericiliklerini ortadan kaldırmaz.

Türkiyede  faşist olarak tescilli olan CHP, MHP ve bunların türevleri olan Kürd ve Türk partilerinin anlayışları hala nasyonal sosyalist sistemlere emsal kabul edilebilecek durumda oldukları için Ak Parti gibi bir muhafazakar partinin çok çok gerisine düştüler. Bu yüzden uluslararası ilişkilerin bir partneri olan Türkiye bu günkü muhalefetin anlayışına sahip lumpen siyasal yapılara teslim edilemedi. Demokratik-siyasal anlamda Ak Parti’nin gerisine düşmek insanı düşündürüyor.

Ak Parti içinde çok sayıda 1400 yıllık gerici varken “şeriat isterük” demek Kürdlere düşmüyor. Kim konuşturuyor bunları?

Şeriat denen köleci toplum sistemi görüşü erkekler için çok cazip gelebilir. İslamda erkekler için sınırsız bir hayvani özgürlük vardır diyebiliriz ama toplum sadece erkeklerden müteşekkil değildir. Tüm çocuklar ve kadınlar erkeklerin tercihlerine katılmazlar, o yüzden erkeklerin tercihleri tek başına bir anlam teşkil etmez. Tek kişiyi irade saymak kadar gülünç duruma gelmek Kürdleri utandırmalıdır artık. Yoksa biz utanmaz mıyız?

İnan nasıl ki binlerce yıl öncelerin devrimcileri olan peygamberlerin ismini gördüğünde gülümsüyorsa, devrimci dönemleri bitmiş çağımızın devrimci peygamberinin durumu onlardan farklı değildir. Onlar görevlerini yaptılar, peki sosyalistler günümüzde neden bu kadar gericidir?

İnsan geçmişten ileri, gelecekten geri olduğunu kabullenmelidir artık, bu kadar yerinde saymak yetmez mi?

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TC SİYASETİ HERGELE PAZARI

Posted by kaniyasor 25 Ekim 2013

Kani Yado – 25.10.2013: Toplumlarda sınıfların teşekkül etmesinden bu yana aaa-kaniyado.2İradesi tamamıyla elinden alınmış, sadece tazı gibi emir ve talimatla hareket eden, efendisi için saldıran, vuran, vurulan lanetlik gelenek her sistemin rengini alarak devam ediyor.

Şirkler, tanrılar, tanrı-krallar adına yalanlar söyleyip toplumu sürekli, kendine secdede kusur edemeyecek duruma getirerek tahakkümü altında tutan hergeleler aynı zamanda kendi efendileri karşısında itaatte kusur etmezler.

İnanlık tarihi esaretin kızılıyla karası arasında fark olmadığını gördükten sonra aklıselim vicdana yine büyük görevler düşüyor. Siyaseti hergele pazarı olarak icra eden zulme karşı insan yeni bir biçimde aldatma ustalığına karşı yeni ve etkili projeler gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz siyasal curcunada kimin kim için çalıştığını çok iyi izlemek gerekiyor. Daha çok danışıklı kavgalar, danışıklı savaşlarla topluma istedikleri istikameti verebiliyorlar. Bu danışıklık Ortadoğu’da oldukça fazladır.

TC’nin bir çok uluslararası askeri ve siyasi anlaşmalarla İsrailin de içinde bulunduğu uluslararası güç tarafından yönetildiği biliniyor. Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsraille danışıklı kavga gösterisiyle kendi iradesiz kamuoyunun gözlerinden kaçırabiliyor.

Gerilimli zamanlarda İslam ülkelerinde hergele pazarları olarak ifade ettiğimiz çıkara dayalı alışverişlerin ibresinin hızla yükseldiği biliniyor. İsrail- Arap Savaşında fıkralara da konu olan bir olayda, bir İsrail birliği Arap askeri birliğinin kuşatması altında kalıyor. İsrail askeri birliği komutanının telsizle yardım isterken karşıdan gelen ”hiçbir şey yapamazsanız Arapların silahlarını satın alınız” şeklindeki telsiz ile tavsiye bu coğrafyada alış-veriş geleneğinin ne kadar yerleştiğini gösteriyor.

Bu coğrafyada hangi örgütü incelerseniz inceleyin arkasında bir pazarlama gücünün olduğunu göreceksiniz. Bu sıralarda CİA, Suriye ve Türkiye İstihbaratlarının kavgaları Kürdistan parçaları ve Kürdler arasında gerilime neden oluyorsa Kürdler biraz düşünmelidir.

İstihbarat güçleri memurdurlar, emir ve talimatları uygularlarken birbirileriyle bazen dostane ilişkilerin içine girebilirken, bazen çatışmalı duruma gelebilirler. ABD’nin Kürdistan devletinin inşası için dört parçayı kapsayan Büyük Kürdistan istemi Irakî,  Suriye’yi ve Türkiye’yi huzursuz ederken, bu devletlerin İstihbaratlarının memurlarına da bu huzursuzluk yansıyacaktır elbette.

Bu karşıtlıklar farklı parçalarda yaşayan Kürdlerin de biri birilerine karşı huzursuz olmaları anlamına gelmiyor. Eğer toplum bundan etkileniyorsa TC hergele pazarı siyasetinin toplum içinde derin yaralar açtığı anlamına geliyor ki, bu durum Kürdler için hiç de hoş bir şey değildir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti NATO üyesi bir devlettir. Kürdlere karşı stratejik hesaplarını tutturamadığında Türkiye yine Türkiye’dir ama Kürdler, Kürdler TC’nin demokratik kurtuluş yalanıyla yönlendirme oyununa gelirlerse her şeylerini kaybedebilirler.

TC’nin Kürd misyonerleri Misak-i Milli’den övgü ile bahsettiklerinde Kürdler ürpermiyorlarsa korkunç bir  tehlikeyi kucaklarında taşıyor demek olduğunu iyi kavramalıyız. İnsan bu duruma gülemiyor ki gülelim!

Türkiye’de Kürd siyaseti Suriye, Türkiye, İran, Abd istihbaratlarının arasında bir kovalamacalara neden olabilecek şeklinde sonuçlanabilir. Bu durum geçicidir ve  toplumu etkileyecek cinsten olmamalıdır. Bu durum bir komediye sebep oluyorsa gülüp geçmeliyiz. Toplum istihbarat elemanlarının tangolarına gülüp geçmelidir, o durumdan etkilenmemelidir.

İstihbarat teşekkülleri çalıştırdıkları elemanları memurdurlar, bu memurların özgür iradeleri yoktur. Kendilerine verilen emirleri icra ederler. Bu memurların bir kısmı gizli görüşmeler yapıyor, bir kısmı ise TC devlet televizyonlarında Kürd siyasetini pazarlama reklamları yaparak TC siyasetine meşruiyet kazandırmak istemekte oldukları gayet açıkolarak ortadadır.

TC’nin demokratik bir sisteme kavuşup kavuşmaması Kürdlerin kaderlerini etkilemez. Kürdler kendi sorunlarının çözümünü başka halkların anayasasıyla ilişkilendiremez. Türkiye Cumhuriyetinin demokratik bir cumhuriyet olup olmaması Kürdler açısından bir anlam ifade etmez. Çünkü Kürd ulusal siyasetinin tek doğru yolu, Kürd ulusunun kendi kaderini tayin etmek için belirlediği veya belirleyeceği siyasal stratejide yürümektir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

SİYASET Û LOTİK

Posted by kaniyasor 23 Ekim 2013

Kani Yado – 23.10.1013:

aaa-kaniyado.2Siyaset û lotik, herdu peyv gelek lihev tên û bi hev şayanin. Siyaset bi zimanê Erebî seyîstî ya ango tîmara hesp û ker û deveyan in. Lotik jî em dizanin ku, şadbûna wan de lîstikên wanên. Gelo çıqas li hev hatî ye!

Bi rastî jî, siyasetmedar seyîs in û kes ên belangazan baş tîmar dikin. Siyasetmedar ji tîzikên bi hêz ditirsin, bo wî awa û bi wî sedemê tîmara xwe gelek bi hiş û bi ziravî û kûr dikin. Gel bi çi kêfa xwe tê û bi vî kêfa lotıkan didin xwe, siyasetmedar bi wî gel awa şad dikin.

Îro li Türkiye’yê û li Kurdîstanê bandor a pifikên Fettullahciyan li ser ümmet a Muhaemmed’e. Nasnameyên gel ên kevneşopî yekem ol e, ê duyem netewe ye. Ango Kurdên kewneşopî yekem Ereb’in, dû Erebîyê re Kurdin.

Hiş bi vî awa ji serê piran girtin e. Rizgarî û azadî bo kewneşopî ya Kurdan çi qast pêwîst e? Siyaset û lotik li ser vî paradîgmayek kûr ava bûye.

Bi rastî, rizgariya Kurdan bi îradeya Kurdan tê hole. Bîr a îrade ya Kurdan ne zelal e. Kurdên Elewî ji Ehlî Beyt’in(ehl-i Erep) an ji Ehl-î Kurd’in? Kurdên ummeta Fetullah teqlîd ê ummet a Muhammed e. Çêtirdîtin û siyaset û lotik ên  wan û  îdeolojî ya wan, Tırk-îslam in û li ser kewneperestî ya Ereban dimeşin.

Hinek kes ên kêmhiş hene bi fikrê wan dewlet bo Kurdan ne hewce ye. Ew siyasetmedarên ku boyî Kurdan dewlet naxwazin, bêguman ew mırovên dewleta Tırk ên hemberê Kurdan in. Gelo, mirov çava bo Kurdan dewlet  naxwaze û çawa bo Kurdan dewlet ne hewce ye? Bi vî awa kes ên bo Kurdan dewlet naxwazin, ew kes an kesên nekes in, an jî bêhiş in.

Pir siyasetmedar hene bocik a wan dest dewleta Tırk de girêdarî ye. Dewleta Tırk bi vî awa dixwaze vusa pêdileyze.

Em bi mîlyonan gel ne girêdarî yê siyasetmedaran û lotikên wan in. Mirov dikare bi hiş a xwe û îrade ya xwe bilive.

Siyaset û zimanê siyasetê nêr e. Zor û zordestî jî nêr e. Ol jî nêr e. Êş ên me di sebra me de, aşitîxwazîya me de veşartî ye. Oldar û siyasetmedar û lotikvan ên nêr jiyana nebawerî de dileyzin.

Pirên wan di televîzyonên Tırkan de bûne lotıkvan. Di televîzyonên Tırkan de lotikan bidin xwe û hembêza dewleta wan ê qirêc û gemar de dipeyvin.  Ew ne rewşênbîrên Kurdan in, ew siyasetmedar û lotikvan in.

Birayên min ên delal, rewşenbîriyê de bêrêzî tune. Ew ne rewşenb^r in. Rewşenbîr, bi mirinê girêdarî ya rastî ya netewe ne. Rewşenbîr rûmetên gel in. Karê rewşanbîran îlmê rêzanî ye. Pêwîste ku, her kes bizane rewşenbîr kiye û berpirsiyarî ya siyasetê  kiye. Lotikvan ên siyasetê di siyasetê de lotikan didin xwe, ew siyasetmedarin, ne rewşenbîrin. Ew, kesên siyasî xwedî yê bazar a siyasetê ne

Di dad a navneteweyî de mafên Kurdan ê neteweyî mafên navneteweyî ye. Kurd dikarin bext a xwe bi destê xwe bikarbîn in. Em çima girêdarî ya Tırkan bin û bi lotik û lotikvan ên van re bileyzin? Bi rastî de em nizanin ew çi hevdîtin e ku bi ûsulek kûr tê holê. Îro demoqrasî boyî Tırkiye’yê ye, lê rizgarî û azadî bo Kurdan e.

Tirkiye dewletek dagirker e, Tirkiye naxwaze Kurdîstan rızgar û azad be û misyonerên xwe ên Kurd boyî berjewendî ya xwe bikartîne. En nav çemberek bêrêziyê de mane.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

DAYÎK Û ZİMAN Û KURDÎSTAN A ŞÎRÎN

Posted by kaniyasor 21 Ekim 2013

Kani Yado – 21.10.2013: Dayîk çiqas şîrîn e, zimanê dayîkê jî ew qas şîrîn e.  Bi aaa-kaniyado.2zimanê biyanî, ango zimanê xerîb de şewq û germayî ya dayîkan nayê xûyangin. Mirov ne bi gefên dagirkeran, bi bergerîna dayîkan, bi peyvên delal şad dibe.

Bê germayî ya dayîkan bi peyvê biyanî dilê mirov germ nake. Bo vî sedemê zimanê Tirkî wek stirî di giriqa Kurdan dizeliqe. Zimanê dayîkê li her derê wek zimanê zıkmakî tê gotın.

Bedevî ya zarokatî jî ji bedewî ya dayîkan e. Zarok bedewî ya xwe ji dayîkan digirin. Dayîk bi zimanek nerm, bi şiklê aşiti û delalî zarokan bi zimanê xwe dilorîne. Zarok di ahengek xweş di lorînek şadî de mezin dibe; lê şûnda…!

Zimanê zikmakî çawa dibe rûmet? Gel di zimanê dayîkê, ango di zimanê zikmakî de tê xûyangin. Di barbarî ya nicatperestan û zorbazî, di zamanê wanda jî bê rêzî heye. Zimanê wan tûjin! Zimanê me him rûmeta me ye him jî resm û reng û dengê me ye.

Em bi bi zimanê xwe, xwe nas dikin û bi zimane xwe, xwe naskirin didin. Eger mirov bi zimanê xwe bifikre û bi zimanê xwe dipeyve, bi şad û bi dilfirehî ya Kurdayî jiyana xwe derbas dike. Zimanê Kurd him zimanê dayîkê ye, him jî zımanê mirovatî ya Mezopotamyayê ye. Nermî ya peyvên Kurdî û gelên Kurd  ji şarezatî ya herêma Kurdîstan a şêrîn tê.

Di jiyana Kurdan de Xeyal û xewn û evîn bi zimanê dayîkê xweş e. Eger mirov huner û edebiyata xwe bi zimanê Kurdî kar bîne şewqa wî di mêjî û dilê mirov de cîh digire. Ji binbîra xwe de siya reş paqij dibe. Bi vî awa rûyê me sipî û jiyan û  qedera me dibe gul û behar.

Boyî gelê Kurd  jiyan bi Kurdî xweş e. Kurd pewîste ku bi zimanê xwe bifikire û rast bipeyve û rast binivîse. Kurdên bê zar û bê ziman û bê nasname, wek darên bê gulî, bê pel û bê kulîllk e. Em her dem tînin ser zimîn ku, zimanê me him rûmeta me ye him jî resm û reng û dengê me ye. Mirov bi zimanê xwe tê naskırım, ango nasname ya me zimanê me ye.

Xewn û xeyal û evîn bi zimanê dayîkê xweş e. Eger mirov huner a xwe bi zimanê Kurdî kar bîne şewqa wî di mêjo û dilê mirov de cîh digire. Ji binbîra xwe de siya Kemalizmê paqij dike ku, bi vî rewşa neteweyî de rûyê gelê me spî, qedera jiyana me dibe wek gul û behar.

Zordarên dagirker dora me bi çemberin, hemberê me çemberê xwe bêrêzî dişidînin. Hemberê azadû û rizgarî ya Kurdan bi çek û siyaset û lîstok û dafên xwe, ên qirêc û gamar her dem li ser niganin.

Di bingeha bêrêzîya wan de ol û siyasetên wan ên fermî jî heye. Tirk û Ereb û Fars û misyonerên wan ên oldar û gamar her dem dafên xwe hemberê rizgarî û azadîya Kurdan ava dikin.

Wan, Îdalojî û sîyaset a xwe bi tirs û batirsonekî ya olî ava kirin. Bi tirs û batirsonekan giyan a Kurdan hêsîr digirin. Wan, mêjî yên gelan de qereqolên xwe ava kirine û bi sed salan aqil ji gelan girtin. Înroj, dem dema zirgar,yê ye. Pêwîste ku, em yekîtî ya çar parçêyên Kurdîstan boyî azadî û rızgarî ya Kurdîstan ava bikin.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

FAŞÎZM NE HEWCEYÎ YE FAŞÎZM ZORBAZΠYE

Posted by kaniyasor 19 Ekim 2013

Kani Yado – 19.10.2013: Kesên bi zanistî ya rêzanî difikirin gelek baş dizanin ku,aaa-kaniyado.2 bingeha doktrîn a sosyalizm a neteweyî teorî ya sosyalîzmê ye. Dîrok bi xwe şahîd ê faşîzm a Mossoloni li İtaly û lı Germany de nazizma Hitler bû. Mosssoloni û Hitler herdu jî bingeha sazûman a xwe wek sosyalîzma neteweyî bi teorî yen sosyalîzmê ava kirin. Herdu xwînxur jî xwîn a gelên cihanê rijandin.

Sistem a faşîzmê bo herdu serokên faşîst jî rewa ye. Mirovek rûnerm, mirovek birêz û mirovek mîhrîcan mumkune ku bibe serokê faşîstan?

Faşîzm bi navê sosyalîzma neteweyî hemberê şoreşa karkeran û ked a Karkeran ava bû. Lê sosretên sazûman a faşîstan bingeha teorîya xwe, bi teorî ya sosyalîzmê ava kırın. Hêzên kedxwaran li Tırkîye bi navê Kemalizmê, li İtaly bi navê faşîzmê, li Germany de bi navê nazîzm derxstin holê.

Şer a Cihanê ên yekem û duhem de hêzên navnetewî harbûna faşîzmê girtin bin qontrola xwe. Îro jî aqlê har li rojhilatanavîn de rojane ye. Bo aşitî ya cihanê çasereserî ya herêma rojhiletanavîn gelek giringe.

Bi çi sedemê çareserî ya rojhilatanavîn giringe?

Bi kurtayî, di rojhiletanavîn de aqlê siyasetê har e û barbarî sazûmana jiyanê ye. Di vî herêmê de sazûman a koledaran jiyana mirovahî bi derewên reş kirine bindest.

Sazûman a faşîzmê lı rojhilatanavîn de wek Mossolini, wek Hitler bi navê soyalîzmê hat holê. Bi nazarîye û navê sosyalîzma Îslamî, sosyalîzm a Baas, şoreşa İslamî ava bû. Bi teorî de gelek dilkeş hat xûyang, lê amelî de zorbazî ye.

Navê sazûmana mîlîtarizma Kaddafî Sosyalîzm a îslamî bû. Navê sazumana Irakê û Surîye Sosalîzm a Baas bû. Va rewşa tê çı mane?Bi teqlîd a sosyalîzmê faşîzmê ava dikin!

Em gelê Kurdîstana Bakûr bi çav û fikrên xwe dikarin xwe bibînin? Ez bixwe şîrove nakim, destên xwe bidin ser vijdanê xwe û bifikirin.

Bi xûyang gelek baş tê xûyangin, ne wusa ye? Navend a  xuyenga  teorîya faşizmê û sosyalîzmê mûyek zirav heye, hun dikarin cûda bikin? Eger mirov rast nenêre, nikare vî mû ya zirav bibîne.

Faşîzm, xuyangin a jiyanê de hemberê otorîte ya zordestî itaat e. Jêr û jor heye. Jor koledare, jêr kole ye. Di sazûman a demoqrasîyê de jî jor û jêr heye lê îradeya gel bingeha sazûmanê ye. Dewlet û gel di tewşekî azad de dimeşin.

Înroj, di jiyana modernî de dewlet gelek piçûk bû ye. İradeya gel otorîteya zorbazî berteraf dike.

Gelê cihanê hemûyan dîd ku, koledaran bi derawan û xapandin, ol û siyasetên xwe ava kirin û gel kirin bin bandora xwe. Koledaran dem dem derewên wan bi navê Xuda, dem dem bi navê zanistî bû.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ERGENEKON’UN RENGİ YEŞİLE DÖNDÜ

Posted by kaniyasor 17 Ekim 2013

Kani Yado – 17.10.2013: Aslında bu konuya yabancı değiliz. Derin devletin rengiaaa-kaniyado.2 kara olduğunda siyasilerin rengi kapkara olurdu. Şimdi bin bir zahmetle oluşturulan yeni derin devlet yeşil olduğuna göre siyasiler yemyeşil olur.

Kemalizm, faşizm, Ergenekon, ihanet, tetikçiler, ölmek ve öldürmek gibi kavramları gördüğümde, duyduğumda koyu siyah dediğimiz karanlık siyahı hatırlarım. Karanlık denince kan, katliam ve zindan nasıl akla gelmez?

Belki saçmalık olarak sanırsınız ama öyle bir duruma geldik ki buna karşı kişisel tepki olarak insan Türkçe dili ile konuşmamak, yazmamak kararına ihtiyaç duyuyor ve haykırmak ister:

Ey ihanet sana inat bir daha Türkçe konuşmayacağım ve yazmayacağım!

İnsan haykırmak istiyor, kullanılmanın yüzüne tükürmek istiyor ama attığınız taş herkese geri seker diye endişe içinde kalıyor insan.

Siyasi anlayışların renklerle ifade edilmesi geleneği çok eskidir. Aslında İslamcıların rengi yeşil değildir, kapkaradır. Yeşil onların özlemidir.

Köle savaşçılar ülkeleri işgal ve talana özendirilirken altından ırmakların geçtiği yeşillik umutları veriliyordu.

Bu özlem işgal ve talancılar gerçeğe dönünce, kölelere yemek artıkları, köle sahiplerine cennet, işgale uğrayan Kürd halkı ve diğer halklar için karanlık cehalet ve karanlık cehennem kaldı. Gerçekten işgalcilerin karanlıkta bıraktığı biz Kürdlere ait ne kaldı? Kemirilmiş, asimilasyona uğramış, virana dönmüş bir dil yeter mi?

Türk Gladyosu dediğimiz Ergenekon Örgütünün tasfiyesi sona doğru yaklaşırken önemli değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Ergenekon yeşilleşiyor! İster buna yeşil faşizm deyin, ister “demokratik yeşil kurtuluş” deyin!

Şimdi kaderleri Silivride mahkumiyetle sonuçlanan sahte-laik ve faşist militaristlerin Kürdleri kullanma biçimi ve yönlendirmenin sübjektif niteliği de değişiyor.

Uluslararsı gücün Gladio’ya yönelmesinin uluslararası olduğunu Türkiye kamuoyu hala doğru anlayamadı. Kürdler ise,  Kürdlere ise uluslararası komplo olarak tanıttırıldı. Kürdlerin ulusal hassasiyet geriliğini avantaj olarak kabul eden eden TC, yalandan kardeş dediği Kürdlere Kayseri işi yapıyor!

TC derin devleti dediğimiz güç, Ergenekon dediğimiz gladio’nun derinliğini şimdi mümin anlayışında yeniden biçimlendirdi. Bu yeniden yapılanmada Kürdleri TC’nin istediği biçimde yönlendirmek yeşil renkte olacak bu sefer.

Renk belirlemede Kürdlere mi soruluyor? Hayır. Zaten her kes atamacı, atmacı ve tutmacıdır. Yerelde belediye başkanı adaylarını da atayanlar iyi atmasalar, kimse iyi tutmnaz. İnsanların sahibi olduğunda insan sahipsiz sayılmaz ama sahiplere sahip olmak biraz ayıp olmuyor mu?

Kullanmak ve kullanılmaktan başka bir anlam yüklenemeyen siyasetten anlamadığımız için siyasilerin işine karışmıyoruz ama toplum çok önemli erdemlerle mukavim hale gelmezse toplum olmaktan çıkıp bir mezarlık olur.

Kürd yönlendiricileri toplumu mezarlığa çevirmekten zorlanmıyorlarsa mezarlar çoktan beri kazılıyr demektir!

Osmanlı şeriat mezarlığında biçimlenen Kürdler İslami anlayışlara çekilmesi zor değildir. Kemalist yalancı eğitiminin yarattığı kişilik biçimlerinde Kürdlerin demokratik laik siyasal yaşamları oluşmuş değildir.

Zaten TC laik değildi ve Kürdleri laiklikle buluşturmadı. Kuzey Kürdleri Bölge dengelerinde yerini alırken TC tercihlerinin dışında tercihlere sahip olması çok zordur. Türkiye uluslararası güçlerin ela gözlerini cennet rengine boyayarak Kürdleri mağdur ediyor.

Bu koşullarda Kürdler Tc tehlikesini görmezlerse Kürdstanın dört parçaları da olumsuz etkilenecektir. Türkiye ve İsrail Amerikanın benimsediği siyasal çizgide birlikte hareket ederken Kürdler başka güçlere  dayanamazlar.

Güney Kürdistan demokratik uygar güçlerle birlikte hareket ettiği için gelişme şansına sahip oldu. Bu şansa sahip olurken Türkiye’nin kucağına oturmadı, komşu ülke olarak dostluk ilişkilerini geliştirdi sadece.

Türkiye’nin dost olmadığı İsmail Beşikçi gibi aydınlar Kürdlerin dostu olmak zorundadır ve Kürdler ise misafirlerine dil uzatmayacak kadar misafrperver olmak zorundadırlar. Çünkü Kürdler misafirperver olarak tarihe geçti, Kürdlerin sicili insanlık erdemlerine sahip çıkma konusunda bozzılmamalıdır.

Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiyesi Kürdleri her zaman kendi siyasal cilalarıyla biçimlendirdiği Kürdlerden mürekkep elemanlarını kolaylıkla kullanabilmenin avantajları vardır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok önemli dönüşümlerde Kürdler olmadan adım atamazlar. Osmanlı da Kürdleri Şiilere karşı kullanarak Çaldıran hadisesinde  yayılmanın yolunu açarak  üç kıtaya yayılmanın yolunu açmıştı.

Osmlının son hükümeti İttihat ve Terakki Hükümeti Kürdlere evliyalar yaratarak Kürdleri  kendi safında tutmasını sağladı, böylelikler Anadolu’daki gayrimüslimleri etkisizleştirmekle yetinmedi Ermeni, Suryani ve diğer gayrimüslimleri katliamdan geçirdiği tarihi bir vakadır.

İşgalciler her seferinde Kürdleri uyutarak başarıyı yakalıyor. Birinci Cihan harbinde, Kürdler uyutulurken Ermenilerin katledilmesi Kürdlerin tüm yaşam dayanaklarını kaybetmesiyle sonuçlandı.

Şimdi kan ve katliamdan arta kalan yetim topraklar üzerinde yaşamını sürdüren yetim  Kürdler rahat edemiyorlar, rahat bırakılmıyorlar. Kuzey Kurdistan Kürdlerinin uyutulmuş şekliyle kuduruk TC İktidarı ile uyumu pek hayre alamet değildir. Sonuçta Kürdlere misafir olan aydın yazar JİTEM tarafından infaz edilmiyor ama etkisizleştirmek için kendi elemanlarına düşen görev yapılıyor.

Türkiye üç   idolüyla başarı sağlamıştır. TC’nin üç idolü de Kürdtür. 1-Saidé Nursî Paşa Riisale- i Nurla, 2- Ziya Gökalp Paşa Güneş-Dil teorisiyle, 3- Şaban Paşa komedi film sanatında büyük başarılar sağlayıp toplumu uyutarak TC’ye üstün hizmetler icra etmişlerdir.

Türk generallerinin terörist suçlamasıyla yakalanıp cezaevine konması Kürdleri savundukları için değildir. Türkiye’deki derin Ergenekon’un yeşile boyanmasıdır olay. Kimse ne Kürd siyaseti için kendi generallerini Marmara Cezaevine hapseder ne de Silivri Cezaevine hapseder.

Türkiye’nin Kürd siyaseti inkâra ve yok etmeyi esas alır. Bunu yaparken çağın yöntemlerini kullanarak ya asimilasyonla en öldürücü bir şekilde, ya da fiili olarak yok ederek katliam biçimde icra eder.

Türkiye’nin benimsediği ve okullarda ezbere okuduğunuz İstiklal Marşını yeniden okuyun, o zaman konuyu daha iyi anlarsınız. TC Kemalist karanlık solun kullandığı maskenin altındaki renk de yeşildir. O yüzden TC’nin zihniyet karanlığının içinde Kürdler yeşil cennetle aldatılıp Amed’i de yeşile boyamak istiyorlar.

Hayatımızda belki Osman ismiyle yaşayan tek bir insanı sevmişti her kes, kesk û sor û zer içinde, o ise Kürd milliyetçiliğinin kurbanı edilmek isteniyor. Türkiye’nin emri demiri keser çekil Osman Bey kenara! Emir ile Hak Par’ın başına atanan Kemal abi, CHP’nin başına atanan Kemal kardeşim en dar günlerin adamı oldular. Yakında Hemşerim Selahaddin kardeşim ise kenara çekilecek, Ankara’ya yaramıyorlar diye…

İnsan haykırmak istiyor:

Üleeeeeeeeeeeeen var mı bir diyeceğiniz?

Biz hepimiz KÜRD MİLLİYETÇİSİYİZ.

Kemalist Kürdler korkmayın bu bir şakaydı!

Kürdlerde  kendi katillerinin kucağına atlamama geleneği yoktur!

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | 1 Comment »

TAHAKKÜMCÜ MÜZEKKER AKIL

Posted by kaniyasor 14 Ekim 2013

Kani Yado – 14.10.2013: Sokak ortasında fetvaların hükmünü icra ederken aaa-kaniyado.2kadına tecavüz eden yobazı haberlerde seyrettiğinizde, her tarafta beyinleri gericilik zehriyle akılları süngerleştirilmiş insanların din için savaşa gönderilen tosuncukların durumunu duyduğunuzda aklınıza erkek dinleri ve erkek siyasetleri gelir.

Erkek egemenliğinin özellikle iki bin yıldan beri kuduran akılla ne felaketlere neden olduğunu tarih yazıyor. Yobazların bu akla Allahın mümin aklı demeleri müzekker aklın kudurmuşluğunu gizleyemez.

Geçmişte yobazlığın Hıristiyan şeriatı erkek emenliğinde hüküm sürdüğü Avrupa’da tahakkümcü asalak din adamları sınıfın kendi savaşçı köleleriyle birlikte Allahın oğlu İsa’nın intikamını almak için haçlı seferlerine başladıklarında ne acılara neden olduklarını bilmeliyiz.

Müslüman papazları da günümüzde insanlara acı çektirmekte bundan farklı şeyler yapmadılar. Din adına, siyaset adına toplumun başına diktikleri palyaço korkulukların neden olduğu felaketler kapımıza dayanmıştır.

Bu kuduran akıl erkek aklı değil mi? İşte biz buna tahakkümcü müzekker akıl diyoruz. İnsanlaşamayan her erkeğin günlünde sağ veya sol siyasal anlamda bir paşa olmak vardır. İşte ister sağ anlayışta olsun ister sol anlayışta olsun buna erkek egemenliği zihniyeti diyoruz.

Türklerin övüp bitiremediği “yiğitlik, erkeklik, şan ve şeref” gibi erkelik palyaçoluğu veya Şabanlığıyla ifade ediliyor. Kürdlerin “camerî û mêrxasî” dedikleri balonlu ifadeler komedinin bir başka türü olduğunu bilmemek mümkün mü?

Dünyada hiç bir kişi veya hiç bir sınıf durup dururken ve iş olsun diye harekete geçmez. Ya bir hareket aksiyonerdir ya da reaksiyonerdir. Siyasal anlamda ya devrimcidir ya da karşı devrimcidir. Fakat bir hareketin devrimci ya da karşı devrimci olduğu ancak sonuçları ortaya çıktığı zaman anlaşılır. İran’ın devrim dediği kapkaranlık erkek egemenliği karşı devrim değil mi?

İnsanların hareket tarzını üç temel esas belirler. İnsanın mensup olduğu cins, insanın mensup olduğu sınıf ve doğal yaşam talebidir. Türkiye’de son yarım asır içinde okullaşmanın yoğunluğu Türkiye’nin içinde olduğu yarı köylü yarı şehirli nüfusun hareket biçimini önemli ölçüde etkiledi.

İnanca bağlı müzekker(eril) yaşamın toplum tarafından kanıksanması toplumun sosyal niteliğine ve siyasal kalitesine etki yapar. Toplumun önemli bir kısmının dedeleri Osmanlı sosyal yaşamının özelliklerini, babaları Kemalist faşizmin etkisini, son nesiller ise ne aradığını bilmediği bir arayış eğilimindedir.

Erkek egemenliğini her koşulda olmazsa olmaz kabul gördüğü coğrafyamızda kadının ise erkeğin egemenliğine boyun eğer durumu ortadadır. Uygar olduğunu söyleyen siyasal yapılar için bile kadını öne çıkarma düşüncesi ve pratiği oldukça erkeğin fedakarlık ve çağdaş görünme istemini belirliyor.

Cins sorunu insanların doğal durumunu, erkek baba ve kadın ana doğal yapısını değil, bir erkek lütfü olarak gösterilmesi veya ima edilmesi yaygındır.

Erkeğin bu durumu hiç yoktan daha ileri görülmesi veya geleneksel olarak erkeğin üstünlüğü kabul edilerek muhafazakârlığı kader olarak görerek erkeğin cins üzerindeki egemenliği veya toplum üzerindeki belirgin tahakkümü ret etmeden kabulü beraberinde getirir.

Sorunların nedenlerine bağlı çözüm biçimleri esas alınmadığında gönülsüz siyasal çözümleri geçici çıkarlar için savunmak veya kalıcı olmayan çıkarları savunmak kısa vadede siyasal kazanımlara neden olabilir fakat uzun vadede kaybettirir, hatta büyük felaketlere neden olabilecek sonuçlar doğurabilir.

Politikanın, dini faaliyetlerin seyrine baktığımızda yüzyılların erkek tahakküm zihniyetini taşıdığını kolaylıkla görebiliyoruz. Bu durum sadece bizim coğrafyamızda değil, sınıflı toplumların hepsinde mevcuttur. Biz felaketin uzağında değiliz. Avrupa da bu günleri yaşadı. Avrupa en az İslam coğrafyası kadar acı çekti.

Avrupa papazları da İslam papazları gibi kadını kötülüklerin kaynağı gördü, recm etti, sokak ortasında canlı canlı ateşe atılıp yakıldı. Dünyanın öküzün boynuzlarının üstünde olmadığını söyleyenler canlı canlı yakıldı.

Avroda asalak din otoriteleri sınıfına karşı silahlı başkaldırı başladığında kimse dine saygı dolayısıyla silahlı mücadeleyi terk etmedi. Çıkarları için çeşitli renklere giren siyasilerin ikiyüzlülüğü bu mücadeleyi durduramadı.

Biz doğruları savunurken aynı zamanda kimsenin melek olmasını iddia etmiyoruz. İnsanlar diğer canlıların partneri olarak kabul edilerek onların iyi yaşam taleplerinin olabileceğini hesap ediyoruz.

İdeal insan olmak istisnadır. Mükemmeliyetçiliğin topluma bir şey kazandırmadığı da görüldü. Canlının doğal ve sosyal haline göre ona bir anlam verilmelidir. Dinler, siyasetler, gibi araçlar geçicidir. Asıl olan insandır ve insanın dişleri vardır.

Ne insanları köleleştirip üzerinde tahakküm etmek ne de doğal varlığının doğaüstü olmasını istemek adildir.  Üretmeden temel ihtiyaç maddelerine sahip olanlara, üretmeyenleri söz sahibi etmeyi esas alan siyasetlere karşı önlemler alma biçimi ancak devrimci olabilir.

Toplumun üzerine bir  tabrı-Krali dikip onu korkuluk olarak ileri sürerek toplumu sürüleştiren anlayışlar gündemden düştü artık. O yüzden Silivri Tımarhanesine ve başka tımarhanelerin insan trafiği artı.

Ortadoğu’da ve Ortadoğu önderlik biçimleri üfürükçüleri ve üretmeden söz sahibi olmayı amaç edinir. Büyük kahraman, büyük lider olma istemlerinin altında bu gerçek yatıyor. Topluma verilen biçimlerde üzümler birbirine bakıp kararırken kimse bu gerçeği açıklamak istemez. Her kes birbirinin kara yüzüne tutkundur ve onun rengine girerek yaşamlarını yiğitlik, kahramanlık, Şabanlık ve camêrî û mêrxasî içinde sürdürür.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ANKARA DERİNLİKLİ SİYASETİ OYALAMADIR

Posted by kaniyasor 11 Ekim 2013

Kani Yado – 11.10.2013: Her ne kadar Kürd toplumuna umut aşıları yapılıp Ankaraaaa-kaniyado.2 siyasetine güdümlediyseler de  Kürd toplumu pratik çözüm isteyecektir. Bizim çobanlarımız, talebelerimiz, savaşçılarımız ve hepimiz olmayacak dualara amin demeyiz.

Dünyanın neresinde görülmüş coğrafyamızın en kalabalık nüfusuna sahip bir ulusun uydurma Türk ulusu gibi siyasal erklerin kuyruğuna takılıp ondan merhamet dilemek!

Dünyanın hiç bir yerinde bir ulusun kaderini bir kişi ile müzakere edilerek belirlenmemiştir. İnsana gülerler!

Sadece bir ırkın üstünlüğünü esas alan TC’nin kuruluş amacına aykırı bir anayasa tanzimi mümkün değildir. TC’nin anayasa olarak tanımladığı toplumsal sözleşmesi ırk üstünlüğüne dayalı olduğu için Türkçe dilini resmi dil olarak benimseyecektir. Çünkü TC Kürdleri asimile etme başarılarıyla günümüzdeki biçimi almıştır.

Türkiye’de Türk kimdir, kaç milyondur? Kürdler Türkiye’de çoğunluktur. Korktukları nokta bu önemli noktadır. Bu bağlamda Kürdlerin Anadolu’daki bu çoğunluğun ortaya çıkaracağı dinamizme karşı önlemler alıyorlar.

Osmanlının ve Osmanlı mirasçısı Türkiye’nin tüm mücadeleleri buna benzer biçimde stratejik olduğunu onların tarihlerinde görmek mümkündür.

Çanakkale savaşı denen katliamda ölen 250 bin kişinin çoğunluğunu Ermeniler, Rumlar, Suryaniler  ve sair  Müslüman olmayan Anadolu yerlileri olduğunu bir gün görmek isteyeceksiniz. Çünkü katliam öyle planlanmıştı.

Bu katliam gelenekçisi ve İttihat ve Terakki uzantısı TC’nin anayasasında Kürdlerin anadillerinde eğitim görme hakkının tanınmasını istemek ne anlama gelir? Bu koşullara rağmen böyle bir taleple ortaya çıkmak demokratik siyasal tarz demek için çok saf olmak gerekiyor. Türkiye anayasasında ancak vatandaşlık hak ve sorumlukları çerçevesinde mesele ele alınabilir, bu ise Kürdler için beyaz katliamın resmen meşrulaştırılmasıdır.

Bu yüzdendir Türkiye politikasına misyonerlik yapan Kürdler uniter yapının muhafaza edilmesinden yana beyanatlar veriyorlar ama Kürdleri pazarlama başarısını ilerideki süreç ancak belirleyecektir. Şimdiki görüşmelerde dayanaksız umutlar yaratıp Kürdlere zaman kaybettirmek, başka çözüm yollarının araştırılmasının önü kesilmek amacıyla tehdit etiketli yakarış politikası sergileniyor.

MİT istişarelerinin barış, çözüm şeklinde dışarıya özel postacılar kanalıyla duyurulan umutlar balon değil miydi? Şimdi MİT yeni balonlar üretmek için çabaların içindedir. Bu balonları Kürd rengine boyasalar da inandırıcı olmayacak. Çünkü Kürd meselesi MİT’i aşan bir meseledir ve bu mesele işgalcilerle ne görüşülür ne de çözüm için bir çaba içinde olunur.

Anadilde eğitim Kürdistan’ın bağımsızlığının dışında da mümkündür ancak kanton sisteminde mümkündür, böyle bir durumda uluslararası güvence ile toplumlar arası görüşmelerle gerçekleşebilir. Kürd toplumunu insan yerine koymadan, toplumlararası görüşmeleri gündeme bile almadan MİT’in çabalarını kimse ciddiye almaz ve bu uğraşıların derinliklerinden artık toplum haberdardır.

Kürdistan’ın dört parçasında milli talepler bütünlüğünde oluşturulan Kürd milli gücü ancak işgalci TC üzerinde caydırıcı etkinsi gösterebilir. Bu güç Kürdistanı işgal eden devletlerin muhatabı olmak zorundadır. Tanrılar çıplak göründü, artık özgür irade temel güç olarak görevini icra etmek zorundadır.

Şimdi seçim atmosferine girdik. Siyasiler için her kes kıymetlidir seçime kadar. Bu süre içinde her kes anlatmak istediğini gayet rahatça anlatabilir. Haydi postanızı koyun şimdi bu müteahhitlere, siyasi ağabeylere!

Sizinle karşılaştıklarına “saygılar sunarım efendim” diyecekler. Siz “ efendin senin başını yesin inşallah” demelisiniz. Bu insanlar daha evvel de aynı insanlar yeni mi saygıdeğer oldular!

Tüccarlar için müşteri velinimettir bilirsiniz. Gelin nimet olmayalım tüccarlara, kendimiz yönetmeye talip olalım. Bütün adaylarımız analardan olsun, onların yüreği ana yüreğidir, ihanet sızamaz o yüreklere.

Dünyanın en sorunsuz yerleri kabinesinde bayanların çoğunlukta olduğu hükümetlere sahip devlet olduğunu dünya siyaset tarihi bu gerçeği kanıtlayıp tarihe not düşmüştür. En azından demokrasilerde yönetmenin esasını teşkil eden yerel yönetimlerde analar olsunlar.

Her kes başını anaların dizine koyup uyumak isterken bu anaların yönetirken ana vicdanına sırtımızı dayayıp korkusuz yaşama da denenmelidir. Sembolik olarak birkaç bayanı aday göstermenin inandırıcılığı yok şimdi.

Erkek tahakküm eğiliminin, erkek egemenliğinin insanoğluna nelere mal olduğunu anlatmaya gerek yoktur. İnsanlık bunun acısını görerek kavradı.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »