kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Haziran 2017

KURDİSTAN  KURDÇE YAŞADIĞIN VE KURDÇE GÖMÜLDÜĞÜN YERDİR

Posted by kaniyasor 29 Haziran 2017

k.y.Kani Yado – 29.06.2017:

Bir Kürd ne kadar Kürdtür? Bir insan Kürdçe doğduğu halde Türkçe yaşıyorsa ve Arapça ölüp gömülüyorsa, sonuçta bir Arap mezarlığı ortaya çıkar ve o yer Kurdistan değil, Kabristandır!

Kürdler barbarlar tarafından o kadar tanınmaz hale getirildi ki, Kürdçe doğar, Türkçe yaşar, Arapça ölür ve Arapça gömülür.

İnsanlar  soygüdüsüyle ait olduğu milli değerlerinden yolları ayrıldığında korkunç sonuçlarla karşılaşır! Bu koşullarda esaret cehenneminden başka gideceği bir yeri kalmaz.

Bundan dolayıdır ki, çöl kültürüne saplanan tüm milletlerin dünya insanlığıyla yolları ayrıldı. Çöl kültürüyle özünü kaybeden  insanların dünya ile barışık olması mümkün değildir.

Kürdçe doğduğumuz yerde Kürdçe yaşayıp, Kürdçe ölüp Kürdçe gömülüyorsak o yer vatandır.

Kürdistan geri İslam ülkelerinin ablukasına düştükten sonra, Kürd milli özellikleri her yönüyle erozyona uğradı. TC derin siyasi reçetelerine ve ezbere dayalı siyasal şablonlarla Kurdistanın parçalanıp sömürgeleştirilmesine doğru tahliller getiremeyiz.

Kürdlerin manevi dünyaları çöl barbarlarının din misyonerleri vasıtasıyla iğfal edilmeseydi esir düşmek mukadder olmazdı.

Milli kimliğini kaybeden her halk esir düşmeye müsait hale gelir. Mesela, Kurd toplumunun Birinci ve İkinci Dünya Savaşları yıllarında milli kimlikleri değil, dini üst kimlikleri ön plandaydı.

Milli devletlerin ortaya çıktığı tarihi süreçte Kürdlerin hala Osmanlı Hilafet saplantısının içinde debelenmesi hem Kürd milli erdemlerine ve hem de dünyaya ters geliyordu. Dünyaya ters düşen milletlerin ne hale gelebileceğini tahmin etmek zor değildir.

Bölge halkları arasında büyük nüfusa sahip Kurdler, geçmişten günümüze kadar İslam toplumları tarafından sürekli mağdur edildi.

Kurd düşmanları olan Müslüman milletler, Kurdlerin bölgede güç olmamaları için her türlü oyuna başvurdular. Kurdlerin devletleşmelerini engellemek için bütün araçlar kullanılmıştır.

Kurdlere düşman devletler Kurd örgütleri arasına kendi unsurlarını görevlendirerek Kurdlerin yollarını şaşırttılar.

İnançlar, tekke ve tarikatlarla Kürdlerin ruh dünyaları esir alındığı gibi paravane örgütlerle yapay umutlar yaratılarak bağımsızlıktan yana kaderimizi belirleme hakkımız her zaman baltalanmış ve engellenmiştir.

Aslında hala hiç bir İslam ülkesi milli devlet olmamıştır. Bu yüzden ya askeri darbelerle ayakta tutulan despot iktidarlar veya dini korkuluklarla toplumun ruh dünyalarını esir alan aşiret- cemaat yapıları şeklindedir.

Geçmişten günümüze kadar  dengeler arasındaki muvazanede asılı kalan şeriat cemaatleri şeklinde dünya ucubesi oldular.

Şimdi Kurdistan bağımısızlık sorunu dünya gündemine girdiği bu koşullarda, Kurd gerici güçleri tekrar aktif hale getirilecektir.

İnanca dayalı Arap çöl yaşam tarzını  Kürd kültürü olarak iddia eden akl-ı evveller Kürdlerin ruh dünyalarını karartarak ümmetçilik üzerinden vuracakları kati surette beklenmelidir.

Sömürgeci ülkelerde yaşayan Kürdlerin öncü siyasileri milli stratejilere sahip olup olmadıkları tartışmalıdır. Ya sömürgecilerin taşeron misyonerliğini yapıyorlar ya da çağın çok gerisinde bir zihniyete sahiptirler.

Dinlerin karanlığında ortaya çıkan köleci toplum zihniyetinde ulus yerine inanç üst kimliktir. Bizim ayak bağlarımız çöl ümmetçiliği ve Türkiyelilik politikasını bize dayatan Kemalist ümmetçiliktir.

Kendi karanlık zihniyetinde hala Ali’yi, Ebu Sufyan’ın oğlu Muaviye ve oğlu Yezid’i, Ali ve oğlu Hüseyin’i, Ömer’i, zihninde yaşatan ve tutsaklığı yaşayan gerici toplulukların  milli hassasiyetleri gelişmez

Türkiye milli eğitim sisteminin tekçiliğe tapma zihniyeti içinde biçimlenen Kuzey Kurdistan siyasi aktörlerinin önüne konan stratejiler Kurdistan’ın bağımsızlık talebine karşıttır.

Buna rağmen ABD, Kurd siyasi aktörlerin milli görevlerini PYD’ye hatırlattığı dibi diğer siyasal aktörlere de hatırlattığı gözden kaçmıyor.

Kurdler, Afrika aşiretleri gibi çatışmalı duruşlarıyla dünya insanlığının içine kabul edilmezler.

Kuzey Kurd siyasal aktörleri diğer parçalarla da ilişkilenmesi ve TC’nin lehine yönlendirme gayretleri içine girmeleri TC’nin aktif siyasal müdahalesi olarak anlamak gerekiyor.

Kurdlerin ulus olarak varlığı ve ulusal haklarının muhtevası anayasada yer almadıkça, Türkiye için demokrasi esaretin siyasal oyunlarla pekiştirilmesi anlamına gelmektedir.

Eğer hala sömürge isek her zaman aldatılarak sömürge kalmaya razı edilmişiz demektir.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünün ve bölünme korkusunun sürekli gündemde tutulması TC devletinin bir taktiğidir. Oysa Dünyada bölünen ülkeler gelişti, bölünmeyen ülkeler sorunlar yumağı içinde geri kaldı.

TC gerici devleti, kullandıkları unsurlarla halkları zorla birleştirerek onlara kötülük yapmakta ısrarlıdır.

Gerici sol ve gerici/dinci siyasi taşeronlar kullanılarak halkların kardeşliği veya ümmet kardeşliği tuzağıyla farklılıklar geri devlet yapılanmasının içinde hapsedilerek Ortadoğu çözümsüzlüğe itilmiştir.

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TÜRKİYE’NİN KÜRD VE TÜRK SİYASETİ

Posted by kaniyasor 24 Haziran 2017

k.y.Kani Yado – 24.06.2017

Son yarım yüzyıllık süreçte  gördüğümüz kadarıyla, Kürd siyasetini merkeze alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üst aklı siyaseti nasıl kurguladıysa siyaset öyle sahnelendi ve öyle ilerliyor.

Dünya bölgede ortaya çıkan çöl vahşet sisstemlerine karşı ciddi tedbirler alırken, Türkiye’deki Türk ve Kürd partileri TC’nin lehine sonuçlanacak siyasal eğilimleri benimsediler.

Türkiye’nin yararına sonuçlanan politik duruma göre taktikler gerçekleştiren Kuzeyli Kürdlerin bağımsızlıkçı başlangıç taktiğiyle siyasal bir dinamik olarak ortaya çıkıp Türkiyelilik politik stratejisinde karar kılmaların TC ile uyumlu bir siyasetin sonucudur.

Yani belirleyici faktör olan TC, Kürdlere önce devlet olma umudu verdiriyor ve adım adım Kürdlerin devletsiz yaşamalarını daha yararlı olduğunu aşılayarak bağımlı kalma düşüncesini kanıksatıyor!

Canlıların alıştırıldıkları ortama uyum sağlayabileceği gerçeğiyle Kürdler köle kalmaya alıştırılıyorlar! Kürdler alıştırıldıkları ortama uyum sağlayarak Türkiye siyasetine dahil olup, Türkiyelilik siyasetini icra eden demokratik partilerini Türklerle ortaklaşarak oluşturdular.

Mekke merkezli çöl vahşileri de bu coğrafyanın iradesini dinsel korkuluklarla ele geçirip ruhen köleleştirdi. O günün koşullarındaki yöntemler günümüzde geçerli olmadığı için çağın yöntemleri kullanıldı.

Türkiye çağın yöntemlerini kullanarak Kürdleri maddi ve manevi tutsaklığa ikna etmek için çeşitli araçları kullanıyor. Şimdi Kürdler TC için uygun ortama getirildiği görülüyor.

İster buna danışıklı siyaset diyelim, ister başka bir şekilde ifade edelim Kürdlerin siyasal eğilimleri Türkiye’nin değirmenine su taşıyor! Bu durum günümüzün değişen koşullarında da devam ediyor.

Güney Kurdistan ve Rojava’da gerici TC ve IŞİD’e karşı ilan edilecek tampon bir Kürdistan sahası sabote edilerek TC’nin müdahale gerekçesini yaratmak için danışıklı çatışmanın içine girmedikleri takdirde, 25 Eylül Referandum sonrası süreç daha sağlıklı ilerleyecektir.

Kürdistan’ın devletleşmesi dünyanın en ucube durumdaki Türkiye toplumu ve devleti için felaket kabul edilir.

Kürdler bu durumu demokratik mücadele ile aşamazlar. Demokratik olmayan ortamda demokrasi mücadelesi ancak danışıklı siyasetin ürünü olabilir. TC muhalefeti, TC’nin Recep Tayyip diktatörlüğüne meşruiyet kazandırmak için demokratik eylem biçimlerini benimsedi.

Türkiye’de demokrasi mücadelesi Kürdlerin ulusal taleplerini kapsamaz. Kürdler bu noktada uyutuldu!

Türkiye’de her zaman iktidar ve muhalefet, devletin istediği biçimde inşa edilmiştir. Dünya demokratik uygar ülkelerle uyumsuz olan TC kendi niteliğini dayandığı toplumdan alıyor.

Çöl vahşet geleneklerinden beslenen hiç bir kalitesiz toplumun kaliteli bir devleti olamaz. O yüzden TC, kalitesiz ve ucube bir devlettir.

Berzani’yi ister beğenelim ister beğenmeyelim bir ulusal  liderdir. Kürdlerin mücadele tarihinin içinde oluşmuş bir Kürd temsiliyet ögesidir. Görüşmeleri açıktır ve Kürdlerin özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini esas alıp, bölge sorunlarını diplomatik bir dille muhataplarına anlatır.

Uygar ülkelerle uyumlu diplomasi yürüten Berzani, Kürd  özgürlük ve bağımsızlık talebini itibarsızlaştırıp dünyanın gözünden düşürmez, tam tersine Kürdlerin ekonomik ve sosyal gelişme amacıyla dünyanın gündemine almak için siyasetini ulusal stratejide icra ediyor.

Doğru Kürd politikası devletsizliği dayatarak hiçleşmeyi değil, devletleşerek dünya milletler camiasında erdemli yerini almak biçimindedir.

Dünya uygar güçleri Müslümanların şerrinden ve karanlığından kurtulmak için uygun olan tüm imkanları kullanmak zorundadır.

Kürdlerin bağımsızlık istemesiyle bağımsız olunmaz. Bölgede erdemli toplumlara ihtiyaç duyuluyor. Bölgede insanlığa düşman yeteri kadar Müslüman devlet vardır.

Dünyanın Müslüman Kurdlere değil, demoktatik laik İsrail devletini inşa eden erdemli İsrail toplumu gibi erdemli  Kürdlere ihtiyacı vardır.

Bölge güç dengelerinin içinde rolünü oynayacak ikinci uygar bir demokratik devletin inşası ihtiyaç halini almıştır.

Dünyanın başına bela olan Müslüman devletlerin sayısına bir Müslüman devlet eklemek dünyanın gündeminde yoktur. İsrail gibi dünya insanlığına karşı sorumluluk taşıyabilecek derece erdemli bir Kurdistan devletine ihtiyaç vardır. Kurdler bu konuda dünyaya çağdaş bir cevap olamazsa tamamıyla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ERKEK EGEMENLERE KARŞI VİCDAN SOPASI

Posted by kaniyasor 19 Haziran 2017

k.y.Kani Yado – 19.06.2017:

Çağdışı dini istibdat ve faşizm, tek tanrılı sol diktatörlükler erkek egemenliğinin en belirgin yaşandığı sistemlere sahiptirler. Toplumsal tahliller erkek egemenliği hesaba katılmadığı zaman konu anlaşılmaz.

Erkek egemenlikli sistemlerde şiddet esastır. Şiddet aynı zamanda şiddetin panzehiri olduğunda temel çözüm gücü olabilir.

Tüm dünyada birbirine benzer biçimde söylenen  “sözden anlamayanın hakkı sopadır” sözü hep hatırlanır. Hazreti Sopa kimine göre “meşru şiddet”, kimine göre “zorunlu şiddet” biçiminde tanımlanır.

Bazı sorunlar vardır sopasız çözülmez; bazı sorunlar vardır sopalı çözülmez. Bu durumda faşizmin sopasız mücadele ile yıkıldığını duyan varsa söylesin!

Hatta faşizm ve din istismarına dayalı diktatörlükler iç antifaşist dinamiklerle de yıkılmaz, dış müdahale şarttır. Nazi Almanya’sında faşizm hür dünya ittifakıyla yıkıldığı tarihi bir olaydır.

Bir milyarın üstünde insanı Rabbimizin adına söyledikleri yalanlarla köleleştiren çöl barbarlarının erkek müşrikleri de ancak dünyanın vicdan sopasıyla ıslah olabilir.

Toplumu liderlere kapıkulu haline getiren faktörün, dinden ve siyasetten önce erkek egemenliğini görmek gerekiyor. Erkek egemenliğinin olmadığı yerde dinsel ve siyasal diktatörlükler oluşmaz.

En azından iki bin yıldan beri erkek egemenliği, kuduran erkek aklıyla ne felaketlere neden olduğunu tarih tarafından kayıt altına alınmıştır.

Kadın anayı cadılıkla suçlayan Hıristiyan Katolik din adamlarının kadınlara yaptıkları işkenceler unutulmadı!

Köleci toplumun çöl dışkılanması ürünü olan yobazların buna mümin aklı demeleri erkek aklının kudurmuşluğunu gizleyemez.

Geçmişte Hıristiyan şeriatının erkek emenliğinde hüküm sürdüğü Roma vesayetli Avrupa’da tahakkümcü asalak din adamları sınıfı kendi savaşçı köleleriyle birlikte Allahın oğlu İsa’nın intikamını almak için Yahudilere karşı haçlı seferlerine başladıklarında ne acılara neden olduklarını insanoğlu acıları yaşayarak gördü.

Daha sonra acıya dayanamayan Avrupa toplumlarında din ve mezhep savaşları 100 yıldan fazla sürdü. Bu süre içinde milyonlarca insan hayatını kaybetti!

Çöl gericiliğinden ithal edilen düşmanlık birikerek Avrupa toplumlarındaki faşizmi inşa etti ve  Almanya’da Yahudi katliamı gerçekleşti. Almanya sopasız ıslah edilebildi mi?

Müslüman papazları da hala insanlara acı çektirme konusunda bundan farklı şeyler yapmadılar!

Danışıklı ve danışıksız siyaset ve din adına, derin devlet stratejileri adına toplumun başına diktikleri şeriatçı palyaço korkulukların neden olduğu felaketler kapımıza dayanmıştır.

Erkek kuduruk aklı ile başta Türkiye olmak üzere, tüm İslam ülkelerinin şer güçleri tarafından finanse edilen DAEŞ sopasız bertaraf edilebilir mi?

Almanya faşizmi, İkinci Dünya Savaşında hür dünyanın sopasıyla yenilgiye uğratıldıktan sonra önüne konan demokratik anayasa ile toplum demokrasi faziletiyle tanıştırıldı ve böylelikle demokrasiye kavuşan toplumlar bir daha demokrasiden vazgeçmiyorlar.

Askeri müdahale ile çözüm geçici çözümdür. Kalıcı çözümler için bütün dinlerin ve din adamların, din istismarcısı siyasilerin  Allah adına yalan söylemekten vaz geçmeleriyle mümkündür.

Bağnaz siyasilerden ve mahalle üfürükçülerinden farksız olan din adamlarından çekilen manevi işkenceye son verilmek zorundadır. Artık ıslah amaçlı zihniyet reformu gündeme gelmelidir.

Dinlerle, hurafelerle, tekçi siyasal rezaletlerle beyinleri darbelenmiş, idrak yoksunluğuyla karanlığa  mahkum olmuş toplumlarda her nesil gericiliğin taşıyıcısı olmuştur.

Toplum, din ve siyasal istismarla toplum liderlerin kapıkulu haline gelirken, insanlık erdemlerinden uzaklaşırlar. Bu bağlamda kendilerini ilerici sananlar da bu gerilikten nasiplerini aldıkları için birleştirici olmak yerine dağıtıcı olmuş, kendilerine biat edilmesinin bekleyişi içinde olurlar.

İslam gericiliği eskiden de güçsüz değildi, şimdi Türkiye’nin desteğindeki DAEŞ tarafından örgütlü hale geldi.

Bunlar bitse bunlar kadar tehlikeli olan çöl Şii gericiliği vardır, Mekke menşeli develer tepişmeye devam edecekler. Bu çöl barbarlarıyla savaşmak dünya insanlığının vicdani borcudur.

İslam ülkeleri, geçmişte Avrupa-Roma Hıristiyan şeriat yönetimi dönemindeki dine tutsak Avrupa’nın durumuna düştüğünü iddia etsek yanlış olmaz. İslam papazları o dönemin Hıristiyan papazlardan farksız olduklarını görüyoruz. Mağduriyet, zalimlik, tekamül etmemek, tanrı adına yalanlar, üfürükçü asalak din adamlarının toplumun üzerinde hakimiyeti… gibi konularda benzerlik gözden kaçmıyor…

Yahudilik ve Hıristiyan din istismarcıları etkisizleştirildikten sonra şimdi İslamiyet dizginlenmeye çalışılıyor.

Çöl inançlarını sömürü aracı olarak kullanan din adamları, dinsel kurumlar, din devletleri etkisizleşmeli.

Din istismarcıları dediğimiz asalak sınıf İslam ülkelerinde  en güçlü ve en etkili sınıftır. Her sorunda  sınıf tahlili doğru yapılmayan  hesaplar yanlış çıktığı tarihi vakalarda görüldü.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

BAĞIMSIZ KURDİSTAN BÖLGEDE KÖLECİ SİSTEMİN DAĞILMASINI SAĞLAR

Posted by kaniyasor 13 Haziran 2017

k.y.Kani Yado – 13.06.2017

Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta da görüldüğü gibi Müslüman çöl coğrafyasında çıkış alanı bulan ve din ideolojisine dayanan köleci toplum sistemi köleleri kendi mülkiyetinde tutarken özgürlüğün zemini olan toprağı Allah’ın mülkiyeti olarak tanımlayıp insanı toprağın kiracısı  yaptı.

Köleci sınıfa karşı gelişen Feodalizm, köleci toplum sisteminden sonra ve onun karşısında inkılapla ortaya çıkan sistemdir. Feodalizmi yaşayamayan toplumlar Müslüman yaşam alanlarında olduğu gibi köleci toplum sisteminde boğulup yozlaşır. Din istismarıyla feodalizme geçit vermeyen parazit dindarlar sınıfı köleci toplum sistemini günümüze kadar sürdürmüştür.

Avrupada Roma merkezli Hıristiyan köleci toplum sistemi ve coğrafyamızda Mekke merkezli köleci toplum sistemi tekâmülü engellemiştir.

Avrupa, demokrasinin sigortası olan sekular inkılapla asalak dindarlar sınıfını etkisizleştirerek kiliselere kapattı. DarIsı Müslümanların başına…

Yaşadığımız coğrafyada aşiretlerin millet olarak tekamül etmesi engellenen toplumlar milliyet üst kimliğine kavuşamayınca, din kimliğini dayatan asalak dindarlar sınıfı ve ilgili kurumları milli devletlerin kurulmasının önünde en büyük engel olarak kabul etmek gerekiyor.

Parazit din adamları sınıfı Hıristiyanlarda olduğu gibi Müslümanlarda da milletleşmeyi ümmetleşmeye kurban etmişlerdir.

Bu asalak sınıf, dini istismar ederek millet olmanın alt yapısını teşkil eden aşiretlerin önünde engel teşkil etmişlerdir.

Asalak ruhani sınıf, Allah’a yakın olduğu imasını  yaratarak hile ile toplumsal iradeyi kendi lehine felç etmiştir.

Böylece ülkemiz Kurdistan özelinde de feodal üretim şeklinin dinamiği olan Kurd mirlerinin üzerinde tahakküm kurarak milletleşmenin sosyolojik sürecini tamamlamasını engelledi.

Sosyolojinin yasalarını çiğneyen siyasi ve dini bağnazlık yüzünden Üçüncü Dünya Savaşı can almaya başladı. Çağdaş ülkeler mevcut ortama müdahil oldular. Bu karanlıklar da aşılacaktır.

Kurdistan bağımsız bir devlet olacaktır. Devletin ilanı için uygun zaman ortamını hazırlık yapmak için referandum tarihi 25 Eylül 2017 larak belirlendi. Türkiyede Türkleşmiş Kurdler ve Araplaşmış ümmetçi Kurdler buna engel olmak için her türlü taktiği kullanıyorlar.

Tüm demokratik uygar ülkeler Kurdistanın bağımsızlığını istiyorlar. Müslüman ülkelerin engelleme girişimleri bir sonuç veremez.

Kurdistan, Laik Demokratik Özgür ve Bağımsız Kurdistan olarak dünya camiası içinde yerini alacaktır. Gericilik bataklığına saplanmış unsurlar karanlığın müsebibi olarak lanetleneceklerdir.

Geçmişte Avrupa’da Hıristiyan dininin karanlığında yaşanan durum, günümüzde Müslüman coğrafyada yaşanıyor.

Avrupa Vatikan merkezli hıristiyanlığı etkisizleştirdikten sonra milli üst kimliği inanç kimliğinin önüne geçti ve millî devletler kuruldular. Millî devletler günümüzdeki çağdaş demokratik uygarlığın alt yapısını oluşturarak insanlığın ortaklaşmasının zemini oldular.

Hıristiyan mezhep savaşları çok kanlı geçti. 30 Yıl Savaşlarından sonra Westfalia anlaşmasını tarih okuyanlar bilirler.

Ortadoğu şimdi, o yılların Avrupa’da meydana gelen savaşlarla aynı özellikleri taşıyor. Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın çıkış alanı olan çöl geri inançları reformdan geçmeden çağımızın insanıyla uyumlu olmaz.

Ortaçağ geriliğinin sonu milli devletlerin sosyolojik süreci oldu. Günümüzde devletler birliği şeklinde ortaklaşma ve uyumlar ortaya çıktı. Türkiyedeki aydınlar Ak Parti’li gerici lumpenlerle takışacağına Ortadoğu’daki mezhep çatışmalarının Avrupada da yaşandığını ve kiliseler etkisizleştirildikten sonra Avrupa her yönden geliştiğini anlatmalıdırlar.

Osmanlı devletinin son meclis-i mebusanın son oturumda Misak-i Milli denen Osmanının katbettiği toprakları yeniden işgal etme yemini vardır. Bu yeminle Filistin, Kuzey Afrika, Musul ve Kerkuk ile batı Trakya yeniden işgal edlmesi öngörüyordu.

Dünya barbar Ortaasya talancıları ve çöl Arap talancılarından kurtulmadıkça istikrar sağlanamaz. Çünkü bu barbar güçlerin talancılığı genetiktir. Osmanlı hükümetleri 1913 yılından sonra talancı TC devletinin kurucu dinamikiği olan ve CHP’nin temelini atan İttihat ve Terakkicilerin elindedir.

Osmanlı ve TC devleti bölgede talanı ve işgali amaçlamaktadır. Din rezaleti de bu talan amaçlıdır.

Recep Tayyip’in amiri Fethullah Gülen bir TC kuvvet komutanı kadar devlet içinde yetkiliydi. Gülen’in dünyaya açılması talimatını veren ve Rabıta destekli finanse eden Kenan Evren’dir.

Ecevit Fetullah Gülen’den icazet aldıktan sonra iktidar oldu. Feto’nun tasfiyesi Ergenekon operasyonlarıyla ilgilidir. Genel Kurmay Başkanı İlker Bağbuğ’un tasfiye edilip Recep Tayyip Erdoğan’a bağlanması gibi…

TC, dünya demokratik güçleri tarafından ya yok olması gerekir, ya da ıslah edilmesi gerekir.

Bu karanlık mezarlık böyledir. Bir kısmı kapkaranlık nakşibendi, bir kısmı başka üfürkçü soytarı tarikatlar. Kiminin elinde Yezidin barbar kılıcı, kiminn elinde Ali’nin barbar Zulfikarı….Bunlar hepsi Mekke merkezli çöl soytarısı…

Kürdler, karanlık kafalı Türk unsurlarının oluşturduğu TC devletinin engelleriyle karşılaşmaktadır.

Kürd toplumuna dayatılan ulus-devlet karşıtlığı TC projesidir. Oysa Kurd ulusunun devletleşmesi sosyolojik bir gerçekliktir.

Kürdistanın devletleşmesi dünya gündemine girdikten sonra TC kendi unsurlarına Kürdlerin devletleşmesine karşı teoriler yumurtlatmıştır. Kürd düşmanı olan devletler daha önce ümmetçiliği dayatarak Kürdlerin devletleşmesine karşı çıkmışlardı. Şimdi Kemalizm ümmeti engeliyle karşılaşyoruz!

Türkiye köylülüğün şehirleri kuşatığı bir süreci yaşıyor. Köylülük Ortaasyadan Anadoluya ve Mezopptaamyaya akın eden barbar Türk akınları gibi şehirleri kuşattı. Köleci toplum sistemi inançsal geleneklerine sahip köylülüğün şehirleri kuşattığı her ülke faşizme teslim olmuştur.

Türkiyede hem iktidar partisi olan Ak Parti ve hem de muhalefet partilerinde tarihin çarklarını geriye çeviren köylülük zihniyeti hakimdir. Türkiyede sınıf mevzilenmesi incelendiğinde üst kimlikler inançlarla zirvededir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

BAĞIMSIZ VE ÖZGÜR KURDİSTAN

Posted by kaniyasor 8 Haziran 2017

k.y.Kani Yado – 08.06.2017

Bağımsızlık somut bir durumdur. Özgürlük bağımsızlığın mutlu yaşam biçimidir. Mutsuz ve ruhsuz bir bağımsız ülke zindandan başka bir şey olmadığı son yıllarada vuku bulan acı olaylar gösterdi.

Biz bu kavramları doğru tanımlamazsak erdemli toplulukların yönetim biçimi olan demokrasiye ve Kurdistan’ın bağımsızlığına da bir anlam veremeyiz.

Peki, özgürlüğün ve bağımsızlığın zemini olan toplum bu erdemleri yaşatacak duruma sahip midir?

Özgürlükler açısından iki tip insan yaşamı vardır. Biri emir ve talimatla Hitler  tarzında despot liderlere, cemaatlere, partilere tutsak,  düdükle yürüyen, düdükle duran secdelere mahkum insanlar.

İkinci kategorideki insan, özgürlüğü kişiliğinde taşır. Tutsaklığa itiraz eden ve özgür koşullarda yaşayan ve sorgulayan insandır.

Özgür kişilikler ne secdeci sürülere lider olurlar ne de kimsenin kapıkulu olurlar. Özgür insan temel insanlık erdemleriyle donanımlıdır.

Biri Türkiyelilik siyaseti çerçevesi içinde, Misak-i Milli ve TC üniter devletini koruma iddiasında olabilecek kadar açık politika güttüğünde diğeri özgürlüğü ve bağımsızlığı bir erdem olarak Kurdistan için esas alır.

Biri TC devleti misyonerliğine soyunuyorsa, biz de Kürdistan’ın ulusal bağımsızlığından, dört parçanın birliğinden bahsetmeliyiz.

Birileri tekçi baskıcı modeli de benimseyebilir, biz ise demokratik hak ve özgürlükleri savunuruz.

Birileri tekçi faşist görüşleri benimserse biz de çoğulculuğu, tahammül kültürünü, toleransı, çeşitliliği savunuruz.

Birileri Kürdleri yönlendirip sömürgecilerin peşine takmak için dini ve siyasi tabuları üretiyorsa, biz bu komedinin karşısında bağımsız devlet, özgürlükçü demokratik yönetimle cevap veririz.

Peki yaşadığımız zemin bağımsızlığa ve özgürlüğe yatkın mı?

Çöl kültürünün yer bulduğu İslam ülkelerinde kanıksanan yaşam tarzı bölgenin hokkabazlık sistemine uyumlu biçimlenmiştir. İnsanlar üste karşı kapıkulluğu yapmaya eğilimli iradeye sahiptirler.

Dini ve siyasal hokkabazlık halkın beğenisini kazanmak içindir. Bu beceriye sahip olmadıklarında halkın beğenisini, rant çevrelerinin beğenisini alamayacaklarını düşünürler.

Kurdistan daha çiçeği burnunda bağımsızlığa aday bir ülke olarak dini ve siyasi muhterislerin ablukasını delerek milli amaca ulaşmayı başarmalıdır. Bunun için  herkes çağdaş ilişkilere göre kendini hazırlamak zorundadır.

Toplum tüm umudunu şirk mahiyetinde bir kişiye bağlaması yerine, kendi hür iradesiyle hükumeti denetim altına alacak güce ulaşmalıdır. Aksi durumda bağımsız Kurdistan Suriye, Libya, Irak gibi dayanaksız bağımsızlığın talihsiz sonuçlarıyla karşılaşır.

Liderlerin  kurtarıcı tabu olarak gösterildiği ülkelerdeki sistemlerden hiç biri ayakta kalamadı.

Bireyin kurtarıcı olarak gösterme olayı başlı başında bir yaşam komedisidir. Birey ancak kendinin kurtarıcısı olabilir.

Toplum hür irade ile kendinin kurtarıcısı olur. Birey toplumsal iradeye karşı vicdani sorumluluk taşır.

Köleci sistemden kalan bir gelenekle kurtarıcı tanrı-şirk, yalanlarla süslü püslü fikirlerle cazibe haline getirilir.

Bu durum tanrı-krallar döneminden günümüze kadar yaşatılabiliyorsa,  geriliğin hala dünyada kendini yaşattığını gösteriyor.

Demokratik uygarlığın hedeflerinden biri de bu geleneği yaşatan siyasal/dinsel zihniyetler yerine toplumsal iradenin vazgeçilmezliğidir.

Demokratik sekular sistemde asalak sınıfın dinamikleri olan din adamları için siyaset bir suiistimal alanı sayıldığı için tecritlidir.

Türkiye’de mahalle üfürükçüleri bile din adamları kapsamında olduğu gibi en aktif siyasal aktör olarak siyasal sahnededirler.

Din adamları, karanlığın bekçileri olarak üretime hiç bir katkısı olmayan sınıftır.

Bütün İslam ülkelerinde aynı durum vardır ve bu yüzden sorunlar çözümsüz oluyor.

Biz diyoruz ki, din tüccarları gibi üretim dışı asalak unsurlar önümüzde barikat olmasınlar ki, üretime dayalı kalkınmayı esas alan bağımsız ve demokratik Kurdistan’ı cennete çevirelim.

Bunlar Rabbimizi bile korkuluk gibi göstererek vicdanımızın üzerinde tahakküm kuruyorlar.

Sekular olmayan ortamda ne kadar lavuklar, dalkavuklar varsa dini esaslara göre kurulmuş sistemin gereği olarak önümüzü tıkarlar….

Biz Kürdler yeteri kadar yaşamdan, esaretten,tarihten ders aldık. Diktatörlüklerin sonu yoktur. Bu saatten sonra kimse Saddam gibi fare deliklerinde yakalanmayı göze alamaz.

Ankara siyaset yolculuğu Kürdler için büyük felakettir. TC’nin siyasal çıkarlarına ters düşüyoruz, değil mi?

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TÜRKİYE’NİN KÜRD DÜŞMANLIĞI

Posted by kaniyasor 3 Haziran 2017

k.y.Kani Yado – 03.06.2017

TC’nin Kerkuk ve Musul’a sahip olmak için yeminli olduğu biliniyor. TC’nin niyeti kursağında kalacak elbette. Mevcut bölge dengelerinde bu amaca ulaşmanın imkanı olmadığından dolayı, TC Kürdlerin eliyle Kurdistan için devletsizliği dayatmayı teorileştirdi. Böylece Kürdler TC işbirliğinde  pasifleşmeye yönlendiriyor.

TC bunu yaparken devekuşu gibi başı kuma gömülü kıçı açıkta kalıyor. Kürdleri devletsiz yaşamaya ikna etmek o kadar kolay olmaz. Bu karanlık coğrafyada demokratik konfederasyon teorileri tutmaz.

Henüz aşiretten millete dönüşemeyen, din masallarıyla biçim alan bölge  halkları için  21.Yüzyıl demokratik uygarlık paradigmalarını üfüren unsurların arkasında TC vardır!

TC’in Kurdistan’ı ilhak niyetinin olduğunu her koşulda fark edebiliyoruz ve bu durumu görmemek mümkün değildir. Akıncı-talancı Türkçülüğün siyasallaşarak çağın taktiklerini kullandıkları görülüyor.

TC’nin Kürdlere karşı mücadele taktiklerini günün politik şartlarına göre belirleme zorunda kaldığını, işbirlikçi Kürd unsurların siyasal reflekslerinde görmek mümkündür.

Geçmişte Türkiye’nin muhtaç olduğu düşük yoğunluklu danışıklı şiddet yoluyla Kürdlere karşı Türkçülüğü bileme amacı güdülüyordu. Bu koşullarda Türkiye’nin ihtiyacı kadar şiddet üretilirdi.

Mevcut durumda, Kürdleri ulusal devlet olmaya karşı tavır almaya yönlendirme faaliyetlerinde danışıklı barış sürecine de ihtiyaç duyulabiliyor.

Türkiye’nin toplumsal karanlığında Türk aydınlarından bahsedildiğinde biz yeni taktiklerin gündeme getirildiğini farkederiz.

Karanlıkta tek bir aydın ararken birden bire binlerce aydın ortaya çıktığında TC’nin iğrenç kudretini tekrar farkediyoruz.

Kürdleri tutsak alma amacını taşımayan hiç bir girişim Türkiye aydını tarafından benimsenmez.

Mekkeliler tarafından 14 asırdan beri ruhen tutsak düşürülmüş iradesi kırılmış Kürdler için Türk faşist sistemine entegre olmak umut oluyorsa asimilasyona razı olup bitişle noktalanır.

Kürdlerin kendi kaderlerini belirleme hakkının kullanılması için Kürdlerin kendi taleplerinin olması gerekiyor.

Türk toplumu Kürdlerin ulusal değerlerinden vazgeçme ve köleliği kabul etme koşullarda  birlikte yaşamayı dayatıyor. Türkiye’de her kişi, her parti Kürdleri tutsak almayı amaçlar.

Sağdan sola kadar tüm siyasi hareketler Misak-i Milli denen iğrenç yemine dolaylı veya dolaysız biçimde bağlıdırlar. Yani devlet öyle yönlendirmiş. Bu koşulların aydını evrensel olabilir mi?

Keşke Türkiye’de bir aydın inisiyatifi olsaydı. En azından Kürd sorununda önce Türk sorununu gündeme getirirlerdi!

TC’nin sunî denge politikası sunî siyasal paradigmalar üretilerek toplum sosyolojik kuralların dışında yönlendirilmiştir.

Türkiye’de Kürdlerin, Türklerin ve diğer  etnik toplulukların nasıl düşünmesi gerektiğini, hangi sosyal ve inançsal kategorilerin hangi siyaseti benimsemesi gerektiğini TC’nin üst akıl otoriteleri belirliyor.

Dinler insan iradesi dışında yönlendirilmeye kader diyor. Biz ise siyasal anlamda buna aldatma diyoruz. Tanrıların insanları yönlendirme tarzı…Bir gün bu iddiamız belgeleriyle birlikte ortaya çıkacaktır. Biz görmesek, bizden sonraki nesiller mutlaka bu konuyu öğreneceklerdir.

Bölge dengeleri içinde Kurdlerin kötü düşmanlara ve iyi dostlara sahip olması Kurdler için tarihi bir fırsat yarattı.

Kurdler hala çöl masallarına takıntılı kalırlarsa bölgede bağımsız bir devlet ve bölgede örnek demokratik bir güç olma şansını kaybeder.

Dünyanın çöl barbarlığına artık tahammülü yoktur. Kimse değişmeden kendini dünyaya dayatamaz.

Kürdler de değişmeden çağın partneri olamaz!

Kurdistan’ı çembere alan faşist İslam güçlerine karşı uygar ülkeler Kurdistan’ın yanında yer aldılar.

Bu durum İslamcı ümmetçi/gerici Kürdleri ve TC ürünü Kürd politik yapıları çıkmaza soktu.

Kürdistan’ın bağımsız devlet olması tercihine sahip uygar ülkeler devletin ilanının zamanlamasını doğru hesap ediyor. Geri Türk ve Arap toplumlarına karşı caydırıcı önlemler alınması gerekiyor.

TC’nin umut bağladığı ve yönlendirdiği Kuzey Kurdistan toplumunun aldatılmışlığı geçicidir.

Dünyanın Kürdistan lehine olan tercihi Kürdlerin çöl yaşam biçiminden kopuşuna bağlıdır.

İlk aşamada Kürdistan’ın ulusal devlet olmanın belirleyici unsurları Başur ve Akdeniz’e açılan Rojava’dır. Kürdler, Araplaşma dediğimiz çöl gerici kültürleri ile birlikte kabul edilemez dumura düşmüşlerdir.

Türkiye takkiye yaparak ilerici bir rol oynarsa Kürdler gözden çıkarılabilir. Bu ise Kürdistan’ın tarihe karışması demektir.

Türkiye’de toplum, devletin istediği biçimde düşündürülür ve yürütülür. Kimin hangi siyasal tercihe sahip olması gerektiğini devlet ile bağlantılı unsurlar belirlediğini ortaya çıkan sonuçlardan çıkarabiliyoruz.

Türkçülüğü güçlendirmek için zıtlar devlet tarafından yaratılıyor ve bu zıtlar çatıştırılarak TC’nin lehine sonuçlar elde ediliyor.

AKP döneminde de aynı politika vardır. Bölgeye hakim olmak için Osmanlı Ocakları devlet tarafından örgütlendirilerek talancılığın paramilitar gücü oluşturuldu.

TC’nin ürettiği yalan mahsulü  konfederal teoriler uyduranlarla takviye edilirken, lumpen Kemalist sol karşıtlığında devlet üretme çiftliğinde üretilen çöl gericiliğinin ideolojik temelinde Osmanlı akıncıları güçlendirildiği gözden kaçmıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürdlere karşı mücadele stratejisi değişti. Türkiye, maşa varken elini ateşe atmıyor. İslamcıları ümmetçilik politikasıyla, Kürd siyasi işbirlikçileri ise Türkiyelilik politikasıyla  ulusal devlet olmaya, Kürd özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine karşı çıkararak amacına ulaşmayı tercih ediyor.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »