kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Kasım 2015

TAHİR ELÇİ YAŞANAN TÜM ACILARIN SİMGESİ OLDU

Posted by kaniyasor 30 Kasım 2015

tahir elci_nKanî Yado – 30.11.2015
Olay sıcağı sıcağına tartışılırken Kürdler bu suikasttan ders çıkarmayı ihmal etmeden sürüklendikleri Türkiyelilik tuzağına nasıl düştüklerini de düşünmekten geri kalmamaları gerekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel stratejisi Osmanlı hükümranlık alanını Türkiyeliliğe çekmek olduğunu bildiğimiz halde, Kürdlerin Türkiyelilik politikası cenderesine alınması bizi düşündürmüyor mu?
Biz verdiğimiz mücadelemize “Özgürlük Mücadelesi” diyoruz. Bu koşulda Türkiyelilik politikasıyla Türkiyelileştiğimizde veya Türkleştiğimizde özgür mü oluyoruz? İşte burada tuzak deşifre oluyor.
Kim ve nasıl bunu başardığı üzerinde durmaya gerek yok ama Kürdlerin kendi vicdan ölçülerinde kendilerine doğru bir yol seçmeleri gerekiyor. Şirklerden/tabulardan kurtuluşu beklemek insanı TC tezgahlarında imtina ile istihsal edilen ‘kötülük tanrıları’nın tuzağına düşürebilir!
TC diktatörünün egemenliğinde yaşayan Kuzey Kurdistan Kürdleri her adımda ölüm ile karşı karşıyadırlar.
Bu gerçek ortadayken Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi gibi vicdanı özgür erdemli insanların yaşamasına tahammül edilmesi mümkün değildir.
Özgürlük, özgür vicdan ve özgür irade diktatörlerin korkulu rüyasıdır. Tahir Elçi gibi vicdanı özgür insanlarımızın yaşama hakkı her zaman TC tarafından veya TC’nin taşeron palyaçoları tarafından gasp edilerek öldürüldüler. Kürd aydınları, Kürd savaşçıları bu yüzden etkisizleştirildiler, öldürüldüler veya öldürtüldüler.
Diktatörlere secde etmeyecek derecede özgür olanlar, özgürlükçü olanlar, suikastla etkisizleştirilmesi için yeterli nedendir. Kan ve gözyaşı sonucunda devletin zirvesine tırmanan diktatörler veya etrafını tırpanlayarak siyasi teşekküllerin tepesinde taht kuran diktatör liderler her zaman engel gördükleri erdemli insanlara suikastlar gerçekleştirerek kendi önlerini açarlar.
Kürd savaşçılarımıza karşı kapsamlı imha operasyonu, Tahir Elçi suikastı ve öncesinde gerçekleşen suikastlar bu kapsamdadır.
Diktatörler ve sair tabular yaratarak kendini kendi karanlığına hapseden Türk ve Kürd toplumları sırtlarından bu diktatörleri atmadıkça belalardan kurtulamazlar. TC’nin bize dayattığı Türkiyelilik politikasına değil, Kürdîstanî politikaya ihtiyaç duyuyoruz. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin TC tarafından katledilmesi Kürdleri kendi yönünü doğru görmeye sevk etmelidir artık.
Diktatörlerden tek kurtuluş şekli, demokratik uygar dünya ile bütünleşip, demokratik uygar yaşam biçimi ve düşüncesiyle buluşup devletleşmektir. Çünkü, sömürge Kürdistan’ın Türkiyelilik politikasını kabul etmek, gönüllü ölüme yatmaktır. Ölümü göze ala ala nasıl yaşanır?
İki seçim arası süreçte TC kontra devletinin AKP iktidarı, Kürdleri vurarak Türk toplumunun takdirini kazanıp seçimi kazandı. Bu durum çok düşündürücüdür; bu Kürd düşmanlığının sarmaladığı ortamda nasıl birlikte yaşayabiliriz? Bize kardeşliği dayatanlar bu gerçeği bile bile bize sömürge kalmamızı dayatıyorlar.
Kardeş olarak tanımladığımız arabesk Türk toplumu böyle bir toplumdur! Kürd ulusunun kendi kaderini tayın edebilmesi için, TC’nin bize dayattığı Türkiyelilik politikasına değil, Kürdîstanî politikaya ihtiyaç duyuyoruz.
Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin TC tarafından katledilmesi Kürdleri düşündürmelidir artık.
Halkların kardeşliği, ümmet kardeşliğinin sol biçimidir. Bu barbarlarla mücadelemiz, küresel terörle mücadele ile bütünleşti. Bundan sonra Kürdlere düşen en büyük görev barbarların Türk-İslam rezaletinden uzak durmaktır. Bu yüzden Türkiyelilik politikasını TC’nin bir siyasal projesi olarak değerlendiriyoruz.
Tahir Elçi ve diğer aydınlar neden İnfaz edildi ve neden infaz edilmeye devam edilecek?
Çağdaş ilerici Kürdlerin çoğalması TC devletinin Kürdleri tek adam üzerinden kontrol altına almasını zorlaştırıyor. TC, Kürdlerden danışıklı bir karşıtlık politikasının Türkiyelilik siyaseti üzerinden uygulamasını istiyor.
İşler TC’nin istediği biçimde gitmediğinde şiddeti ve katliamı dayatıyor. MİT barış yalanı bahanesiyle masaya oturur oturmaz Sakine Cansız ve benzerlerinin ölüm kararını almaktan geri durmadı. Bu durum Türkiye’nin Kürd sorunu yaklaşımını iyi deşifre ediyor.
Birileri bize Türkiyelilik politikasını dayatıyor diye kıyamet kopmaz! Kürdler kendi ulusal bağımsızlık ve özgürlük ihtiyaçlarına göre kendi ulusal duruşlarını belirleyip Türkiyelilik politikasını bize dayatanları da bu ulusal çizgiye davet edebilirler.
Kürdler Arap ümmetine bağlı kalırsa yüzü kara, Kemalizm ümmetine bağlı kalırsa yüzü maskara olur. Bu maskaralıklar bize yakışmaz! Bize Kürdistan ulusal duruşu yakışır.

 

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ORTAÇAĞ BARBARLIĞI İLE ÇAĞDAŞ UYGARLIK HESAPLAŞMASI

Posted by kaniyasor 26 Kasım 2015

abd_savas_ucaklariKanî Yado – 26.11.2015:
Günümüzde cereyan eden savaşı, dünya uygar zihniyeti ile Ortaçağ zihniyeti de diyebileceğimiz geleneksel köleci toplum zihniyeti arasında bir hesaplaşma olarak ifade edilebilir. Sonuçta demokratik uygar taraf mutlaka kazanacak ve bölgede sınırlar değişecektir.
Biz sürekli, köleci toplum sisteminin etki alanındaki coğrafyanın sınıf tahlilini yaparken, köle sahipleri sınıfının günümüzdeki temsilcileri olan din istismarcılarının geçmişte büyük acılara neden olduğu gibi, günümüzde de büyük felaketlere neden olacağını vurgulamıştık.
Ortaçağ’ın yaşam biçimi farklı olduğu gibi savaş tarzı da farklıdır. Zülfikarlar ve sair kılıç ve gürz gibi araçlarıyla savaşan çöl vahşileri ile ilgili övgülerle anlatılan din savaşları gerçekleri yansıtamazlar.
Köleci toplum sisteminin geleneksel devlet temeli üzerinden inşa edilmiş Türkiye ve sair İslam devletleri resmi ideolojileri gereği bu acıları farklı biçimde anlatarak veya yazarak vahşeti gizleyemezler!
Halk dilinde gerici unsurlar olarak ifade edilen ortaçağ zihniyetine sahip olan iradesizleştirilip özgür yaşama düşman edilmiş fanatiklerin savaş hukuku da köleci toplum geleneklerine bağlı bir şekilde barbarcadır.
Günümüzde yaşadığımız coğrafyada patlak veren savaş, barbarlar ile uygarlar arasında cereyan ettiğinden dolayı, savaşma tarzı ve savaşın teslim alma ve benzeri biçimler her iki taraf için aynı değildir.
Rus savaş uçağı barbarlar tarafından vurulurken ve pilotlar paraşütle yere inerken Türkiye’den savaş alanlarına gönderilen lümpenlerden oluşan barbar savaşçılar tarafından linç edildi, başka şekilde olması mümkün değildi!
Bir taraf barbarca esir alırken uluslararası savaş kurallarına uymayıp barbarca muamele eder ve esir alınan insanı barbarca öldürür! Uygar taraf ise ona savaşın kurallarını uygulayarak esir muamelesi yapar.
Şengal’de de görüldüğü gibi Türkiye Cumhuriyeti devletinin gayri resmi müttefiki DAEŞ mazlum Êzdî inancına sahip Kürdlerin yaşam alanlarını işgal ederken öldürme biçimleri ile esir aldıkları erkek ve kadın Êzdîlere yapılan muamele bütün dünya ulusları tarafından görüldü.
Halife Ömer’in Mezopotamya işgalinde görüldüğü gibi, esir alınan kadınlar cariye pazarlarına sürülerek satıldılar! İnsanların can, mal, namus ve şeref gibi mağduriyetlerine sahip çıkmak 21. Yüzyıl erdemlerine sahip çağdaş demokratik uygar dinamiklere düşer.
Ortaçağ zihniyetinin taşıyıcıları olan gerici ülkeler arası yeraltı derin ittifak ile inşa edilen DAEŞ denen taşeron örgütler birliğine karşı, sadece uygar güçlerin askeri başarılarıyla sonuç alınması mümkün değildir.
Gericiler askeri tedbir ile bastırılabilir ama gerici zihniyet ortadan kalkmadıkça bölge ve dünya için potansiyel tehlike olmaya devam eder.
Ortaçağ geriliğine çakılı kalan Müslüman toplumların gerici zihniyeti ile çağdaş yaşam ve çağdaş düşünce arasındaki karşıtlığın eylemsel sonucundan ortaya çıkacak bölgenin yeniden doğuşu rönesans ile zihniyet değişikliği sağlanabilir. Çünkü, sorun Mekke merkezli bölge köleci sisteminin günümüze kadar uzanan zihniyetinin selefî anlayışından kaynaklanıyor. Sorunun nedeni doğru anlaşılmadıkça sorunun çözüm biçimi de doğru tespit edilemez.
Türkiye, DAEŞ’e yaptığı yardımlardan dolayı deşifre olunca yalnızlaşma ile karşı karşıya kalıyor.
Türkiye kendini uygar ülkelerin oluşturduğu demokratik ittifakta göstermekle beraber bölgedeki gerici güçlerle ilişkileri devam etmektedir.
Türkiye, lümpenleri örgütleyip Kürdlere ve Batı uygar güçlere karşı kışkırtarak bölgede gericileri ayakta tutmaya çalışmaktadır.
İkinci Dünya Savaşında Nazilerin dünyaya kafa tutması acı, yıkım, gözyaşı ile birlikte faşizmin mağlubiyetiyle sonuçlandığı gibi, Türkiye dahil tüm Ortadoğu gerici ülkelerinde gelişen din istismarcısı faşizmin de aynı sonuçla karşılaşması beklenen bir durumdur. Orta Doğu gericilerinin mağlubiyeti Ortaçağ zihniyetinin tasfiyesi olarak kabul edilecektir.
Derin ve işbirlikçi Kürdlerin, turancı Türkler ile birlikte savundukları Osmanlı hükümranlık sahasında tekrar çöl geleneksel/inançsal karanlık sisteminin tekçi paradigması tutmayacak ve savaşın insanlık lehine sonuçlandıktan sonra bölgede 21. yüzyıla yakışan bölge rönesansı gündeme gelecektir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KANLI DİKTATÖRLER İHTİŞAMLI ZIRLARLAR

Posted by kaniyasor 20 Kasım 2015

Kanî Yado – 20.11.2015rojbasdede-e1413219006683

Türkiye gibi her şeyin bol biberli/acılı gülünç gözüktüğü yerlerde politikayı seyretmek politikacı olmaktan daha fazla heyecan veriyor. Bu bağlamda, şüphesiz tiyatro seyretmenin tadını tiyatro sanatçısı değil, tiyatro seyircisi daha iyi bilir. Belki acılara doyamadığımız içindir!

İnsan yaşamı boyunca heyecanlarla mutlu olmuyor mu? Biz de heyecanları seyrederek mutlu oluyoruz. Bizim dilimizde acıların bal eylediği yaşam serüvenlerine biz Kürdçe GÎT diyoruz.

Nice belalarla karşılaşmışız!                     

Terör olmadığı zaman devletin canı sıkılıyor ve uzun diktatörün emir ve talimatıyla terör ekiliyor ve terör biçiliyor!

Biz Mezopotamyalı olarak yabani keçiyi ve koyunu, yabani atı ve  eşeği evcilleştirirken, eşeği at ile evlendirip inatçı ve güçlü katır evlat elde ederken, birileri ileride bizi din ile iman ile aldatıp, bizi koyunlaştırarak, sürüleştirerek, sürüngen yapıp süründürerek, at yapıp binerek intikam alacaklarının hesabını hiç yapmamıştık!

Mezopotamya ve Anadolu acıların müzesi durumundadır. Yer yerinde durmuyor, her tarafta acılar fışkırıyor!

Biz geriye bakıp bu acılarımızı görmeye çalışırken diktatörler, diktatörlerin kapıkulları olan palyaçolar şizofren diktatörlerin kara yüzlerini gizlemekle ve kurtarmakla meşgul olduklarını görüyoruz.

Türkiye cumhuriyeti devletinin ulu hakanının istihbarat başı Hakan Fidan’a yapışıp kalanları başka ne şekilde ifade edebiliriz?

Son zamanlarda  Recep Paşa’nın sesi çok yüksek çıkıyor! Doğal olarak, Hakan Fidan’ın Ada istişareleri dopinginin katkısı inkar edilmez. Her kesin Mehmet Metiner olduğu koşullarda diktatör  liderlerin sesi ihtişamlı olur!

Diktatör, pamuk yürekli görünümlü, balyoz yumruklu çelik gibi sert olsun veya olmasın,  tavukların tek hakimi ve tek horozu, çiftliğin tek ihtişamlı anıran hakanı  olduğunda sadakat kapıkulları diktatörün huzurunda secdede kalırlar.

Elbette insanlar durup dururken diktatör olmadıkları gibi, diktatörlere karşı imanlı ve Mehmet Metiner gibi Emine Hatun’a karşı rukuda iki kat olmaları da tesadüfle ifade edilen istisnaî bir olay değildir…

Diktatörü diktatör yapan köle sadakatidir. Yezit diktatöre karşı iki at olanlara gülmüştük ama şimdi dört kat olanlar var!

Diktatörü sırtında taşıyan, acılarını sineye çeken, kanlı elini öpen, yalancı dilini doğrulayan, utanmaz yüzünü nurlandıran özgürlük düşmanı karanlık kafalıların şirklere karşı imanı güçlü olur!

Müslümanların inanış felsefenin temelini oluşturan Yahudi mitolojisine göre insan çamurdandır. İnsan çamur olunca ameli de çamur olur. Çamur diktatörlerin çamurluğu bu asaletinden geliyor.

Günümüzün Ortadoğu bataklığının despot önderlikleri Rönesans öncesi Avrupa’nın acımasız papazlarının ruh haline sahiptirler.

Recep Paşa’nın sadistliğini başka nasıl ifade edebiliriz?

Kumsi kumsa marifetli ellerini, sırı sıra dizilen gemiciklerini, kendi tekçi tahakkümcü keçi inatçı durumlarını muhafaza etmek için girmedikleri roller yoktur.

Üç kıtanın hakimi olma hayalıyla yaşayan uzun diktatör Türkiye’yi aile tavuk çiftliğine çevirince bütün dünyada itiraz sesleri yükseldi.

Bu tavuk çiftliğinde ikinci horoz yoktur. Diktatör her sabah çiftliğin erken öten tek horozudur! Çiftlik bu horozdan sorulur. Tavuklar sıra sıra dizilmiş rukuda dururlar! “bijî bijî yek horoz, bijî bijî tek horoz, en büyük horoz bizim horoz“ demekten başka kimsenin şansı yoktur.

Ortadoğu, çöl putperest barbarları ve Orta Asya barbar toplumlarının istilâsına uğrarken Mezopotamya ve Anadolu uygarlıkları yok edildi. Şimdi kalıntılarını gördüğünüz antik tiyatrolar, şehirler ve diğer kültür sarayları kalıntıları şeriat karanlığı öncesi uygarlığın kalıntılarıdır. Bunların üzerine inşa edilen çanlı kiliseler, atom başlıklı minareler bir başka ihtişamlı görünürler!

Acılı ve acısız, minareli veya minaresiz çöl köleci karanlık kültür geleneklerinin hakim kılınması, toplumun maneviyatını karanlığa gömmekten başka işe yaramadı ama kıyamet de kopmadı, sadece terör koptu ve üçüncü dünya savaşına neden oldu!

Aslında Anadolu’nun bu hale gelmesi “bir varmış, bir yokmuş” ile ilgilidir. Biz daha önce “bir varmış, bir yokmuş” ile başlayan tarihi bir Malazgirt hadisesini anlatırken olayın kahramanı olarak kara Kürd eşeği ile Türkmen dayısı bozkurtu seçmiştik. Eşeğin kurda sevdasını dayı-yeğen sevgisinden geldiğini söylemiştik. tahmin edildiği gibi bu sevgi serüveni kanlı geçti.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Antalya´da düzenlenen Güvenlik zirvesi G20 nin Kürt´lere faydası var mı,yok mu ?

Posted by kaniyasor 16 Kasım 2015

Şoreşvan Mehdi Midyadi – 16.11.2015:mehdi_n

Dünya liderlerinin katıldığı G-20 Zirvesi ‘nin Antalya´da yapılması Kürt´ler açısın elbet iyi bir tarafı yoktur, çünkü bu toplantı yapılırken TC devletinin Cumhurbaşkanı Edoğan kirli planlarını devreye sokmuştur.

Kirli planlardan bir kaçını size aktaracağım. İnanırsınız veya inanmazsınız sizlere kalmış bir şeydir. Ben sadece fikirleri anlatmakta ve şüphelerimi söylemekteyim.

Güvenlik zirvesinde Erdoğan zirveye katılanlara uyarı yapmıştı, uyarısında “uyarıyorum yanarsınız” demişti ve bu uyarının arkasında Fransa´da katliam gerçekleşti.

Bu katliam onu öyle bir sevindirmiş olmalı ki, gecenin ikisinde kalkıp basın açıklaması yapıyor! Tabii ki, her açıklama ve konuşmasında terörizmden söz etmektedir ve bu açıklamaların içine mutlaka Kürt hareketlerini terörizmle suçlamakta ve hedef almaktadır.

İkinci vaka da Güvenlik zirvesi düzenlenirken Gaziantep’te T-IŞiD terör örgütü mensubu oldukları iddia edilen bir hücre evine operasyon düzenleyerek 5 kişiyi öldürüp kendi ayıplarını saklamaya çalışmaktadır ve aynı zamanda “bakın ben T-IŞiD terör örgütüne darbe vuruyorum onlarla birlikte değilim” imasında bulunmaktadır.

Üçüncü adımda, bu sefer Çin ile uzun zamandır konuştukları ihaleyi (Silah alımını) iptal adımını atıyor. Erdoğan güvenlik zirvesinde bazı şartları kabul ettirmiş olmalı ki, Çin ile yapılan 4 milyarlık ihalenin iptaline karar veriyor.

Güvenlik zirvesine gelince, Güvenlik zirvesi Emperyalist ve Sömürgeci devletlerin bir araya geldikleri bir zirvedir. Kesinlikle halklar adına faydalı kararlar almazlar. Demokrasi ve huzur getireceğiz deyip kapalı kapılar ardında  kirli planlarını devreye sokmaktadırlar.

Şoreşvan Mehdi Midyadi

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KÜRDİSTANA SAHİP ÇIKMAK DÜNYANIN VİCDAN BORCUDUR

Posted by kaniyasor 12 Kasım 2015

Kanî Yado – 12.11.2015:abd_savas_ucaklari

Geçmişte yaşadığı üstün uygarlıkla dünyanın ilgisini üzerine çeken Kürdler dahil tüm Mezopotamyalılar, çöl barbar toplumların köleci erkek dinlerinin tenkitine ve düşmanlığına maruz kalmışlardır.

Mezopotamyalılar, üretim araçlarını geliştirerek üretimi artırmaları barbar toplumların iştahını artırarark ülkelerinin istilalarına neden olmuştur.
Bu sahada yaşayan halklar gibi biz Kürdler de bu talihsizliğe uğrayan bir ulusuz! Çöl barbarlarının talanları yetmiyormuş gibi, Orta Asya istilalarıyla daha büyük acılarla karşı karşıya gelinmiştir.
Talancıların istilalarıyla birlikte bunların din siyaseti vasıtasıyla insanların manevi dünyaları korkuluklarla dolu karanlık mezarlığa döndü! Böylelikle Kürdistan coğrafyası işgale maruz kaldığı gibi, onların manevi dünyaları oldukça korkunç gerçek dışı hurafelerle doldurulmuştur.
Çağdaş dünyanın bize ihtiyaç duyduğu bir süreçte, önceden TC tarafından hazırlanmış yönlendirici ayarcılar ya Kürdleri özünden uzaklaştırma ile sonuçlanacak Türkiyelilik politikasıyla, yada Kürdleri çöl inancı üzerinden çöl iptidai kültürüyle menfi yönden kültürel kimyası değiştirilmeye çalışıyor.
Çıkmazlara yönlendirme ile yetinilmedi, aynı zamanda gericilik kalıcılaştırılarak itibarsızlaştırma ile karşı karşıya bırakılmak isteniyor. Biz bu koşullarda Kürd ulusal erdemlerine sahip çıkıyoruz!
Biraz ulusal onur, biraz mantık, biraz mizan lütfen!
Barbarların kültürü, ister inanç üzerinden şekillensin, ister başka biçimde olsun, istilacı toplumların sadist ihtiyaçlarından kaynaklanan biçimiyle Mezopotamya uygarlarına yakışmayan bir vahşet biçimidir.
Mezopotamya uygarlığının mümessilleri olan Mezpotamyalılar, Eşekleri ve öküzleri bile evcilleştirdikleri halde çöl cahiliyesini evcilleştiremeyip onlara yenik düşerek onların karanlık yaşam biçimine tutsak düşmeleri tarihi bir trajedidir.
İnsan idrakini iğfal ederek şiddete, istilaya dayanan inanç biçimlerini Allah’ın tebliğleri olarak göstermeleri, insanların manevi dünyalarına oldukça korkunç darbeler indirmiştir.
Mezopotayalının kültürü menfi yönden etkilenmiş, manevi dünyasları korkuluklarla istila edilmiş, karanlık bir mezarlığa dönmüştür.
Kürdler bu tuzaklardan sağlıklı çıkmak için, kendine özgü Kürd ulusal erdemlerinin biçimlendirdiği kültürlerine sahip çıkmaları gerekiyor. İsimlerimizden tutun, selam veriş ve selam alışlarımıza kadar en yaşamsal ritüeller bize ait değildir!
Bir yanımız Selanik, bir yanımız Mekke. Mezopotamyaya ait pek bir şey görünmüyor! Kaderimiz böyle yazılmış desek çözüm olmaz!
Kürdlerin dört avcıya yem olan orta yerdeki av olmasından çıkması gerekiyor diye düşünüyoruz! Yeter artık! Başımız bir yerde, gövdemiz bir yerde, kol ve bacaklarımız darmadağan bu coğrafyaya serpilmiş!
Biz Mezootamyalı bir halk olarak ulusal erdemlerimize dayalı kültürel değerlerimize sahip çıkmazsak neye benzeriz acaba?
Çöl vahşeti köleci sistemi, Roma köleci düzeni gibi, çöl köle sahiplerinin talanı amaçlayan sistemdir.
Roma Hıristiyanlık dinine dayanarak Avrupayı karanlığa mahkum ederken, çöl erkek egemenliği olan köleci düzeninde de halaklar inim inim inledi!
Çöl coğrafyası yaşamının gereğinde ortaya çıkmış inançlarını Kürdlerin kültürü şeklinde gösterenlerin durumu başkalarına hizmetçilik kanıksaması olarak tanımladığımız siyasi işbirlikçiliktir.
Halkların bin yıllarca sürede mayallanmış erdemlerinden uzaklaşarak insanları özünden çıkaran belirsizliğe sürüklenmeleri en acı talihsizliklerdir.
Kürdleri çöl cahiliyesinin tuzaklarına düşüren sinsi etki, Kürdlerin kendi milli kültürlerinden uzaklaşmalarının temelini oluşturur. Bu talihsiz durum tabulaştırılmış unsurlar üzerinden gerçekleşiyor.
Eğer biz bu konunun doğru tanımını yapamazsak, halkların kardeşliği, ümmet kardeşliği, mümin kardeşlik gibi tuzaklarla yeniden esir düşmemiz her zaman ihtimal dahilindedir.
21. Yüzyılda yaşıyoruz, çağdaş verilere göre düşünüp çağdaş değerlerle bütünleşmek zorundayız. Şimdi eski ile yeninin savaşı yaşadığımız coğrafyada sürüyor. Her eski, doğası gereği olarak yeniye mağlup olacaktır.
Kürd milli değerlerine zarar vermemek için çağımızın ölçülerinde düşünmek zorundayız. Din istismarlarıyla din, iman, mezhep tercihleri o kadar eskidir ki, iki bin yıllık mezarlık kokuyor!
Aliciliğin, veliciliğin, Yezitçiliğin devri çoktan kapanmıştır.Talancı barbarlar, talanlarla bölgedeki tüm olumlu gelişmeleri yerle bir etti. Yaşadığımız coğrafya halen bu karanlıkta çöl kültürünü Alici veya Muaviyeci taraftarlık olarak sürdürüyorlar.
Biz bu talihsizliğe kader desek, kendi durumumuza razı olsak hangi derdimize derman olur ki!
Talancılar kendi kültürlerini meşru göstermek için inanç temelinde işi tabulara bağlıyorlar. Bu durumdan etkilenen Kürdlerin yaşam atmosferinde karanlığın kalıcı olmasına neden oluyor.
Çağdaş dünyanın Meyopotamya’ya sahip çıkması vicdani bir borçtur. Biz çağdaş dünya ile birlikte karanlıklara değil, aydınlık günlere doğru yol almış ilerliyoruz. Rabbimiz bizi çöl barbarlarından korusun!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

YETİŞ İMDADA YA HIZIR!

Posted by kaniyasor 9 Kasım 2015

Kani Yado – 09.11.2015:rojbasdede-e1413219006683

Kafalarında karanlık çöl karakolları inşa edilen toplumların demokrasi ile yaşam uyuşmazlığı vardır. Biz bu uyumsuzluğa anlayış yoksunluğundan  kaynaklanan idrak fukaralığı da diyebiliriz.  Bu muhafazakar durumun genetik olup olmadığını başka uzmanlık alanlarına bırakıp günümüzü anlatalım.

Yüzyıllardır yaşadığımız coğrafya, çeşitli biçimlerde dayatılan çöl geleneksel karanlığına saplanmıştır.

Mezopotamya ve Anadolu halkları kendine ait erdemleri kaybettikçe çözümsüzlüğe ve şiddete sürüklendiği görülüyor.

İnançlar bataklığına dönen bu mağdur edilmiş coğrafya tek irade/tekçi sisteme güdümlenmiştir. Umutların beklentisine takılı kalarak, kurtuluşu şirk-tabu veya  tek irade diktatörlüğü belirsizliğinde aranmaktadır.

Hurafelerin neden olduğu çaresizlikte, dara düştüklerinde kır atla gelecek bir kurtarıcı çağırırlar. “Yetiş imdada ya Hızır!” demekten başka bir yolu bulunmayan çaresizlik bir belirsizliğin girdabına girer.

Biz Hz. Hızır mitolojisini Kuran’da Hz. Musa’ya doğru yolu gösteren bir bilge olarak tanıyoruz sadece, bunun evveli de vardır mutlaka.

Belki, Avrupalıların Zarathustra dedikleri ve tarihte ilk defa yerlerin ve göklerin sahibi Rabbimizin varlığından bahseden Alevilerin peygamberi Hz. Zerdüşt’e dayanıyor.

Çöl cahiliyesi ya Şiîlik üzerinden yada  Sünnîlik üzerinden hayatımızın her alanına girmiş durumdadır. Mağdur edilmiş ehli kitap  Aleviler, kendi tabelalarını Şiiliğin kapısına asarak kendi değerlerini koruyamazlar.

Din istismarcıları Şiî inançsal araçlarla Aleviliği de Ali taraftarlığı  hizbi olan  Şiîlikle  devletlerin resmi ideolojilerin rengiyle boyayarak çöl siyasallaştırılmış gerici inançlarını egemen kılmışlardır.

İnsanların eline yahut zihniyetine çöl barbarlarının cinayetin şiddet araçlarına kutsallık  atfedilerek Zülfikar ve kılıç kutsallaştırılarak toplumun gerici çöl yaşamının bataklığına saplanmasına neden olmuştur.

İnsan zalimlerin zihniyetini veya şiddet araçları olan çöl vahşi çöl  keskin katil kılıçlarını kurtuluş sayıyorsa dünya milletleri içinde  hangi insanlık değerlerinden bahsedebilir?

Mezopotamya’yı ve Anadolu’yu kendilerine benzeten çöl cahiliye merkezli köleci sisteme karşı bir duruşu olmayanların Alevilikten bahsetmeleri çok çelişik ve çok komik görünür.

Çöl cahiliyesi  hiziplerinden biri olan Şiîliğin Alici şeriatçı gericiliği savunduğu  malumdur ama Anadolu ve Mezopotamya’nın yüz akı dediğimiz Alevilerin Şii inancını savunmalarında sakat bir ayar vardır diye düşünüyoruz.

Çöl şahsiyetlerinden bahsedildiğinde, aldatılmış mağdur insanların  hıçkırıkları birikip, bir gün din bezirganlarını boğacağı muhakkaktır!

Din  istismarcılarının neden olduğu dökülen anlamsız gözyaşlarının sebebi oldukları anlaşılacaktır! İstismarcı ve gerici masalcılar geçmişin çöl çıkar kavgalarını dramatize ederek zamanımızı karartmış, halkların geleceğini  belirsizleştirmiştir. Kimi hurafelerle aldatır, kimi bu yalanlarla aldanır.

Çöl vahşetine ağıtlar, matemler, ağlamalar, kendine işkence ayinleri tekamülü geriye  döndürerek toplumu karanlığa çağırır!

Aldanmak kendinize zulmetmenin bir çeşididir. Aldatanlar utanmazlar, siyasetin palavra meydanında nara atıyorlar!

Bir yüzü zalim Sünnîliğin şımarık himayesinde Yezit’in yeni versiyonu dünyanın başına bela çöl yaaşamının orijinal biçimi DAİŞ, Bir yüzü Ali,  Hasan ve Hüseyin simgeleri ile  çöl gericiliğinin kapkara yüzü. Tepesi faşist TC bayrağı gibi hilallı-yıldızlı şovenizm ve Şiî renginin alaturka şekli!

Binbir yüzlülüğün bu biçimi dünyada görülmemiş karanlık bir vakadır! Çöl hurafelerine, inanç istismarlarıyla çok kötü bir biçimde yönlendirilmiş biçare insanların yarattığı korkunç manzara çözümsüzlüklerin ana sebeplerini oluşturuyor. Bin bir suratlı bu gericilik nasıl çözülür?

Bize göre, sakatlık insanlardadır, inançlarda değil. Çünkü bu çöl inançları,  çöl koşullarının kafadan sakat bıraktığı insanların en gerici inanç biçimleridirler.

Dikkat ederseniz geriliğin en çok olduğu yerlerde hurafeler inanç olarak insanlık erdemlerinin önüne geçmiş!

Hurafeler pozitif düşünemeyen geri kafalı insanlara ait beynin ürünü olduğuna göre, çöl koşullarının yarattığı kişilikler ve maddi yaşam gerçekliği kendine uygun inançlar ve düşünceler yaratır.

Onlar bizden etkilenmesi gerekirken neden biz çöl vahşetinin gerici çemberinin içine düşüyoruz acaba?

Orta Amerikanın sıcak bölgesi ve Ortadoğu çöl alanları ve Hindistan’ın sıcak bölgeleri bu özellikleriyle  birbirlerine çok benzeyen inançsal yaşam biçimleri vardır.

Ortadoğu çöl yaşamında, Afrika’nın kavurucu sıcak alanlarında ve Hindistan’ın sıcak bölgesinde milyonlarca falcı, yalancı, dinci, imancı, palavracı, sihirbaz, cambaz, hilebaz vardır. Acaba bunları cin mi çarptı, güneş mi çarptı?

Bu olayı doğanın kalleşliğine bağlayamayız, doğal koşulların insan üzerindeki etkileri olarak ele almak zorundayız.

Kafalarında çöl karakolları inşa edilen toplumların demokrasi ile uyumsuz olduğu için çözümsüzlüğe ve savaşa sürüklendiği görülüyor. Bu karanlık bataklıklar tek irade/tekçi sisteme çakılı kalmışlar.

Bu toplumlarda liderlere tanrısal kudret atfedilir. Dara düştüklerinde kır atla gelecek bir kurtarıcı çağırırlar. Bölgemiz “Şefaat ya Muhammed, çek zülfikarını ya Ali, imdada yetiş ya Hızır” gibi çöllerden ithal edilen yakarışlarda kurtuluş beklentilerinin takıntısında yerinde sayıyor.

Çöl cahiliyesi “helal-haram” ölçülerinin en geri biçimiyle yaşamımıza girip, yaşam biçimimizi haram etmiştir. İnsan zalimlerin kılıcını kurtuluş sayıyorsa, zalimleri kurtarıcı sayıyorsa tekamül eksikliği göze çarpıyor.  Böyle zifiri karanlıkta tarihin çarkları geriye çevrilir. Bu koşullarda toplumlar tekamül edemez.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

BARBAR TC SİVİLLERİ KATLEDEREK TERÖRİST OLARAK LANSE EDİYOR

Posted by kaniyasor 3 Kasım 2015

Şoreşvan Mehdi Midyadi  – 03.11.2015:mehdi_n

TC barbar devleti her zamanki gibi Sivil Kürtleri katledip Havuz medyasında ´PKK ile girilen çatışmada terörist öldürüldü.´Deyip kendi katliamlarını manipüle etmektedir.

Aynı zamanda Türkiye halkını da kandırmakta veya halk bildiği halde sırıtarak gülmektedirler.

Çünkü ölen Kürt´tür ve yurtseverdir,onlar için potansiyel bir düşman olarak görünmektedir. Bu yüzden Türkiye halkı´nın yanında bir kıymeti yoktur.

Kanıt mı istiyorsunuz?

Kanıt olarak 12 yaşında bedenine 13 kurşun sıkılarak yanına da keleş bırakılıp katledilen Uğur Kaymaz ve 13 yaşında ailesi ile birlikte katledilerek yanına keleş bırakılan terlikli Fatma´ya bakmanız yeterlidir.

Yetmiyorsa Seçimlerden sonra Silvan´da katledilen 22 yaşındaki Müslüm Tayar, Yüksekova´da katledilen 22 yaşındaki Doğan Doğma ve 18 yaşındaki Çetin Dara adlı sivil yurtseverlere bakmak yeterlidir.vuruldular_n

Bu üç genç yurtsever TC Barbar devleti´nin havuz medyasında ve valiliklerinde haber olarak ” PKK´lı teröristlerle girilen çatışmada Silvan´da 1 Hakkari´de 2 terörist ölü olarak ele geçirilmiştir.” Başlığı olarak kamuoyuna sunulmuştur.

TC barbar devlet´inin ne kadar iğrenç ne kadar ahlaksız ve yalancı bir devlet olduğunu aklı selim herkes tarafından bilinmektedir.

PKK BU KATLİAMLARI GÖRMEZDEN GELEMEZ MUTLAKA GÖRÜYORDUR

PKK bu yapılan bunca ahlaksızlara ve katliamlara karşı ne zamana kadar savaş ilanını devre dışı bırakacaktır ?

Tek tek veya çift çift Kürt gençlerinin katledilmesi mi daha iyi, ya da topyekun direniş sergileyip hepten yok olma veya Özgürlüğü yakalamak mı daha iyidir ?

Bana göre ya yok oluş, yada özgürlük yöntemini seçmek en doğru olanıdır. Zaten Uluslararası Arena´da TC barbar devleti suçlu bir durumdadır ve bu durum Kürtlerin lehine işlemektedir.

Kaldı sayın Öcalan´ın durumu, sayın Öcalan´ın durumu yaklaşık 5-6 aydır kendisiyle kimse görüşmemiştir. MiT aracılığıyla sadece Yunanistan görülecek olan dava için kısa bir mektup avukatlarına ulaşmış ve mektupta “Tecrit koşullarında sağlıklı bir savunma yapmam mümkün değildir.” demiştir.

Şimdi soruyorum size, sayın Öcalan´ın bu konuşmasıyla yaptığı tüm konuşma ve çağrılar sağlıklı mıdır ?

Bana göre kesinlik sağlıklı değildir, tamamen baskı altındadır.

Peki bu sağlıklı olmayan durumu için ne yapılması gerekiyor ?

PKK yine savaş başlatması gerekiyor ve halkı da topyekun serhildanlara çağırması gerekmektedir.

ikinci bir 400 KM Şemdinli vakası yaşanmadan ve hükümetin gözü korkutulmadan tekrar müzakerelerin başlaması mümkün değildir.

Zaten Yalçın Akdoğan PKK müzakere için Önce PKK´nin TC´yi tamamen terk etme şartına bağlıyor, fakat bu şartlar tamamen PKK´yi içerde pasifize etmek, gücü tekrar kendi eline geçirme planlarıdır; yani bu şartlar teslimiyete davetiye çıkarmakta ve bunun içinde yine hile yatmaktadır.

Bundan sonra PKK ne yapar ne eder bilemiyorum fakat PKK´nin suskunluğu bu dava´ya gönül verenleri üzmektedir.

illaki savaş olsun demiyorum, fakat koşullar ve şartlar savaşı dayatmaktadır. Kimse hakkını  sana sadaka olarak vermez, sen ancak savaşarak ve gücünle bastırarak alabilirsin. Bunun dışında ele avuca bakıp sadaka bekleyen bir yetimin halinden başka bir şey değildir.

Temennim savaş olmadan diyalog yolları ile meseleyi çözüme kavuşturmaktır, fakat karşında gücü elinde bulunduran ve teslimiyeti dayatan Bir devlet var!

Karar sizindir ya teslimiyet Ya da topyekun direniş sergileyip zafere ulaşmak veya hepten yok olmak!

Saygılar ve sevgilerimle

ş.m.m

3.11.2015

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TEK İRADE/TEK PAŞA KASIMPAŞALI RECEP PAŞA

Posted by kaniyasor 2 Kasım 2015

Kani Yado – 02.11.2015:rojbasdede-e1413219006683

DAEŞ’in canlı bombalarıyla ve danışıklı iç çatışma ile Türk ve Kürt gençlerinin canını alarak elde edilen kanlı AK PARTİ iktidarı, kanlı faşist elleriyle neden olduğu acılara acılar katarak tarihin kanlı sayfasına geçti.

Böyle bir seçim zaferine saygı duyanların vicdanı tartışılır. Muktedir yeni derin devlet ve İktidarı ve partiler gençlerimize kurban olsunlar, neden gençlerimizi kendi ihtiraslarına ve siyasetlerine kurban ediyorlar?

Şimdi çocuklarının siyasete kurban olmasına izin veren Türkiye haklarının  onuru ve vicdanları tartışılır hale geldi.

Kürd köylü ağırlıklı siyasal hareketlere karşı, kırsal geriliğin  siyasallaşmış gerici potansiyelin desteğinde tek irade biçiminden başka bir anlam taşımayan başkanlık sistemiyle halife olma umuduyla hareket eden AKP başı Cumhur Paşa daha aktif hale geldi.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı akıl almaz maceralara sürüklediği görülüyor.

Türkiye’de gerçekleşen 7 haziran seçim sonuçlarını kabullenemeyen Ak Parti iktidarının diktatörü Recep Tayyip Erdoğan seçim sürecini başlatırken Ergenekon ihtisaslı yeni siyaset derinlikli destekçilerinin danışmanlığıyla çatışmalı bir süreç başlatarak 1 Kasım seçimlerinde  eski oylarına ulaşacaklarına inanıyorlardı ve hesap ettikleri mevcut sonuca ulaşmaları pek sürpriz olmadı.

Recep Tayyip tek başına muktedir bir güç olmak için kendi asker ve polisleri ile Kürd gençlerini birbirine vurdurarak kan üzerinde siyaset yapmaya karar vermişti!

Şimdi eski Ergenekoncu tutuklu ve serbest kalmış danışmanları da emirlerinde strateji uzmanlığıyla katkı sunuyorlar! Onlar  devlet planlı ve danışlıklı çatışmalardan sonuç almayı iyi bilirler!

Kendi askerlerini kendi döşedikleri mayınların üzerinden yürüterek ölümlerini sağlayan devlet icazetli eylem tarzları Ergenekon iktidarları zamanda bilinen durumlardır.

TC 1990 ‘lı süreçte de Kürdleri dünyanın  gözünden düşürmek, Kürdlerin siyasal taleplerinin  terorist hareketler oldukları biçimde göstermek için 33 silahsızlandırılmış askerlerini danışıklı savaş ögesi Şemdin Sakık denen zatın grubuna vurdurduğunu hepimiz biliyoruz. TC şimdi onu da cezaevinde korumaya aldığı biliniyor.

Biz çok iyi biliyoruz ki, gayri meşru bir biçimde kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti, her zaman danışıklı ve hayali düşmanlar yaratarak kurdukları suni dengelerle  siyaset  yaptılar.

1970 yıllarının başlangıcında Kürdlerin karşıtlığında Anadolu haklarını Türk kimliği etrafında birleştirmek için derin bir stratejiye sahip olan TC devleti, Türkiye genelinde askeri müdahaleye neden teşkil edecek eylem türlerinin yaygınlaşmasını sağladığını deşifre eden Muhsin Yazıcıoğlu’ya suikast yapmıştı.

Türk ve Kürd toplumunun devletin lehine yönlendirilmesinin çok kolay olduğu her halinden belli oluyor.

Bilimde ve teknikte meydana gelen gelişmelere rağmen, İslam ülkelerinde gelişemeyen düşünce ve sosyal erdemler talimatla yürüyen, talimatla duran av tazıları sadakatli insan manzaraları şekillendi.

Çöl cahiliye itaatli iradesizleştirilmiş bireylerlerden müteşekkil  cemaat türlerinin ortaya çıkmasıyla Osmanlı şeriat mezarlığı görünümündeki Türkiye sosyal yaşamı çekilmez hal aldı.

Türkiye’de geri yaşam ile ileri çağdaş yaşam biçimlerinin ortaya çıktığı gibi, şimdi dünyada  ileri uygarlık ile çöl geleneksel inançlara paralel gelişen geri toplumlar arasında çok büyük mesafe oluştu.

Bu  çelişki, insanların ortak sorunların çözüm şekline de etki yapıyor. İlke olarak, makul surette hareket etme iktidarından mahrum insanlar reşit ve mümeyyiz sayılmazlar. Müslüman ülkelerin tek irade yapısı halkın mutluluğu için halkın kaderini belirleyemezler. Hür dünya devletleri Kürdlerin müttefiki olarak bu soruna dahil olmak zorunda kalıyor.

Toplum gerici ilişkilerin içinde silikleşirken, şiddet eğilimi öne çıktığı dikkatlerden kaçmıyor. Siyasal şizofrenler artarak çoğalıyor.

Geniş İslam mezarlığında her kes kendini cennetlik, mükemmel, eksiksiz gördüğü için kimse kendini gözden geçirmez.

Hatta her kasaba ve mahalle üfürükçüsü kendini alim olarak tanımlar. Bu yüzden devlet ve millet komik bir manzara olarak zuhur eder.

Osmanlı çöl barbarları öyle büyük tehlike oldular ki, tüm uygar dünya bu barbarlara karşı Kürdlerin yanında yer almayı bir insanlık borcu ve dünya istikrarı için bir gereklilik olarak gördü.

Dünya aynı zaaflara sahip Kürd partilerine karşı önlemi almıştır. Büyük dünya küçük ihtiraslarla karşı ciddi biçimde müdahale edebilecek reflekslere sahiptir.

Çöl köleci cahiliye toplumunun inançsal Osmanlı şeriat yaşamıyla tek kudret iradi tabu önderliği adına tek irade hilafet sistemini başkanlık takkiyesiyle gündeme getiren Kasımpaşa kabadayısı TC Cumhurbaşkanı Recep Paşa, bölge şeriatçı güçlerin verdiği umut ile başkanlık sistemine bayağı kafayı taktı!

Recep Paşa sivilleşmezse Hitler’in kafası neredeyse Recep Tayyip Paşanın kafası o bilinmeyen yerdeki Dünya Savaşları Müzesine gidecektir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »