kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Şubat 2014

BİZİM KÖYÜN MIHTARI ATATÜRK GİBİ ADAMDIR

Posted by kaniyasor 27 Şubat 2014

Kani Yado – 27.02.2014: Farklı  düşüncelere, farklı inançlara, farklı siyasal duruş tarzlarına tahammül edemeyen şizofreni tiplerle karşılaştığımda köyde bir amcanın söyledikleri aklıma geliyor. Hiç okula gitmeyen ve yaşamın pratiklerinden kendi eğitimini kendi yaşam deneyimleriyle ikmal eden bir amcamız bana sağcılığın ve solcuğun ne olduğunu sormuştu.

Kendisine  kısa  ve özlü olarak siyasal sistemleri anlattıktan sonra bana dönerek:

“Bu anlattığın sistemleri biz köyde zaten yaşıyoruz. ” dedi.

Böyle bir söylemi beklemiyordum. Bunun üzerine kendisine bu  yaşadıkları sistemleri  anlatmasını rica edince, başladı anlatmaya:

– “Efendi, mekteplerde öğrendiğiniz ve şimdi bana anlattığın sistemleri biz bu köyde yaşıyoruz zaten. Kardeşime anlatayım bir bir. Başta bir tane sistem anlatmıştın, dilim dönmüyor, gavurcaydı neydi o işte. Biz köy olarak hayvan besliyoruz. O sistem her ailede vardır. Ahırlar tek tip, hayvanlar tek tip. Bir koyun diğerinden farklı melemez. Bir eşek başka bir eşekten farklı zırlamaz. Bizde sabahın erken saatinde bir horoz diğerinden farklı vakitte ötmez. Kimse kimseden farklı düşünmez. Anlayacağın, tek tip bir hayat, tek tip anırma, tek tip meleme, yani tek tiplilik  bizim köyde yüzyıllarcadır sistem olarak yaşanıyor zaten. Hani televizyonlarda “tek Türkiye, tek vatan, tek devlet” diyorlar ya, onun gibi bir şey işte…

Bir de faşistlik demiştin. Ben bizim köyün muhtarına hep “faşo mıhtar” demişimdir. Atatürk gibi adamdır vallahi! Anlattığın faşistliği görmek isteyen Anakara’ya gitmeye,   fazla yol gitmeye gerek yok, bizim köye gelsinler, bizim köy mıhtarını görsünler meseleyi iyi anlarlar.

Bizim köyün mıhtarı sanki fırtınadır, köylülere danışmadan, kendi kafası nasıl esiyorsa onu yapıyor. Köylüleri karakola şikayet ediyor. Köylülerimizi düşman gibi görüyor. Qaraqol kumandanı başefendiyle  hep fıs pıs gizli bir şeyler konuşur ama bize  farklı aktarır. Biz mıxtardan bir şey anlamadık! Arada bir kaybolur, ortaya çıktığında “Ankaradan size selam getirdim” diyor. Ankara onun başını yesin, selamı getirse ne olur, getirmese ne olur, sanki her şey değişecek mi!

Köylüler her seçim döneminde her ne hikmetse ona oy verirler, her defasında seçilir. İsmet İnönü devrinden beri köyümüzde mıhtardır.

Başka bir sistemi anlatmıştın, gavurca  uzun bir ismi var, kafamda tutamadım. Bunun da faşoluktan farkı pek yok.

Demırkırasi dediğin sistem hoşuma gitti. O da bizim Orman da vardır. Ormana  gittiğimde  her kuş sesini duyuyorum, ruhum tam dinleniyor. Hangi kuş desen vardır bizim ormanda. Kekliklerin ötüşü bir alem. Hayatın zevkini çeşit çeşit ağaçlardan, çeşit çeşit böceklerden, çeşit çeşit kelebek ve arılardan, çeşit çeşit ayılardan, çeşit çeşit kuşlardan alıyorum.”

 *  *  *

Biz böyle hayat deneyimlerinden çok sonuçlar çıkardık. İnsanın ayağı yere basmadığı zaman duruşu farklı olur. Tüm dünyada insanların üretim ile ilişkileri veya çelişkileri onların siyasal duruş şeklini belirler.

Üretime katılmadan, değişimlere bir somut katkısı olmayan insanların siyasal tercihleri çok dinamik olmakla beraber çok farklı olur. Türkiye’de ve Kürdistan’da görülen örgütlerin aslında Arap çöllerindeki zihniyetten farkı olmaz, sadece batı gömleği giyilmiştir. Batı gömleğine rağmen kimsenin elinde imanlı kılıcı eksik olamıyor. Bu durumda aktif olunabileceği gibi, insanlık erdemleri üstünde tahribatları da fazla olur. Ortadoğu’yu kan gölüne çevrilmeye neden olan sınıf doymazlığıyla tanınan asalak sınıftır.

Normal toplumlarda emekçiler sermayedarlar arasındaki  uyumluluk ve uyumsuzluk söz konusuyken geleneksel Ortadoğu yaşamı bin yıldan daha fazla  süreden beri parazit üst sınıf ile kendi vatandaşları arasındaki çelişkidir. Burata tekçilik yüzyıllarca kendini tekrarlıyor. Bu koşullarda ezen-ezilen, emek-sermaye  çelişkisini kamçılayabileceği  bir dinamik siyasal ortam olamıyor.

Yüzyıllardır topluma dayatılan eski siyasal biçimleri olan dinler veya yeni dinsel anlayış olarak toplumda etki yapan yeni siyasal biçimler toplumun üzerinde tahakküm biçimi olarak algılanır. Bu algı köle ruhu taşıyan toplumların kendisinde  canlı kalabiliyor. Dinsel algılarda tanrıdan sonra tanrı vekili nebi yerine krallar, diktatörler, liderler kutsanır. Diktatörlüğe dayanan tüm sistemler bu algıdan beslenirler. Köle sadakatinde  efendi denen tabu ya liderdir ya başka bir şirktir.

İletişim araçlarının sosyal medya alanına verdiği imkanlardan dolayı her kesin farkına vardığı biçimiyle, topluma musallat olan şizofreni belasının nedenlerini toplumun içinde bulunduğu durumlardan ayrı göremeyiz. Tekçiliğin yarattığı köle sadakati  biçiminden başta diktatörüne veya düşmanına sevdalanmasıyla muzdarip olan mağdur  bireyin tekçi/despot liderlerine bağlılıklarının fanatik komedisini göremezsek  siyasal hiç bir çözüm şeklini bilmemiz mümkün değildir.

Hasta toplumun hasta fanatiklerinin TC tarafında yönlendirme şiddetine göre aldıkları biçim ve siyasal duruş gelecek için iyi sinyaller vermiyor. Belki bu istikbal de TC tarafından belirlenmiştir. Yönümüzü MİT belirliyorsa geleceğimiz iyi sinyaller vermiyor demektir.

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ÖZGÜRLÜK MANEVİ HAZDIR

Posted by kaniyasor 24 Şubat 2014

Kani Yado – 24.02.2014: Özgürlük, faşist doktrinde iddia edildiği gibi yukarından aşağıya aaa-kaniyado.2önderliklerin tılsımıyla biçimlenmez. Tam tersine aşağıdan yukarıya doğru ortaya çıkan insani taleple inşa edilir. Yani toplum devleti, otoriteyi veya siyasal önderliğini terbiye etmeden önce kendini gözden geçirerek özgür kişilik oluşumunu başaran bireylerden müteşekkil özgür toplumu biçimlendirir. Böylece özgür toplum, manevi hazzı tatmin eden biçimiyle ortaya çıkar.
Baskıcı otoritelere karşı özgür birey olmanın faydası ne olabilir? Özgürlük insan maneviyatının mutluluğudur. Özgürlük ortamı ve mutluluğu özgürlüğün korunma zırhının teminatı altında yaşadığını bilmeliyiz.
Özgürlükleri ortadan kaldırma eğilimine sahip yalancı ve asalak sınıf ve tabakalarına karşı özgürlükleri yasal teminata kavuşturan önlemler vardır. Avrupa’da, asalak papazların Hıristiyan şeriatçı yönetimlerine karşı verilen mücadelenin zaferle sonuçlanmasıyla özgürlüğün zırhı olan laikliğin teminatı Avrupa’yı siyasal, sosyal ve ekonomik durumunu günümüzdeki duruma getirdi.
Avrupa, Hıristiyan şeriatının tekçi yönetimlerinden kurtulduktan sonra, bir taraftan demokratik yapılanma talepleri ortaya çıkarken bunun karşıtlığında toplumu yukarıdan aşağıya emir ve talimatlarla yönetme biçimi olan diktatörlük biçimlerinin ortaya çıktığını görüyoruz. Yani insana tahakküm etme, iradesini tutsak etme hırsı başka şekilde çıkış imkanı buldu.
Bu süreçte faşizm dünyayı kan gölüne çevirdi. Dünya bu tekçi siyasetin neden olduğu kanlı diktatörlük siyasetlerine karşı uluslararası alanda tedbirler almaya çalıştığı sırada, Türkiye’nin Kürdlerin özgürlük mücadelesini tekçi siyasal çizgiye çekip Kürdleri kontrol edilebilir duruma sokması Kürdlerin büyük imaj kaynına uğramasına neden oldu.
Bu gün Kürdistan Özgürlük Hareketi tekçi, tahakkümcü ilişkilerin kancasından kurtulamıyorsa bu yüzdendir. Özgürlük mücadelesinin TC’nin kancasına takılması hem acayip hem de hem de tüm toplumlar için talihsizliktir.
Kürdlerin çağdaş ilişki ve üslup ihtiyacı ortada iken, sürekli imaj kaybına uğramaları bu yüzden ortaya çıkıyor. Bu koşullarda ortaya çıkan durum, itaat eden kişilik ile özgür kişilik çelişkisini ortaya çıkardı. Aslında özgür kişilik ile köle sadakatinde ve emir eri durumundaki kişilik, faşizm ile özgür demokratik toplum gibi taban tabana zıttır, her nedense toplumumuz düştüğü bu durumu iyi göremiyor ve bireyle ise kendini tekçiliğin bekçiliğinden mutlu görünüyor.
Belki şimdi bunun neye mal olacağını kimse fark edemiyor ama ileride özgürlük mücadelesinin önünde ciddi engel olarak ortaya çıkacaktır. Çünkü TC tekçilik üzerinden Kürdleri kontrol edilebilir biçimde yönlendirmeyi başarmış ve bunun ürününü almasına her kes tanık olacaktır.
Kürdlerin devletleşmesinin önemini gözden uzaklaştıran Türkiye, Türkiyelilik üzerinden Türkleştirmeyi gerçekleştirecektir. O süreçte geri dönüp Kürdistanlılık üzerinde yeniden Kürdleşmek zor olacaktır.
Kürdler kendi bağımsız ülkeleri olmadığı için sınıfsal iktidar mücadelesi değil, ulusal özgürlükçü çözüm sorunları vardır. Bu yüzden dünya ile çağdaşlıkta barışık olmak zorundayız. Diktatörlüklerin yıkıldığı, insanların temel hak ve özgürlüklerin insanlık yaşamına damgasını vurduğu süreçte Kürdlerin tekçiliğin girdabında debelenmeleri, siyasal tabular yaratmaları dünya için iyi izlenim yaratmıyor.
Kürdler bölge dengelerinde siyasal açıdan ve askeri açıdan güvenilir olması gerekiyor. Çünkü komşu ülkelerin sosyal ve siyasal yapılanması ve toplumun gerici özlemleri en azından iki bin yıl geridir.
Bu coğrafyanın önderlik biçimi geleneksel tabu-şirk biçimlenmesidir. Her lider kendini Kral-tanrı olarak gördükleri ve toplumu tanrısal iradeden dolayı kendi iradeleriyle yönetilmelerini kabullenmezler. Eski Yunan medeniyetinde kölelerin vatandaş sayılmadığı gibi İslam coğrafyasında halk hala kendi iradesiyle kendini yönetme talebine sahip değildir.
Bu durum toplum tarafından kanıksandığından Kürd toplumu da tekçiliği geleneksel cemaatçiliğe ve siyasal partilerde sorun olarak görmüyor yada bu yüzden çektiği ıstıraplardan kurtulma şeklinin arayışında bulunamıyor.
Uygar ülkelerde toplumun caydırıcı gücüyle liderler terbiye edilirken, genelde coğrafyamızda ve özelde Kürdlerde liderler Tanrılaşıp toplumu ayetlerle terbiye etmeye çalışıyor. Toplumsal doku buna müsait olduğu için liderlerin tabulaştırılmasının ne denli çirkin olduğu algılanmaz.
Lidere kurban olmak geleneğinin binlerce yıllık geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. Bu yüzden kendilerini geleneksel biçimde liderlere kurban etmenin her türlü biçimi doğru algılanmalıdır. Türk-İslam stratejisi için ölmek ile Kürdler için önünde secdede durulan şirk yaratmak, her türlü tehlikeyi göze almak, insanın kendini kurban olmaya yatırmak anlamına geliyor ve binlerce yıllık kurban olmanın gerici tanımlanması böylece yerini buluyor.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KEN Û QÊRÎNÊN PÊKENOK Û TINAZAN

Posted by kaniyasor 21 Şubat 2014

k.y.Kani Yado -19.02.2014:

Kesên ku min nas dikin, dizanin ku tinazên min hemberê tolazan û hemberê dujmin ên mirovatî her dem amade ye. Tinazên min,pêkenokên min, kenên min jî, wek jiyan a min bi devkenî ye.

Bi rastî, ken jiyana bi dengî û rengîn e. Pêkenok û tinaz bi hevre, jiyana rojane bi bedewiya wêje reng û reng dineqşîne û watedar dike.

Em her dem, ser kenan û pêkenokan û tinazan, nivîsên xwe dixemilînin. Ango xemlê me bi nivîsî, tinaz û pêkenok bi wêje ya devkeniye. Lê ji boy tinazan mijar û kes pêwîste.

Em çima derbarê serok û siyasetmedar ên Kurdan û Tırkan û Ereban û toz û dûmanên reş tinazê xwe nekim?

Min got, toz a bin lingên serokên Tirkan û Kurdan kirine tebarik. Serokên xwe kirine dîqtatorên nemir! De here lo, ew çi sosretiye!

Gelek heval û cîran û kesên bêkes hêrs ketin. Em nikarin ji boyî qedr û qîmet a heval û ciranan, li penûs û zimanê xwe kilît lêxin. Kes dikare zilm û zordestî li xwe bike?

Ramîsin a solên neyaran karê xulaman e. Tinaz tinaz e, kî dikare ji ber tinazan xwe biparêze?

Ewr û ezman helweşin li ser erdê, erd helweşe li ser jiyana min jî, ez tinazê xwe, bi kertîya keran û mirovên bêwîjdan, olên kewneperest, oldar û siyasetmedarên firoşyar dikim.

Camêr û canikên bindest ez ne rastim?

Her kes xwedî yê kar û barê xwe ye. Ez jî xwedî yê wêje û pêkenok û tinazên xwe me.

Gelo, ez her dem devkenim. Kes dikare kenên devê min qedexe bike? Ez bixwe jî nıkarım ken û qêrîn ên xwe qedexe bikim.

Serokcumhûr û serokwezîrê Tırkan û siyasetmedar û robotên Kurdan gelek bihêrsin!

Bi hêrs û hêzên xwe êrîşe li ser mafên tinazê mirov dikin. Lê em ji bi tinaz û ken û pêkenokên xwe, xwe diparêzin. Serkerê siyasetê zagona nu derdixîe û hemberê hêzên medya ya civakî şer dike!

Bawer bikin, jiyan a mirov bixwe pêkenok e. Ken û tinazên me hemberê xayinan jî ken û tinaz e.

Firoşyar ên Kurdan û Tşrkan ne ji jor hatine! Ew bi xwe mijarên pêkenok û tinazan in.

Em Kurd jî neteweyek li ser cihanê jiyan dikin, em jî xwedîyê çand û ziman û tınaz û pêkenokên xwe ne.

Mijarên Kurdan ji bo henek û tinaz û pêkenokan gelek dewlemend e.

Dewlet û millet a Tırk jî bo Kurdan pêkenoka dawî ye. Mar û mişk ên me, ker û berxikên me bi halê wan dikenin. Ken her dem ken e. Ken hemberê kena bêşermî û berjêrxistin a wan jî kene. Welat ê wan  jî kewroşkên girav a pêkenok ên kenan in.

Rêzan a Kurdên bakûr wek bilbile. Em çawa tinazên xwe bi bilbil û stranên bilbil nekin? Stran ên dilşevitî ê bilbilê giravê, li ser evînî ya Kemalizmê ye. Dil dil e, bo dil astengî kar nake!

Genralên li  Silivri girêdayî bûn, bê henekî hêrîşê  hevalên xwe ên dîrokî dikin. Bi video, peyv û rojnameyên xwe her roj hêrîşe li ser hevaltti ya çeteyên Ergenekonê dikin. Îro hêzên tinazên me jî hêrîşek mezin li ser wan dike.  Ew gelek xeyîdiyan, lê bê henekî rewşa wan mijarek pêkenokek xweş e.

Jiyana cihanê bi vî awa ye. Em jî henek, tinaz û berjêrxistin a xwe bi paşan, bi siyasetmedaran bi keran û golikan dikin. Em bi serokwezîran û serokcumhuran nekin?

Mijarên ji sosretan derdikevin, dewlemendîya pêkenok û tinazên min in. Ez û devkenî ya xwe û tinaz û henek û pêkenok ên xwe ji hev naqetin.

Em tinazên xwe bi tolazan, siyasetmedaran, oldarên kewneperest û dagirkerên din dikin. Pêwîste ku mirov her dem bikene. Ken jiyane û devkenî dilşayî ya jiyanê ye.

Em dizanin ku, azadiya mirov, bi fikr û raman û armanca gel, bi zimanê devkenî û zimanê aşitî pêwîste. Bê pêkenokan, bê ken û henekan dilşayî çê dibe?

İsal em hemû gelek xeyîdîyan, Em dizanin kû darê bivir ji darê ye. Kevir ê mezin li ser serê Kurdan û birîna ser û pişta me gelek kûre. Em birîn a kûr dizanin, lê kanê derman?

Xalî lı serê min! Way dayîka min! Hevalên min, cîran ên min! Serê min û pişta min dêşe!  Ax pişta min! Dîsa jî jiyan bê ken û devkenî nabe. Ango jiyan bixwe pEkenok e.

Îro, roj a zimanê dayîk a me ye, ango roja zimanê zikmakî ye. Pîroz be!

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TC’NİN KONTROLÜNDEKİ ÖCALAN İLE OLMAZ

Posted by kaniyasor 19 Şubat 2014

Medeni Duran – 19.02.2014:  Öcalan’ın servis edilen videoları, bir parça düşünebilen, düşünme kapasitesi olan her Kürd bilir ki düşmanın elinde “esir” medeniolan bir insanın esaret altında yürüdüğü/yürüteceği çalışmalar, düşmana hizmet eder. Eğer etmiyorsa düşman elinde tuttuğu bir esirin faaliyetlerini, çalışmalarını durdurur.

Bu gerçeğe rağmen, PKK lideri Öcalan Kenya’dan alındıktan sonra PKK’nin başındaymış gibi liderliğini sürdürdü. Parti çalışmalarını onun direktiflerine göre şekillendirdi.  Öcalan “ateş kes” dedi, ateşi kestiler, “savaşçılar ülkeyi terk edip geri çekilsinler” dedi, çekildiler. ” gerillanın elindeki esirler serbest bırakılsın” dedi, içerde 10 bin kürd esir olmasına rağmen karşılıksız serbest bırakıldılar. PKKliler, gelip “devlete teslim olsunlar” dedi bilindiği gibi 22 Eylül 1999 tarihinde ‘iyi niyet adımı’ olarak iki ayrı barış grubunun gönderilmesi istemişti.

1 Ekim 1999 tarihinde Ali Sapan, Seydi Fırat, M. Şirin Tunç, İsmet Baycan, Sohbet Şen, Yüksel Genç, Yaşar Temur ve Gülten Uçar’dan oluşturulan grup Türkiye’ye giriş yaparak Kürdistan’ı işgal eden Türk devlet güçlerine teslim olmuş ve tutuklanarak, esir edilerek Muş E Tipi Cezaevi’ne gönderilmişti. Öcalan’ın ikinci barış grubu çağrısında ise, Haydar Ergül, Ali Şükran Aktaş, Aygül Bidav, İmam Canpolat, Yusuf Kıyak, Aysel Doğan, Hacı Çelik ve Dilek Kurt 29 Ekim 1999 tarihinde Viyana’dan havayoluyla Türkiye’ye gelmiş ve yedi ile 15 yıl arasında hapis cezaları almıştı.

Belli ki devlet burada Öcalan’ı sınıyor ve yine beli olan şu ki PKK de Öcalan’a olana bağlılığını her koşulda gösteriyor. Tabi ki o zamandan bu zamana köprünün altından çok sular aktı, kırık camları büyük bir bölümü şişeye dönüştü…

Ordu içindeki Kemalist JİTEM-Ergenekon uluslararası güçlerinde desteğiyle bir bakıma tasfiye edilerek yerine sivil İslamcı Ergenekon-Jitem aktifleştirildi. Eski bazı paşalar ve ilişkileri Silivri tımarhanesine alındı. Devletin kozmik bilgileri MİT’e ve MİT’in başındaki hükümetin eline verildi.

Şimdi videolara gelirsek, aslında videolarda yeni ve bilinmeyen bir şey yok. Burada yeni olan ve değişiklik şu:

Kürdler, Öcalan’ı 14 yıldır devletin elinde “esir” bulunan, Öcalan’ın İmralı da bu açıklamaları bu çözümlemeleri yaparken esaret altında yaptığını yani onu zor koşullarda bunları dillendirdiğini düşünüyor, hayal ediyorlardı. ancak videolar gösterdi ki aslında Öcalan bu çözümlemeleri bu açıklamaları yaparken gayet rahat ve sohbet havasında yapmış…

Tabii ki bu da Kürdleri üzdü, kimlerin de soru işaretlerine sebep oldu. Olması gerekende bu sanırım… Peki ama devlet yada Ergenekoncu İP, 14 yıl bekledikten sonra bunu kamuoyuna servis etme ihtiyacı duydu. Burada üzerinde durulması gereken sorun bu… Biliyorum tüm bunlara rağmen şunu da soranlar var:

İyi de kardeşim, Kaset Operasyonu’nu ister cemaat yapsın isterse ERGENEKON-İP yapsın. Sizin Mimar, imaratı TC için mi yapıyor mu, yapmıyor mu? Önemli olan İmralı Cezaevindeki faaliyetlerin TC’nin yarına yapılıp yapılmadığıdır.  Bu konu hakkında gerçeği bilince çıkarmak için önemli olan budur.

Kendi adıma diyebileceğim şudur: 1999’da Apo Türkiye’ye getirildiğinde talimat almadan eylem koyan nadiren çok kürd eylem yaptı, katıldı ama talimatsız eylem koyan Kürdlerdenim.  O zamanki görüşlerim, Öcalansız bir Kürdistan’ın bir anlamı yok şeklineydi. Ancak daha sonraki yıllarda yaşananlardan ve de görüşme notlarından çıkardığım sonuç, devletin Öcalan’ın esaretinden yararlandığıydı.. Bu durumu kendisinin bize aktarma olanağı, şansı var mı yok mu?

Bilmiyorum.. benim açımdan açılık grevleri ardından da ölüm orucu ve sonraki yaşananlar devletin Öcalan’dan yararlandığını şeklinde ki düşüncelerimin düşünceden çıkıp ete kemiğe bürünen haliydi. Bu gün Ergenekon terör örgütünün bilinçli bir şekilde basına servis ettiği son videolarda da gördük ki, Öcalan sorgulanmamış çünkü oradaki görüntüler sorgudan çok sohbet şeklindedir. Devlet Öcalan’ın esaretinden faydalanıyor. Bizi devlete bir mimar gibi bağlamayacağını söyleyen, PKK’yi tasfiye edeceğini söyleyen, bunun için devletten kendisine imkan tanımasını isteyen esir bir lideri sevmemi kimse beklemesin…

Tekrarlıyorum Öcalan’dan bağımsız PKK, Kürdleri özgürlükle buluşturabilecek tek harekettir. PKK halkın onurlu mücadelesidir..Öcalan esaret koşullarında onun PKK’yi etkisizleştirme, lav etme görevini üstlenmiştir. Bu durumda bize göre yapılması gereken her zamankinden daha çok PKK’yi sahiplenmek, bir bütün halinde tutmak için canla başla çalışmaktır.

Bu koşullarda ya Öcalan PKK’yi bitirecek ya da PKK kendini Kürd toplumuna karşı sorumlu görerek Kürd toplumuyla bütünleşecektir. Bunu yaparken tekçi sistemden vazgeçerek dünya ile barışık demokratik iradeye dayalı örgütsel biçimi benimsemesi başarının sebebi olacağını unutmamak gerekir …

 

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TC’NİN ALLI BALLI TÜRKİYELİLEŞME VE TÜRKLEŞTİRME PROJESİ

Posted by kaniyasor 17 Şubat 2014

Kani Yado – 17.02.2014: Kuzey Kurdistan Kürdleri Bağımsızlık ve özgürlük talebiyle can kayıplarına neden olan bir yürüyüşe çıkarken daha çok aaa-kaniyado.2Türkiye’nin bölgede süper güç olmasına hizmet  edebilecek şekilde yönlendirildiğinin farkındalığı hala tartışılıyor. Kürd toplumunu etkili araçlarla yönlendirme başarısı başta TC’dir ve ondan sonra TC’nin kullandığı vasıtalardır elbette.

Bir taraftan Kürdistan Özgürlük Hareketi, Kürdlerin ulus olmaktan dolayı evrensel haklarından olan kendi kaderini belirleme hakkı ve Kürd  ulusunun özgürlük talepleri doğrultusunda örgütlenirken bir taraftan da tüm  Kürd  siyasal dinamiklerinin yönlendirilip Türkiye’nin lehine sonuçların ortaya çıkması, mücadelenin çıkmaza girmesi için yönlendirici güç üzerine düşeni yapıyor.

Her  Türk bireyinin Kürdlerin örgütlülüğü içinde Osman Güney gibi tetikçi olması beklenmemelidir.  Tetikçilik istisnai bir durumdur.  Biz Kürdlerin kendi kaderlerinin kendilerinin belirlemesi noktasında  görüşlerimizi belirttiğimizde  bir şekilde itirazların teorik anlamda hemen geldiğini görüyoruz. Bu tepkiye de bir anlam vermeliyiz. Birileri vcanımıza kast ederken birleri beynimize suikast yapıyor!

Halkların kardeşiği  yalanına dayanan Türk siyasi abileri Kürdleri tetitikçiler gibi üç kişiyi Fransada gerçekleştiği gibi  fiilen öldürmezler ama Kürdleri kitlesel olarak ruhen katletmek için ellerinden geleni yapacaklarını tahmin etmek güç değildir.

Kendilerini sosyalist olarak vasıflandıran ve Kürd Özgürlük Mücadelesiyle bir şekilde dirsek teması kuran Türk siyasi abiler, bilim adamı, sosyolog-yazar İsmail Beşikçi gibi  doğru bir tavır takınmayıp Kürdlere bağımsız devlet olma hakkını layık görmüyorlarsa, biz  bu milliyetçi Türk kardeşlerimiz  hakkında Türkiye cumhuriyeti devleti için yönlendirici göç belirlemesini yaparız!

Bu güçler öyle ileri gittiler ki  Kürdlerle ilgili bazı unsurları Kürdlerden daha fazla savunuyorlar. Biz “çok seviyorsanız alın sizin olsun!” dediğimizde  en ölçüsüz tepkilerini göstermekten çekinmiyorlar.

Türk milliyetçi sol anlayışların Kürdleri Türkiyenin egemenliği altında halkların kardeşliği  siyasal sloganı sırrı burada olması gerek. Biz bu filmi daha öncede izlemiştik.  TC’nin danışıklı karşıtlık şeklinde yarattığı Said-i Nursi 1960 yılından öldüğünde ben 15 yaşındaydım.

Türk ırkçı-turancı-milliyetçi Fetullah’ın  Said-i Nursi’nin İttihat Ve Terakki kontra ve istihbarat gücü Teşkilat-ı Mahsusa taktik ve stratejisini günümüzün koşullarında uyarlayıp 12 Eylül paşalarının finans desteğiyle Türkiyede olduğu gibi dünyanın bir çok yerinde devlet misyonerliklerini yapılandırdıklarını açıkça görüyoruz.

Şöyle umumi vaziyete baktığımızda Kürdlerin dört taraftan kuşatıldığını görüyoruz. Öyle Türk unsurlar ortalıklarda dolaşıyor ki, sanki  biz Kürd değiliz onlar Kürdtür, biz onların faaliyetlerini engelliyoruz, bu ne yavuz hırsız misali?

Biz “kardeşini eşit koşullarda tutsaklığa konuk ettiğin için, hele gel kardeş gözlerinden öpeyim” demeyeceğiz. Kardeşlik duygusallığıyla özgürlükten feragat etmenin ne anlama geldiğini  biliyoruz.

Kürd ulusal çizgisine karşı sert tepkiler gösterenlerin ya kendini Türk hissedecek kadar asimile olmuş unsurlar ya da Kürd-Türk kardeşliği temelinde  Kürdten daha Kürd görüntüsünü kendilerine verenlerdir. İsmail Beşikçinin basın yoluyla saldırı ve hakaretlere  uğradığında bunun pratikleşme biçimini hepimiz gördük.

Dünyada yönlendirme yöntemleri genellikle yönlendirmeyi yapan aktöre kurumsal misyonlar yüklenme başarısına ulaşıldıktan sonra gerçekleşiyor.

Günümüzde yönlendirmeyi başaran  gücün sömürgeci gücün devletini cumhuriyet öncesinden cumhuriyetin kuruluş sürecinde var olan temel güç tarafından başarılıyor. Başta Said-i Nursi gibi kutsal gömlek giydirilerek  başarılmışsa bu gün aynı gücün günümüzdeki devamı olan kurumlar vasıtasıyla sol gömlekle veya dini gömleklerin giydirildiği unsurlar vasıtasıyla başarılıyor.

Kürdlere musallat olan unsurlar TC’nin tercihi olan Kürdleri devlet olmamaya inandırmak olarak ortaya çıktığı gözen kaçmıyor.

Geçmişten günümüze kadar devlete paralel olarak PKK’ye karşı memnuniyetsizliklerini belirten Kürtler günümüzde koşullar olgunlaştığı halde Kürdlerin birliği hakkında çalışma yapmadıkları gibi mevcut olan birliği, fırsatları kullanarak dağıtmaya çalışıyorlar.

Değişen denge koşullarında bazı Kürd unsurların Ergenekon terör Örgütünden ayrıldıktan sonra bazı Kürdler İP’inden daha çok saldırganlaştılar. İP, bazı Kürd unsurların Ergenekon’dan kopuşuna tepki gösterdiği bellidir. Bunun paraleline düşen Kürdlerin tavırlarına da anlam vermeliyiz. Kürd toplumu kimin ne olduğunu çok iyi biliyor, milyonların birlik haline geldiği koşullarda birliğini bozamayacaktır. Başta Kürd halk önderi Mesud Berzani’nin Kürdlerin birliğinin bozulmaması için rolünü oynaması gerektiğine inanıyoruz

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

NA KERO NE WEQIT ?

Posted by kaniyasor 15 Şubat 2014

Süleyman Doğan – 15.02.2014: Tarih Birinci Dünya Savaşını, İkinci Dünya Savaşı’nı yazdı. Galiba  tarih bir biçimde CD`ler  Savaşı’nı da yazacak! suleymanDogan.alt.kirmiziCD’ler savaşı öyle kızıştı ki kimse önünü göremiyor. Deniz Baykal’ın hovardalığından başladı  hızını kesmeden Öcalan’ın malum mekandaki görüntülerine kadar uzadı.
Hayret edilen şey, bunlar bilenen şeyler olduğu halde neden bu kadar heyecanlı anlatıyorlar? Ortada elle tutulan bir şey, bilimsel bir tartışma , halkların yararına ukde kadar bir şey bulmak imkansız.
Biri öbürünün  CD`disini eline almış “bakın, bakın bu  ne yaptı?” Evet yaptı biliyoruz, nolmuş yani? Öbürü başka CD`yi sallıyor  “Seni gidi seni, bak senin CD`dinden neler var ?”  Olmuşsa nolmuş? Türkiye zaten kuruluşundan günümüze kadar olmuşlarla olmuş! Şimdi Türkiye siyasal pazarı Unkapanı çarşısına dönmüş.
Evet hükümet cemaati, cemaat hükümeti, mit askeri, asker mit, adalet polisi, polis adaleti suçluyor. Bir birlerinin  kirli çamaşırlarını ortaya seriyorlar. Biri öbürüne parmak sallıyor  şantajlar tehditler. Bak söylerim ha! Sen böyle, şöyle yapmıştın… Tam dedikodu curcunası, cadı kazanı! Mahalle cadı dedikodusunu geride bırakmış  durumda. Oysa malı götürürken  hepsi beraberdi, bu bağlamda  şimdi danışıklı kavga mı, danışıksız kavgamı belli eğil…
Son günlerde Öcalan CD`dileri bir bir basına yansıyor. Zaman  manidar . Onu bir yana bırakalım. Karşı taraftan yani kürd tarafı “bunlar  montajdır” diye karşı atakta. Zaman su gibi akıp gediyor. Kırk yıllık mücadele sanki yokmuş gibi bir hava estiriliyor. Tüm halkta ağzını açmış merakla bunları izliyor. İzole bir biçimde eli kolu  bağlı, bir tek kişiyi önemsemek, bireyin ne dediğini öne çıkarmak ve milyonlarla ifade edilen Kürd ulusunu ve Kürd ulusuna ait  taleplerini unutturmaktır mesele!
Kürt meselesi olduğu gibi orda duruyor. Anayasa konusunda da hiç bir ilerleme yok. PKK ‘nin dağdan siyaset ovasına inişiyle ilgili zerrecik bir şey yok. Seksen bin korucuya yenileri ekleniyor. Faili meçhullerin faili belli olduğu halde olduğu gibi duruyor.

Haksız yere yıllarca zindanlarda yatanlara karşı hiç kıl kıpırdatılmıyor. Yediden yetmişe fişlenenlerle ilgili hiç bir açıklama yok. Roboski olduğu gibi duruyor, Dink cinayeti ha keza!  Ya dayakla öldürülen o çocukların katilleri , gezi direnişinde öldürülen  kızılbaş gençlerin katilleri?

Katiller ellerini kollarını sallayıp geziyorlar. Ya Paris katliamının üzerinde bir yıl geçti bir ilerleme var mı? Daha neler neler…
Şimdi Öcalan kasetleri gündemde ,dedikodu bu alanda yapılmakta. Bir yanda seçimler var, belediye başkanı olma hesapları pazarlıkları kıran kırana gibi. Bu haylazca durum tüm hızıyla devam etmektedir; kimse ” Haticeyi” konuşmuyor.
Farz edelim ki bir sabah kalktık Öcalan ölmüş. Bu meselede mi ölecek? İşi bu kadar basitleştirmek sulandırmak Kürd’e , Türk’e ne kazandırır?
Diyelim ki bu ifşaatların hepsi doğru. Bu neyi  değiştirir veya kürdün, Kızılbaşın hak ve özgürlükleriyle, demokrasinin yerleşmesiyle ne alakası var? Kaldı ki bu halkın Kemal Pirleri, Hayri’ları , Mazlumları ve mezar taşı olmayan Kürd gençleri var. Bu bayat tekrarlar, suçlamalar çağa yakışmıyor.
Bu anlayış oyalama ve sulandırmadır.  Öcalan’ın Ergenekon’a karşı tavır alması üzerinde düşünülmesi gerekirken Ergenekoncuların elindeki CD’nin  üzerine balıklama atlamak çok gülünçtür.
Bir yıllık çözüm sürecinde varılan nokta  ne biliyor musunuz?  Öcalan`dan bir kaç kare fotoğraf ve 4 adet CD! Varılan nokta bu! Ergenekon CD’leri sizin olsun, etrafında dans edip durun!  Otuz yıllık mücadele, anaların gözyaşı, dağlarda yaşamlarını sürdüren özgürlük savaşçı kardeşlerimiz neden hesapta yok?
Aklıselim olanlar bunlarla ne uğraşır, nede yanıt verir. Hatta  seçimlerde önemli değil, bir bağlamda. En acil olan Kürdlerin ulus olmaktan doğan hak ve taleplerin Anayasa’nın güvencesi altına almak için, yeni bir sosyal sözleşme.
Budur  bu halkı kurtaran bu halkın geleceğini belirleyen. Şahsen Amed’te, Dersim’de kimin belediye başkanı olduğu beni pek ilgilendirmiyor. Hak ve  özgürlüklerin yasal teminat altına alınması beni daha çok ilgilendirir. Bu ani zamanda Öcalan’a özgürlükte demektir. Bu olmuyorsa  Kürdlerin  ne yapması gerektiği beni çok ilgilendirir. Ötekilerle ilgili acil olan ve acılarla ortada duran sorunlar benim için çok önemlidir. Böyle bir siyaset tarzı da dünyanın bir yerinde yok.

Şimdi tam da burada Pertek`li İbrahim amcanın bir hikayesi aklıma geldi.  Yaşamışlığın örnekleri ve vurguları konuya daha fazla açıklık getiriyor ve meselenin anlaşılırlığını ortaya koyuyor..
İbrahim amca yaşının ilerlemesine rağmen  köyünde yetiştirdiği bal armutlarını Dersim’e satmaya götürür.
Bal armudu , armudun bir başka çeşidi, Ankara armudu gibi. Bal armudunun iriliği, tatlı, sulu oluşu, bambaşka bir damak zevki veriyor insana. İbrahim amca katırına yüklediği bal armutlarıyla Dersim merkezine yola konulur sabahın erken saatinde ve uzun bir yolculuk ve yorgunluktan sonra Dersim şehrine varır.
Dağ Mahallesinde her zaman olduğu gibi bal armutlarını satmaya başlar. Oradaki Çocuklar İbrahim amcayı tanıyorlar. Yaşlılığın verdiği dalgınlık, katırın huysuzluğu, kadınların bal armudu bitmeden bir an önce bal armudu alma heyecanları ve acelelikleri pek de sorunlar yaratıyor. İbrahim amcanın elindeki terazisi, paranın üstünü verirken düşürdüğü paralar,  çocukların İbrahim amcanın dalgınlığından faydalanarak cebinden çektikleri paralar çocuklar  için bir eğlence ve  geçim kaynağı oluvermiş.
Bir gün yine İbrahim amca Dağ Mahallesinde bal armudu satarken çocuklar peşine takılmış bir kaçı payını kapmış fakat biri bir türlü bir şey alamamış İbrahim amcadan.
Peşinde şehrin içene kadar inmiş bakmış ki bir şey çalamayacak.
Çocuk şöyle İbrahim amcaya seslenmiş:
-İbrahim amca!
İbrahim amca:
-Na kero ne var?
Çocuk:
-İbrahim amca , çocuklar senin paranı çaldı.
İbrahim amca:
-Na kero ne weqıt?
Çocuk:
-Hani sen Dağ Mahallesinde bal armudu satarken.
İbrahim amca:
  -Niye o wexıt demedin kero;  ben paramı alaydım? Mi dı tırbıkê bavê teniyo!
Tu dû mın çı dıgerî?
(sen benim arkamdan ne dolanıyorsun) der.
Çocuk:
Hallah hallah! Bu amcaya iyilik de yaramıyor, der.

Bizim içinde bulunduğumuz durum  İbrahim amcanın hikayesine benziyor. Onun deyişiyle ” Mi dı tirbike bave we niyo!” bu  hırsızlıklar, cd’ler neden zamanında söylenmedi veya önlemler alınmadı?
Bu kasetler neden bu güne dek saklandı da bu gün ortaya atıldı. Artık köprünün altından nice sular geçti. Bunlar  insanları oyalama veya yapabilirlerse itibarsızlaştırmayla ile işi sulandırıp ciddiyetten uzaklaştırmaktan başka bir şey değil. İnsanların karnı buna tok. Saadete gelme zamanı. Artık saadete gelin saadete!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Erkeğe Tutsak Kadın ve Kendine Tutsak Erkek

Posted by kaniyasor 12 Şubat 2014

Zehra Aydın- 12.02.2014: zehraKadına olan mesafe, doğaya, evrene ve topluma olan mesafeyi ifade ettiğinin bilincindeyiz sanırım. Kadına mülkiyetçi yaklaşım kadar, kendini evrenin ve doğanın sahibi görmek anlamına gelmektedir. Hala sürmekte olan tanrı-kral erkek tahakküm geleneği ortadadır. Erkeler için “kadın olsun ama kuyruğum olsun” gizemli anlayışı, sorunların temelini dinamitliyor. Kadın erkeği doğuruyor, kadın nasıl erkeğin kuyruğu olur?

Hayır biz açıkça  kadın erkeği doğurdu ve ana olur ancak diye düşünüyoruz. Erkeklerin şiddet lanetini dünyaya bela eden haliyle kadını kendi peşinden koşuşturmaya hakkı yoktur. Kadının ana şefkatiyle dünyayı barış ile donatmasını erkek rant istemi engel oluyor.

Onların şiddetten savaşlardan kazanımları vardır. Acılar kadının şefkatli yüreğini kavuruyor sürekli. Savaşların neden olduğu acılar erkeğin vicdanını ve yüreğini acıtmaz belki ama kadının yüreği yangın yerine döndü. Bu kadarı da yetiyor!
Bütün despotik gelişimlerin kökeninde kadını bir toplumsal ve evrensel doğa olarak görmeme ve yok sayma anlayışı vardır. Kadına karşı öfke, kin ve düşmanlığa varan erkek duyguları kesinlikle kadını iradesizleştirme ve buna bağlı yaşamsal sorunların ortaya çıkmasından öte bir anlam ifade etmiyor.
Kadına bakışı siyasal, dinsel ve sosyal alanlarda doğru bir bakış açısıyla incelendiğinde korkunç sonuçlarla karşılaşırsınız. Erkek egemenliğinin yarattığı yaşam biçiminin geçmişten günümüze kadar niteliği aynıdır.
Dinsel bakış açısının adaletinde iki erkek yerine dört kadının şahitliği kabul ediliyor, bu kadını aşağılamak anlamına gelmiyor mu?
Siyasette kadının ilericilik adına egemen erkeğin kuyruğu şeklinde pratikleşmesi insana erkeğin söylemlerde samimi olmadığını gösterir.
Özünde hepsinin hedefi kadını ve kadın şahsında toplum ve toplumun ortaya çıkardığı unsurları iradesiz kılmaktır. Özgür yaşam karşısındaki korkunun ve kaçışın ifadesidir. Özgür yaşam her şeyden önce içimizdeki egemenlik formlarını derinlikli görmek, her türlü çarpık toplumsallaşma biçimlerini ret etmektedir.
Ekolojik ve demokratik bakış bu anlamda kadın eksenlidir. Erkek egemenlikli sistemle mücadelenin, özgürlük arayışının temel esası bu olmak zorundadır diye düşünsek haksız sayılmayız.
Peki buna kader deyip geçmemek için erkek bağnaz egemenliğine karşı ne yapmalı ve nasıl yapmalı?
Kadının doğasında yaşamı yapılandırma, yuvayı kurma vardır. Çevremize bakalım bir kere, bu kuşlar, bu arılar, bu kelebekler, gül ve çiçeklerde yaşam nasıldır? Saydığımız bu doğal yaşam ortaklarımız emeği, üretimi, ilkeli yaşamı, özgürlüğü ifade ediyorlar diyebilmekteyiz.
Hele arıların ana arı yaratması, yani yuvanın patroniçesini yatması başlı başına insan yaşamına örnek teşkil ediyor. Biz burada ana arıya kraliçe deyip çağımızın insanının gerisinde geleneksel baskıya işaret edemeyiz.
Burada ana arı yaşama tad üretiyor, bal üretiyor, Ya kelebek! Kelebek güzelliğin ve özgürlüğün birlikteliğinde tamamıyla kadını simgeler.
Doğanın yaşam ilkelerini, yaşamın ise çekilmezliğine sebep olan erkekleri ne yapalım?
İnsan duyguları yerine veya erkek cilvelerinin aldatıcı numaraları yerine yaşamın doğal ilkeleri esas alınmalıdır. Kadına pazardan alınan çiçeklerin kadının ruhunda yeni pazar geleneklerini açıyorsa, kadın analıktan çiçek pazarına döner. Çiçek pazarları koparılmış çiçekler gibi ruhsuzdur.
Pazara, çıkara, ticaret kurallarına düşen sevgiler doğallığını kaybeder. Meselenin romantizmi peşinden koşan kadınlarımızın nasıl serseri erkeklerin şiddet ve erdemsizlik tuzağına düştüklerini her gün her kes kendi çevrelerinde ortaya çıkan olaylarla şahit oluyor.
Gerilik ve gericilik çağlara göre biçim değiştiriyor. Geçmişe takıntılı devam eden gerilik ve gericilik kendini inançların şekil şartlarına göre uydururken, çağımızın gerici erkekleri için uyduruk ilerici şablonlar uydurarak geriliğe ve gericiliğe devam ederler. İşte biz de adamız cinsinden kendilerini toplum içinde kamufle ederler.
Toplumun çok yüzlülüğünden yararlanan çağdaş yobazlık böylece erkeklerin geriliklerini maskelerken kadın ise katı erkek egemenliğinin kuyruğuna takılmayı ya siyasi amaç yada özgür kadın görüntüsünde çok yüzlülük yaşam tarzına canlılık katıyor. Biz şiddet zebanileri denen Erkek sisteminin tüketim pazarına can katmadan ruhta özgür, yaşamda özgür kadın tipi olmanın dürüst örnekleri olmak zorundayız.
Önümüzdeki günlerde sevgililer günü vardır, erkeklerin iki yüzlülüğü kanda sunulan çiçeklerin gölgesinde kaybolur. 8 Mart Dünya Kadınlar gününde erkeklerin şiddet pazarından kopup gelen hışımlı gösterileri kadın ananın analığını toz duman içinde bırakacak.
Kadın egemen erkeğin romantizm pazarlarına canlılık kat mamalıdır. Kadın özgürlüğü adına egemen erkeğin yarattığı yaşam biçimine, siyasal güdümlü yaşamına değil, erdemli kadın örneklerini yaratmanın çabası içinde olmalıyız. Benim isyanım budur.
Kuyrukçu olmamak, kurtuluşu egemen erkeğin yanıltıcı,süslü püslü stratejileriyle değil, kadın ananın maddi ve ruh güzelliğinde şekillenmesini istiyorum.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

AK PARTİ Rantları Aklar, Suçları Paklar

Posted by kaniyasor 10 Şubat 2014

Kani Yado – 10.02.2014: AK PARTİ iktidarı muhalifler tarafından aaa-kaniyado.2eleştirilirken, eleştiren muhaliflerin daha mahir, daha tahir, daha kamil oldukları anlamına gelmez. Biz CHP ile bu partiden kopan diğer parçaların birlikte oluşturdukları muhaliflerin daha ehil talancı olabileceklerini hesap etmek zorundayız.
İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerin mülkiyetlerini, tapularını veya zilliyetliklerini incelediğimizde Anadolu’nun kimler tarafından talan edildiğini gayet iyi anlarız.
Şimdi gördüğümüz manzara, İktidar partisi, ana muhalefet ve ana muhalefetin yavrusu olan MHP, talanlar, katliamlar, kan ve acılar üzerinde kurulmuş bir sistem üzerinde tepişmeleridir.
Doğal olarak talancılar vicdan körü ve sağırı olduklarından dolayı bu acılı topraktan Anadolu’nun maktul yerli halklarının çığlıklarını duymaları mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu iktidar yıkılsa yerine kimler gelecek hiç düşünüyor muyuz?
Kürdlerin kanı üzerinde TC meclisinde üniter devletin Türklük yeminini yapmak bir başka acı! Bunun ne anlama geldiğini de düşünmek bile insana acı veriyor.
Her nedense her parti kendi ait oldukları sistem açısından talancı yüzlerinden bahsetmezler. Talan talandır. Günümüzde yolsuzluk olarak haberlere yansıyan ve ayakkabı kutularına sığmayıp taşan hortumlanmış paraların macerası Osmanlılının kuruluşundan günümüze kadar devam eden tarihi talancılığın günümüze kadar sürdürülen biçimidir.
Şimdi talanların her kesin iştahlarını açarken ve sert çatışmalara dönşürken dengeler alt üst oldu. Silivri talancıları ile Ak Partinin yeni yalancıları birbirine düştüler ve birbirini deşifre ediyorlar kamera çekimleriyle, ses ifşalarıyla…
Ak Partinin besmeleli talanları ile Kemalistlerin besmelesiz talanları çelişkisi talancı ve yalancı sağ ve sol kardeşleri birbirine düşürdü. Olay budur, değil se nedir?
Tarihi Osmanlı mezarlığında başka biçimde çelişkiler ortaya çıkmaz. Kürdler ara dengede oluşan rant imkanlarına göz diktiklerinde milli gayeler unutuldu gitti!
Kimi dinden imandan üfürür, kimi Kemalizm’in işkembesinden üfürür. Ankara üfürmeleriyle geleneksel Mekke üfürmeleri karışınca gürültü arabesk-alaturka kopuyor. Sesler Silivri’de, İmralı’da çok biçimsiz çıkıyor. Selanik taşkın, Amed şaşkın!
Selanikliler Silivride hoplayıp zıplıyorlar, eski Ergenekoncu arkadaşlarının kamera çekimlerini siyaset ve rezalet piyasasına sürüyorlar. Kürdlerin umurunda bile değil, esas olan başka bir şeyler olunca her kes siyaseti rantın boçıkıne bağlamış tilki inine kurnazlığın derinliğine inmektedir!
Kamerayla çekimi yapsınlar veya yapmasınlar biz mallarımızı tanıyoruz, kalite kontrolünü her dem aklıselim sağduyu yapıyor zaten.
Danışıklı politikalar, danışıklı savaşlar, JİTEM’ci Topalın teftişleri, kırmızı dolaklı meşhur deli Yalçın’ın TC müşavirliği bilinmeyen şeyler olduğunu söylemek mümkün değildir.
Gerçekten yeni olan ne var? AK PARTİ içinde palazlanan hortumcular besmele ile tekbir ile hortumluyor, dinin ve imanın tüm şartlarını uygularken besmeleli talanlar bereketli olur.
AK PARTİ demokrasiyi bağışlarken rantı kendine ayırıyor. Nasıl olsa bu mezarlıkta demokrasi para etmez, çünkü bu karanlıkta insanlık beş para etmez.
AK PARTİ’nin misyonu Türkiye’yi demokratik uygarlık sistemine taşımak için demokratikleşme sürecini Turgut Özal’dan devralınan biçimiyle devam ettirmekti. Demokratikleşmenin önüne paralaşma geçince demokratik süreç tıkandı, para muslukları rantçıların ayakkabı kutularının içine aktı.
İnsan olmanın para etmediği yerlerde demokrasi nasıl oluyormuş hiç düşünebiliyor muyuz?
Bu telaşlar bu yüzdendir. Demokrasi ne ise, kim ise gelse de bu karanlıkta kaybolur gider. Türkiye’de olmayan tek fazilet demokrasidir. Cumhuriyet faziletsiz kalınca hortlaklar her tarafı sardı bu mezarlıkta.
Talanlar yapılırken AK PARTİ talanının iman gücü gereği olarak besmele ile talan etmek, talanın ne biçimini değiştirir ne de ahlaki niteliğini değiştirir. Mekke köleci sistemi yaşam biçiminde insanlar, gayri meşru tasarruflara dini meşruiyetler kazandırılarak haram engelinden kurtulur. Bir besmele bir tekbir-Allah bir, al sana helal malın bin bir çeşidi!
Çalarken besmele ile, zina ve yaşı küçük çocuk tecavüzlerini nikahı ile haramdan kurtarırlar. Nereye bakarsanız bakın hile-i şer’iye ile meşgul insan münasebetlerini görürsünüz.
Biz daha önce Tükiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş biçimini anlatırken Anadolu’nun yerli milletlerinin katliamı üzerinde kurulan yaşam olarak ifade etmiştik. Ölüm üzerinde yaşam kuranların iflah olamayacağını belirtmiştik. İşte duyduklarımız, gördüklerimiz bu musibetlerdir!
Ya Rabbim!
Ey acıların içinde inleyen toprak!
Masum milletlerin kanı üzerinde yaşam kurulrmuş!
Nasıl ayak altından kaymaz bu toprak?
Ya sabır ya sabır!
Ne yaptık, neyin bedelleridir bu acılar ya Rabbim?
Bu cumhuriyet, 19.Yüzyılda insanlığın yüzkarası olan nasyonal sosyalizm(faşizm) koşullarının ürünü olarak çıkması sorunlu toplumsal şekillenmeğe neden olurken gericilik yaşam biçimi pusuya yatarak muhafazakarlığın geleneksel karanlığını günümüze kadar aktarılıyordu.
Maşallah mı diyelim, felaketin habercisi mi diyelim?
Osmanlı şeriat düzeninin etkisinde yüzyıllarca uzun süre kalan geniş coğrafya Osmanlının hükümranlık sahalarındaki yaşamı çok kötü etkiledi. Osmanlı Sarayında dönen dolaplar yaşamın acımasız biçimlerinde ortaya çıkmaktadır.
Giyim biçimine kadar eski yaşamın taklidinde muhafazakarlığı sürdüren bu dinamikler gasp edilen ganimetlerin Arap ganimet anlayışına göre yaşatmakta kararlı olan bu dinamikler geçmişin tekrarını ve umutlarında muhafaza ettikleri gerici sistemin pro-tiplerini oluşturma peşindedirler.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

YALANLAR VE KAHKAHALAR

Posted by kaniyasor 9 Şubat 2014

Kani Yado – 09.02.2014: Eskiden teori olarak isimlendirdiğimiz nazari aaa-kaniyado.2becerilere “ilm-i kelam” denirdi. Tabi bu kelam ve ilmi köle ve efendisinin ilişkilerinin dışına çıkmazdı. Yani siyaset de, edebiyat da efendilere köle sadakatinde kalmayı esas alırdı. Köle sahipleri düzenlerinde krallara atfedilen övgülerin dışında gazel, şiir, destan yazan şairler zindanlarda ölüme terk edilirdi.

Şimdi durum çok mu değişti?

Uygar ülkelere bir diyeceğimiz yok ama Türkiye ve çevre coğrafya liderleri tam orijinal ilm-i kelam ölçülerinde  üfürdüklerinde kahkahalara boğuluyoruz. Liderlerin icra ettiği üfürme-yönlendirme sanatı üzerine komedi yazmaktan hoşlanmamak mümkün mü? Siyasi liderlerin başında kabul etmemiz gereken nurani/cübbeli Hoca konuştuğunda yerlere serilmemek için çok çaba gerekir.

Meşhur siyasi, içtima-i ve dini üfürükçülerin fanatik siyasi müritleri kızar diye fazla ileri gidemiyoruz. Başka güçlerin eliyle geri bırakılan toplumlarla alay anlamına da gelen güldürü insanı güldürürken bile insan vicdanını acıtıyor.

Aslında üfürmelerin siyasi, dini ve içtimaî ayırımını yapmaya gerek yok, hepsi bir kategoriye girer. Üfürmeyi kutsal üfürme, kutsal olmayan üfürme şeklinde ayırsanız veya ayırmasanız fark etmez. Birileri buna uyutma sanatı diyebilir, biz üfürme sanatı diyoruz. Güldürürken bile uyutuyorsa amacına varılmış sayılır.

Rabbim liderleri, serokları, ilm-i kelam alimlerini başımızdan eksik etmesin. Onlar var olsun,  yüzümüzde gülmeler, arşı aleme yükselen kahkahalarımız eksik olmasın. Biz olmasak onlar var olmaz. Biz onları başımıza taş olarak yaratıyoruz. Bu taşı biz yaratırız biz güleriz veya uyutuluruz kime ne? Bizim heyecan kaynağımız da bu komedilerdir. Yarattığımız taşlara, kayalara başımızı vururuz veya bu taşlar ve kayalar başımıza çarpar!

Allah liderleri başımızdan eksik etmesin, yoksa hayatta gülemeyiz, hayatta uyku tutmaz gözlerimizi ve uyutulamayız.

Siyasi liderler, siyasi abiler çok yalan üfürürler. Bana yalanın çeşitlerini sorsanız, hayırlı yalanlar ve hayırsız yalanlar diye bölmem. Aynı anlamda kutsal yalanlar ve kutsal olmayan yalanlar ayırımını da yapmam. Bölmek hayırlı bir iş değildir zaten. Yalanın hayırlısı olmaz. İnsanın kendisidir hayırlı veya hayırsız olan. Olmasına olmaz, yalanların komikliğiyle her kes karşılaşıyor ama her kes kahkaha atmasını, uyutulmayı beceremiyor. İşte bütün mesele buradadır. Gülmesini bilmeli. İnsan gülmezse insanın yüzünde gül açmaz.

Bu gerçeğe rağmen biz farklı biçimde yalanı yani üfürmeleri tasnif ederken:

1- Kuru yalanlar.

2- Yaş yalanlar diye tasnif edebiliriz ama konumuz yalanların tasnifi değildir.

 

Yalanlar aldatmanın atasıdır. Siyaset yönlendirme ve aldatma sanatı değil mi? Bu yüzden siyasiler atalarını severler ve bu yüzden siyasette başarılı olanlara “Atatürk” gibi adam derler.. Ataların atası Atatürk deyip geçmeyelim.

Atakürt yaratmasını doğru dürüst beceremeyen Kürd biçareleri bile Atatürk’e sığınarak üfürüyorlar, bizi güldürüyorlar ve kahkahaların içinde boğuluyoruz.

 

Sahiden insanlar günde kaç yalan salladıklarını biliyorlar mı?

 

Hayır bilemezler, çünkü neyin yalan ve neyin doğru olduğunu insan bilemez. Hele toplumu sürü olarak güden siyasilerin biçimlendirdiği insanlar nasıl bilsin? Belki bu bilmezlik kader hanesine yazılarak itibarını koruyor!

Yalan veya doğru olarak kabul ettiğimiz birçok olay görecelidir. Zamana ve mekana göre göreceli olabiliyor, bir zamana veya bir mekana göre doğru kabul edilen bir durum başka yere veya mekana göre yanlış kabul edilebilir.

Ayrıca insanın kavrayıştan kaynaklanan durumdan dolayı doğru sandığı bir bilginin yanlış olması ve bu yanlışı yaşamı boyunca kanıksaması mümkün olabiliyor diyebiliriz.

Kanıksamadan kaynaklanan yalanlar genellikle güldürü konusu için iyi bir malzemedir, ancak bu yalanlar tabulaştırılmış ise bu yalanları güldürüye çevirirseniz etrafınıza bakmak zorundasınız!

Hindistan’da ineklerle alay edemezsiniz, İslam ülkelerinde liderlerle alay edemezsiniz. Bu yüzden diyoruz ki, zaman ve mekan unsurlarını unutmamak gerekir. Cahiliye döneminde liderlerle alay edilemez ama evrimini tamamlayan özgür toplumlarda inek-lider veya insan-liderler kolaylıkla güldürü konusu yapılabilir. İnek ana, sütten kesilen anaların çocukları için üvey anadır. Bu yüzden kutsallığı bir derece daha ilerdedir.

İnsan-lider ise Adem’in soyundadır ve çamurdandır. Bir gericiye “senin liderin güçlü mü?” diye sorarsanız size “evet” diye cevap verir. Güçlü ise kaç beygir gücündedir?” sorusunu yöneltirseniz belayı satın alırsınız!

Siyasi magandalar futbol magandalarına benzemezler savaş ve vuruş biçimleri çok şiddetlidir. Oysa güç bir fizik kavramıdır. Ağırlık birimi kilo olduğu gibi güç birimi beygir gücüdür ve bir beygir gücü 75 kilodur.

Yine bir mümine “Allah her şeyi yapabilir mi?” diye sorsanız gerici “amenna Allah her şeyi yapabilir, her şeye kadir bir kudrettir, her yerde hazır ve nazırdır” der. Tekrar “gerçekten her şeyi yapabilir mi?” diye sorarsanız, bu sefer daha kuvvetli bir şekilde tekbirle Arapça “Allahu Ekber! ” demeyi ihmal etmez.

Siz haklı olarak “Allah her şeyi yapabildiğine göre büyük bir taş yapıp o taşla kendi kafasına vurup kendini yok edebilir mi?” diye sorduğunuz da yalancı çarpılır, çünkü kendine bir şirk yaratmış o şirkin ölmesini, yok olmasını istemez. O “hayır be kafir! Allah kendinden büyük bir taş yaratamaz, kendini o taşla öldüremez” der ve yalancılıktan başka iyi bir müşrik olduğu ortaya çıkar.

Oysa Rabbimiz fizikteki güç birimiyle ölçülemez, çünkü sonsuz bir kudrettir. Beygirin ağırlığı ve fizikte kabul edilen beygir gücü sınırlıdır. Taşların büyüklüğü de sınırlıdır. İnsanlar her zaman başlarına taş yaratırlar ama bu durum Rabbimiz için söz konusu değildir. Rabbimizin rahmeti, canlıları yaratma yeteneği de kendi kudreti gibi sınırsız  olduğu yarattığı maddenin özelliklerinde fark edilebiliyor.

Çöl bedevileri Rabbimiz İsa’nın babası yapar, Arap bedevisi onu gökyüzünün 7. katında oturan bir Neron biçiminde  görüp bir korkuluk olarak tanımlar. Yani müşrikler Rabbimizin arayışına çıkarken yolda bin bir şirk yaratarak yolculuğuna devam eder ve yattıklarına dört elle sarılır.

Yalanların ürünü olan şirkleri yaratmak yalnız putperestlikte dünya birincisi müşrik Mekkeli Araplara mahsus değildir. Her yörenin siyasileri de lider-şirk yaratarak secdede kalırken bin bir yalanın dumanı altında büyüleniyorlar ve şirklerin ayak bastığı toprağı tebarik diye yemekten kendilerini alıkoyamıyorlar…

Biz, kundır kafalılar yüzünden ağzımızı açamıyoruz! İnançlara saygı, seroklara saygı, liderlere saygı, keroklara saygı, şirklere saygı! Kendimizi sıka sıka kaburgalarımız kırıldı desek yerindedir!

Kürd aydınları lal oldular korkuların tozu dumanı içinde. Gerçeklerin önü perdelendiğinden gözler görme yeteneğini kaybetti, bu durum küfürdür yanı örtülüdür. Müritler sadece ezbercidirler, bakar kördürler. Ulu hakanların ayetlerini ezberleyip dururlar. Onlar hiç bir sınıfa girmezler. Öldüklerinde ne cennete giderler ne de cehenneme, wêlwêl deresi denen bir yer varmış, orada ikamet edeceklermiş diye tahmin ediyoruz ama takdir Rabbimize aittir.

Saygıya/secdeye alıştırılmış kölelerin zorunlu itaatlerinde efendilerine karşı secdede kusur etmedikleri ve biri birilerine karşı sevgi yoksunluğunda bir yaşam biçimi oluşturmuşlardır. Bu durum daha çok sadece müşrik şeriatlarında görülmüyor, sağ ve sol diktatörlüklerde de görülmektedir.

Diktatörler ve diktatörcükler saygı kavramını çok kötü kullanıyorlar. Hele rüyalarında bir şirk/put, onbaşı, general olanlar, hayatları boyunca en zirveye tırmanmak için yapmadığı oyun, dilemediği saygı, satmadığı ve tahrip etmediği değer kalmıyor.

Saygı kavramı iflas ettiğine göre biz “saygı” kavramı yerine sevgi kavramını kullansak olmaz mı?

Ama bir şartla siyasilere sevgi olmaz. Siyasiler sevilse arpa yemiş eşek gibi şişerler.

Mantıken sevgi kavramını Rabbimizi tanımlamak için, O’nu ve onun eserlerini korkuluk olarak görmemek için sevelim. Canlı katletmek Rabbini tanımamak, canlılar arasında, insanlar arasında bölücülük yapmak gerçeklerin üstünü örtmek demektir.

Büyüklerimizi de küçüklerimizi de sevelim. Saygıyı çöpe atalım ama mağruriyetin tuzağına düşmeden sevgiyi besleyelim. Sevgiler çiçek çiçek olup her tarafı çiçeklendirsinler. Dağlar kadar büyüsünler, aralarında ırmaklar geçen ovalar kadar açılsınlar, sevda olsular, renk renk çiçek açsınlar gönül bahçelerinde….

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ÖCALAN – MİT – SİLİVRİ ÜÇGENİ

Posted by kaniyasor 7 Şubat 2014

Kani Yado – 07.02.2014: Kürdlerde bir atasözü vardır. Bu yaşam ölçüsü atasözü “Em aaa-karanlik-kirmizi2.wwwkaniyasordibêjin hurç vaye, ew dibejin rêç vaye”  şeklindedir. Abdullah Öcalan’ın görüntüleri neden bu kadar ilginç görülüyor?  Sahiden bu görüntü mü çok ilginç yoksa balıklama bu video görüntüsünün üstüne  atlayan siyasal isterikler mi ilginç?

Biz görüntünün ortaya çıkmasında  hiç acayip bir şey görmedik ve hiç bir kıymeti harbiyesi olmayan bir haberdir. Yarım yüzyıldır bu ortam seyrediliyor, süreç içinde Sovyetler dağılıyor, sınırlar değişiyor, yeni devletler ortaya çıkıyor. Türkiye’de  Kenan Evren’in militarist Ergenekon’u, kendine karşı şiddet ortamını yaratılıp Kürt karşıtlığında ikinci defa Türk milleti yaratıyor, bu çaba Kürdlerin  Türkiyelilik Ankara  rant sokaklarına çevrilmeye neden oluyor, biz yeni mi uyandık?

Hele fırsattan yararlanıp yeni bir siyasal dinamik yaratıp güç olmak isteyen yeni rant isterikleri çok heyecanlandılar. Boşuna heyecanlanmayın! Bu dengeler, bu  videolar, bu adalar, bu silivriler bu sivrilikler sizi çok aşıyor. Bu videolar bir aktöre son verip yeni aktör yaratma nedenine dayanmıyor.

İmralı Adası’ndan bundan sonra sivil hükümetler sorumludur. Bunun resmi prosedürü bitti, sonuç alındı. Bundan sonra Ergenekon sivilleşen Öcalan’a saldıracaktır. Sivil Hükumet’e bağlı MİT Silivrideki tutuklu generallerle sivil politik güce katılması için anlaştıktan sonra yeni bir yasa ile serbest kalacaklardır. Bu durumlar değişen dengelerle ilgilidir.

Eğer  Fetullah Cemaati ve Doğu Perinçek’in sol ulusal cemaati aynı anda gürültü çıkarıyorlarsa güçlü bağlantılara sahip oldukları içindir, her iki güç de cunta’nın ürünüdür. Parasal güç bizzat Kenan Evren’in elinden sağlandığını  hafızasını kurcalayanlar hatırlayacaklardır.

Öcalan-MİT-Silivri üçgeninde meydana gelen olaylarda sadece Öcalan’a dikkat çekilmesi Kürdlerin siyasette ne kadar geri olduğunu gösteriyor. MİT- Öcalan görüşmesini Barış ve Çözüm olarak topluma yansıtılmasının doğru olmadığını, İmaralı Adasının Genelkurmaydan devredilip sivilleştirildiğini makalelerimizde defalarca açıkladığımız halde Kürdler “odunum odunum” demeye devam ettiler! Sizin bu odunuz ne kadar kıymetliymiş meğer!

Her kes hipmo-propagandanın rüzgarına kapılıp “Barış ve Çözüm!” olacak saplantısına kapılması toplumsal irade gücünün ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. Bir kağıt gibi rüzgara kapılıp savruldu! Bekleyin bakalım lider-tanrılar size şefaat dağıtacaklar!

Bin bir emeklerimizle, bedellerle ortaya gelen yayınlarımız sanki MİT’in avukatlığını yapıyorlardı. Söylemleri TC’yi yaraladığı için İsmail Beşikçi hocaya aşağılayıcı eleştiriler eksik olmuyordu.

Biz toplum olarak böyle mi olmalıydık?

1980 öncesinde TC derin devletinin askeri inisiyatifi güçlendirmek için askeri darbeye  gerekçe olabilecek şiddet unsurlarını ürettiği gibi, 12 Eylül askeri darbesi kendi dayanaklarını yarattı. Bu dayanaklarla Türkiye askeri vesayetli bir döneme girdi. Fetullah cemaati bu sırada ne oldu da bir devlet gücüne ulaştı ve sol milliyetçi paramilitarist güç olarak  yapılanması bu devrede  tırmandırıldı?

Bir anda Rabıta’nın tılsımıyla yediemin Kenan Evren’in marifetiyle devlet gücüne ulaşan cemaat, iman gücüyle bu güce ulaşmadı. Dünyanın baskısıyla seçime giden Kenan Evren askeri saltanatı, iktidarı ele geçiren dört eğilimli sivil mutabakatın Turgut Özal’ın öncülüğünde ANAP’ın sivil iktidarını başarısızlığa itmek için ve Kürdleri kendilerine karşı savaştırma başarısı cuntanındı ve  Türkiye’yi sürekli TSK’ya muhtaç edilmesi bir strateji olarak Genelkurmay tarafından benimsenmişti.

Ergenekon terör örgütü Türkiye üzerinde vesayeti amaçlıyordu. Kürdleri kendilerine karşı savaştırma becerisi de bir yapay süreçti ve ele geçmez fırsatlar yaratılarak bunda çok başarı sağlandı. Kürdler  kendine karşı savaştırılarak Anadolu’daki tüm halklar Kürdlerin karşıtlığında ve düşmanlık dinamizmi içinde Türklük bilinci yaratılıp birleştirilerek Türkiye cumhuriyet tarihinde ikinci bir defa kuruldu.

Siyasi amigolarının taraftar psikolojisiyle gerçekler anlaşılmaz. Kürd ulusal Mücadelesinin aldığı yaralar, devletleşme  gereksinimi, toplumsal özgürlük  sorunları basit taraftarlık anlayışlarıyla karşılanamaz.

Dünya dar görüşlü insanların mantığı gibi küçük değildir. Değişen koşullarda değişen Ortadoğu dengeleri ve imansızlığın para gücüyle güçlenen cemaatin yerinden kayması Ak Parti’nin yeni denge arayışını kavramak için emir ve talimatlarla, asker, düdüklerle hop oturup kalmakla gerçekleri kavramak zorlaşıyor.

Biz bildiğimiz mevzuları kanıtlarla anlattıktan sonra başkalarının hangi amaçlarla görüntüleri teşhir ederlerse etsinler ilgimi çekmiyor. Bir arkadaşımızın erkenden rastlamasıyla bize paylaştığı halde biz haber yapma gereğini bile duymadık. Öcalan Topal Doğu Perinçek’ten kopup sivil siyaseti benimseyerek onardan koptuğu zaman mı hain sayılıyor? Bu ne biçim saçmalık!

Pusuya yatmış, fırsat kollayan yeni diktatörlerin tuzağına düşmeyeceğimize inanıyorum. Tekçi sistemden canımız çok acıdı. Tek adam hakimiyetini garantiye almak isteyen bir sistem Kürdleri gittikçe dünyanın gözünden düşürüyor, güvensiz duruma getiriyor.Yeteri kadar canımız acıdı.

Toplum konuşmalı, “liderler böyle yapmış, şöyle yapmış, böyle ferman buyurmuş, böyle yakışıklıymış” şeklindeki köle  zihniyeti Kürdlere bir şey kazandırmaz, basitleştirir ve bitirir. Dünya artık bireyden sağlam ve özgür duruş beklediği gibi uluslarda da iradesine sahip, liderlerin duruşuna ihtiyaç duymayan uluslar görmek istiyor.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »