kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Ekim 2015

KER HAT KER ÇÛ

Posted by kaniyasor 26 Ekim 2015

Kanî Yado – 26.10.2015:rojbasdede-e1413219006683

Gelek peyv hene her dem di jiyana mirov de cîh digire. Jiyana civak de peyvek xweş û binirx heye gelek balkêşe. Peyv a manedar bi şiklê “ker hat, ker çû” tê gotin.

Du hezar sal, anjî hezar û çar sed sale çi qas mirov ker hatin û ker çûn? Bi hêjmar em nizanin çiqas hatıne û çûne, lê, bêgoman ew peyva xweş û binirx boyî kesên serhişk hatiye gotin.

Peyvek din jî heye ser mirovên serhişk hatiye gotin. Ew jî gelek xweş e. Peyva “çû gergerê hat kerê berê” jî gelek manedar e.

Kes bi kertî ya Erebê derewîn ên çole here gergerê û wek kerê berê were bêderê, helbet ser wan û ser kertî ya wan peyvên manedar tê gotin.

Welat ên bin tesîr a ol û derew û buxtan debin, mirovên kewneperest û serhişk gelek zêde ne.

Navê wan bi piranî Mehemed. Hesen, Huseyn, Eziz û Ali’ne. Li ser bajarê dînan Elazizê mînak gelek zêdene.

Eger  navê yekî Ezîz be, bêgoman navê bavê wî Abdulazîz e û  navê dayîk a wî Ezîze ye.

An jî bav û kal hemû navên wan Mehemed, Ebdullah û Ebdûlcabbar û Osman an jî Elî, hesen û Huseyn’in.

Ol û bawerîyên wan jî wek wan sosretin! Wek Erebên çolê, kevirê mezin, kevirê tirs a batirsok diafirînin û bi vî kevirê bi hêz û hişk serê xwe yê serhişk dişkînin.

Em kertî ya Selçûkiyan, Osmaniyan û TC yê bêbext û bêrûmet di jiyana dîrokî de me dît û em qet bîr nakin.

Kurd û gel ên din, bi sed salan bin siya kevneperestî ya Osmanîyan bindest bûn û jiyana wan tarî bû. Binbîr a mirov li vî jiyana tarî de çiqas zelal û ronî ye?

Di tarîtî ya çolê de  gelên bindest nikarin bi xwe re dostane bin û jiyana xwe di ronahîya birûmet de bajon.

Gelên belengaz çawa bi vî kevneşop ên qirêc û gemarî jiyan bikin? Gel nikare bi ziman ê xwe silav bide û silavan birgire.

Bi vî rewşa tarî de newal boyî dagirkeran diherikin, baran boyî bereketa zordestan dibare…

Bin otorîteya zordestên dagirkeran û ol û kewneşopîyên wan, mirov di malbat a xwe de jî  nikare aştîyê çêbike, bi xapandine Tirkên bêbext çawa aştî ya siyasî ava dibê?

Yek rêwî yê Mekka ya Mukerremîn e, yek jî peya yê Kerbelaya reş û tarî ye. Yek Seîdî saadet ewlad-i resûl e, rûreş ên din an rêwî yê Selanîkê ye, an jî Kerbela!

Kî Kurd e, kî nine?

Mirov çawa bû kevir?

Serê mirov çawa bû serkevir?

Mirov bi ol û îdeolojî ya dewlet ên fermî tê xapandin. Jiyana mirovên parêzker tarî ye. Derewên çolê binbîr a mirov de cîh digire. Bi wî parêzkerî ya kevneperest bi sed salan xwe nikare  vebiguhere.

Azadî ya mirov û azadi ya raman ên mirov herdu girîngin. Raman ji mêjo yên mirov der dikeve.

Eger mirov û mêjî yê mirov nexweş be, ramanê mirov jî nexweş e û jiyana wî serxweş e…

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

MÜSLÜMANLAR İSLAMİYETİ DE MAĞDUR ETTİLER!

Posted by kaniyasor 20 Ekim 2015

Kani Yado -20.10.2015:rojbasdede-e1413219006683

Bu gün İslamiyet’e, Hz. Hatice’nin mirası üzerinde başlayan Şiî ve Sünnî kavgası/tepişmesi damgasını vuruyorsa barbarlığın hala toplumda kalıcılaşarak devam ettiği anlaşılıyor.

Ne demek Ehl-i Şia, ne demek Ehl-i Sünnet taraftarı olmak!  Bunlar çöl barbarlarının ve bu barbarların güdümüne girenlerin hizblere bölünerek ortaya çıkan ihtiras ehlinden başka bir şey değildirler.

İslamiyet,  Mekke erkek egemenlikli köle sahiplerinin talan sistemine karşı Hz. Hatice’nin kötülere karşı iyilerin, kötülüğe karşı iyiliğin topluma sahip olmasını esas alan bir din olarak ortaya çıktı.

Mekke cahiliyesi, köleci toplum erkek egemenleri Kabe putperestliğinden taviz vermeyerek Hz. Hatice’nin vefatından sonra İslamiyet’in en bağnaz erkek egemen dini haline getirmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktan çekinmediler.

Hz. Hatice’nin vefat ettiği yıldan itibaren onun evi cariyelerle doldurulduğu, çok eşliliğin erkek ihtirası hemen egemen olduğu dikkat çekicidir.

Tüm devrimsel çıkışların ömrü kısa olur. Hz. İsa’nın çıkışı onun çarmıh usulü idamıyla sonuçlandı. Hz. Hatice’nin inkılabı ise O’nun vefatıyla sonuçlandı.

İki dinin de yolun başından itibaren mağdur edilmeye başlandığını görüyoruz. Daha sonra her iki din de, egemenlerin müdahalesiyle  biçim değiştirerek toplumlar için birer işkencehane oldular!

Hıristiyanlık reform ile uysallaştıysa da, geçmişte neden olduğu kanlı ortam ile sicilini temizleyemedi.

Hz. Hatice’nin vefatından sonra İslam dininin erkek dinine dönüşen süreç İslam inkılabının kesintiye uğradığı süreçtir. Emevi devleti ve sonrasında  günümüze kadar İslamiyet,  bağnaz köle sahipleri erkek devletlerinin verdiği biçimlerle her adımda mağdur edilmiştir.

Günümüzde Anadolu’nun kadim toprakları üzerinde tepişen Recep Tayyip devletinin dayandığı nedenler doğru tahlil edilmelidir. Aksi durumda parazit güçler arasında bir tercihle bu  kan emicilerin hizmetine girmek mukadder olur.

Üfürükçülerin desteğinde güçlenen Ak Parti’ye karşı  tavır alırken, kanlı militarizmin inşa ettiği güçlerin yanında veya geçmişi kirli olan Kemalist bürokrasinin yanında olmak doğru duruş değildir.

Müslümanların içinde olduğu durumu doğru tahlil etmek için bu coğrafyanın kendine özgü sınıfsal mevzilenmesinin doğru tahlil edilmesi gerekiyor.

Sınıfsal  mevzilenmede erkek egemenliğinin niteliği, geçirdiği tarihi aşama ve doğa-toplum ilişkisi göz önünde tutulmalıdır.

Kötü gidişatın nedenini kimi ekonomik sorunlara bağlıyor, kimi dinlere bağlayıp günah keçisi olarak suçu dine yüklüyor!

İslamiyet hem yoksulluğun bulunduğu alanlarda mağdurdur, hem de ekonomik olarak zengin olan ülkelerde.

Buradan yola çıkarak değerlendirdiğimizde, her koşulda mağdur olan İslamiyet karşımıza çıkıyor. O zaman sorunların nedenlerine doğru inelim.

Cehaletin, terörün, gayri meşru kazanç eğiliminin en fazla zemin bulduğu  ülkelerin Müslüman ülkeler olması insanların bu konuda tartışmasına ve yoğunlaşmasına neden oldu.

Dinler eğer kötülüklerin nedeni olsaydılar tüm dinlerin de IŞİD gibi terörist gruplar üretmesi gerekiyordu.

Dinler kötülüklerin nedeni olmadığına göre dinleri mağdur eden kötüler vardır. Çünkü, kötülükler kötülerin sebep olduğu icraatlardır.

İslam dini neden kötülükleri üreten memba olsun?

İslamiyet diğer dinlerdeki metinleri alarak yeni bir biçimle oluşturuldu. Bu metinlerde tüm dinlerin izlerini bulmak mümkündür.

Bir çok bölümü Kuran’a uymayan İslam fıkıhını incelediğinizde Zerdüşt inancından alınan bölümlerle diğer dinlerden ithal edilen bölümleri  çok bariz bir biçimde görüyoruz.

Yerleri  ve gökleri Yaratan Rabbimizin melekleriyle hayr ve şer esasına göre yaşamı denetim altında tuttuğu nazariyeleri Zerdüşt inancından diğer inançlara geçmiştir.

Kamçı cezası İslamiyet ile beraber başlamadı, bu eski inançlardan fıkıha ithal edilerek günümüze kadar gelmiştir.

İster din siyaseti olsun, ister çağdaş siyasetin dini olsun tüm sorunların altında sınıfların talepleri vardır.

Çözümler de bu esasa göre ele alınıp çözülür. Üretime katılmadan üretimden bir şekilde pay alamaya çalışan, bazen parazit sınıf, bazen Allah’ın askerleri, bazen ruhani sınıf dediğimiz din adamları sınıfıdır.

Rabbimiz bu din adamları sınıfını paraşüt ile indirmemiştir! Bu sınıf üretmeden ürünlerden büyük pay almaya çalışan bir sınıfın günümüze kadar kendini yaşatabildiği köle sahipleri sınıfının temsilcileridirler.

Parazit  sınıflar  havada bulup tavada yerken, bunun siyasal yöntemini dini esaslar belirleyerek sistemleştirir.

Feodal toplum sisteminde din adamları sınıfı, toprağa dayalı üretime göz koyarken feodal beylere karşı Allahın sopasını kurnazca kullanır!

Korkunç tabuları korkuluk olarak insanların beyinlerine işlediğinde, kolaylıkla toplumu yanına çekerek feodal beyleri ve onlara bağlı toprak emekçilerini denetim altına alabiliyorlar.

Türkiye gibi daha yeni kapitalizm ile tanışan toplumların Kapitalistleri ve emekçileri bu parazit zebanilerin denetimine girebiliyor! AK Parti iktidarıyla iyice topluma hakim olan üfürükçüler, dini kurumlar, aracı ticari sektörler üretici güçleri tamamıyla egemenlikleri altına aldılar.

Günümüzün sınıf mevzilenmesi sermaye ve emek üzerinde işveren ve işçi sınıfı ile  emekçi yan tabakalar olarak şekillenirken, eski siyaset biçimi olan dinlerin çıkışında köle sahipleri ve köleler köleci toplum sistemini belirlerler.

Hala üretime katılmadan büyük pay koparan ara tabakalar, siyasi hırsızlar, çeteler, militarist egemenler, din devletlerinin şeriat biçimleri köle sahiplerinin geleneksel ihtirasına sahiptirler.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

DİKTATÖR RECEP TAYYİP’İN KANLI YÜZÜ

Posted by kaniyasor 12 Ekim 2015

Kani Yado – 12.10.2015:rojbasdede-e1413219006683

TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kronikleşen çılgınlığı katliamlara dönüşüyor. Bütün kanlı diktatörler bu müzmin hastalıkların neden olduğu canlı örnekleri oldukları siyaset tarihi kaynaklarında belgelidir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın badem bıyığından tutun hitap şekline kadar Hitler’e benzemesi tesadüf değildir, dayandığı ve benimsediği siyasal anlayışı Hitler’in nazi sisteminin Türkiye koşullarındaki biçimidir.

Diktatörler hakkında çok şeyler yazıldı, çizildi. Diktatörlerin ortak özellikleri çılgın narsist oluşlarıdır. Tamamıyla “ben” merkezli bu yaratıklar ” ben yaptım, ben ettim, benden başka kimse beş para etmez” gibi saçmalıkları duyarsınız. Kürd toplumu daha devlet olmadan bu tür narsist hastaların mağduru oldu!

Diktatörler bazıları kısa boylu olur, bazıları uzun boylu olur ama kanlı yönleriyle  ve verdikleri acılarla birbirine benziyorlar.

Bu “ben” musibeti Ankara Barış Mitingine canlı bombaların patlatılmasının da musebibidir. DAİŞ’e 2000 TIR dolusu silah sevk eden Tayyip Erdoğan kolaylıkla  DAİŞ’in bir canlı bombasının  patlatılmasını sağalayabilir!

Bütün diktatörler gibi, toplumun muhafazakarlığını kendine dayanak yapan Recep Tayyip, Türk-İslam ideolojisine dayanarak bölge üzerinde Türkçülüğün hakimiyetini sağlama amaçlarını genişlerek Hitler gibi dünya için tehdit oluşturan yayılmacılığa  teşebbüs edeceği muhakkaktır.

TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mevcut ruh haline göre, ona bağlı çete veya taşeron yapılanmaların gücünü kullanarak gazeteci Ahmet Hakan’a saldırı düzenleyebileceği gibi, Ankara Barış Mitingi’ni kana bulamaktan çekinmedi.  Tekçi ve tek irade saplantınsı ruh haline sahip olduğu için toplumları açıkça büyük tehlikelerle karşı karşıya getirebiliyor!

Tek adam, tek irade siyasal sapıklığı geri toplumların ortak özelliği olduğu gerçeğni gözönünde tuttuğumuzda, diktatör dediğimiz ruh hastalarının bu bataklıklarda üreyeceği kaçınılmaz oluyor.

Kürd siyasetinde de böyle hastalar çoktur. Tek kalmak için etrafını tırpanlayan tek irade garantili diktatörleri Kürdler iyi gördü. İnsanlar bir korku atmosferinde başlarına neler geldiklerine şahit olduk. Tüm bölge halkları diktatörleri başlarına taş yapmamak için önlemler almak zorundadır.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin Türk-İslam resmi ideolojisi ve turancı emelleri küresel terörizm ile uzlaşan karakteriyle DAİŞ üzerinden Kürdleri vurmaya karar verirken uluslar arası denetimden kurtulamadı.

Türkiye, DAİŞ’i silahlandırıp Rojova’yı onlara işgal ettirip amacına ulaşmayı denedi fakat, dünya aklıselimi bu ceberrut TC’nin oyununu bozdu.

Ankara’daki Barış Mitingi’ne karşı gerçekleştirilen intihar saldırısı ile eşzamanlı olarak Güney Kürdistan’da KDP bürolarına yapılan saldırılar aynı TC mihrakının talimatıyla gerçekleşti. Gelişmeler öyle gösteriyor ki, artık Kürdler için bağımsız birleşik demokratik büyük Kürdistan seçeğinden başka bir kurtuluş yolu yoktur.

Devletleri olmayan halklar her zaman ölümle, soykırımla karşı karşıyadır. Müstakbel Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti, uluslararası alanda Kürdlerin yaşam hakkının güvencesi olması açısından önemlidir.

Çözümler taraflar arasında istişare edilir. Şimdiye kadar tek TC’nin istihbarat unsurları tarafı vardır, onu da kendileri kendileyle süreci bitirmişler. Gine kendi süreçlerini dayanaksız ve güvencesiz olarak kendileri isted,kleri biçimyle gündeme getireceklerdir.

Dünyada itibarsız, oyuncak gibi bir devletin ancak yapay oyuncak figüranları olur. Konuyu pişirip pişirip tekrar masaya getiriyorlar…

TC derin yapısı, Kürdleri tek adam tek irade sistemine mahkum ederek kontrol edilebilir durumundan başka demokratik iradeye dayalı çağdaş bir sistemi tercih etmesine tahammül edemiyor.

Bu itibarsız TC devletini ve hükümetini tanımamak gerekiyor! Ağzını açan tutuklanıyor, bundan daha komik devlet mi olur? Bunlar düdükçübaşı Kenan Evren Paşa’yı da geçtiler!

Dünyanın nefretini üzerine toplayan AKP, tek başına iktidar olmak için zoraki erken seçim kararı aldı. Seçimde istedikleri sonucu almak için derin elemanlarını kullanarak kan döküyor!

TC denen dünyanın ucube musibeti, toplumu efendilerine sadakat ile bağalanmasının dışında  çağımıza yakışır siyasal duruşa geçit vermediği görülüyor. Makarna ve saire aldatılarla, din istismarıyla, hurafelerle iradeleri, düşünme melekeleri iğfal edilmiş gerici faşist yapılanma ile hiç bir sorun masaya yatırılamaz! TC, Kürdleri istediği kişinin liderliğinde olmasını istedi, yönlendirme ayarlarını böyle yaptı. Selahattin Demirtaş’ın demokratik Kürd halk hareketinin çağdaş lideri olması TC derin devletinin planlarını altüst etti.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

AK PARTİ BİR MUSİBETTİR

Posted by kaniyasor 7 Ekim 2015

Kanî Yado – 07.10.2015:rojbasdede-e1413219006683

Doğruların kavranması için nazariyelerden ziyade musibetlerden etkileniriz. Siyaset ve din insanları büyülercesine etkisi altına aldığında gözler kör olur, gerçekleri görme kabiliyeti yok olur.

İşte Türkiye, işte musibetler!

İşte ihtirasın her tarafını sarıp sarmaladığı Recep Tayyip Paşa!

Yeniden seçim atmosferi heyecanına girilirken çok önemli gerçekler ıskalanıyor. Ak Parti kimlerle ne derin anlaşmalar yapmıştı?

7 Haziran’da birilerinin HDP’nin barajı aşmaması sözü ve beklentisi boşa çıktı.

7 Haziranda Recep Tayyip Paşa başkan yapılmadığı için al sana paşa paşa savaş ortamı! 1 Kasımda da HDP barajı aşarsa, Kürdler köle sadakatiyle TC ve TC’nin Kürd misyonerlerinin Misak-i Millici aktörlerinin amacına göre tercihini koymadıkları için Kürdlerin başına gelebilecek felaketleri tahmin edebiliyoruz!

Ak Parti tekrar yenilgi alırsa, AK Parti tarafından hemen çatışma ortamı yaratılır! Hepimizin bildiği gibi, TC’nin ihtiyaca göre savaş ortamını yaratma yeteneği bilinmeyen bir durum değildir.

Kürd demokratik kamuoyunu sindirmek için devlet ordusunu, polis teşkilatlarını ve  hazır maskeli ve maskesiz para-militar güçlerini harekete geçirir.

Bu dönemde partilerin iktidar olmalarından veya olmamalarından ziyade çatışma ortamını yaratan Ak Parti ve bu parti ile şiddeti tırmandıran derin dinamikleri tahlil etmek daha önemlidir.

İnsan ihtirasının neden olduğu din istismarları toplumsal yaşam üzerinde hakimiyet kurduğu zaman mutlaka arkasından felaketler gelmiştir.

Recep Tayyip Erdoğan musibeti, Hitler gibi bir felaketin habercisi değilse nedir?

Ak Parti iktidarı, 7 Haziran Genel seçiminde beklediği sonucu alamayınca, topluma karşı savaş açtı.

Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan gidicidir ama neden oldukları felaket izleri asla silinmeyecek şekilde Türkiye’nin siyasi tarihine bir kara leke daha bırakmıştır!

Türkiye nasıl bu hale geldi?

Türkiye’de yobazlık gelişmedi, Türkiye yobazdı zaten. Şeriatçı cübbeli ve cübbesiz yobazlık Cumhuriyet döneminde  laikliğin yasakları karşısında yer altına geçmiş, pusuda bekliyordu.

Asırlarca şeriatla idare edilen Osmanlı devleti, Anadolu halklarını müzmin çöl gericiliği rehabilitasyonunu imkansız hale getirdi.

Günümüzde bilimde ve teknikte muazzam gelişmeler olurken 6 asır boyunca şeriat yönetiminde kalan halklarda tekamül arızaları olurken, toplum iki bin yıllık köleci toplum yaşam biçimine savruldu.

Avrupa’nın giriş kapısında biçimlenen Türkiye Cumhuriyeti’nde Trakya ve Anadolu’da beklenen gelişmeler olmadı.

Türkiye’de şehirliler daha köylülükten kurtulmadan kırsaldan şehirlere göçen köylüler tarafından kuşatıldılar. Bir araya gelen köylülük cemaatler, tekkeler, tarikatlar tarafından kolayca örgütlü hale getirildiler ve bu potansiyel Ak Parti denen gerici, çağ dışı ve din maskeli ucubelerin örgütlenme alanı oldu.

Ak Parti’nin patronu Recep Tayyip, TC İstihbaratı kanalıyla derin Kürdlerle yaptığı pazarlıkta, HDP’nin milletvekili adaylarını bağımsız seçtirip meclise sokmaktansa seçime parti olarak girip barajı aşmamak için pazarlık yapılmıştı.

Böylece HDP’yi parlamento dışında kalmasını sağlarken demokratik Kürd hareketi etkisizleştirilecekti ve TC lehine Kürdleri yönlendirecek derin Kürdler ön plana çıkarılacaktı.

Ak Parti’nin tek başına iktidar olmasını sağlamak karşılıksız değildir elbette. Türk milli yemini olarak bildiğimiz Misak-i Milli için TC derinliğine verilen taahhüt böylece yerine getirilmesi için siyasal kanallar açılacaktı.

Rojava’da,  ABD Peşmergeyi devreye sokarak oyunu bozup Kürdlerin lehine  gelişmelere  neden olunca, TC kayıplarını Kuzey Kurdistan’da gidermeyi, esas aldı.

Pazarlığının karşı tarafa sağlayacağı siyasal rant  daha çok siyasette öne çıkarak Kürdleri TC’nin lehine yönlendirmek olduğunu unutmamalı.

Siyasette barış taleplerine paralel refleksler siyasal manevralardır. Barış ortamının ortaya çıkması için Rabbimizin insanlara verdiği feraset ve imkanlarla insanların tefekkür etmesi gerekiyor.

Şiddetin hayatın her alanına hakim olduğu geri koşullarda hangi barıştan bahsedilebilir?

Tekamül etmeyen toplumlar evde, sokakta, siyasette, cemiyette, aşiret ilişkilerinde, inançlarda şiddet ile şekillenirler.

Günlük eylemleri barışçıl olmayan bir yaşam biçiminin musibetlerini görerek, insan üzerinde yaptığı tahribatların acılarını hissederek insanların tefekkür etmesi mümkündür.

Geçici ateşkesler ve geçici barışçıl ortamları insan ihtiraslarını yok edip erdemli bir yaşamın tesisini mümkün kılamazlar.

Barış içinde yaşamak için toplumların şiddeti esas alan yaşam biçimini terk etmeleriyle sonuçlanan tekamülü yaşaması lazımdır.

Barışı kimse getiremez, ancak tarafların geçici anlaşma başarısı sağlamaları mümkün olabilir. Barış içinde yaşamak bir tekamül olayıdır.

Tekamül etmeyen toplumlar evde, sokakta, siyasette, cemiyette, aşiret ilişkilerinde, inançlarda şiddet ile şekillenirler.

Günlük eylemleri barışçıl olmayan bir yaşam biçiminin musibetleri görerek insan üzerinde yaptığı tahribatların acılarını hissederek insanların tefekkür etmesi mümkündür.

Coğrafyamızın acımasız gerici koşullarında biçimlenen insanlar, ya siyaseti efendilerine sadakat gösterisi olarak algılarlar yada insanları kendilerine sadakatle bağlı köle haline getirme faaliyeti olarak anlarlar.

Bu yüzden en çok kullanılan slogan “çok yaşa padişahım” olmuş. “Özgür birey/özgür toplum” gerçeğiyle hiç yüzleşmeyen bu coğrafyanın tarihinde ya zulmetmek yada zulme uğramak vardır.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »