kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Mart 2016

SİYASİ HOVARDA GÖZÜ ANKARADA

Posted by kaniyasor 30 Mart 2016

k.y.Kanî Yado – 30.03.2016:

Ülkeleri işgal edilmiş Kürdlerin boynuna geçirilmiş en büyük günah olan Kürdlerin iştirak ettiği Türkiyelilik politikası, Kürdlere siyasal çıkmazların yaşatılması için dayatılan politik bir dayatmadır.

Kürdlerin bu hatası, tüm bölgeyi huzursuz eden TC devlet politikasına uluslararası alanda meşruluk kazandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Türkiyelilik politikası için aldatılmış, TC devlet derinliği araçlarıyla yönlendirilmiş Kürdlerin anlaması önemlidir.

Kürdlerin bu talihsiz yönlendirilmesi, bir ulusun geleceğini karartacak kadar, kaderimizde tecelli eden çöl vahşetinin resmi ideolojisinin neden olduğu yaşam düşkünlüğü tarzına inandırılma kadar sonu büyük felaketlere neden olabilecek, esaretlere, asimilasyona, ahlaki erozyona ve en dramatik kanlı ortamlara sürüklenebilecektir…

Kürdler kendilerine ait olmayan tüm sapmalardan arınmadıkça, asırlardan beri Kürdleri milli değerlerden uzak tutan tuzaklardan kurtulamazlar.

Bu durumda Kürdler arası çatışmaları körükleyen ve bölünmeleri derinleştiren derin güçlerden sakınmak gerekiyor.

TC ve Kürdlerin boynuna taktığı Türkiyelilik politikasına inanmak ve güvenmek TC zulmünü onaylamaktır.

Kimsenin kuşkusu olmasın, bölgenin kaderini hür dünya ülkelerinin vicdani sorumluluğu belirleyecektir.

Kürd şehirlerinin bombalanması, insanlarımızın infaz edilmesi, halkımızın göçe yönlendirilmesi nasıl adım adım uygulandı? İstişare masalarında neler gündeme geliyor acaba?

Burada eleştiri yoktur, kuşkular vardır. Biz gençlerimizin dedeleri olarak, nineleri olarak anne veya babaları olarak TC ile işbirliği içinde olan çok sayıda TC çıkarları için Kürdleri yönlendirme ile görevli siyasal hareketlerin içinde en şımarık biçimiyle cirit atan misyonerleri biliyoruz artık.

Bu koşulların sonucu olarak tuzaklara düşürülüp imha olmak, şehirler yakılıp yıkılmak gündeme geliyor. Biz kendimizi ve çocuklarımızı TC çöplüğünde bulmadık, Kürdistan’da büyütüp bu güne getirdik. Bu koşullarda neden Türkiyelilik politik çöplüğüne yönlendirip atılıyoruz?

Biz ne zaman bu önemli noktayı dile getirsek, TC’nin derin damarı hemen kabarıyor, Türkiyelilik siyasetini, halkların kardeşliği tuzağını evrensel cilalarla boyayıp kendi unsurları vasıtasıyla  önümüze koyuyorlar!

Kürdlerin imhası üzerinde politika üreten derin TC unsurları savaşmamızı istediği zaman savaşmışız, istemediği zaman durmuşuz!  Çatıştırılıp Kürd düşmanlığı üretilerek Kürd milleti karşısında politika yapmışlar. Terör demagojisiyle uluslararası arenada haklılığını propaganda ediyor.

Bu durumlar tesadüf mü?

Kürdler kendi ulusal taleplerinin meşruiyetini savunamaz duruma geliyor. Bölge faşizmine karşı dünya harekete geçmişken ve dünya Kürdlere sempati ile bakarken TC’ye büyük kozlar vermek tesadüf değildir.

TC, Özgürlük ve Bağımsızlık Mücadelemizi Türkiyelilik politikasına indirgeyerek dünya karşısında bizi hiçleştirmeye çalışıyor.

Kürd ulusunun mücadelesi, Türkiye politikasının içine sığmayacak derecede uluslararasılaştı.

Kürdlerin haklı ulusal taleplerinin üzerinden atlayarak Kürdleri Türkiyelilik politikasının tuzağına düşürüp siyasal düşkünlüğü kabul ettirmek, eğer önlemi alınmazsa  Kürdler için hazin bir bitişe neden olabilir!

Bizim mücadelemiz ulusaldır. Türklerin mücadelesi iç dinamik unsurlar arasındaki çelişki ve çatışmalarla ilgilidir.

Bizi içine alan onların demokrasisi bizim için bitiştir. Bizim ulusal politikamızın başarısı tüm bölgenin çözüm kilididir. Bundan dolayı Kürdlerin yanlış bir tercihi bölge dengelerini olumsuz yönden etkiler.

Aklımız tam yerine gelmek üzere iken biri çıkar Selanik balıyla veya Mekke hurmasıyla tatlandırılmış bir söz söyler ve aklımız ona takılı kalırken gine Kürt Memet nöbette kalır!

Kendi ulusal mücadelesi dururken gönlü başkalarının siyasetinde olanlara ahlaki yönden iyi gözle bakmak mümkün değildir! İnsana ” senin evin/ailen, milletin, ülken  dururken, senin gözün neden dışarıda, neden Türkiye politikasında?” demezler mi?

Çözümler toplumlararası görüşmelerle yapılması gerektiği halde, bunlar MİTlerle, bitlerle istişare masalarına otururlar.

Biz Türkiyelilik siyasi mücadelesi içindeki taraflardan biri olmayacağız. Hele liderlik yarışında Kürdleri yozlaştıranların saflarında hiç olmayacağız.

TC, Kürdleri kullanma başarısının dışında hiçbir alanda başarılı olamamış. Başka hiç bir başarısı olmadığı gibi, dünyanın karşısında suçlu ve gülünç duruma düşmüş.

Şimdi Türkiye çok itibarsız duruma düşmeye başladı. Bu koşullarda TC,  eskide olduğu gibi savaşı istediği zaman Kürdler savaşmayacak, dur dediği zaman durmayacak. Türkiye gerici IŞİD terör örgütünü finanse edecek kadar insanlık değerlerinin dışına çıkmıştır. TC insanlığın başına bir beladır ve insanlık bu beladan kurtulmalıdır.

 

 

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Tanrı-Şirk Kazığı Kamusal Mülkiyet

Posted by kaniyasor 25 Mart 2016

Kanî Yado – 25.03. 2016k.y.

Doğal koşulların yerel bölüşümcü toplumdan sonra sınıfların ortaya çıkmasıyla, köleci toplum sisteminden günümüze kadar gelen sınıflar tarihine baktığımızda, üretim ve sosyal biçimler değiştikçe, gasptan başka bir anlama gelmeyen kamusal mülkiyet de yeni biçimler aldı.

Emek sınıfı kölelikten yarı köleliğe, oradan da özgür vatandaş olarak tekâmül eden toplum içinde çağdaş emekçi sınıfı olarak yerini aldı.

Bu konuya açıklık getirmek için geçmişten günümüze kadar sınıflar arasındaki karşıtlığın belirlediği gelişmeleri doğru kavramak gerekiyor.

Ortaçağ’da Hıristiyan şeriatının koyu karanlığında acımasız bir diktatörlüğe dönüşen Roma Katolik Kilisesi Avrupa’daki yaşamı işkenceye çevirdi. Burada bu kudreti kamusal mülkiyetten alıyordu.

Burada insanların doğal haklarını Şirk-tabu adına gasp edip üzerinde tasarruf imtiyazı sağlayan Hıristiyan din adamları veya ruhani sınıf denen asalak bir sınıfın kamusal mülkiyeti kendine dayanak ettiğini görüyoruz.

Binlerce din üretmekle rekor kırmış çöl zihniyetinde en fazla taraftar bulmuş Hıristiyan ve İslam şeriat anlayışlarında mülkiyet Allah’ındır.

Bu mülkiyet üzerindeki tasarruf hakkını nebiler veya onun adına en üst dini otorite mensup olduğu dini esaslara göre kullanır. Böylece köle sahipleri ve asalak din adamları sınıfı hem Allahı ve hem de kullarını dolandırmış oluyorlar!

Devrimlerle tarihe karışan kanlı Hıristiyanlık şeriatından sonra İslam şeriatçı selefi hareketler de 6 asır farkla aynı tarihi kaderle karşı karşıya geleceği için günümüzdeki belirtiler iyi okunmalıdır.

Kamusal mülkiyetin tanrısal tasarruf imtiyazına sahip kiliselerin saltanatı nasıl yıkıldığını yakın tarihte görüldü.

Feodalizmin çöküşüyle genç burjuvazi devrimlerine yenilen Ortaçağ karanlığına dayalı çöl inançsal sistemi olan Hıristiyanlık şeriat sistemi yeni koşullarda ortaya çıkmak için pusuya yatarak dinsel yaşamını sürdürdü.

1.Dünya Savaşı koşullarında insan ihtirası kamusal mülkiyeti egemen kılmak için devlet sektörünün güçlendiği görülmektedir. Gine tanrısal korkuluk mülkiyet gücüyle yeni biçimde ortaya çıkıyordu!

Bu ortamda özgürlükçü sistem anlayışıyla devletçi korkuluk dünyayı sarsan karşıtlıkta büyük bir yarış başladı.

Kamusal mülkiyetin zirvesine oturmuş nasyonal sosyalizm ile Sovyet sosyalizmi kamusal mülkiyetin kudretiyle rekabetine girdiler.

Özgürlükçü dünya bu ortamda ayakaltında ezilip yok olmamak için çağdaşlığa en yakın duruşta olan Sovyetlerle ittifak yaptılar.

Bu ittifak günümüzdeki özgürlükçü kapitalist dünyanın DAEŞ’e karşı Rusya ile yapılan ittifakın koşullarına çok benziyordu.

2. Dünya Savaşında Avrupa faşizmi yenilgi alınca, kamusal mülkiyete dayanan diktatörlüklerin tahtları yıkılmaya başladı. Bu dönem Nazi’lerin müttefiki Kemalizm’in de çöküşe geçtiği dönemdir.

Çünkü faşizm gücünü iktisadi devlet teşekküllerinden alıyordu. Avrupa halklarını hegemonyasına alan Kamusal mülkiyet Ortaçağ köleci toplumların, özellikle İslam ekonomi modeli benzerliği olarak göze çarpıyor.

Sosyalizm Sovyet devriminde dünyada yeni bir sistem olarak emekçilerin iktidarını tescil ettirdi; fakat insan ihtirasını yok edebilecek koşulların zayıflığından dolayı özgürlükçü kapitalizm karşısında direnemedi. Bu devrimle ezilen sınıflara siyasal moral ve devrimci dinamizm kazandırarak insanlığa mal oldu.

Özgürlük ortamı içinde paylaşım ancak demokratik uygarlık ile mümkündür. Toplumun tekâmül etmediği koşullarda geleneksel köleci zihniyet yeni maskelerle ortaya çıkabileceğini gösteriyor.

Sosyalizmin nihai hedefi, devleti yok etmek olduğu halde, devletin kölesi olmak özgürlük anlayışına çok ters düştü. Ekonomi politik okuyanlar bu konuya hiç yabancı değildirler.

Biz kamusal mülkiyet konusunu ekonomi-politik açısından ele almayı bir yana bırakarak günümüzde savaşa neden olan kamusal mülkiyetin tabulaştığı alanlardaki siyasal sorunları ve sonuçlarını ele alalım.

Şehirlere koşar adımlarla Osmanlı Şeriat enkazının Ortaçağ kalıntılarından hortlarcasına akan yeni dinamik nesil, ister bir komünist geçinsin, ister din istismarcılığını veya serf tutsaklığını kaybetmeyen feodal gerici olsun veya olmasın daha derin bir nefes almadan kapitalizme saldırır.

Burada farklı unsurlar arasında geri toplumsal ortak nokta vardır. Bu çeşitlilikte biçimlenmiş toplum şirk-tanrının kazığı olan kamusal mülkiyeti kanıksamıştır.

Solun iftiharla sahip çıktığı kamusal mülkiyetin tarihi, köleci toplum sistemine dayanıyor.

Toplum mülkiyet ile tanıştıktan sonra sınıflara ayrılmıştır. Sınıflara ayrılma ile sosyal sınıfların diyalektiğinde sınıfların karşıtlığı ve sınıfların birliği şeklinde tarihi gelişmeleree damgasını vudu.

Bu espri ile gerçekçi tarihçiler, tarihi sınıfların mücadelesi olarak tanımlıyorlar. Sosyal gelişmeler tarihi kapsamında sınıfların geçmişten günümüze kadar siyasal dinamizmin içindeki yeri anlaşılmadan günümüzü doğru tahlil etmek mümkün değildir.

Demokratik uygarlık sisteminin temel unsuru olan özgürlük dünyayı sardığında, köleci toplum gelenekçiliğinin tüm biçimlerinde sarsılmalar meydana geldi. Kamusal mülkiyetin esas alındığı İslam şeriat sistemlerinde ve sosyalist sistemlerde ciddi depremler oldu.

Sosyalist maske ile kamusal mülkiyeti esas alan eril ihtiras üst erkek egemen yeni bürokratik ve askeri sistem oluşturdu. Köle sahipleri sınıfının bir rövanşı gibi mülkiyet tabulaşarak emek köleleştirildi.

Günümüzde yenilikçilik, gericilik ve ilericiliğin bilince çıkarılmadığı karmaşıklıkta siyasal refleksler de anlamsızlaşıyor. Burada en gülünç duruma düşen kesim kamusal mülkiyete ilericilik adına sahip çıkanlar oldu.

Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel olan kamusal mülkiyetin özelleştirilmesi gündeme geldiğinde gördüğümüz vaziyet, henüz çağdaş anlamda sosyalleşmemiş kamu çalışanlarının reaksiyonları toplumun demokratik kazanımlarına paralel olmaması dikkat çekicidir.

Faşizme alıştırılmış toplum kamusal mülkiyeti önemli bir barınak olarak gördüğünü biz pratik sonuçlarıyla gördük. Devlete esir düşmenin yansıması olan kul siyasetinin Şirk-Tanrı sevdası bir biçimiyle insan yaşamına böyle yansımış.

Günümüzde kamusal mülkiyeti savunanlara kaynaklık eden köleci toplum sisteminin ideolojileri olarak tanıdığımız Hıristiyanlık şeriatı ve İslam şeriatının kamusal mülkiyete dayanan zulmünü tarihi olaylarla tanıyoruz.

Hıristiyan âlemi bunun acısını milyonlarca ölümle tadarken, İslam âlemi hala “şeriatın kestiği parmak acımaz” anlayışıyla teslimiyeti savunuyor.

Feodal toplum sistemine karşı devrimci zaferi kazanan Kapitalist sistemi içten kemiren kamusal mülkiyete dayalı ve egemen erkek karakterinde yapılanan faşizm, toplumun geri zaaflarını kullanarak bu gün ayağa kalkan Müslüman toplumlarının şeriatçı DAEŞ ordusu gibi faşist ordular teşkil ettiler.

Feodalizmin asalet hastalığına dayalı katı sistemi insanı yarı köle gören erkeklik şizofren sınıfın oluşturduğu diktatörlükler genç burjuvazinin devrimci zırhlarına çarptıkça darmadağın oldu.

Dünyada meydana gelen bilimsel ve teknik gelişmelere paralel olarak tekâmül eden insan temel hak ve hürriyetlerinden etkilenen toplumlar için özgürlük rüzgârları hızla esmeye başladı.

Kölecilerin günümüzdeki uzantıları olan parazit güçler, köleci toplum sisteminin ideolojisi vasıtasıyla ve inançsal gelenekler üzerinden günümüze kadar yaşamını sürdürmeye çalışırken bir çok tehlikeyi göze alarak direnebiliyor. Hür dünya ile köleci toplum sistemi arasında açılan büyük mesafenin derin çelişkisi savaşa neden oldu.

Bu coğrafyada çöl vahşeti inanç merkezli dini ve siyasi oluşumlar toplumun üzerinde despotça tahakküm kurmak eğilimi genetiktir. Böylece bir dindar teşekkülü ile bir komünist teşekkül karşıt gibi görünse de tabulaştırılmış kamu mülkiyetinin kurumlaştırılması açısından birbirinin benzeridirler. Bunlar köle sahibi sınıfının günümüzdeki biçimi şeklinde bir misyona sahiptirler. Bu benzerlikler tesadüf değildir, tercihtir.

 

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

AŞI İLE BAŞIM BELADA!

Posted by kaniyasor 14 Mart 2016

k.y.Kanî Yado – 14.03.2106:

“Aşı” kelimesinin anlamını mürekkep yalamış bir Türke sorsanız, anlamını sadece hastalıklarda bağışıklık sistemini güçlendirmek için hazırlanan ilaç hakkında veya ağaçları aşılama ilgili size bilgi verir, sosyal alanda kullanamaz.

Buna karşın her Kürd “aşı” kelimesini günlük sosyal yaşamında tanıyor ve daha zengin kullanım alanını biliyor.

Etimoloji ile ilgilenmeyi hiç düşünmedim ama Kürdçe dilinde yazdığım makalelerimde Kürd dilinin temel kavramlarını öne çıkarmaya gayret ederim.

Makale konusu olarak işlediğim “aşı” kelimesi Kürdçedir. Her millet kendi dilinden olan bir kavramı daha geniş alanda kullanır.

Kürd dilini konuşmayı ve yazmayı kendine yedirmeyen mağrur, eli sopalı ve havalı Kemalist Kürdlerin dışında tüm Kürdler bu kelimeyi toplumsal bağışıklık olarak barış anlamında yerli yerinde kullanıyorlar.

Son yıllarda “aşitîxwazî” kelimesi şiddetin insanları usandırdığı, canından bıktırdığı koşullarda sık sık siyasi alanda kullanıldı.

Bu haftanın sonunda maharetleriyle gül ve çiçeklerin patlamaya amede domurlara sevgiyi taşıyan güzel bir genç arkadaşım ile birlikte elma ağacına gül, kara erik ağacınca can eriği aşısını yapınca üretim dışı unsurların atmosferinden uzaklaşırken yaşamın doğal gerçeklerinin içine daldım.

Aşı tutmaz mı dersiniz? Tutar tutar, hem de bal gibi tutar!

Bu esnada 2011 yılında yazdığım bir makaleyi hatırladım. “Elmaya Armut Aşısı, Kürtlere Türklük Aşısı Yapmaya Gerek Yok” konusunu yazmıştım. Haklıyım da. Çünkü Kürdlerin bölgede kalite farkı vardır.

Bu konu başlığı altında armudun müptelası ayılardan bahsederken, elmanın ise cennet meyvesi olduğunu esprili bir şekilde anlatmıştım.

Bu misali işleyerek Kürdlere Türk aşısı yapmak Kürdlerin kalitesini bozmak anlamına geldiğini detaylarıyla açıklamıştım. İşte anneleri Türk olan mağdur Kürdler bu aşıyı yiyerek yeni bir tür olmuşlar…

Bu makalemin, bir gün Türkiye’nin tüm bahçecileri tarafından okunacağını nereden tahmin edebilirdim!

Google amcaya başvuran tüm çiftçiler “elmaya armut aşısı olur mu?” sorusunu sorunca google amca hepsini benim www.kaniyasor.wordpress.com adresime yönlendirmiş! Tıklayan tıklayana!

Çöl hayalperstliği gereği cenneti peşinen kazanan Müslüman solu ve sağı ve ortayolcusu makale okuma, kitap okuma ihtiyaçları ve alışkanlıları pek olmadığını biliyoruz ama bahçeciler hiç aklıma gelmemişti!

Bir de armudun en iyisine müptela olan ayılar benim adresimi tespit ederlerse ben yandım demektir!

Elmaya armut aşısı yapmaya karşı çıkmamla armudun çoğalmasına karşı siyasi propaganda yaptığımdan dolayı ayıların üst idare kurulu olan Ayılar Yüksek Şurası benim yakama yapışmaz mı dersiniz?

Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesine göre ayıların çıkarlarına aykırı faaliyet göstermek ve ayıların müesses nizamlarına karşı isyan suçlamasıyla benim ağır cezalar almamla sonuçlanan bir yargınmayla karşı karşıya gelebilirim.

Olmaz demeyin, Türkiye’de her şey olur. Ak Parti iktidarı lehine yazı yazmayan tüm gazeteciler resmen görünmeyen ama var olan Ak Parti Hükümeti İslam Şurası tarafından cezalandırılmadı mı?

Bu durumlar çıkar meselesidir. Ak Parti İktidarının kendi savcısı ve polisi Ak Parti’nin IŞİD terör örgütüne göndermek üzere yola çıkardığı tırlar dolusu silahı yakalayınca tutuklandılar ve işlerinden oldular.

Bu haberi yayınlayan gazeteciler tutuklandılar…

Paluyu bilenler. Kervansarayıyla tanınan Ali Beg’in(Ali Demirtaş) kendi köyünde üretilen meyve fidanlarının ismi Kafkaslardan Halep’e kadar duyulmuştu. Şimdi orada sadece duvar kenarlarında oturup 99’lu tespih çeken hacılar görürsünüz!

Biz Paluda yerlerken ”elma çiçek açmış yaz mı gelecek?” demiyoruz. Biz “ayva çiçek açmış yaz mi gelecek?” diye yerleriz. Ayıların rağbet göstermediği ayvalarımız gelinlerin sandığında yıllarca koku saçarlar etrafa.

Güllerimiz meşhurdur. Güller firar edip ta Oxu ovasına kadar gitmişler. Gül reçelini sevmeyen yoktur bizde.

Gül aşısı yemiş elma ağacının bir tarafı gül açar! İlk gözağrıları Palu’nun şanlı ismini aldığı vişne bahçelerinde, gül bahçelerinde sevdalıların aşkı yedi şehirde ve onyedi köyde duyulur.

Anadolu’yu ve Mezopotamya’yı armutlaştırmak insanoğluna ne kazandırdı?

Anadolu’yu çöl vahşet kültürü üzerinden Türkleştirmek, Mezopotamya’da Kürdleri Araplaştırma aşıları neye yaradı?

Rabbimize olan inanç yerine Kabelere, betonlara, heykellere, Ataputlara  sevdalandı insanlar. Yani insanlar aşılanarak putperestleştirildi.

Anadolu’da ortaya çıkan iradesiz toplum bu geçmişin ürünüdür. Bu gelenekle Türkler’de ve Kurdler’de ve diğer Anadolu halklarında insan kısırlığı başladı; döl veremedi insanlığa.

Korkunç aşılama ile insanlar Hasan, Hüseyin, Yezit, Ali, Osman, kağan, hakan, Abdullah, Tayyip, Acayip, Abdulcambaz, Mücahit oldular.  Bu isimler ayıların müptela olduğu armut cinsleri! Hani elmalarımız?

Son zamanlarda Berivan, Beritan, Hêlîn, Ronî, Ronahî fidanları toprağa kök salmaya başladılar. Suyunu iyi vermeli, zaman gerek, sabırsızlığımızda ürün verecek geleceklere!

Yine bahçelerimiz, yine ağaç dalındaki elmalarımız, yine sevdalarımız, aşklarımız olacak. Ne çöl barbarları, ne Orta Asya kurtları! Biz bize benzeyeceğiz. Sevdalarımızla bahar mevsiminde Newroz, dağlarımızda seyran, özgürlüğümüzde bayram olacak.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KUZEY KÜRDİSTAN’DA KÜRDLER KANDIRILDILAR

Posted by kaniyasor 9 Mart 2016

k.y.Kani Yado – 09.03.2016:

Kuzey Kürdistan partilerinin inandırıcılığını kaybettiklerini söyleyebiliriz. Bu durumun nasıl meydana geldiğini söylemek için bölge halklarının özelliklerine sahip Kürdlerin durumunu doğru tahlil etmek gerekiyor.

TC ile Kürdler arasında istişareler başlar başlamaz Kürdler Fransa’da yüreğinden vurulur!  TC, henüz yeni uyduruk masaya oturmuşken nasıl ve neye güvenerek bu suikast kararını aldı?

Kürdler ne kadar Kürd savaşçının iç infazla katledildiğini bile sorgulama cesareti bulamadı henüz. Derin tehlikeler belirir hemen!

Kürd partileri “birlik ve beraberlik” demogojisini ağızlarına sakız yapmış tekrarlayıp duruyorlar!

Kürdistanda her ailede “çoyê kesî li ser çöyê min na be!” söylemi bir kanun gibi yürürlüktedir. Yani bu sosyal yaşamda her kes sopalı barışıksızlığı yaşıyor ve her kişi ve grup hedeftir birbirine!

Vicdanları eriyip yok olanların birlik çağrıları sadece kendilerinin güçlenmesini istemelerinden duyulan ihtiyaçtır.

Bu anlayışa sahip Kürd grupları hangisi güçlense diğer gruplara saldırmaya hazır hale gelir. Çünkü çöl vahşetine dayanan bir inanç coğrafyasında biçimlenen kişilik oluşumunun sonucunda tüm halklar böyledir.

Fırsatçılık avcının tuzak mantığında yaşama girmiş. İşte bu durum geniş bir alana yayılmış Müslüman toplumların dünyanın her yerinde güvenilmez insan toplulukları algısını yarattı.

Hiç bir Kürd partisinin ve bireylerin kendi adına yaptığı çağrıları samimi bulmak mümkün değildir.

Kürdler diğer Müslüman halklar gibi bu konuda sınavı kaybetmişlerdir. Çünkü hiç bir grubun, partinin, aşiretin bir diğerinden farkı yoktur. Mübarekler sanki tek kalıptan çıkmışlar!

Tanıdığımız çok sayıda siyasi aktör vardır. Bu zat-ımuhteremler tam pusuya yatmışlar. Kürdistanın birliği ve beraberliği demogojiisni kullanıp kendilerini güçlendirmeyi düşünmekteler… Kimse inanmıyor artık! Ya millileşirsiniz ya da yere basmayan ayaklarınız havada kalacaktır!

Kürdlerin geleneksel siyaset tarzı, kendi sömürgecileriyle olan yararsız derin ilişkileri dünya insanlığı tarafından hoş karşılanmıyor.

Aşiretler ve mezhepler arasında çağımızın ilişkilşerine yakışmayan karşıtlık hala sürdürülüyor. Kiminin TC için, Kimininm İran için, Kiminin Suriye için misyonerlik yaptıkları biliniyor artık!

Bölge gericilerine karşı tahammülü kalmayan dünya vicdanı topuyla, tüfeğiyle, uçaklarıyla sahaya çıkıp Kürdistanın kaderini belirlemeyi kolaylaştıran temizlik hareketine başladılar.

Kanlı ve zalim komşularımızın durumuna karşılık Kürdistanın kaderini dünya insanlığının aklıselimi belirliyor.

TC devletinin güdümündeki Kürd siyasiler olumlu gelişmelere parmak sokup ortalığı belirsizleştirdikleri gözden kaçmıyor!

Kuzey Kurdistanın TC tarafından yönlendirilmesi faaliyetleri Türkiye için iyi sonuçlar ortaya çıkardı ama Kürdler için hepsi dezavantajdır. Bu olumnsuz ve talihsiz duruma rağmen Dünya insanlığı güç çatışmalarının ayakları altında mağdur olan Kürdlerin kaderini belirleyecektir.

Dünyanın Kürdleri düşündüğü kadar Kürdler kendilerini düşünebilseydiler düğümlenmiş, kör düğüm olmuş sorunların çözümü daha kolay olurdu. Kürdler Arap milliyetçiliğinden başka bir anlama gelmeyen ümmetçilik adına veya Türkiyelilik politik ümmetçiliği adına engel olmasınlar yeter.

Araplar bizi ümmet kardelişi üzerinden “felah” dedikleri dini kurtuluş modeliyle dini tuzaklar üzerinden aldatıp bizi ruhen köleleştirdiler. Şimdi Kürdlerin yeryüzündeki varlığından bile huzursuz oldular ve bize düşman oldular.

TC devleti ise “demokratik kurtuluş” demogojisiyle aldatıp, bu tuzakla bizim tutsak kalmamızı istiyor.

Bizim ulusal sorunumuz vardır. Böylece sömürge Kürd ulusunun stratejisi Ulusal Demokratik Kurtuluştur. Kürdlerin Türkiye demokrasisine razi edilip ulusal davasından vazgeçirilmk istenmesi bir oyundur.

Kuzey Kürdistanda neler dönüyor!  Durup dururken Kürdistan şehirlerinin boşaltılması koşulları ve bahaneleri nasıl yaratıldı?

MİT’nin Silivri ve diğer cezaevlerindeki Ergenekoncularla görüşmeleriyle TC devleti bölgenin gerici güçleriyle mutabakat sağlayarak yeni bir sürece girdi.

Her ne kadar topluma “barış ve çözüm” haberleriyle yansıdıysa da aslında aralarında hangi detayların konuşulduğu basına yansımıyordu.

Biz ancak tahliyeler başlayınca, Fransada Sakine Cansız ve arakadaşlarına suikast yapıldıktan sonra birşeylerin döndüğünü fark ettik. Daha sonra Kürdler, Türkiyelilik politikası üzerinden TC’ye ve Türklüğe ısındırıldı.

Çeşitli provakatif eylemlere sürüklenerek Kürdlerin aleyhine gelişmelerin nasıl başladığını bu güne kadar anlamaya çalışmaya devam ediyoruz.

Müslüman gerici devletler hariç tüm dünya halkları Kürdlerden yana görüş belirtirken Ak Parti iktidarının çeşitli provakasyonlarla Kürd şehirlerini boşaltma başarılarını göstermesi düşündürücüdür.

Dışarıdan Kürdlere verilen destek kadar Kürdler Özgürlük Mücadelessinin ulusal temelde yümesi için destek verseydi bu kadar ölümler olmazdı. Kürdler ne olup bittiğini anlamakla zaman geçirdi.

Örgüt sorumluları sanki başka galaksilerde yaşıyorlar gibi ilgisiz veya AKP’nin işlerini kolaylaştırıcı bir pozisyona girmiş gibi. Kürdler Türkiyeyi kurtarma saplantısından vazgeçerlerse hem Kürdlerin ve hem de Türkiye’nin diğer halklarının yararına olacaktır.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TÜRKİYE’DE İSLAMÎ YAŞAM TRAJEDİSİ

Posted by kaniyasor 3 Mart 2016

Kani Yado – 03.03.2016:k.y.

Acayip bir coğrafyada yaşıyoruz. Birine dinini sorduğunuzda kendilerini ateist olarak tanımlayabilirler ama biraz kurcaladığında koyu dindar bir alevi dinine mensup veya domuz etini haram sayan ve sünneti farz bilen bir mümin karşınıza çıkıyor. İsmi Müslüman ama bin bir rengi var!

Kendilerini ateist diye piyasaya sürenlerin kendi çocuklarını sünnet ettiğinde görkemli Yahudî tarzında bir farzı icra ettiklerini gördüğünüzde şaşırırsınız! Veya Sünnî Müslümandır, Allah’a inandığını söyler ama Kabê denen şirkin etrafında dans ederek şeytan kovalar!

Bu müminler sünnet törenlerini muhteşem yaptıkları gibi kurban bayramlarında sokaklarda boğa kovalayan eli satırlı zatı muhteremlerle aynı mahallede otururlar ve en azından öldüklerinde arabesk makamda camide cenaze törenleri yapılır. Böylece dirileri camiye uğramamışların son mekânı cami oluyor.

Dinsel söylemlere göre cennetlik komedi toplumu diyebileceğimiz İslam toplumları yeryüzünün en sorunlu toplumları olarak tanımlayabiliriz. Kendileriyle çelişen kutsal kitapların tanımına göre, aslında cehennemi yaşamak buna dedir.

Köle sahibi-köle ve ağa-serf ilişkilerinin dine dayalı egemen erk ideolojisinin topluma verdiği erkek egemenlikli biçimle 21. Yüzyıla adım atan toplumların içine girdiği bunalımlı yaşam biçimi bir kâbusa neden oldu.

IŞİD mücahit cengâverlerini savaştıran kafadan çatlak, parazit ve hiç üretmeden havada bulup tavada yiyen dolar zengini sınıf, eski çöl köle sahibi sınıfının günümüzdeki temsilcileridirler.

Bu tımarhanelik sınıf Allah adına söylenen yalanları kendilerine dayanak yaparak kendi sistemlerini her kese dayatıyorlar.

Çöl yaşam biçiminin İslamiyet öncesinden binlerce yıllık geçmişi ile birlikte kökleşen köle-efendi ilişkisine dayanan yaşam biçimi İslamiyet ile yeni bir ivme aldıktan sonra günümüze kadar intikal etti.

Yöremizdeki gerici yapılanmalar, hala cemaatler şeklinde devam eden eski yaşam biçimi, aynı çöl yaşam biçiminin şeriatı üzerinden Osmanlı düzeninin öngördüğü yaşam tarzıdır.

Yavuz Sultan Selim Han’dan itibaren çöl barbarlığını devralarak günümüze kadar gelen Osmanlı kültürü cumhuriyetin ilan edilmesiyle yok olmadı.

Çöl kültürü İslam öncesinin binlerce yıllık geriliğin İslamiyet ile sistemleşmesi gibi, Osmanlı Kültürü cemaatler şeklinde bu geriliği Avrupa muasır medeniyetinin taklidinde cumhuriyet döneminde de sürdürdü.

Çöl vahşeti her kurumda ve şahısta tezahür eder. Türkiye’de Osmanlı döneminden beri sokakları koruyan gece bekçileri vardı. Bugün karanlığın bu bekçileri polis teşkilatı biçimine yapılandı.

Bekçilerin bir düğmesini koparmak devlete karşı isyan sayıldığı gibi  örgüt paşa liderlerine dil uzatamazsınız, hayatınızdan olursunuz!

Onlara bir şey söyleyemezsin, eleştiremezsin. Gecelerin karanlığı onlar üzerinde kötü etki yapıyordu mutlaka…

Sömürge toplumlarda ezilen insanların fırsat bulduğunda kendileri gibi ezilenlerden hıncını çıkardığı gerçeği vardır.

TC’de askerlik yapanlar, yoksul halk çocuklarının biri onbaşı, bir düz er, biri çavuş olduğunda nasıl birbirilerini ezip askerliğin faşist sistemine katkı sunduklarını görüyorduk.

Bu konuyu eğer toplum psikolojisi açısından ele almazsak çok yanlışlar yaparız. Özgürlük mücadelesinde fiili olarak yer alanlar her adım başında bu olaylarla karşılaşırlar. Kendini ileri olarak dayatan Bekçi Murtaza tiplerinin topluma zarar vermemesi için toplum köylü kurnazlığıyla önlemler alırlar…

Onlar tekçi sistemin köle-efendi ilişkilerinde günün koşullarına göre revize edilerek devam etmesine katkı sunuyordu.

Aşağılık duygusunun neden olduğu sadakat işgüzarlığı bu durumun ortaya çıkmasına neden oluyordu.

Bu coğrafyada çağımızın sağ ve sol zihniyeti ortaya çıkmadı. Çöl yaşam biçiminin genetiği bireyde ve kurumlaşmada öne çıktı.

Devlet toplumların bu zaaflarını çok kolay kullanabiliyor. Oysa özgürlük sorunu, özgürlük mücadelesi sorunu edep sorunudur. İlişkilerde paşalığı dayatanlar aslında tımarhanede olması gereken şizofren hastalardır…

İspat olarak TC Cumhurdiktatörü Recep Tayip Erdoğan’ı tımarhanelik olarak  gösterirsek yanlış olmaz sanırım.

Kurumların küçücük diktatörlerini örnek olarak göstermek de yanlış olmaz ama göstereceğimiz örnek biraz uzun boylu olmalı!

Gerçekten Türkiye’yi yeniden incelemek gerekir, Türkiye’yi açık hava tımarhanesi diye tanımlasak acaba yanlış mı?

-Ak Partililere soruyorsunuz, sütten temiziz diyorlar

-Ak Parti muhaliflerine yani MHP, CHP ve bunların türevleri olan Türk ve  Kürd versiyonlarına AKP’yi soruyorsunuz, talancı rantçı diyorlar.

Peki, siz nesiniz? Tertemiz!

-Kürdleri yıllarca Türkiye’nin hizmetine koşuşturma becerilerine sahip Ergenekonculara sorarsınız, TC için milli görevi yaptıklarını iddia ederler.

-Kürde sorarsınız, benim paşam tertemizdir, biz onu tartıştırmayız diyorlar.

Velhasılıkelam bu açık hava tımarhanesi bir güldürü olduğu gibi kanlı ve acılıdır.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »