kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Nisan 2014

Demokrasi Ve Elazığ Tımarhane Firarisi

Posted by kaniyasor 30 Nisan 2014

Kani Yado – 29.04.2014

İnsan belli bir toplumun  içinde yaşadığında aldığı siyasal ve sosyal biçim ile ileri  toplumaaa-kaniyado.2 ilişkilerini çözemez. Elaziz’de Tımarhaneye giden cadde üzerinde akşam iş çıkışı vaktinde trafik sıkıştığında trafik polisi kontrol noktasında beklerken bir bayan Elazığ mutaassıp bayan usulü badi badi kırmızıdan geçiyor.  O esnada  Polis memuru:

-“hey nereye gidiyorsun bayan!” diye bağırınca, bayan:

-“sana ne be kardeşim? Ben kaynımın evine gidiyorum” der.

Trafik lambalarındaki kesk û sor û zer, yani yeşil-kırmızı-sarı ışıkların bilinmesinin demokratik  yaşam biçimini de bilmek olduğunu anlamak Osmanlı şeriat mezarlığında yaşayan toplum için çok uzak bir ihtimaldir.

Baş döndürücü ileri gelişmelerle birlikte geriliğin toplum üzerindeki hakimiyetinin oluşturduğu geleneksel yaşam biçimi muhafazakarlığı kuyulaştırmıştır. Kendine ilericiyim diyenler de  kendinde özgü muhafazakarlığın içinde saplanıp kaldıklarını üzüntüyle görüyoruz her gün.

Sosyal medyanın toplumun hizmetine verilmesi henüz yenidir. Daha evvel çağın bu etkili iletişim araçlarının yarattığı imkanları kullanarak dünyaya bu denli açılmanın imkanları olmadığı için biz ancak en yakın ilişkileriyle yetiniyorduk. Bu sınırlı koşullarda  geniş bir coğrafyanın özelliklerini öğrenme imkanı olmadığı gibi toplumu etkilemek için geleneksel araçların etkisi kısmiydi.

Bir araştırma, inceleme konusunu ele almak için maliyeti yüksek bir sorumluluğun altına girmek gerekiyordu. Şimdi biz bilgisayar üzerinden dünyanın her tarafına ulaşma imkanlarına sahip oluyoruz. Her konuda doğru bilgilere ulaşmak için elde edilecek verilere sahip olabiliyoruz.

Bizim nesil, ilkokula başlama yılını  başlangıç yılı olarak aldığımızda 60 yıl önce dünyayı köyümüzün ufku kadar görebiliyorduk ancak. Daha sonra orta ve yüksek öğrenim için yaşamak zorunda olduğumuz kasabaların ve şehirlerin ufku kadar genişletebildiğimiz zamanlarda akl-ı baliğ olduğumuzda günümüzün 7 yaşındaki çocuklar kadar bir düşünce kapasitesine sahiptik.

Altmış yıl önce henüz asfalt yolları görmemiş, taşıma araçları olarak kağnı arabaları gözümüze çarpıyordu. Kağnılarda bilye veya yağlama ile sürtünmeyi asgariye indiren imkanlar olmadığı için bu günümüzün siyasi fanatikleri gibi boş teneke gürültüsü kadar rahatsız edici teker gürültülerini duyardık.

Her kes geçmişi öğrenmek için tarih kitaplarını okurken biz yaşadığımız  altmış yıllık sürede gördüğümüz ve olayların canlı şahitlerinden duyup öğrendiklerimizle  üç yüz yıl geçmişe ulaşma imkanını buluyoruz.

Dünyanın en talihsiz alanlarında  yaşadığımız bu yörelerin derin çelişkilerini görme imkanlarımız vardır şimdi. Geniş bir alanda gerçekleşen Arap işgal ve talanlarından sonra toplumlar on dört asır içinde girdikleri yaşam ezberlerinde uzun bir sürede mayalanan kendi öz  kültürel değerlerini kaybederken buna eşdeğer yeni bir insani kültür gelişmediği gibi kendi değerleriyle uyuşmayan yeni ilişkiler bu toplumları dejenere ederken uyum sorunlarını da birlikte yaşadı.

İslam coğrafyasının insanları yaşamın üretime dayalı pratiklerinin yerini çöl yaşamının yalana, talana, meşru olmayan tasarruflara dayalı ilişkiler gelişti. Ayrıca buna uyumlu büyük bir parazit sınıfın ortaya çıktığına şahit oluyoruz.

Nazariyeler anlamaktan ziyade ezberlere dayalı olduğu için bu ortama uygun toplumsal  özellikler ortaya çıkıyordu.

Türk, Kürd ve komşu toplumların hepsinde gördüğümüz gibi yargılar, önyargılar, günlük konuşmaların düşünce mantığı tamamıyla ezbere dayalıdır. İnsanlar dinden bahsederler dinleri öğrenmezler, politikadan bahsederler politik bilimleri merak etmeyip sadece önderliklerin tuzağında  o ortamın ezberlerinde kalıp emir ve talimatlarla askeri istikametlerle, askeri düdükle yürürler.

Mesela Şeriata karşı olan milyonlarca sağ ve sol görüşlü insanlar Şeriatı okumamışlar. İnsan bilmediği bir konuya nasıl karşı çıkar?

Marksist olduğunu söyleyen sosyalistlerin içinde çok az kişi Marks’ı okumuştur. Marks’ı okumayan insan nasıl Marksist oluyor ve Marksı okumayanlar nasıl Marksizme karşı olabiliyor?   Bu tuhaflıklar bölgemiz insanlarının yarattığı manzarayla ilgilidir. Biz toplumsal felaket diyelim, siz toplumsal kader deyin! Biz bu  yaşama tımarhane yaşamı diyelim, siz ıslahat deyin!

Gerçekten Türkiye’yi ve bu bağlamda Kürdistan’ı  yeniden incelemek gerekir. Sadece kuru kafa Türkiye’ye karşı olmak yetmiyor, kuru kafa Türkiye’ye yandaş olmak da yetmiyor. Türkiye’yi açık hava tımarhanesi diye tanımlasak acaba yanlış mı olur?

-Ak Partililere soruyorsunuz, sütten temiziz diyorlar

-Ak Parti muhaliflerine yani CHP ve MHP ve bunların Kürd versiyonlarına AKP’yi soruyorsunuz, talancı rantçı diyorlar.  Peki, siz nesiniz?  Akupak mısınız acaba?Tertemiz mi yani?

-Kürd mirlerine sorarsınız, beş dakikada Ulusal Parti kurduklarını ve bir saatte cumhuriyeti ilan eden Mustafa Kemal’den rekoru aldıklarını söylerler.

-Ergenekoncuya sorarsınız, TC için milli görev yaptıklarını, İmralı’daki adam bizden ayrıldı, haindir diyorlar.

-Kürde sorarsınız, benim serokum kahramandır, onu tartıştırmayız diyorlar

-Türk soluna sorarsınız, “devrim ya yarın ya da yarından yakındır” derler! Türk ırkçı sol ve sağ faşistlere sorarsınız bütün dünyayı Türkleştirmek içinde olduklarından dolayı çok meşgul olduklarını söylerler!

Hala cemaatler şeklinde  devam esen eski yaşam biçimi, Osmanlı düzeninin öngördüğü yaşam tarzıdır. Arap yaşam biçiminin binlerce yıllık geçmişi ile birlikte İslamiyet ile  yeni bir barbarlık ivmesini aldıktan sonra günümüze intikal ettiği gerçeği her kes tarafından bilinmektedir.

Yavuz Sultan Selim Han’dan itibaren Arap barbarlığını devralarak günümüze kadar  gelen Osmanlı İslam kültürü ve misyonerliği cumhuriyetin ilan edilmesiyle yok olmadı. Arap İslam kültürü İslam öncesinden binlerce yıllık gerilikle beraber  İslamiyet’e intikal etmesi gibi, Osmanlı Kültürü cemaatler şeklinde bu geriliği  günümüzdeki Türkiye Cumhuriyetine intikal etti. Kürdler de bu Osmanlı karanlık mezarlığından yüzde yüz nasibini aldı!

 

 

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KÜRDLERİN DEVLETLEŞMESİNİ ENGELLEME OYUNLARI

Posted by kaniyasor 26 Nisan 2014

Kani Yado – 26.04.2014

Biz Kürdler olarak amacımız komşu Türkiye’nin iç işlerine karışmak değil, Kuzey Kürdistan Türkiye tarafından işgal edildiğİ, bize aaa-karanlik-kirmizi2.wwwkaniyasorçok acımasızca karışıldığı için ve Kürdleri ilgilendirdiği kadar konuyu ele almayı amaçlıyoruz. Şimdi biz sömürge toplum olarak işgalci ve talancı Türkiye Cumhuriyetini reforme etmek, demokratikleştirmek, kurumlarının sağlıklı işleyişini sağlamak diye görevlerimiz yoktur.  TC güdümlü  bazı memur Kürdler Türkiye’yi esas alabilir ama biz ulusal haklarımızdan vazgeçebilecek kadar biçare değiliz.

Biz, TC siyasetinin lehine yönlendirilen Kürdlerin seçim heyecanıyla sokaklara düşüp ulusal sorumluluktan uzak fanatik  eğilimleri görünce Kürdlerin nasıl oyuna gelip sistemin ayakta kalmasını  oyuna nasıl geldiğini farkettik. Bu durum MİT’in Kürdlerin boynuna astığı Türkiyelileşme politikasının oyununa gelindiğini gösteriyor.

Türkiyelileşme üzerinden Türkleşme projesinin azar azar verilen bir zehir gibi nasıl etki yaptığını gösteriyor ve aynı zamanda  kendi işgalcisinin  demokrasisine dinamizm katıyor!

Türkiye’nin yüzünü ak çıkarmak Kürdlerin görevi mi?

Kürdlerin ulusal sorunu vardır. Kürd bireyinin özgürlüğü, kendi ulusal sorununu demokratikleştirme görevleriyle ilişkili olduğu halde Kürdler derin müdahalelerin marifetiyle Türkiye’ye yamandırılıyor.

Yamama konusunda en isabetli araç olarak Türk Kemalist sol figüranlar kullanılıyor ve Kürdler de bunların peşine takılmaya çalışılıyor. Kürdleri TC resmi ideolojisinin  kuyruğuna takılmak için HDP’ye zorunlu geçiş yapılmakta hayli hızlı davranıldı! Çalışmaların MİT Müsteşarlığının başarısı olduğu muhakkaktır. Bu başarıyı ‘barış süreci’ ismiyle Kürdler alkışlarlarsa baltayı kendi ayaklarına vururlar.

MHP-CHP ve koltuk değneği olarak HDP kardeşliğinde koalisyon dönemiyle Kürdler için yaratılan sahte umutlar yeni biçimlerle tekrar adalardaki yeni seanslarda MİT ile istişareler yapılarak gelecekte Kürdleri oyalama projeleri hazırlanıyor.

MİT talimat verir Kürdler  umutlanır. Bu ne biçim politika! Böylece Kürdler ulusal taleplerinden vazgeçirilerek düşürülmüşlüğe yavaş yavaş alıştırıldıkları ortaya çıkıyor. Bu durum, canlı bünyenin yavaş yavaş zehire alıştırılması gibi sömürge yaşamına alıştırma olayıdır.

Bizim dünya ilerici hareketine karşı sorumluluğumuz vazgeçilmez sorumluluktur. Ortadoğu ve Yakındoğu gerici yapılanmasına karşı dünyaya karşı da sorumluluğumuz vardır.

Kürdler dört parçada ulusal birlik sağlayamadığında bu sorumluluğu icra etme imkanlarına sahip olamazlar.

Kürdler, TC Kemalist sisteminin ayakta kalmasına, sağlığına kavuşmasına, demokratikleşmesine çalışmak ne anlama gelir? Kemalizm başlı başına dünyanın tasfiye programına aldığı faşist bir beladır. Biz sömürgeciğe karşı çıkıp kaderimizi tayin etme hakkımızı kullanmayı esas almalıyız. Onların demokratik cumhuriyeti bizim için ölümdür. Kürdler kendi ölüm fermanının altına kendi imzalarını atamamalıdırlar.

Onların faşist sistemi onların başını yesin! TC devleti gasp edilen Anadolu yerlilerinin kanı üzerinde kuruldu. Bu devletten, döktüğü kan için özür dilemesini istemeyeceğiz. Kurucu gaspçıların varisleri, yetimlerin tüm menkul ve gayri menkullerini geri vermeleri gerekiyor, yani gasp ettikleri topraklardan çekilmeleri gerekiyor.  Siyasi anlamda özür dilemelerin huki dayanağı olmadığında sadece oyalama olarak anlaşılmalıdır. İşgal edilen tüm gayrimenkullerin sahiplerine devredilmesi gerekiyor.

Adaletin tecelli etmediği bir coğrafyada erdemli bir yaşam kurulamayacağı için biz kimsenin erdemsizliğine demokratik anlamda olsa bile ortak olamayız ve bu utancı paylaşamayız.

Anadolu coğrafyası, Osmanlı şeriat düzeninin neden olduğu karanlık mezarlığı biçimindeki yaşam için, İkinci Dünya Savaşında faşizmin yenilgisinden sonra Avrupa’nın çöpe attığı çağdaş olmayan siyasal yaklaşımlar cazip geldi. Büyük Ekim Devrimine karşı geliştirilen nasyonal sosyalizmin hem sağda hem de solda cazip gelmesi ve  örgütlerin bu esaslarda tekçiliği, tek diktatör hakimiyetini benimsemesi komik olduğu kadar düşündürücüdür.

Diğer İslam ülkelerinde de geleneksel diktatörlükler yerine bu yeni tip diktatörlüğün yaygınlaşması da aynı nedenlere bağlı olduğu muhakkaktır diye düşünüyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti uluslaşma sürecinde devletleşti. Bir ulus devletleşmedikçe dünya devletleri ailesinin bir üyesi olamaz. Temsili konumlar ise geçicidir. 40 milyondan fazla olan  bölgemizin sayısal olarak en büyük ulusu konumunda olduğunda bile Kürdlerin devletleşmesi tartışma konusu ediliyor.

Kürd devlet olmamın veya olmamanın faydaları üzerinde tartışmamalı. Devletleşmenin  kötü olduğunu tartıştıranlar Türk İstihbarat birimleridir. Avrupa’da biz bir günde bir kaç devlet sınırlarının kaldırıldığı ülkeleri gezebiliyoruz. Hiç biri de kötü değildir. Peki, neden devletleşmek Kürdler için kötü olsun?

TC istihbaratının yönlendirme aklı kendilerine kalsın, aydını bu konuda doğru tartışmalıdır. Çünkü aydınlar bu konuyu biliyorlar ve Kürd milli meselesinin ve Kürdlerin kendi kaderlerini belirleme haklarının evrensel hak olduğunu biliyorlar.

Bu konuda net olmayanlar Kürd olduklarından şüphelenmeliyiz. TC’nin Kemalist yönlendirme siyaset gücünü Kürd siyaseti boyutunda savunanlar kendi ezberlerinin dışına çıkıp biraz kendilerini sorgulamalıdırlar. Yurtseverliklerinden şüphemiz yoktur ama çok kötü yönlendirildiklerini anlamalıdırlar artık!

Aydınlarla bu yönlendirilmiş mağdurlar ve yönlendiren misyonerleri ayırmak gerekiyor. TC bir devlettir, bu devletin Kürdlerin devletleşmesini engellemek için her türlü çalışmaları ve yönlendirme faaliyetlerini sevk ve idare etme hakkı vardır.

Kürdlerin de TC’nin oyununa gelmemek için bölgede önemli bir güç olma, devletleşme hakkını kullanması gerekiyor. Bireylerin, örgütlerin, devletlerin özgürlüklerinin bir sınırı vardır ve bu sınır içinde haklarını kullanırlar.

TC, Kürdlerin bağımlı kalması için bu denli Kürdlerin beyinlerinin içinde hakimiyet kurduğuna göre Kürdler bu bağımlılıktan kurtulmak için TC’nin Kürdlere biçtiği tekçi sistemleri, başına geçirilen tek diktatörlüğü, yönlendirilme cazibelerini yerle bir etmelidir. Ulusal özgürlüğü esas alıp devletleşme haklarını kullanmak için tüm Kürdlerin birliği esasında mücadele verirken TC’nin parçalar arasındaki kışkırtmalara karşı birliği pekiştirerek cevap vermelidir.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TEK İRADE ÇUVALINI TC KÜRDLERİN BAŞINA GEÇİRDİ

Posted by kaniyasor 21 Nisan 2014

Kani Yado – 21.04.2014

Her ne kadar “başa çuval geçirme” olayı Amerika generalinin Güney aaa-kaniyado.2Kürdistan’a konumlanan Türk subaylarının kafasına geçirilen çuvallarla  gündeme geldiyse de aslında kafaya çuval geçirmenin tarihi çok eskidir ve siyasal örnekleri çoktur.

Ayrıca, Türk devletinin Kuzey Kurdistan Kürdlerinin kafasına geçirdiği tek irade çuvalı oldukça onur kırıcıdır.

Kemalizm Avrupa ulus-devlet modasının ithal şeklidir. İtalya faşizmi ve Almanya nazizminin tek irade sisteminin Türkiye koşullarındaki uygulaması Kemalizm olduğuna göre Kemalizm’in Kürd siyasetine yansıyan tek irade politikasının menşei aslına münhasırdır.

TC, tüm siyasal başarılarını askeri deneyimlerinden aldığı tecrübelerle elde etti. TC Devleti, pimi çekilmiş el bombası gibi tek irade despotizmini Kuzey Kürdlerinin eline  vermeyi başarmıştır. Kürdler bu lanetlik tek irade bombasının pimini bıraksa bir bela, bırakmasa  başına bela! Çözün bakalım nasıl çözersiniz!

Devletlerin derin politikalarının  yönlendirme biçimi son yüzyıldaki gelişmelere paralel olarak eski deneyimlerin zenginliğinde devam ettiğini söyleyebiliyoruz.

Anadolu’nun Avrupa için jeopolitik önemi çok fazla olduğu için başta Ermeniler olmak  üzere birçok Anadolu yerli halklarının  soy kırımına neden olduğu gibi şimdi ise Kürdlerin başına tek irade çuvalını geçirerek Kürdleri gülünç duruma sokmaktadırlar.

Anadolu’da yaşayan 20 milyon Kürdün canını alsaydılar da onurumuzla oynamasaydılar.

Eski dönemlerde de hangi ülke zapt edilmek istenmişse önce  o ülkenin halkının kafasına din çuvalı geçirilip ruhu tutsak edildikten sonra o toplum yumuşatılır ve kolaylıkla işgal edilirdi.

TC Kemalizm dinini Kürdlerin kafasına geçirmekte zorlanmadı. Toplumsal irade teşekkül etmediği için bir kişinin tercihi belirleyici olabiliyor.

İslam toplumların anlayışında her şeyin Allaha ait olduğu ve her şeyin Alallah adına tek irade tasarrufta bulunabilir. BU yüzden bu mezarlıklarda diktatörler  kolaylıkla tek belirleyici irade olabiliyor.

Mustafa Kemal, birçok milletin asimilasyonunu hedef alarak katliamdan arta kalan ve Osmanlı Şeriat düzeninde ümmetçiğin ölü hale getirdiği milletlerin birliğinden Türk ulus devletini oluşturdu.

Kürdler sırtını Kürdistan’ın doğal özgürlük yamaçlarına dayadığı için en azından anadilini kaybetmedi henüz. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümetlerinin telaşları bundandır! Bütün gürültüler, tek irade çuvallarının başa geçirilmesinin sebebi budur.

Yönlendirilmiş toplum iradesizleşerek  “başıma geçirilmiş çuvalım tek  irademdir” demekten çekinmiyor. Acaba TC, bir milleti böyle basitleştirmenin hesabını vermeyecek mi?

Kürdistan’ı sömürge statüsünde kalmaya  zorlayan TC siyasal misyonerleri ikinci bir zorlayıcı etken ile “demokratik ulus” sloganıyla Kürdleri  Türkiyelilik politikası üzerinden Türk ulus kapsamına dahil etmek için teorik ve pratik  anlamda alıştırma/ısındırma gayretindedirler. Böylece, Türkiyelilik politikasıyla TC sömürge devletine meşruiyet kazandırılmak için TC devleti tarafından ve TC’nin lehine  sonuç alabilecek ayarlar verildiğini her  koşulda görebiliyoruz.

Kürdlere hiç bir zaman kimse Kürd ayarı vermedi. Belki bölge dengeleri buna gerek duymadı. Belki de Kürdler milli özelliklerini ümmet anlayışına kurban ettikleri için ciddiye bile alınmadılar.

İran üzerinden Şiiler Kürd Alevilere Alici Şii ayarı verilmiş, Osmanlı Kürdlere Ehl-i Sünnet Arap ayarı vermiş, Şimdi ise Cumhuriyetin kuruluşundan beri verilmiş ayara ek olarak MİT tarafından Türkiyelilik üzerinden Türklük ayarı veriliyor.

Şimdiki derin ayar 1970’lerin başından itibaren12 Martçı ekip olarak 1980 de olgunlaşıp Kenan Evren hareketini oluşturan güç tarafından yeni ayar verildi. Ayarlanmış Kürdler 1984’te anti sivil harekete dönüşerek TSK’nin iktidarda kalmasını sağladı.

Türkiye,1998’de uluslararası Gladyo tasfiyesine uğradıktan sonra Kürdlere yeni bir ayar daha verildi. TC şimdilik bu ayarla idare ediyor. Değişen koşullara göre Kürdlere ayar verildikçe Kürdlerin siyasal dili de farklılaşıp hem teorik hem de pratik alana yansıyor.

Eğer iyice incelenirse Türkiyede sağ, sol, dinci hareketler dahil tüm Kürd ve Türk siyasal dinamikler ayarın dışında kalmamış. PKK’ye muhalif olanlar da Türkiye tarzı muhalefet olarak göze çarpmaktadır.

Umudunu liderlere bağlayan veya liderler tarafından kaderleri değiştirilebilen toplumlar sanırım hem kendilerine hem de dünyaya hayırları olmaz. Liderlere takıntılılık hiçleşmenin neticesinde hasıl olur. İradesi elinden alınmış toplumlar kendilerini özürlü gördükleri için kendilerini kurtaracak bir şirkin beklentisi içinde olurlar. Ya geleneksel olarak ” ya Xızır yetiş imdadımıza!” derler, yada umudunu  tek siyasal iradeye bağlayarak umudun azizliğine uğrarlar!

Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürdlerin kafalarında tekçi sistemin karakollarını inşa etmeye devam ediyor. Tek iradeyi çuval gibi Kürdlerin  kafasına geçirerek Kürdlerin Türkiye’ye bağımlı kalması hedeflenirken, Kürdlerin Türkiyelilik potasında eritilip eritilmeyeceğini zaman gösterecektir. Bu sinsi oyun Kürdler tarafından anlaşılırsa nasıl tepki göstereceğini henüz kimse kestiremiyor.

TC, Kürdlerin beyinlerinin içinde hakimiyet kurduğuna göre Kürdler çok kötü yönlendirilmişlerdir. Bu bağımlılıktan kurtulmak için TC’nin Kürdlere biçtiği tekçi sistemleri, yönlendirilme cazibeleri yerle bir edilmelidir. Kürdler özgürlüğü esas alıp devletleşme haklarını kullanmak için tüm Kürdistan parçalarının birliği esasında mücadele verirken TC’nin parçalar arasındaki kışkırtmalarına karşı Kürdler kendi birliklerini pekiştirerek politikalar üreterek  cevap vermelidir. Cemal Paşa’nın oğlu paşazade Hasan Cemal boş durur mu sizce?

 

 

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Dersimin Kızıl Saçlı Çocuğu

Posted by kaniyasor 17 Nisan 2014

Süleyman Doğan

Çocukluğun verdiği enerjiyle henüz dünyadan habersiz yaşta her şeyin oyundan ibaret olduğu, dünyanın da senin yaşadığın küçük bir coğrafyada suleymanDogan.alt.kirmizioluştuğunu bilirsin. Seninin yanındaki arkadaşın senin için her şeydir. Hatta beraberce oyuna daldığında zamanı unutur. Koşabildiğine koşar , düşer kalkar. Dizin kanasa da parmağın taşa değse de biraz zırlar bir kaç dakika sonra yine oyununa ve rüyalarına dalar gidersin. Ne yazık ki bizim kuşağın ki böyle olmadı.

Bizler çocukluğumuzdan beri tesadüfen yaşadığımızı şimdiki zamanda dönüp geriye baktığında hayretler içinde kala kalıyorsun . Bizler düşe kalka acıyı tada tada, baskı göre göre, haksızlıklara uğraya uğraya, çocuk yaşlarda, işkence görerek, vurulup öldürülerek bu güne geldiğimizi yaşamın ne zalim olduğunu ölümün kıyılarında hep seyahat etiğimizi bilmek ne acı.

Onun içindir ki bu konuda oldukça hassasız. En ufak bir haksızlık ve bir şey sezdiğimizde hemen pireleniriz. Ne olursa olsun, ne pahsına olursa olsun karşı koyarız. Çünkü yüreğimizin derinlikleri acı ve sızılarla dolu. Hele bu zulme baş kaldıran bu çocukların yaşadığı o dönemde sistemle bütünleşmiş, sistemin maşası olan bir tek çıkarını düşünüp yüz çeviren dalkavuklar sitemle uzlaşı gerekçeleri ortaya çıktığında, yani kendilerini garantiye aldıktan sonra hiç bir şey olmamış gibi sosyal mühendisliğine soyunmasınlar!k.lisesi

Bunlar tıpkı Müslüman din istismarcıları gibi ellisinden sonra Müslüman olma çabalarına benziyor. Cehennem korkusuyla ruhaniliğe bürünüp geçmişteki yedikleri haltları unutturup, Allah’ı kandıracaklarını sanarak kendilerini af etmeye çalışan bu kurnazlara hiç tahammülümüz ve toleransımız olmaz.

Hiç bir şey olmamış gibi toplum mühendisliğine soyunmaya kalkışmaları çok gülünç görünüyor. Çünkü bizim dokuya uymaz. Hatta bu kuşağın o güzel ve asi çocuklarına haksızlık olduğunu belirterek bu bağlamda unutmak olur mu hiç? Onları da bunları da yazmak ve tarihe not düşmek bir borçtur.

Her üç yüz atmış beş gün bizim kuşak için acılı gündür. Gün yok ki bir arkadaşımızın ölüm yıldönümü olmasın. Bu kızıl saçlı çocuk da Dersimli. Bu topraklar ne kahramanlar yetiştirmedi ki.adil-can

Kızıl saçlı çocuğun asıl ismi ADİL CAN. Bizim köye komşu olan Dersim-Moxundu-Hılman köyünde dünyaya gelmiş. Ben ilkokuldayken biz Hılman köyüne bir ilk bahar günü okul olarak ziyarete gitmiştik. Bazen de Çoşık Baba denen Ziyaret olarak da bilinen yere gider üç köyün okulunun öğrencileri ( GOMAN, COŞIK, HILMAN) bir ara ya gelir orada beraberce oyunlar oynardık. Mendil kaçtı, goy ço , uzun atlama, üç ayak atlama gibi oyunlar oynardık.

Hılman ilkokulu ahırdan bozma bir yerdi. Onların okulunun durumuna göre biz çok şanslıydık. Bizim okul onların okuluna göre bayağı lükstü. Betondan ve üzeri saçla kaplıydı. Her ne kadar 5 sınıf bir arada tek öğretmenle öğrenim görsek de biz onlardan daha iyi sayılırdık. Ben Adil CAN`ı o zaman tanıdım.

Aynı yaştaydık. Sonraları Karakoçan’da ortaokula giderken yollarımız Tepe Mahallesi’nde bir kaç kişinin beraberce tutuğumuz tek gözlü evlerde komşu olmakla beraber aynı sınıfta 1B ve 2B sınıfında okuduk. Saçlarının kızıl olmasından, yüzünde çillerin oluşundan dolayı biz ona ADOY SOR lakabını karakoçantakmıştık. Hatırladığım kadarıyla oda arkadaşlarından birinin adı Sezayi, biri de yanlış hatırlamıyorsam Topallardan biri olması gerekir. Uzun İsmaillerin evini hemen geçince Amoja Sevli’nin evine varıldığında yol dörde ayrılırdı bir yol Xan çeşmesine, bir yol Cemal Özdemirlerin evlerinin oradan gider, bir yol Hüseyin Tekellerin evlerine doğru gider. Adil arkadaş, Xan Çeşmesindeki yolun devamı olan Tepe Mahllesine dik giden sokakta tek göz küçük bir odada kalıyordu. Benim ev de Amoja Sevlinin eviydi yine tek göz küçük bir oda idi.

Her Hılmanlı çocuk gibi Adil de çok zeki bir çocuktu. Suyundan mı havasından mı Hılmanlı çocuklar çok zeki olurlar. Bizim dönemimizde okullarda hep parlak zekalı çocuklardı genellikle. Adil, hayat dolu neşeli , her fırsatta akşamları yan yana gelip toplanır, Hılmanlılar ve Coşıkların kavgalarından bahsederdik. Çoşıkliler çok espritüel insanlardı. Çosıkliler “biz hılmanlılarla kavga ederken, biz yukarda onlar aşağıda kalıyorlardı . Yukardan aşağıya taş atmak daha kolay oluyordu. Biz Hılmanları taşladıkça . Hılmanlılar aşağıdan ” lo kevırê hûr mavên, kevırê gır bavên, kevırê hûr çavê me tînın der” şeklinde bize bağırıyorlardı.” Bu esprilere çok gülerdik.

Ayni yörenin saf temiz ve yoksul köylü çocukları gibi oyunlar oynar eğlenirdik. Aileden birinin Elazığ’da çalışmasından dolayı Adil arkadaş kaydını Elazığ’a aldı.

Biz bir hafta sonu yine her zamanki gibi, Cuma sabahı kalkıp köyde bir haftalığına getirdiğimiz ekmekten son kalan kırıntıları ve küflüleri ayırarak kalanla kahvaltı yapıp okula gittik. Haftanın son gününde, öğleden sonra okul dağıldıktan sonra kitaplarımızı eve atar atmaz bir sonraki haftanın ekmeğini tedarik etmek için sabah yaptığımız ekmek kırıntılı kahvaltıyla düşüyorduk köyümüzün yoluna.

Yine bu rutin hafta sonlarından birinde ben, Adil bir kaç arkadaş daha beraberce yaya düştük köyün yoluna. Yol dediğimiz mesafe 25 km metre. Tam Badran’a vardık. Köye girdiğimizde bir saç ekmeği kokusu sarmış ki ortalığı sormayın! Belli ki biri taze saç ekmeği pişiriyor. Aç olan karnımızın şiddeti gittikçe artı. Şuradan bir evden ekmek isteyelim diye konuştuk aramızda, fakat kim gidip isteyecek? Hem utangaçlık, hem de o cesaret nerede! Gitmeyi biri birimize havale edip durduk.

Artık açlığa dayanamıyorduk. Tam Badran’ı çıkarken yolun altında tek bir ev var Cemal Abdala doğru. Adil o eve gitti. Biz kimse bizi görmesin diye adeta kaçar gibi ADİLi bırakıp biraz daha yürüdük. Sotaya gizlendik. Tam o esnada Adoy Sor kucağında beş ekmek ve iki baş soğanla çıka geldi. Hemen ormanlığın içindeki suyu gür akan çeşmeye vardık ve karnımızı doyurduk. Soğuk suyumuzu da içtik düştük yolumuza Adil arkadaşın sayesinde aldığımız enerjiyle.

25 km yolu yürüyoruz köye varıyoruz, bir gün kalıp pazar sabahı kahvaltı yapıp tekrar gerisi geriye ekmeğimiz sırtımıza alarak Karakoçan’a geri gelip sabah okula gidiyoruz. Adil ve biz gibi çocukların çocukluğu bu biçimde yaşamın cenderesinde devam ediyordu.

Ben bir kaç sene Adil’i göremedim. 1974’te Elazığ’a gittiğimde Elazığ’da dernekte karşılaştım. O zamanlar Dev-Geç’ten yeni ayrılan Militan Geçlik diye tanımlanan Halkın- Yolu siyasetinin sempatizanıydı. Yani o dönemde biz Adil ile aynı fraksiyonda oluşumuz Adil’i çok sevindirmişti ve bana bayağı ilgi göstermişti. Uzunca Karakoçan’daki maceralarımızı konuşmuştuk. Bu görüşüm son görüşüm oldu; ta ki bir gün -sanırsam 1984 yılı olacak- tv izlerken İstanbul Göztepe’de bir çatışma haberi verinceye kadar. Evet hem karada hem havada helikopterlerle hareket devam ediyordu. Bu yiğit insanın Adil Can olduğunu haberler verince tvnin karşısında çaresizce izlemek zorunda kala kaldım.

Adil dik başlı ve hiç bir koşulda teslim olmayacak karakterde ve cesarette olduğunu ta orta okul yılarında biliyordum. Dersimin tüm özeliklerini ve asilliğini üzerinde taşıyan bir gençti. Adil arkadaş çatışmada yaralı olarak yakalandı. Tv verdiği haberde örgütün üst düzeyinde biri olduğunu sık sık tekrarlıyordu. Tabi ona da şaşırmıştım. Kısa bir süre içinde üst düzeye gelişi Adil’in zekiliğini ortaya koyuyordu.

Bu yakalayışından sonra ben arkadaşlarıyla ilişki kurarak hep haberini almaya çalıştım. Yaralı olmasına rağmen müthiş bir işkenceye tabi tutmuşlar. Adoy Sor bu yaralı haliyle hiç çözülmemiş, Metris Cezaevinde defalarca Şubeye götürülmüş. Adoy Sor hep direnmişti. Sonra hastaneye kaldırılıyor. Hastaneden tekrar işkenceye alınıyor. Adil arkadaşın direnişi yine sürüyor çok kötü bir biçimde tekrar ceza evine kaldırılıyor. Ceza evinde komaya giriyor, hastaneye kaldırılmıyor. Çünkü Adil arkadaş o haliyle tek tip elbise giymeyi reddediyor.

Avukatların mücadelesi sonunda hastaneye kaldırılıyor, fakat iş işten geçmiş . Hastaneye kalktıktan 4 gün sonra 15 nisan 1985 te aramızdan ayrılıyor. Bu coğrafyanın fakir ve yoksul fakat hiç bir baskıya buyun eğmeyen onurlu, yiğit, asi, evlatlarından biriydi Adoy Sor. Bu kahraman insanlar unutulur mu hiç?

Bir düşünürün sözüyle bağlamak isterim.” Savaşırken ölenleri kahraman yapan, ölümleri değil, ölümlerinin sebepleridir.”(N. Bonaparte) Devrimcileri farklı düşünceleri olsa da, ortak yönleri, yaşam biçimleri, ıstırapları, çileleri, insani değerleri daha fazladır. Çünkü her şeyden önce insan olmalarından kaynaklıdır.

Adil CAN Yoldaşın 29’uncu ölüm yılında saygıyla anıyor, O’nun onurlu duruşunu selamlıyorum.

13. 04. 2014
Süleyman Doğan

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

DEVLET ZAYIFLADIKÇA TOPLUM GÜÇLENİR

Posted by kaniyasor 14 Nisan 2014

Kani Yado – 14.04.2014:  aaa-kaniyado.2

Devlet büyüdükçe, güçlendikçe daha büyük, daha güçlü zulmeder. Devlet küçüldükçe toplum büyür, toplum büyüdükçe sivil hükümetler güçlenir. Güçlenen sivil hükümetler toplumun lehine güçlü icraat demektir. Devlet güçsüzleştikçe toplum güçlenir. Güçlü toplumun vicdanı da güçlüdür. Güçlü vicdan adildir. 
Bütün çözümsüzlüklerin nedeni devletin sivil toplum üzerindeki vesayetten kaynaklandığını söyleyebiliriz.
Peki, devletin canavarlığı bilindiği halde devletleşme zorunlu bir süreç olarak değerlendiriliyor, bu çelişki değil mi? Her ne kadar Türk istihbarat güçleri Kürdleri devletsiz bırakmak, Kürdleri devletsizliğe razı etmek için devletsiz yaşamaya yönlendirmeye çalışıyorsa da devletleşme, aşiretleşmekten milletleşemeye, milletleşmekten devletleşmeye giden bir sosyolojik olay olarak değerlendirmek zorundayız.
Devletin soğuk yüzü insanların ihtirasının çirkinliğinden kaynaklanır. Toplumda mevcut olan gerilikler güç olarak organizeli olunca tahakküm etme ortamı sistemleşerek daha kolay bir duruma gelir. Geri geleneksel yaşamda bulunan Güney Kürdistan şimdi devletleşme sürecinin işaretlerini verirken devlete egemen olacağı muhakkak olan serpêçıklerin melek olabileceğini düşünmemek gerekir!
Kuzey Kurdistan’ın sosyolojik yapısı da aynı durumdadır. Henüz örgüt gücü aşamasındayken sırtlarını bu güce dayatanların ne kadar pervasızca hareket ettiklerini görmemek mümkün değildir.
Avrupa devletin tüm kötülüklerin nedeni olduğunun bilincine vararak ödedikleri bedellerden sonra önlem aldılar ve devleti küçültüp halkın irade gücü olarak ifade edebileceğimiz demokrasiyi daha da geliştirdiler.
Uygar toplumlar devletin elini ekonomiden çektirdiklerinde demokratik uygarlığa bir anlam verdiler. Devlet gücünü haksız olarak el koyduğu ekonomiden alır. O zaman ekonomi özgürlükçü ortamda kendi sahibiyle buluşmalıdır.
Devletin eli nasıl ekonomiden çektirilir? İşte meselenin özü buradadır. Faşizm devlet sektöründe güçlenir. Demokrasiye geçen toplumlar ilk elden devlet sektörlerini özelleştirdiler. Bunu basit ifadeyle devletleşme yerine halklaşma anlamına geldiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.
Peki, özelleştirmeler Türkiye’de başladığında Türk solu neden karşı çıktı? Bu çarpıklıktan dolayı, uluslararası toplantılarda, Sosyalist Enternasyonal toplantılarında Türkiye’deki siyasal yapılanmaların dünya ölçülerine benzemediğini ifade etmeleri çok anlamlıdır.
Arap İslam şeriatının ve Kemalizm’in tahrip ettiği insanlık değerlerinden sonra Türkiye toplumunun özgürlüklere ve demokrasiye yabancı olmasının nedeni de bu mevzu ile ilgilidir.
Örgütler devletlerin pro-tipleridirler. Toplum bir taraftan bir devletin zulmünden yakınırken diğer taraftan devletin pro-tipini oluşturan tek tipliliğin tek iradesi durumunda olan otoriteye sevdalanmak insanı umutsuzluğa sevk eden çelişki değil mi? TC tarafından Amerikan generallerinin başına geçirilen çuvallar gibi tekçiliği Kürdlerin başına geçirdi. Kürdler bu konunun mağdurlarıdır.
Dünyada topluma çeşitli taahhütlerde bulunup sonunda toplumu tutsaklık tuzaklarıyla umutsuzluğa düşürmek örgütlerin ve dolayısıyla devletlerin itibarını toplumlar nezdinde sarsıldığı görülmektedir. İnsanoğlu bu konuda kendini sorgulamaya başladı.
Çözümsüzlüklerin derinliğini anlamak için ‘BEN’ i karşına alıp ‘SEN’ sandalyesine oturtup sorgulamak zorundasın: Zulmü ve zalimi insanlar yaratır, yani sen yaratırsın kendi amelinden. O zaman sen kimsin? Hep mağduriyetten bahsedersin, peki, sen ne kadar masumsun hiç düşündün mü?
Kendini kendi aynanda kötü gördüğünde yumruklama, kendin kanarsın, çünkü o sensin, senin kötü amelinin yansımasıdır. Kendin değişirsen görüntün de değişir. O zaman kendinde sakladığın hırçın düşmanını kovala gitsin!
Değişen sen, değişen kafanı yarattığın kayaya vurma. Kendine emek ver, kafanı yor, yorulsun, ter kan içinde kalsın! İşte bu emek senin manevi şahsiyetini yaratır, manevi şahsiyetin seni kurtuluşa götürebileceğinden emin olabilirsin. Diktatörlerin, zulmün kuklası olma koşullarında insanda pozitif kişilik gelişmez, dolayısıyla insanın manevi kişiliği, yani iç dünyası karanlık bir mahzene dönüşür.
İhtirasın şekillendirdiği siyaset, Allah adına yalan söylemenin ismi olan köleci sistemin erkek egemenliği hurafeleri senin maneviyatını geliştirmez. Tam tersine seni hakikat dışı hurafelerle esir alır.
Hurafeler yüreğine indirdiği korkularla ve korkuluklarla seni tutsak eder. Hurafelerin suiistimalcileri, din istismarcıları korkulara esir düşmüş düşkünlerden her zaman ordular inşa ederek yaşamı karartırlar. İnsan için gerekli olan değerleri slogan olarak kullanan bu istismarcılar parazit dini cemahiliye ve cahiliyesi ebedi iktidarlarını kurmak peşindedirler.
Devletin korkunçluğunu, devletlerin zulmünün tarihçesini bilmek için köleci toplum sisteminin din istismarı yoluyla toplum üzerinde bir korkuluğa dönüştüğünü bilince çıkarmak gerekiyor.
Devletin dinleri dediğimiz ideoloji ile din suiistimalcilerin devleti dediğimiz korkuluk toplumu tursak almak için kendi örgütsel yöntemlerini kullanmada hayli deneyimlidir. Bu deneyimden dolayı toplumların sorunlarını esas alan örgütler kolaylıkla devletlerin güdümüne girebiliyor.
Kurtuluş, ihtirasa esir düşmüş vicdanın özgürlüğe kavuşmasıyla mümkün olabilir. Vicdan adaletin namusudur. Vicdansız kalmış toplumlarda adalet tecelli etmez, hukuk kuralları formaliteden ibaret olur.
Sınıflı toplumlarda siyaset, egemen olan sınıfın ve egemen olmak isteyen sınıf ve tabakaların toplumu yönlendirme faaliyetidir. Siyaset toplumla ilgili olduğunda siyaset için toplumda var olan tüm araçlar kullanılır.
Ortadoğu ve yakındoğu coğrafyasının Arap Kültür emperyalizminin istilasına uğradıktan sonra yerel tüm kültürel değerler yok olurken yerine ikame eden Arap yaşam biçimi çekilmez olmakla yetinmiyor, egemen parazit bir sınıf yaratarak bölgeyi karanlığa mahkum etti.
geçmişe bir göz attığımızda ve hala devam eden biçimiyle güçlenen parazit din suiistimalcileri sınıfı diğer sınıfları egemenliği altına almak için büyük çabaların içine girmiştir.
Burada önemli olan üretken olan sınıfların, meydanı parazit sınıf ve tabakalara kaptırmamalarıdır.
İnsanoğlunun karşılaştığı en büyük acılar din istismarcıları sınıfı ve yine parazit bir güç olarak bilinen askeri erkin neden olduğu acılardır. Bunlar amaçlarına kavuşmak için söz cambazlığıyla insan beynine yapılan ideolojik suikastlarla muktedir olurlar.
Üretime hiç bir katkıları olmayan önderlerin, liderlerin, başbuğların, şeyhlerin, seyitlerin, papazların muktedir olduğu ortamlarda insanlar emir eri duruşuyla, köle sadakatiyle, kula kul biçimiyle düşkünlüğe sürüklenir.
Üretim ile ilişkisi olmayıp üretimin yarattığı değerleri gasp eden asalak sınıf iktidarını sürdürmek için özgürlüğe düşman olmak zorundadır. Libya önderliğinin insan temel hak ve özgürlüklerini şeriatın karanlığına bağlayıp İslam sosyalizmi adına hürriyetleri ortadan kaldıran gerekçesi buradan kaynaklanıyor. 
Gericiliğin bir yaşam biçimine dönüştüğü Ortadoğu’da biçimlenen yüzyılımızın yüz karası olan önderliklerin ortak yanı ihtirasa bağlı bu lanetlik durumdur. Bu vesileyle önderlikleri özgürlükten daha önemli gören köle gelenekli toplumlar düşkünlüğe sürüklenirler. özgürlüğü esas almayan her siyasal ve inançsal biçim faşizme ortam hazırlar.
Özgür irademiz ruhumuzdur. Hiç kimse ve hiç bir şey bireysel ve toplumsal/ulusal özgürlüğümüzden daha değerli olamaz.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KEMALİZM KÜRDLERİ KÖTÜ YÖNLENDİRDİ

Posted by kaniyasor 10 Nisan 2014

Kani Yado – 10.04.2014: Kemalizm’in despot anlayışından biçimlenen aaa-kaniyado.2şizofren ögeler,  heykeltıraş gibi geriliğin hammaddesine biçim verirken Kemalizm’in Kürd versiyonu da ortaya çıktı. Biri CHP’nin başına geçer Kürd olduğunu inkar eder, biri annesini Türkmen yaparak, biri ehl-i beytten olduğunu veya peygamber soyundan geldiğini iddia ederek kendine kıymet ayarı veriyor ve palyaço oluyor!

İster sosyal anlamda, ister dinsel anlamda bu geri bataklığa özenmek kıymet ayarı olamaz, olsa olsa değersizliliği yansıtan talihsiz bir ayar olur. Kemalist faşizm bataklığına ters düşmemek için politika yapmak nasıl isimlendirilmeli acaba?

Bu duruma düşmenin olumlu mantığı yoktur, çünkü böyle ayar verilmiş siyasetin kendisi bu rezilliğin  baş aktörüdür.

Toplum, Kemalist heykeltıraşın verdiği biçimden başka hiç bir biçimi kabul edemez duruma getirildi. Onlara göre bilim adamları, düşünürler, aydınlar kategorisindekiler  bu şirklere secde etmeleri gerekir.

Vatikan papazları da bunu çok dayattılar, başarabildi mi? Gözleri karanlığa alışmış canlıların aydınlığa tahammül edemediği durum  despotluğun biçim verdiği toplumsallığın körlüğüne çok benzemektedir.

Dinsel ve siyasal gerilik ve dayandıkları geri anlayışlar üzerine çok tezler yazılmış, çeşitli manifestolarda sınıfsal tahlil sonuçları olarak dünya kamuoyuna sunulmuştur. İnsanların bu tahlilleri anlamaları köleci toplum ve feodal toplum yaşam ezberlerinin düşünsel barikatlarının engellerine takılmaktadır.

Geri ve derin işbirlikçi siyasetlerin yarattığı malzemelerle devletleşemeyip henüz katılamadığı Dünya Milletler camiası olan Birleşmiş Milletler’in bir üyesi olması dünya tarafından tanınması anlamına geldiğine göre, Kürdler için devlet olmanın zararlarını anlatan derin TC misyonerleri ne demek istiyorlar?

TC devleti tarafından yönlendirilmiş Kürdlerin  bölge geleneksel köleci toplum virüsünü beyinlerinde taşımaları koşullarında toplumsal kalitenin 21.Yüzyıl standartlarına ne kadar uyduğu tartışmalıdır.

Arap-Osmanlı barbarlığı üzerinden İslamiyet’in bulaştığı ve Avrupa’nın en verimli coğrafyasında bile insanlıkla uyumsuzluğun gelişmesi tesadüf değildir. Burada  yaratılan bataklık Anadolu’ya, Suriye’ye katil tetikçi gönderilmesine kadar gelişen barbarlığın boyutlandığını gösteriyor.

Hiç bir sosyal olay, sınıf tahlilleri göz önünde tutulmadan çözümlenemez. Doğruları ortaya çıkarmak, yanlışların anti tezlerine müracaat ederek senteze gitmekle mümkündür. Diyalektik anlayışın dışında doğrulara ulaşmak  mümkün olmadığına göre  biz doğruların bu yöntemle ortaya çıktığını iddia ediyoruz.

Biz defalarca bilimin esas alınıp, bilim adamlarının, aydınların azlığına rağmen ortaya çıkardığı imkanlar ve dinamiklerle dünya ilkel biçimden demokratik uygarlıkla buluşturduğunu iddia ettik.

Politikacıların toplumları aydınlatma diye bir misyonu yoktur. Çünkü politikacılar ve onların dayandığı güç  bilimin dışında ortaya çıkan sosyal bir dinamiktir. Üretim biçiminin ortaya çıkardığı sınıf mevzilenmelerine göre sınıfların çıkarları temelinde örgütlenmeleriyle iktidar olma talebiyle ortaya çıkardığı güç olarak ifade edebiliriz. Bu güçlerin idari tercihleri baskıcı veya özgürlükçü olabilir.

Bu durum ancak söz konusu olan siyasal gücün, partinin, devletin dayandığı sınıf karakterleriyle ilgilidir. Talan geleneği olan coğrafyamızın siyasal hoşgörüsü temelinde özgürlükçü olması beklenebilir mi?

Önermeler çözümlerin önünü açar. Kölece sadakat ise felaketleri geliştirir. Siyasiler rant alanları açmak için taktik ve strateji geliştirirken devrimcilerin tavizsiz mücadelesi, tavizsiz duruşları ülke sevgisinden, Kürd ulusuna karşı duydukları sorumluktan kaynaklandığını kavrayalım. Devrimci teori ve devrimci ögeler derin misyonerlerin pazarlıkçı misyonerlerinin emrine alınamaz.

Dikkat ederseniz kararlı duruşlar, kimseye kölece itaat etmeyecek kadar olgunlaşmıştır. Köle sadakati geleneğine bağlı  siyasal hareketler  bu duruşa yabancı oldukları için aydınlara bakış açıları efendilerinin izinlerine tabidir.  İnsanın özelinin dahi güdümlü olduğu koşullar ancak güdümlü siyasal hareketlerin stratejik tercihleriyle mümkündür.

Bedeller vererek günümüze kadar gelen böyle  aydınlar, düşünürler, yazarlar önermeler yapıyorlarsa onların vicdani sorumluklarından kaynaklanıyor.

Aydınların önermeleri bizi memnun etmeli, onların görüşleri bizim için ışık olduğunu kavrayabilmelidir. Aydınlar ulusların kaderini belirlemezler, ulusların kendi iradelerini doğru kullanmalarının yollarını gösterirler.

Kürd ulusunun kaderini ise 40 milyon hep birlikte vermek zorundayız. Hiç bir zaman “her şeyi ben bilirim, her şeyi benim ağam bilir” yaklaşımına sahip olan siyasal bakış açısı topluma bir yarar sağlamaz. Toplumu köleleştirmek için yoğun bir çaba ile ancak toplum bu hale gelebilir.

Toplumların kurtuluş şeklinin toplumun kolektif iradesi belirler. Bu iradeyi sürekli Türkiye sömürgeci devletinin emellerinin lehine yönlendirmeye çalışmak  doğru bir siyasal faaliyet olduğu iddia edilemez. Türkiyelilik politikasının Kürdleri asimile edeceği muhakkak olduğu halde bu durumu meşrulaştırma faaliyetleri içinde olanların yüklendiği siyasal misyonerliğe bir anlam vermek gerekiyor.

İlk başlarda sorunun bize kaybettirici özelliği görünmeyebilir ama günü geldiğinde iş işten geçmiş olabilir. Ulusal sorunlar toplumu ilgilendiriyorsa politika liderleri doğru yönlendirmeye dönük olur, bunun tersi siyasal literatürdeki tanımı malumdur.

Toplum  siyaseti denetimi altına alamazsa siyaset toplumu tutsak eder. Aynı bağlamda  toplum siyasal öncülüğü ve siyasal önderliği kendi denetimi altına alamazsa, kendisi denetim altına alınarak kukla olur. Bilhassa geleneksel secdecilik koşullarında yaşayan toplumlarda  toplumun  esir düşmesi kolaydır.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

GERÇEKLER VE ÖNERMELER

Posted by kaniyasor 6 Nisan 2014

Kani Yado – 06.04.2014:  Türkiye’de ve Kürdistan’da insanların önü aaa-kaniyado.2aydınlatılamadığı için, toplum aydını ve aydınlığı yeteri kadar tanımadı. Siyasetin belirsizliği, aydınlığın ve aydınların önüne geçti. TC bu durumdan kolayca yararlanmasında zorluk çekmedi. Bu durum daha çok köylülüğün ağırlıkta olduğu sosyal ve sınıfsal yapıdan yararlanma  ile ilgilidir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kürd aydınlarını tek tek avlayıp infaz etmede ve infaz ettirmede başarılı oldu ve muhafazakarlığın pençesindeki  köylü ağırlıklı kitlenin gözünden düşürmek için siyasal yönlendirme ve siyasi eğitim programlarında yer verdirilmesine öncelik verildiğini söyleyebiliriz.

TC Kürd toplumunu öyle sinsi yöntemle uyuttuki insanlar somut gerçeklere bakmasını unuttu! Görmek için bakmak, baktığını görmek gerekir. Tepeden yönlendirme ortamının yarattığı körlükte bu yetenekler yok oldu. Coğrafyamızda bakmak ve bakıp görmek fiili körelmiştir.

Sadece otoritelerin rehberliğinde önerilen biçimiyle gözü kapalı olarak yürüme yaşam biçimi binlerce yıllık köleci sistemimden kalan mirastır. Bu durumdan çok iyi yararlanmasında gecikmeyen Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürdleri kolaylıkla kontrol edilebilir duruma getirmesini başarabildi.

Kuzey Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin gelişim sürecine bakıldığında Kürd aydınlarının infazlarla ve bu siyasi dokunmalardan sonra tekçiliğin kayıtsız ve şartsız dayatıldığı görülmektedir. Siyasal literatürde faşizm veya diktatörlük olarak adlandırılılan tekçiliğin olgunluk döneminden itibaren en bağnaz diktatörlüklerinden olan Saddam yönetimi veya Kuzey Kore yönetimi gibi kitle kendi önderliğine secde edebilir duruma getirildi.

Ne Güney Kürdistan’ın siyasi liderlerinin tekçi eğilimi ne de Kuzey Kurdistanlıların başına örülen tekçi zihniyetin Kürdlere bir faydası olur. Tekçilik 21. Yüzyılda toplumsal felaket olarak kabul edildiği için tekçiliğe karşı insanlık vicdanı çok ciddi önlemler almaya yöneldi ve Ortadoğu’da altüst yaşanıyor.

Lideri toplumsal iradenin önüne koyup tek irade olarak ilan edilmesinin ismi diktatörlüktür.  Dünya insanlığı her türlü diktatörlüklere faşist sistem diyor. Sağ veya sol yönetim biçimi ayırımını yapmıyor.

Toplum liderini seviyorsa liderini kayıtsız ve şartsız tek irade olabilecek kadar düşürmemelidir. Bir lider bir kişidir. Toplum bir kişiden ibaret olan liderinin iradesini kendi iradesiyle ortaklaştırarak doğru bir irade gücüne ulaştırmalıdır. Toplumun bir lideri tek irade olarak gösterip Kürd imajını dünyaya kötü göstermeye hakkı yoktur.

Eğer toplum liderini beğenmiyorsa onu diktatör yapıp gülünç duruma sokmasına gerek yoktur, toplumsal iradeye katamıyorsa onu liderlikten azleder. Eğer tek irade olmasını TC dayatıyorsa tek irade üzerinden Kürd ulusunu kontrol edilebilir duruma getirip Kürdleri esir almak içindir.

Artık siyasal ilişkiler dejenere edilmiş biçimiyle öne çıkmış, insanlar daha çok siyasilerin oluşturdukları devlet kurumlarıyla ve geleneksel din istismarcılarıyla ilişkilidirler.  İnsan iradesini gasp eden din istismarcılarının ve siyasilerin kalitesinin topluma yansıması tahmin edilebileceği üzere  olumsuz olur. Bu açıdan coğrafyamızın sicili çok bozuktur.

Bu koşullarda, ne din istismarcılarının dağıttığı şifa ve vaat ettiği cennet işe yarar ne de siyasilerin tekçi egemenlikleri  topluma huzur sağlayabilir.

Toplumsal iradenin egemen erk tarafından ele geçirilmesi ve egemen erkin tek irade olması durumunda özgürlük kavramından bahsedilemez.  Özgürlük anlamını yitirir ve slogan olmaktan öteye gitmez. Özgür esas almayan siyasal hareketlerin ve özgürlüğü  olmayan yaşamın ne anlamı olabilir?

Duaların, umut ve hayallerin en fazla insan yaşamına girdiği  bu koşullarda toplum köleliği kanıksarken sistemin siyasi istismarcıları ise topluma gerçekleşmeyen umutlar yaratıp ekmeğine katık yapar.

Doğrusu Yakındoğu ve Ortadoğu toplumlarında siyasi işleyiş ile mahalle din istismarcılarını ayırmamak gerekiyor. Dinler eski siyaset biçimi olduğu için siyaset kapsamına alınsa daha gerçekçi olur. Tüm tekçi parti ve cemaatlerin despot yapılanması devletin ve  diyanet camiasının siyasal yönünü belirlediğini her zaman görmekteyiz.

Türkiye’de ve Kürdistan’da siyasal dinamikler toplumun çağdaşlaşma taleplerinden ortaya çıkmazlar. Siyasette toplumun asalak sınıflarının tercihlerinin ağırlıklı  olarak belirleyici olduğunu görmekteyiz. 21. Yüzyılda iki bin yıllık politikleşmiş  din cemaatlerinden bahsediyorsak binlerce yıllık gericiliğin hala yaşama egemen olduğunu da bilmeliyiz.

Liderlere secde edebilecek kadar düşürülmüşlük kendini dayatıyor. 21 Yüzyılda hala tanrı/şirk/lider tipleri yaratılarak führerler dayatılıyor. Bu köle geleneğinin kanıksaması değilse nedir?

Bu modeller  faşist sistemden daha geri ve daha zalim tahakküm biçimleridir. Bu çağda köleliği, secdeciliği dayatmanın da bir bedeli vardır mutlaka. Bu bedel belki toplumları mahkum etmek istedikleri kendi kafalarında ve hayallerindeki karanlıklarına gömülmeleriyle sonuçlanır.

TC tarafından ölüme sürüklenen veya devletin derin ve işbirlikçi-tetikçilerinin eliyle imha edilen aydınların ve ilericilerin yarattığı boşlukta birilerinin nasıl tepiştiklerini görmek zor değildir.

Çağdaş ilerici inisiyatifin ortaya çıkamayışının yarattığı ortamdan TC Devletinin kokmuş geleneksel sistemi faydalanırken, Kürdler ortaya çıkan boşluk yüzünden önünü göremez oluyor.

Kuzey Kürdistan’da köylülüğü TC’nin istemi doğrultusunda yönlendirmek için aydından ve aydınlıktan uzaklaştırılan siyasal bir şablona mahkum edildi. Daha çok Türkiye tarzı siyasal duruşlar sergilendi.

Siyasi magandaların kendinden başka siyasal güçleri görememeleri, Arapçı yobazların  namaz kılmayan insanlara horili cennete gidemeyecekleri için acımaları, Hinduların ineğe tapmayanların cennette huzurlu ortama kavuşmayacakları için Hindu olmayanlara acımaları  gibi kendileri gibi düşünmeyenlere, kendileri gibi liderlere secde etmeyenlere, diktatörlerin, kedilerinin, tavuklarının doğum günlerini kutlamayanlara   acıyan şizofren siyasal ve dinsel sapmalara da her gün şahit oluyoruz.

Diktatörlere, şirklere secde etmeyen anlayışlar sürekli sağ ve sol ideolojilerin mümessilleri ve fanatikleri tarafından taciz ediliyor, uyarılıyor ve o küçük beyinleriyle yol göstericilik yapılıyor. Yol gösterme görevi dünyanın her tarafında aynı zamanda muallim olan aydınların misyonudur.

– Özgürlükçü olmayan her yolun faşizmden geçtiğinin bilincindeyiz.

– Evrenselliğe bağlı olanlar ancak Kürd ulusal değerlerine karşı sorumluluk duyarlar.

– Siyasetin dili sömürgelerde ulusaldır. Kürd ulusal siyaseti Kürd ulusal taleplerini yansıtabilir.

– Özgürlük Mücadelesi Özgürlükleri amaçlar. Toplumun iradesini tek kişiye bağlayıp toplumu  liderlere secde ettiren güç TC gücüdür.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KUDURAN AKLIN DEMOKRASİ ŞOVU

Posted by kaniyasor 2 Nisan 2014

Kani Yado – 02.04.2014:

Kendini sorgulamasını aklının bir köşesinde bile geçiremeyenlerin aaa-kaniyado.2oluşturduğu bir toplumun bireyi olarak gerçekleri söylemenin, gerçekleri yazmanın oldukça zor olduğunu biliyoruz. Bireyin ve bireylerin oluşturduğu toplumun iradesine tepeden el koyan temsiliyetin yarattığı geleneksel çıkmazlar yine kapımıza dayandı.

Yüzyıllarca yaşamın ezberleri kendini tekrarlayarak günümüze kadar gelmekle yetinilmiyor. Aynı zamanda bu ezber yaşamın yansıması olan düşünce ezberinin, ezberlenen düşünceyi papağan gibi nakletmenin yaygınlığı geriliği geleceğe aktarıyor.

Eskicilerin kendi karanlıklarını gelecek nesillere ayıp olarak katmaları gerçekten adil duruş mu?

Kimilerinin kendi yanılgılarından yarattığı şirklerin/liderlerinin namusunu kurtarmaya yönelik ezberlerinin içinde yuvarlanırken, kimi kendi kirli emellerini siyasal veya dinsel maskelerle gözden kaçırarak kendi rantlarının namusunu kurtarmaya çalışıyor.

Bu şekilde ortaya çıkan kara tabloda her kes kendi nabzına göre şerbet ister. Kimsenin hakikatleri esas alma diye bir derdi olamıyor. Bu koşullarda alabildiğine tahrifatlar yapılmaktan kaçınılmıyor.

Böyle ortamlar durup dururken oluşmuyor. Bu durumun bir tarihçesi vardır. Geldiğimiz süreçte “mümin kardeşim ile başlayıp maşallah ve inşallahlar ve heyulalar” ile aldatmak ve yönlendirmek geleneği bir yaşam biçimini aldı. Bizim görevimiz ise kralları soyup her şeyi çıplak olarak gerçek biçimiyle göstermektir.

Durağan ortamlarda belirsizlikler vardır. Savaşlarda insanın katliamcı yüzü ortaya çıktığı gibi siyasetin tozu ve dumanı içinde veya seçim atmosferinde insanlar gerçek durumlarıyla ortaya çıktığı için gerçekten insan insanlıktan utanıyor.

Günümüzde ayaklarımıza dolanan siyasal gericiliğin Kürdlere musallat olan Türk milli solundan fazla farkı yoktur.

Bir taraftan Hakan Fidan adalardan, Türk solu artistleriyle ve sanatsal cambazlıklarından, halkların kardaşlığından, arabesk makamlardan Kürd Özgürlük Mücadelesini raydan çıkarmaya çalışıyorlar. Ayıptır, günahtır, Kürdler Kürd kalsa kıyamet kopmaz! Nedir bu uğraşılar, bu heyecanlar bu rezil çabalar!

Demokrasi maskesiyle rant alanları açmaya çalışan çağdışılığın nasıl mahalle baskıları oluşturduğunu, seçim bitirilip sayımlara başlandığında oylar nasıl suiistimallerle sayıldığı, sandıklara baskın yapıldığını, oy pusuları değiştirildiğini gördük. İnsanlar kendi iradelerini insana yakışır bir şekilde kullanabiliyor mu?

Dünya kamuoyuna karşı demokratik görünmek için seçimlerin yapılıyor olduğunu gösterirken bu coğrafyanın karanlık yüzü saklanamadı!

Biz bu aktörlere insan mı diyelim, yaptıklarına demokratik başarı mı diyelim?

Seçimlerde insanların gürültüleri, insanın iradesini çeşitli şekilde etkileyerek ikna etme çabaları için söylenecek bir şey yok mu? Bence utanmazlık insana egemen olmamışsa söylenecek çok şeyler olduğunu gayet iyi biliyoruz!

Mitolojide çamurdan adem yaratmak, yanı başında hatun olarak havasını vermek, borazancı ile ona ruh üfürmek tanrı vekillerini yaratma faraziyesi insanların bilinçaltına gerçek gibi yerleşmiştir.

Öyle ya! İnsan tanrı olamayınca neden nebi olmasın? Tanrılar ve nebiler erkektir. Erkek siyasetlerini hakim kılarlar. Erkek erkek oğlu erkeklerdir. İşte erkek siyasetlerinin mucitleri bu erkek oğlu erkeklerdir!

Hele Avrupa’dan takviye olarak gidip oy toplayan erkek oğlu erkeklerin feodal yüzlerinin görüntüleri tam zübük siyasi ağa görüntüleriydi. Gürültüler parıltılar, kavgalar, adam öldürmeler…

Avrupa ülkelerinde seçimler neden farklıdır? Ölüm halinde cenazeler defnedilirken ölenin yakınların ağlarken seslerini duyamazsınız. İnsanlar neden böyle insandırlar hiç düşündük mü?

Ülkemizde çağımızın kopyasında ortaya çıkarılan siyasetlerin münafık yüzleri siyasi icraatlarda yeteri kadar ortaya çıkıyor. Eşitlikten bahsederler eşitliği kadın ana ile paylaşmazlar. Özgürlükten bahsederler ama toplumu tutsaklığa sürüklerlerken şirklere/diktatörlere/despotlara/şizofrenlere secde ettirmeye çalışırlar. Siyasi ağalarına kimse laf söyletmez en iğrenç barbarlıklarıyla tabancaları, sopaları çekelerler!

Ey erkek oğlu erkekler! Çamurdan yarattığınız diktatörlerinizin/şirklerinizin kulları olmaktan mutluluk duyduğunuzda hiç utanmadınız mı? Köle sadakatinde utanmak yoktur, efendisini kendi başına, toplumun başına taş yapmaktan mutluluk duyarlar!

Her kesin kendi efendisini seçtirmek için seçim coşkusunda kendini kaybetmenin insanı ne kadar çirkinleştirdiğini fark edebiliyor muyuz?

Eli sopalı erkek zırtapozlarının erkeği egemen kılmak için genel seferberlik ilan etmeye değer mi?

Toplumda erkek – kadın oranı yaklaşık olarak yarı yarıyadır. Bu oran yaşamı paylaşırken de aynıdır. Acıları en fazla yüklemede, seçilme hakkının kullanılmasında, yönetimi paylaşmada bu oran bozuluyorsa, erkeğin geçmişten günümüze kadar sürdüğü tahakküm sistemlerini hala yaşatma temayüllerine sahip oldukları anlaşılıyor.

İnsanların iradelerini gasp etmek için ev ev dolaşıp insanları kendi efendilerine oy verdirmek için ikna etme, dolaylı imalarla kıçlarının arkasındaki sopaları göstermenin ismi nedir acaba biliyor musunuz? “Cahildirler, oylarını doğru kullanamıyorlar” gerekçesini iddia etmek çok geri bir tutumdur.

Malazgirt Savaşına gidiyormuş gibi bir hava veya görüntü verip gürültü çıkarırken karanlık kapıların ardında karanlık kafalarla nasıl pazarlıklar yaptıklarını da biliyoruz.

Kürdlerin devletleşmesinin de hakları olduğunu söylediğinizde kırmızı görmüş boğa gibi hışımla saldırıyorlarsa TC misyonerliğinin ne kadar sinsice insan beynine yerleştiği anlaşılıyor.

Erkek kara yüzünü gizlemek için sembolik olarak bir kaç kadını seçmesi erkeğin yüzünü gizlemeye yetmiyor. Erkek kendini gizleyemeyecek kadar batmıştır. Savaş, şiddet, terör erkeğin kuduruk aklının eseridir.

İnsanların özgürlük paradigmasıyla çağımızın gereksinimlerine göre belirledikleri strateji ile çağımıza layık düşünce ve pratiğin dışında tahakkümcü sapmalar dünyayı belirsizliğe itiyor.

Çağımız için esas olan hak ve özgürlüklerin kullanımı da çağımızın düzeyine yakışması gerekiyor diye düşünüyoruz.

Sahiden siyasette, inançsal örgütlenmelerde ortaya çıkan manzara insanı utandırmıyor mu?

Çevre ile uyumlu olmayı esas alan asrımızın şartlarında yeni barışçı aklıseliminin ortaya çıkması için hiç bir çaba verilmeden, temel hak ve özgürlükleri insan kirliliğinden yaratılan örgütsel veya devlet sistemlerine kurban eden anlayış geriliği işaret ediyor.

İradesini dini/siyasi/askeri despot erklere kullandırma geleneğini sürdürenler çağımızla olan uyumsuzluğu sorunları daha fazla içinden çıkılmaz hale gelmesine neden olur.

Liderlere köle sadakatinde bağlılık sisteminin ismi diktatörlüktür. Rengi, maskesi sol veya sağ olması bu gerçeği değiştirmez. Saddam’ın partisinin ismi Sosyalist Baas Partisi olması faşist olmadığı anlamına gelmiyor. Çünkü faşizmin dayandığı militarist sistem emir ve talimatlarla yönetiliyor, liderler tanrılaştırılmış, kitle köleleştirilmiştir…

Mazlumları kendilerine boyun eğdiren zalim canavarların insan ucubesi biçimi ve onların hizmetindeki öğelerin adaleti tesis etmedikleri için kendi sonlarını hazırlayacakları muhakkaktır.

Çağımıza uymayanları birileri mutlaka bir biçimde uydurur. Mutlaka hüsrana uğrayacaklardır. Emir ve talimatlarla tazı gibi koşuşturanlar ve koşuşturulanlar değil, aklıselim son sözü söyleyecektir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »