kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Ocak 2016

TÜRKİYEDE DEMOKRASİ VE HOŞAV

Posted by kaniyasor 31 Ocak 2016

Kani Yado – 31.01.2016:rojbasdede

Halk arasında “eşek hoşavdan ne anlar?” atasözünü sık sık duyarsınız. Hoş ve av kelimeleri Kürdçe’dir. “hoş su ” anlamına geliyor. Kürdler hoşavın alasını kurutulmuş armuttan, elmadan ve kuru üzümden yaparlar…

Emmioğlu İran’lılar Farsça dediğimiz kendi dillerinde “hoşab” demeleri şeklindeki benzerlik can ve kan bağındandır.

Hoşavın eşeklere içirildiğini hiç duymadım. “Eşek hoşavdan ne anlar!” derler. Sanırım Türkler de hoşavın ne olduğunu bilirler.

Yunan’lıların Sasıkisini “cacık” diye piyasaya yutturdular ama Kürdlerin hoşavını Türkleştirip yutturamadılar.

Çünkü “hoş av” hoşav olarak tadıyla, güzelliğiyle, zerafetiyle, ismiyle değişmeden günümüze kadar geldi.

Belki de birileri “Türkler hoşavdan ne anlar!”  sözünü söylemeyi uygun bulmadıkları için Kürdlerin milli hoşavını Türkleştiremediler.

Osmanlı padişahlarının Türklere “Etrak-ıbîidrak(ahmak Türkler) demelerine sevinmiyoruz elbette.

Türkler hoşavın ne anlama geldiğini bilmiyorlar diye kimseye bîidrak demeyiz ama gerçekten eşeğin hoşavdan ve demokrasiden hiç bir şey anlamadığını biliyoruz. Bu gürültülerden, patırtılardan anlıyoruz.

“Hoş” kelimesiyle “av” kelimesi yan yana gelebilir ama “Türk” kelimesiyle “demokrasi” kelimesi yan yan gelmez. Çünkü bu iki kavram arasında kan uyuşmazlığı olduğu her haliyle bellidir.

TC’nin öz yerli malı demokratik cumhuriyet denen Kürd mucitlerinin icadı olan ütopyaya dayanan nazariye Türkiye’nin demokratikleşmesi için değil, Kürdlerin uluslaşmaması içindir.

Demokrasi ve Türkiye kavramları yan yana görüldüğünde mutlaka insanları gülme krizi tutuyordur! O kadar ters görünüyorlar ki bu iki kavram! Yoksa bana mı öyle geliyor?

Önyargılar insanı çok yanıltır diyorlar ama bu önyargı değildir. Mesela, Türkiye’de kimsenin trafik kurallarına uymaması, kurallı yaşam erdemlerine sahip olmamasından ileri geldiğini bilmemek mümkün değil!

Demokrasiler kurallı yaşam erdemler bütünü değil mi? En büyük dileğim Türklerin bu konuda beni mahcup etmeleridir.

Derin TC standartlarına, demokratik cumhuriyet yalanlarına uymayan düşüncelerim için lütfen dostlar bize kızmasınlar!

Biz yanlış olsak bile farklı düşündüğümüz için düşüncenin olgunlaşmasına hoşav sunarak bölge mozaiği gibi düşünce sahasını renklendiriyoruz. Gericilik zırhını delmek için başka çare var mı?

Hiç bir olay sebepsiz değildir. Her olayın, her olgunun sebep ve sonuçları vardır. Bu durum Anadolu’nun dramından kaynaklanıyor.

Talanlardan başka uğraşıları olmayan bozkır kavimlerin ve çöl develerinin Anadolu yaşamına uyum sağlamayıp, Anadolu yerlilerini katliamdan geçirince geride insanlık bakiyeleri kalır!

Osmanlı düzeninin yüzyıllarca insanları karanlık Şeriat mezarlığına mahkûm etmesiyle ilgilidir. Geleneksel köleci toplum sistemleri insanlık erdemlerine ters düşürmeye müsait duruma getiriyor insanları.

Yaratılan bilinçaltı kirliliğini düşünün!

Ayrıca yüzyıllarca insan iradesi yerine tabuların gülünç iradeleri geçiyor. İnsan donduruluyor, ilahlar yaşam buluyor!

Bu koşullarda yaşayan insanlar birey olmanın anlamını bilmezler. Tam tersine tabuların itaatkâr sadıkları olurlar.

Çağdaş düşünceye sahip insanların gelenekçiliğe karşı kitleselleşmemelerinin nedeni bu korkunç durumdur.

Ne hoşavdan ne de demokrasiden anlamama kanıksaması bu gerçeklerden kaynaklanıyor. Bu çürümüşlüğe karşı kafa nakli yapmak mümkün olmayacağına göre çare nedir?

İnsanlara zorla hoşavı sevdirmek mümkün değildir. İradeleri tabular tarafından gasp edilmiş ayarlı toplumlar her olumsuzluğun içinde parmak ararlar!

Biz diyoruz ki: Hayır, parmak değil, sen orada olduğun için doğru bir şey yapılamıyor!

İnsanlık bu gülünç durumu affetmeyecek.

Tüm dünya Türkiye’de çağdaşlığa karşı bir düşmanlığın geliştiğini görüyor. Kimse onlardan bir şey beklemiyor, ama hiç olmazsa doğru olanı sabote etmemelidirler.

Demokrasi farklılıkların tolerans kültürüdür. Bu kültür Türkiye’de var mı? Yoksa ‘ker û xoşav’ da bir arada olmaz!

Bu bir önyargı mı? Ne yapalım(?) önyargı ise önyargı! Kuyruklu Kurd yakıştırması da önyargıdan kaynaklanmıyor mu?

Şeriata adım adım yaklaşan Türkiye kuyruklu şeriat devrimini yapsın, önyargıda bir-bir berabere kalırız, ödeşiriz.

Demokratik erdemlerin yeşerme imkânı olmayan coğrafyada bir mucize mümkün mü acaba? Korkarım ki, mucize taş kafalıların başlarına yağacak bombalarla beraber gelsin!

Bu da dünyanın bir başka trajedisi! Heqo Heqo, va çı xoşav e, va çı ker e, va çı qedere?

 

 

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KADAR SİYASAL AYARLAR

Posted by kaniyasor 26 Ocak 2016

Kani Yado – 26.01.2016:rojbasdede

İttihat Ve Terakki, Avrupa vahşi kapitalizmi ile Rusya’nın 1905’te başlayan devrimci atağı arasındaki karşıtlık büyük acılara neden oldu.

Avrupa’nın vahşi kapitalist devletlerin, İttihat ve Terakki Hükümetine göz kırpmasıyla bu coğrafyada Rus devrimcilerinin özgürlükçü ve coşkulu düşüncelerinden haberdar olan Ermeni ve Suryani katliamı oldu.

Cumhuriyet Hükümetinden önce ve sonra, Türk ırkçı Kemalistler daha evvel kullandığı Kürdlere karşı kısmi soykırım gerçekleşti.

O yıllar Teşkilat-ı Mahsusa’nın en kapsamlı biçimde Kürd ayarı verildiği yıllardır. Günümüzde MİT ismini alan bu teşkilatın Türkiyelilik siyaseti stratejisini nasıl Kürdlerin boynuna astıkları görülüyor.

Bu bağlamda asimilasyonun tarihi bu teşkilatın tarihiyle yaşıttır. Geçmişte TC Devleti, Kürdlere ait toprakları zorla zapt ederek o topraklara Avrupalı Türk muhacirlerini yerleştirdi. Kürdlerin asimilasyonunu bu yolla da denediler.

İşin gülünç tarafı, Türklerin Kürdleşme tehlikesine karşı bu göçmen Türkleri Kürdistan’dan geri çekerek batıya çektiler!

Şimdi TC, sinsi ayar mekanizmalarını yaratarak ve yönlendirici sübjektif siyasal yapılanma ile yeni tarzlar geliştirdiler.

Bunu gerçekleştirmek için Türkiyelilik siyasetinin projesinin sahibi derin TC elemanları başarılı mı oldular yoksa başarısız mı oldular üzerinde kesin veriler sonuç itibariyle ortaya çıkacaktır.

Bu yeni tarz sayesinde Kürd köylerini yakıp göçün zeminini hazırlamak için Kürd politikalarına biçim verilebiliyor.

Kürd köylerini yakarak Kürdleri nasıl metropollere savurduklarını gördük. Bu Kürdlerin akıbetleri için ciddi bir istatistik gerekiyor!

Bu Kürdlerden kaçı tinerci oldu, kaçı bataklığa saplandı, kaçı asimile oldu, kaçı geri dönüş yaptı?

Şimdi ise Şehirlerin boşaltılmasına kadar neden olan Kemalizm dini ile Arap İslam dini arasında gelip giden Kürdlerin ulusal stratejinin yüzüne bakmaya bile tenezzül etmedikleri görülüyor.

Hala Kürd ulusal kimliklerinin önünde barikat oluşturan Sünni ve Şii kimlikleriyle yaşayan Kürdlerin uzun vadede kimin işine yarayacağı da da tartışmalıdır. İslam Arap kültürünü kendi kültürü sanan Kürdlerin düştüğü durum acıklıdır.

Şimdi Kürd şehir ve kasabalarını bombalayarak Kürdleri göçe zorlamak şeklinde asimilasyonun kucağına atıp beyaz katliamı gerçekleştirmeyi politik bir tarz olarak benimsedikleri gözden kaçmıyor! Buna kim mi yardım ediyor? Bu uygulamaya ayarcı Kürdler yardımcı oluyor!

Geçmişte Kürdleri bu sahalardan sürmek için düşük yoğunluklu savaşla köyleri yakma bahaneleri yaratıldı.

Şimdi ise Kürd şehirlerinin üzerine giderek halkı şehirleri savunmaya mecbur edip bombalamak için zemin hazırlanıyor. Halkın direnişi bahane edilerek NATO sınırları içindeki Kürd şehirleri bombalanıyor. Bu oyunla Avrupalı uygar devletlere terörizmle mücadele ettikleri yalanını söylüyorlar.

PKK yokken Kürd sorunu vardı. Devlet güçleri ölçüsüz ve hukuksuz olarak kendi vatandaşını asgari düzeyde katletmeye başladığına göre soykırım yasağına takıldığı anlaşılıyor ve Kürdlerin canı yavaş yavaş alınıyor!

Türkiye’nin Kürd vatandaşları savunma içgüdüsüyle veya her kes için hak olan nefsi müdafaa ile silahlanabilir. TC’nin verdiği ayarlar çerçevesinde ortaya çıkan tüm refleksler terör olarak isimlendirildi.

Halk devlet değildir ve sadece yaşamını düşünür. Halkın kimsenin taşeronu olmak veya kendini göçe zorlatma projesi yoktur. Bu yüzden biz buna TC’nin Kürdlere verdiği siyasal ayarlar kapsamına alıyoruz. Bundan sonra AKP faşizminin karşısında kimse hazır ola geçmesini beklememeli..

Bu vaziyet devlete karşı bir isyan durumu değil. Devlet çetelerine karşı sivillerin nefsî müdafaasıdır. Siviller devletin acımasız yönelimine karşı güvenli korunaklar yapmayı hesap ediyorlar.

Köy ve şehir boşaltmaları ister NATO’nun göz kırpmasıyla olsun, ister TC’nin barbarlığıyla ilgili olsun Kürdlere tazminat ödemeden Kürdleri öldürerek göçe zorlanması barbarlıktır.

Geçmişte TC’nin köyleri boşaltma projesini gerçekleştirmek için terör bahanesini yaratması gözden kaçmadı.

Bu gün de şehirlerin göçe zorlanıp boşaltılan yerlerin askeri karargâhlara çevrilmek istenmesi de gözden kaçmıyor.

Terör bahanesini kendi TC derin projesiyle yaratmak Türkiye’yi terör tarafından mağdur edildiğine kimseyi inandıramaz! TC kendi Kürdleriyle MİT masalarında aldığı kararların ne olduğu anlaşılıyor!

Bu kararlar ister MİT masalarındaki istişarelerde alsınlar, ister daha gizli köşelerde alsınlar barbarlıktır. Bu aşamada yeni taktiklerle Rojava’da ve Suryan ülkesindeki tepişmelerin de bu kapsamda ne anlama geldiği doğru okunmalıdır.

Kurdistan ulusal sorunla karşı karşıya geldiği için bu sorun PKK’yi aştı. PKK Türkiye’de bir dönemin siyasal ihtiyacıyla ilgili olarak ortaya çıktı.

Çatışmalı ortam sivil iktidarlara karşı TSK içinde hâkim olan Ergenekon’un tahrikiyle gerçekleşiyordu.

Şimdi o Ergenekon terfi ederek Ak-Ergenekon oldu. Ergenekon’un AKP’leşmesi Fethullah Gülen Cemaati’nin  İslami Türk Turan faaliyetleri için Ergenekon’un patronu Kenan Evren üzerinden Rabıta kaynağından finanse edilmişti ve adım adım uygulandı. Fethullah Gülen’in tasfiye edilmesi bu gerçeği örtemez.

Burada Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kürd çalışanı Said-i Nursi’nin görevini devralan Fethullah Gülen’in de mefkuresi olan İslamcı Türk Turan ülküsü ve Gladio’nun içiçe olması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Cumhuriyetin kuruluş projesinde de aynı durum vardır. 1913’te Osmanlı Hükümetine karşı darbe yaparak ve padişahın himayesiyle darbenin başarılı olmasının arkasında Çanakkale katliamı, Sarıkamış katliamı ve Ermeni katliamının aynı anda gerçekleşmesi bir tesadüf değildir.

Şimdi, Kürd köylerinin yakılması için TC’nin yarattığı gerekçe ve şimdi Kürd şehirlerinin boşaltılması için Kürdleri hendek açmaya zorlayarak şehirleri boşaltma aynı projelerin günümüzdeki devamıdır.

Biz şeriat mezarlığında siyaseti de ezberleyen hafızlara bunları anlatamıyoruz. Veya kendi efendilerinin emir veya ayetlerinden vazgeçemeyen köle sadakatlilerin anlamak istememeleri dikkat çekicidir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ANAKARA SİYASET PAZARI

Posted by kaniyasor 22 Ocak 2016

Yazar: Kanî Yadorojbasdede

Kundır deyip geçmeyin. Türkler ona kabak derler. Tatlısı çok güzel olur. Yani kabak tatlısı…

Siyasiler yalan üfürdüğünde biz buna “kabak tadı” deriz, fakat kabak şekerle ballandırıldığında siyasi olur.

Aslında siyasiler Urfa sivri isotun acılığında acı verir insana. Bu yüzden siyaset denince aklıma Urfa sivri acı isotu gelir.

Bir zamanlar milliyetçilik yüzünden anlaşamıyorduk tosuncuklarla.

Milliyetçi olmayanları insan saymıyorlardı. Tımarhanesiyle ün kazanan Elazığ’da milliyetçi olmayanlara kız vermezler.

Onlara göre, bir insan mutlaka milliyetçi olmalıdır, eğer milliyetçi ise dünyaya bedeldir ve ne mutlu o insana ki Türktür.

Arkası da gelirdi elbette.

Türk doğrudur, çalışkandır, yasası büyüklerine saygı duymak, küçüklerini sevmektir deyip “ne mutlu Türküm diyene!” şeklinde biterdi ve siyaset pazarındaki tüm ürünleri buydu.

Tamam be kardeşim yeter artık elinizden çektiğimiz!

Biz de milliyetçi olalım bu iş bitsin!

Bundan sonra biz Kürt milliyetçiyiz arkadaş!

Milliyetçi milliyetçidir. Bundan sonra ayrımız gayrımız olmasın arkadaş!

Kardeş olalım bu siyaset pazarında.

Ankara siyaset pazarı itiraz etti.

Yok “Kürdler milliyetçi olmasın” dedi.

Ankara pazarı çığırtkanları, Ankara kargaları, şarlatanları, holigonları magandaları “milliyetçilik kötüdür diye gak gak gürültüleri içinde kargalar gibi öttüler, deste deste teoriler ürettiler!

Pazar çığırtkanları milliyetçiliğin sonu devletleşmektir, devlet olmak çok kötüdür” dediler.

Ulan ker oğli kerler!

Milliyetçilik, devletleşmek size var bize yoğ mi?

Milliyetçi olun demediniz mi?

Aha milliyetçi olduk! Şimdi neden itiraz edisiz?

İşte böyledir bunlar! Ne sağı belli ne solu ne de sonu belli!

Ankara siyaset pazarı deyip geçmeyin!

Orada pazarlar, pazarlıklar, alış verişler bir başka alem! Kervan yürür it ürür! Karserililer analarını boyayıp burada babalarına satarlar!

Harbiye Nazırı Recep Tayyip Erdoğan bile başa çıkamamış!

Torbasını, yatağını sırtına alıp Ankara’ya okumaya gelen Kürt gençleri Ankara pazarında dolandırıldılar.

Kemal Karabulut -pardon Kemal Kılıçdaroğlu- Ankara’da Devlet Bahçeli’ye emanet edilmiş.

Devlet Bey onu Nasrettin Hoca’nın eşeğine bindirmiş.

İşte Kürd’ün saflığı!

İnsan Devlete eşeğini emanet etmez, insan nasıl devlete emanet edilir? Daha çok bir şeyler var, Mart ayında newroz’a beş kala yazarız.

Ankara siyaset pazarında devlet Kürdlere kancayı takmış. Beşe alıp ona satıyor.

Güzel kazanç!

Kurdistan’ın yer altı ve yer üstü zenginliği var, vur kafasına al ekmeği elinden! Kürd ürünlerinden kimse zarar etmez.

Ankara’da sebze pazarında, Çarşamba Pazarında, Perşembe Pazarında, demokratik cumhuriyet olur da demokratik çığırtkanlık olmaz mı?

Hem de en demokratik çığırtkanlık, yani radikal demokratik cumhuriyet çığırtkanlığı…

Bu yeni siyasal modada süper demokratik model icat edilmiş! Çığırtkanların Türkçe ve Kürdçe çığırmaları biribirine karışınca en modern senfoni orkerstrasına dönüyor Pazar:

Gelin gelin kabaklarımız var!

Gel kabak tatlısı gel!

Kundır var!

Kırmızı domates, balcanê sor, balcanê reş heye!

Patlıcan var! hıyar var!

Xıyar heye, zebeş zebeş!

Xıyara bak xıyara!

Satılık salatalık varrrrrrrrrrrr, satılık var!

Siyaset pazarında çığırtkanlar bir alem.

Birinci dünya Savaşı dönemindeki tarzı yakalamışlar dört elle bırakmıyorlar bir türlü.

Siyasi çığırtkanlarda çağın çok gerisinde antika.

Antikanın alıcısı zengin olur.

Çığırtkanlar, amigolar, siyasi magandalar şarlatanlar!

Sağdan, soldan ortadan kenardan bağırmaktalar:

-Gelin gelin! AK PARTİ’ye gelin, ana sütü kadar ak partimizde helal soygun varrrr!

Tek ceketle partimize gelin gemi ile, yat ile gidin! Gel arkadaş gel!

Ey camaati müslimin! İmanınızı gevretmeye geldik!

Gelin gelin imanınızı tazelemeye gelin!

– Beton Mustafa Kemalin Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Rahat hazır ol! Ordular ilk hedefiniz Kırşehir, Nevşehir, Sakarya, Akdeniz, Selanik !

Marş marş!

Devlet Bahçelinin sesi kısılmış, raporludur bağıramıyor.

Kürt Partisi: Tekbir, Allah bir, lider bir, irade bir! Önce Türkleri kurtaracağız sonrası gelir! Koyunlar meler Allah deyu deyu!

Ta uzaklardan, derinden bir radikal ses gelir:

Ey halkım! Etrafınız kuşatılmıştır, teslim olun! Sizi kurtarmaya gedik eller yukarı!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

SURYAN VE MEDYAN ÇÖZÜM TILSIMI

Posted by kaniyasor 20 Ocak 2016

Kanî Yado – 20.01.2016rojbasdede

Günümüzde ve yaşadığımız son yüzyılda, Türkiye ve IŞİD gibi korsan olarak kurulan İslam devletleri dışında hiçbir devlet kendilerinden olmayan halkları yok ederek onların ülkeleri üzerinde yaşam kurmazlar.

Türkiye’nin Suriye düşmanlığı ile IŞİD’in Suriye düşmanlığı aynı nedene dayandığından dolayı IŞİD Türkiye tarafından dolaylı ve dolaysız şekilde finanse ediliyor ve silahlandırılıyor.

Tüm İslam Ülkelerinin gayrı resmi ordusu biçiminde ortaya çıkan illegal terör örgütü IŞİD veya Arapça ismiyle DAİŞ’e TC tarafından ekonomik ve askeri destek verilirken Kürd, Ermeni ve Süryan ülkesini yok etmeyi amaçlamaktadırlar.

Bu amaç halkları geçmişte katlettiklerinden geri kalan Ermeni, Suryan ve Kürdleri de yok ederek bu geniş coğrafya üzerinde engelsiz hâkimiyet kurmak istedikleri her haliyle belli oluyor.

Suriye ismini Suryan’dan aldığı halde bu topraklar üzerinde sürekli Arap gericileri Şiî ve Sünnî kimlikleriyle tepişip dururlar. Burada her kesin bilmesi gereken çok önemli bir nokta gözden kaçırılıyor.

Suryan halkının ve Ermeni halkının etkisizleştiği sahalarda gelişme dinamizmi olmaz. Anadolu’da Ermeni ve Suryan uluslarının katliamından sonra Anadolu insansızlaştı; o yıllarda kimse karasaban bile yapamayacak duruma geldi.

Müslümanların savaş ve katliamla seslerini kestiği bu kadim halklardan bu sahaların sahibi kimliğiyle bakılmaması, eski katliamla bitiremedikleri bu halkları şimdi bitirme zımnî bir tercih olarak görülüyor.

Katliamla bastırılan bu halkların bölgedeki rollerini oynamalarının zamanı gelmiştir. Çözümlerin düğümlendiği bu noktada düğümlerin çözülmesi için Kürd ve Suryan ulusları bağımsız devletlerine kavuşmalıdırlar.

İkinci Dünya Savaşından önce İsrail ulusunun bağımsız bir devlete kavuşmaları imkansız sanılıyordu ama bağımsızlığına kavuştu. Bu bağımsızlık aynı zamanda kör düğümü de çözdü.

Dünyanın her tarafına dağılmış İsrailliler İkinci Dünya Savaşında Avrupa faşistlerinin yenilgisinden sonra Milletler Cemiyeti tarafından 1948 yılında devletleşme hakkı tanındı. İsrail bu gün demokratik sistemiyle evrensel değerlere kavuşması zenginliğiyle dünyanın en uygar ülkelerinden biri sayılıyor desek çöl gericileri itiraz eder ama bir gerçektir.

Şimdi Suryan halkının durumu İsraillerin durumuyla aynıdır ve kesinlikle devletleşmelidir. Federasyon veya konfederasyon önerileri tamamıyla gericilerin tuzağıdır. Tarihten ders çıkarmak gerekiyor.

Araplarla ve Türklerle birlikte yaşamaya mecbur bırakılan Kürdlerin ulusal değerlerinden uzaklaşması yüzünden tek başına bölgenin çağdaş uygarlıkla buluşmasına katkı sunamıyor. Ermeni ve Suryan halkları bölgede gelişmenin en önemli aktörleridirler.

Anadolu ve Mezopotamya çöl barbarlarının denetimine girdikten sonra bu coğrafyanın kadim halkları geçmişte Mezopotamya uygarlığının sahipleri olarak, asalak ilhakçılarla benzeşmediler.

Asimilasyon ve katliamla ciddi şekilde aşınmaya rağmen bölgede Arap çöl kültürünün meydana getirdiği tahribatları asgariye indirebilecek geniş alana dağılmış ve çağdaşlıkla uyumlu potansiyel nüfus vardır.

Şimdi çöl vahşet kültürünün emperyal görevini Türkiye üstlenmiş vaziyettedir. Türkiye ile çöl gericileri asında tampon oluşturacak Başur ile Rojava ciddi bir güç olması gerektiği dünyanın öncelikli tercihidir.

Kürdlerin çöl barbarlarıyla inanç birliği ciddi sorunlar oluşturuyor. Bu bağlamda Kürdlerin, Suryan ve Ermeni halklarıyla aynı toprakların insanları oldukları unutulmamalıdır.

Bu durum içinde bulunduğumuz 3. Dünya Savaşının kaderini belirleyecek. Sonuçta sınırlar değişecek, Süryan ulusu, Ermeniler ve Kürdler önem kazanacak.

Suriye ismi başlı başına bir sorun. Bu isim Suryan milletinin ismidir ama ismi var cismi yok ortada.  Arap barbar Şii ve Sünni Müslümanlar bu alanın üzerinde tepişiyorlar. Suriye meselesi Suryanların kadim toprakları açısından konuşulmadıkça, başka çözüm biçimleri beş para etmez. Gerçekçi çözümler dile gelmediği sürece daha büyük boyutlu çözümsüzlüğe sürüklenir.

Bu sahada Arap ve Türkiye Cumhuriyeti resmi ideolojilerini öne çıkararak bu alanda tepişmeleri mide bulandırıyor. İsrail milleti nasıl kendi topraklarına yeniden kavuştuysa Suryan ulusu da kendi ülkelerine kavuşmalıdırlar.

Bu toprakların sahipleri konuşmadığı koşullarda Arapların kendilerini tanrının imtiyazlı barbarları olarak kabul ettikleri için dayatmalara devam edeceklerdir. Böylece çözümsüzlükleri kamçılayan kör düğümler oluşur.

Asırlardır Mezopotamya ve Anadolu halkları, Orta Asya ve çöl barbar toplumları tarafından katliamdan geçirilerek kan üzerinde kurulan yaşamla bölgenin kültürel kimyası bozuldu. Bu durum kırsalda aç kalan kurtların insanların yaşam alanlarına inmesi gibi doğal bir olayın toplumsal benzeridir.

Şimdi, sözün bittiği noktada Nazilerin başına yağan özgür dünyanın bombaları, bölge barbarlarının başında da patlamaya başladı.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ÖZÜRLÜ TOPLUMUN ÖZÜRLÜ DİKTATÖRÜ ERDOĞAN

Posted by kaniyasor 15 Ocak 2016

k.y.Kanî Yado – 15.01.2016:

TC Cumhurdiktatörü Recep Tayyip Erdoğan nihayet gerçek kimliğiyle ortaya çıkarak faşist yüzü her gün daha belirginleşiyor. Son günlerde en zalim diktatörleri bile aşan bir utanmazlıkla ve ukalaca çıkışlar yapan diktatör Recep Tayyip Erdoğan dünyanın dikkatlerini üzerine çekti.

Diktatör eskiden söylediğinin tam aksi söylemlerle yalancılığın en kuyruklu cinsinden söylemlerle ve insanlık düşmanlığıyla dikkati çekiyor.

Bu durumda olanların özürlü olmaması için bir neden yoktur. Aslında özürlü olmayan diktatör yoktur.

Diktatörleri tabulaştıran kapıkulların oluşturdukları toplumların da sağlıklı olduğunu söylemek doğru değildir.

AKP iktidarı ve şizofren diktatörünün 2000 yılların başından itibaren uygar devletlere taahhüt ettiği Türkiye’yi demokrasiye taşıma icraatından ve demokrat görünme rolünden vazgeçtiğini açıkça beyan ediyor!

Gördüğümüz bu çark etme olayı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın tutuklu Ergenekoncu generaller ve derin işbirlikçi Kürd siyasilerle yaptığı istişarelerden sonra yeni bir stratejik yönelime girmesi dikkat çekicidir.

TC Cumhurdiktatörü ve IŞİD koordinatörü Recep Tayyip ekibinin planı dâhilinde Ankara’da Kürdlerin üzerine bombalar patlatıldı!

TC güdümlü IŞİD’çi taşeron üzerinden patlatılan bombalar dahi Kürdlere mal etmeye çalışan insanlık erdemlerinden yoksun TC ve TC’nin özürlü diktatörü Recep Tayyip Erdoğan, Kürdleri esir almak veya katliamdan geçirmek için her türlü yöntemi kullanmaya devam edeceğe benziyor.

Kürdleri kendi köylerinden, kasabalarından ve şehirlerinden göçerten iradenin kapıkulu durumunda olan özürlü bir toplumun tercihi sayıldığı ve Özürlü Türkiye toplumu Kürdistanı kendi ülkesi sanıyor!

Yeni devlet ve yeni bağlantılar süreci başlar başlamaz, Paris’te Kürd kadın öncü dinamiklerine yapılan suikast dikkat çekicidir. Daha sonra “barış ve çözüm” yalanıyla Kürdlerin siyasal ortamı pasifleştirildi.

Özürlü diktatör Erdoğan ilk adımda kendine vasıta yaptığı cemaati tasfiye ederek oligarşik diktatörlükten monarşik diktatörlüğe adım attı.

Bu talihsiz süreçte üfürükçü din istismarcılarının mevzilenmesi için yapılan çalışmalar adım adım gerçekleşerek yaşamın tüm alanları üfürükçü-istismarcıların denetimine geçerken alternatif gerici Fethullah cemaatini tasfiye etti.

Bu durum tüm İslam toplumlarında da görüldüğü gibi, TC’nin Kürdlere de dayattığı tekçiliğin dinsel ve siyasal gelenekten günümüze kadar intikal ettiğini biliyoruz. Bu duruma biz zalim ile mazlumun benzeşmesi diyoruz. Türkiyelilik politikasını dayatmak bu benzeşmenin hastalık boyutundaki örneğidir.

Kürdler, hem siyasal tekçi sistemin benimsenmesinde hem de Mekke çöl vahşet inançsal sistemin kanıksanmasında özürlü Türkiye toplumuyla benzeştiğini ve gericilikte adeta yarıştığını inkâr edemiyoruz. Bu yüzden çözüm sorunları bu bölgeyi aştığı için uluslararasılaştı.

Özürlü toplumlarda önderlikler tabulaşır ve ölümsüzleşir. Liderlerin tabulaştırılması ve ölümsüzleştirilmesi toplumsal özürlülüğün en belirgin teşhisidir. Tüm tekçi sistemlerde bu durum net olarak görülüyor.

Özürlü toplumların bağrında çıkan siyasal dinamikler de özürlü olur. Her türlü hastalıkların neticesinde ortaya çıkan özürlülüğün membaı çöl dinlerinin ve sair geleneksel yaşam biçimleridir.

İnsanlar arasında meydana getirdiği düşmanlıklar, bölünmeler, kişilik bozuklukları geniş coğrafyayı savaş alanına çevirmiş vaziyettedir.

Mesela Arap Ali taraftarlığıyla zehirlenmiş solak Kürdler ve Türkler kendilerine Alevi diyor ve gerici  Ali’ci Arap şeriatının Şiî taraftarlığını yapıyor. Bu komik durumlarıyla biz bunlara şeriatçı sol mu diyelim?

Diğerleri Ali taraftarlığı kadar gerici olan Sünni şeriatçı geriliğini savunuyor. Yani Alevi ile Sünni aynı pistte gericilik yarışına girmiş vaziyetteler. Biz bu konuları hastalıklı toplumların hastalık nevilerinin anlaşılması için anlatıyoruz. Teşhisi doğru konmayan hastalıkların tedavisi mümkün değildir.

Alevi kendi inancını bırakmış Arapların kapkaranlık yaşamın Kerbela ve Mekke cehalet bataklığına saplanmışlar.

Kimse “biz ne yapıyoruz?” diye kendini sorgulamıyor. Yahudilere hem Müslümanlar düşman hem de Hıristiyanlar düşman. Bu yüzden kendi ülkelerinden kovulup büyük sıkıntılarla dünyanın her tarafına dağıldılar.

Gittikleri yerlerde Müslüman ve Hıristiyan toplumlarla kaynaşamıyor, kimliğini saklıyorlar. Tevrat, İncil ve Kuran aynı konuları ihtiva eden kitaplar olup, köleci toplum dinlerinin kutsallaştırılan kitaplarıdırlar.

Bu erkek dinleri insanı ruhen köleleştirmesiyle toplumu hasta edebiliyor ve büyük savaşlarda belirleyici oluyor…

Tarih dünya coğrafyasının geniş bir alanında asalak din istismarcıları sınıfının dünyayı üçüncü Dünya Savaşına sürükleyeceğini yazacaktır.

Asalak din misyonerleri sınıfın toplumsal evrimi engelleyerek bin yıllarla ifade edilen sürede toplumu özürlü hale getirileceğini kimse tahmin edememiştir. Tam aksine bu sistemin düşünceye yaptığı katkılardan bahsedilmiştir. Oysa din yoluyla ruhen tutsak edilen insanlar kendine düşman olurlar.

Gelecek nesiller din yoluyla insanların düştüğü gülünç durumu güldürü olarak zevkle mi okuyacaklar, yoksa lanetleyecekler mi bilmiyoruz.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TÜRKİYELİLİK POLİTİKASI BAĞIMLILIK ISRARIDIR

Posted by kaniyasor 8 Ocak 2016

Kani Yado – 08.01.2016:rojbasdede

Canlıların parazitleri canlıların bir organına yapışıp kalırken canlıyı tümüyle etkileyecek sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmasına neden olur. Eğer tedavi doğru yapılmazsa o canlının yaşamı son bulur.

Sosyal bünyelerde de aynı sorun vardır.

Birey olarak kapıkulu olmak, toplum olarak sömürge olmaktan bahsediyoruz. Sosyal yaşamın bir organına yapışan diktatörler, liderler, din misyonerleri sosyal bünyenin hem ruh sağlığını bozdular, hem de maddi yaşam koşullarını bozdular ve maddi yaşamı kendileri için bireysel çiftliğe çevirdiler.

Bu koşullarda aynı zamanda topluma ahlak dersleri vermeye çalışıyorlar. İşte yüzsüzlük, münafıklık denen şey budur!

Biz bölge sorunlarının çıkmazında çöl kültürünün neden olduğunu ısrarla söylüyoruz ve söylemeye ve yazmaya devam edeceğiz. Çünkü çöl cahiliyesinin dayandığı şiddet ideolojisi, normal bir dinin inançsal gelişimi değildir. Bir talan hareketi olarak çıkış noktasından dünyanın diğer kıtalarına yayıldılar. Bakterinin canlının diğer organlarını sardığı gibi…

Hala akan kan eskiden olduğu gibi, bu cahiliyenin dayandığı zalim parazit sınıf tercihidir. Dünya bu gün aynı durumu terör sorunu olarak görüp bu beladan kurtulmak için uluslararası dayanışmaya ihtiyaç duymaktadır.

Çöl vahşetine dayanarak ülkeleri aile çiftliklerine çeviren beleşçi parazit sınıf dünyanın bu çabasını “İslam düşmanlığı” olarak yansıtarak kendi bataklık statükosunun değişmemesi için büyük çaba içerisindedirler. Korkunun ecele faydası yoktur. Bitirilecektir…

Çöl vahşetinin  ortasında mağdur olan Kürdler, çöl vahşeti tarafından yüzyıllarca sürede asimilasyona tabi tutulmasına rağmen hala Mezopotamya insanlık erdemlerini tamamıyla kaybetmediği için, bu malum karanlıkta Kürdler dünya için umut oldu.

2016 yılına  büyük umutla giren Kürd ulusu, 2016’da da bölgenin 1400 yıllık parazit güçlerin tahribatlarına rağmen  gerici asalak güçlere karşı direnme iktidarına sahip bir ulus olarak dünyaya güven vermeye devam ediyor.

Kürdler, bölge karanlığının bertaraf edilmesi için sahip olduğu kilit rolün altında Mezopotamya insanlık erdemleri ve Mezopotamyanın kardeş halkları vardır. Bu avantaja sahip Kürdler bir umut olmaktadır. Bu durum Kürdlerin devletleşmesini zorunlu hale getiriyor.

Biz yaşlı nesil olarak yaşayarak tecrübeler ediniyoruz. Bir yerde devletler ortaya çıkmışsa bir ihtiyacın sonucudur. Kimse iş olsun diye, keyf olsun diye devlet ilan etmez.

Geçmişte, Anadolu’da Osmanlı şeriat düzenbazlığını ortadan kaldırmaya gereksinim duyan  bir politika ortaya çıkmışsa ve bu politik tercih Avrupa’nın Batı uygarlığı tarzında bir “cumhuriyet” tercihi ise dayandığı bir neden vardır.

Acaba neden Osmanlı Ortaçağ gericiliği yeniden hortladı?

Şimdi Kürdler için de durum aynıdır. TC, ister demokratik cumhuriyet paradigmasıyla Kürdleri oyalamak istesin, ister demokratik konfederal uydurma bir politik paradigmaya sahip olsun, terörün vahşetine karşı duran Kürdler için cazip olamaz.

Kürdler artık kendi zalimine inanmıyor!

Kürdlerin, TC politik tercihlerine karşı, bağımsızlıktan yana kendi kaderlerini belirleme haklarını kullanma talebine sahip olmaları onların en doğal haklarıdır. İşte sorun burada çıplaklığıyla anlaşılıyor.

TC’nin Kürdleri yönlendirme niyeti ortaya çıkıyor. Yapay siyasal oluşumların biçimlendirdiği ezberci ve yönlendirici dinamizmin ne kadar gerçeklerle barışık olduğu tartışma konusudur. Bu durum her gün insanları derinden yaralayan faktörlerin içinde görülmektedir.

Öncelikle Kürdlerin ulusal politikalarını belirlerken içten ve dıştan yaralayıcı ve öldürücü darbe almamaları esas alınmalıdır.

İçten kendisiyle, dıştan dünya ile barışık olmayan toplumların ulusal varlıkları devam edemez.

Hele bir vaziyete bakin ki, tüm bölgedeki benzer despot yapılanmalar “arkadaş biz önderliğimizi ve partimizi tartıştırmayız” şeklindeki faşist dayatma ve ukalalıkta büyük benzerlikler yaşanıyor!

Dünyada tartışılmayan ne var ki? TC Kürdler  için inşa ettiği çekilmez siyasal ortam Kürdleri en derin yerinden vuruyor! Kürdleri tekçilik üzerinden kontrol edilebilir hale getirmek için Kürdleri ne halden hale sokup gülünç duruma sokmuş!

Bu vahşet coğrafyasının merkezinde sürekli mağdur olan Kürdler, bugün bu kördüğümü çözeceği hususunda dünyanın umudu oldu.

Türkiye ve tüm komşu  ülkelerin parazit güçleri Kürdlerin devletleşmemesi için her türlü imkanı kullanıyor iseler de Kürtler hala ulusal köklerine ait erdemleri kaybetmediler ve dünyanın umudu olmaya devam edeceklerdir.

Bölge karanlığı dünya için tehlike olmaya devam ettikçe, Kürdler dünya için umut olmaya devam edecektir.

Dün haçlı orduları tarafından saldırıya uğrayan Arapları koruyan Kürdler, bu gün Arapların ihanetine uğramaktadır.

Dün, İran Şiilerinin Anadolu istilasını engelleyen Kürdler bu Osmanlı bakiyesi TC’ninn ihanetine uğruyor.

Arap çöl vahşetinin  ideolojisine dayanan gericilik tasfiye edilmeden dünyaya rahat yoktur!

 

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

SİYASET Û JİYAN

Posted by kaniyasor 4 Ocak 2016

Kanî Yado – 04.01.2016:rojbasdede

Jiyan bi tenhayî ne siyaset e. Siyaset jî, bi tenhayî  ne jiyan e. Jiyan û ax û kar û bar û dar û ber, bi hevre mane ya meşa jiyandarî ye. Rast û çewt, wek siyaset û jiyana mirov bihevre dimeşin. Dîsiplîna Rêzanî û mirov ên rêzan jî  hevre dom dikin.

Siyaseta kevn ê sed salî ne bi gorî siyaseta nû ye. Siyaseta kevn, li ser sazûman a kevn û kevneperestî dimeşe.

Bi çi sedem generalên siyasetan bi zordarî înat dikin?

Azadî, bi îrade û rûmetên netewe ya Kurd pêwîste, bi bawerî û olên çölê û Kemalizmê mirov ji mirovatî der dikeve!

Dem dema azadî yê ye.  Sazûmanên zordestî ên rast û çep, ne hevdemî ye! Derdê wan çiye?

Bi sîmge yên Elî, Osman û Omar, Hitler û Kemal û Qaddafî û Saddam siyaset a koledarî û zordestî civak rizgar nabe!

Em îro bin zor û zordestî ya dagirkeran jiyana xwe dajon. Em şêranî ya welatê xwe ango welatê rojê nabînin!

Çima bedewî ya axa Kurdîstanê ket tariyê?

Bi rastî welatê me wek fîrdewsa ku, mêş û xalxalok û perperok li ser gûl û kulîlkan dimeşin, serê çiyan û deştan de newalên ava zelal û newalên şîr û hingiv diherikin…

Di demsala biharê û havînê de av a zelal ji berfên spî wek şîr a dayîkan, ji çiyan diqetin û diherikin.

Bedewî ya Kurdîstanê bi vî awa ye. Lê va belangazî û êş û hêstirên çavan çiye?

Kurd ketin dafên Ereb û Tırkan perîşan bûn. Wan bi ol û îdeolojî ya xwe ya fermî hiş ji serê me girtin, him jî ax û dewlemendiya me talan kirin.

Me, şerê herêma me de dîd ku, îro îdeolojiya fermî yê ereban û nijatparêzî ya Kemalîzmê bû êşa serê cihanê.

Dewletên cihanê,  boy sedema terorîzmê mexdûriyeta me dît. Îro her kes dizane ku, dewleta Tirk terora IŞÎD û terora bixwe avakirî ya hêzên teybet,  projeyên kûr ava dike û Kurd bi derewan  şermezarî nişan dide!

Em çima bi welatê xwe xwedî derdikevin?

Kurdîstan welatê me ye. Di welatê me de her demsal şêrînin. Sar û germ û hênîk, ewrî û sayî û barij û berfîn e.

Li Kurdêstanê de jiyana xwezayî şev mehtav’e, roj eftave. Germayî dermanê dilê jiyan, serma dermanê xweza ye.

Berf bibare derd û kul û êşan derman dike. Şev dem a xeyal û hewnan e. Rojên  ronahî di mehan de, meh di salan de diherike.

Mirov bi kamranî di jiyana bextiyar de  bimeşe, Jiyan gelek xweşe.

Kî bi hiş û bawerîya hovan bifikire dawî ya wan tarî ye, jiyana wan mirarî ye. Bedewîya xweza û jiyan û giyan a tenduristî, bedewîya Xweda û Xezaye.

Ax bı rojê, jiyan a malbat bı jınan ronî dıbe. Roj û cihan, gul û gulîstan, jin û jiyan, dayîk û zarok, roj û eftav, meh û mehtav cûda nabe.

Evîn a azadiyê, bedewî ya dilên mirov e. Eger evîn kenên jiyanê be, kevneperestî û rojên tarî ne bi dome.

Ronahî ya welat azadî ye.

Tarîtî bindestî ye.

Dayîk ên welat germayî ya demsala biharê ye!

Jiyana şarmend fîrdewsa civakê ye.

Mirov jiyana azad de bextîyare.

Bindestî ya sazûmana koledaran û ol û oldaran wek jiyana qebrîstanê tarî ye.

Mirov di vî tarîtiyê de çawa bextîyar dibe?

Îro xwîna me wek newal sor diherike. Maf û dad û mafên mirov, di jiyan û  sazûmana çolê û sazûmana Kemalizm a barbar û talanker de tune.

Xweda tev rastî ya jiyanê de ye. Derew di jiyana mirovatî de cîh nagire. Berjewendîya gel, di wîjdana şarezatî ya hevdemîyê de heye.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »