kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Kasım 2017

ARABESK AKP MAKARNA MAKAMINDA İCRA-ΠİDARE

Posted by kaniyasor 27 Kasım 2017

k.y.Kani Yado – 27.11.2017:

Kemalizm’in nasyonal sosyalist siyasal ezber kalıplarına mahkum edilmiş evrim ve eski arabesk ezber kalıplarında tekâmül dediğimiz gelişme seyri İslamî hurafe kazalarına uğramasaydı Osmanlı şeriat mezarlığı karanlığı üzerinde biçimlenen cumhuriyete bir anlam verilebilirdi.

Yediden yetmişe insanların lümpen davranış biçimleriyle dünyanın dikkatlerini üzerine çeken Türkiye, aynı çöl-çamurlu kaderi paylaşan diğer İslam ülkeleri gibi kendi amelleriyle insanlığa ters düştüler.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum güldürülere bol malzeme sağlıyor ama dünyaya acı faturası çok büyüktür!

Recep Tayyip İbni Fetullah ve Fetullah İbni Kemal, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin derinliğinden kahkalarla toplumu düşürdükleri duruma ve toplumun vaziyet-i umumiyesine gülüyorlar mutlaka!

Tabiî ki, arabesk makarna  makamında gülüyorlar!

Ve alaturka makamındaki bir düetle Türkiyelilik politikasının devlet güdümlü Kürdleri ve diğer asimile edilmiş, Türkleştirilmiş serkeşleri sermest ettikleri her hallerinden belli oluyor!

Eski köleci toplum siyasal biçimine dayanan din ideolojisi ve nasyonal sosyalist Kemalizmin sol tahakkümcü siyasal ideolojisi, bireylerin iradesini yok edip belli tanrı/şirk dediğimiz tabulara bağlar.

Çöl coğrafyasının en kötü mirasına sahip çıkan Avrupa Hıristiyan şeriatından  sonra, İslam şeriat devletleri ile son yüzyılların solak tekçi devletlerin kamusal mülkiyete dayalı ekonomi politikalarının ve ideolojilerinin benzerliği tesadüf değildir. Tesadüf olmadığını ispat etmek de zor değildir.

Milletlerin özgürlük hedefleri temel amaç iken, sınıf çelişkilerini tahrik etme gayretiyle ortaya çıkan potansiyeli tekrar topluma  tahakküm etme siyasal vasıtası olarak kullanılması ibretle görüldü ve sağlıklı gelişmeleri de başarısızlığa uğrattı.

Havada bulup tavada yiyen ve  bol bol dışkılanan dinci cinci parazit güçler ve bunlara ait kurumlar siyaset dışı bırakıldığında, üretim güçleri üzerindeki vesayet kalkacağı  gibi, kelepçelenen mağdur özgür yaşam kendi ortamına kavuşarak çağdaş istikamette toplumsal dinamizme dönüşür.

Henüz devletleşmemiş Kurdistan’da da din ideolojisi vasıtasıyla parazit sınıfın  topluma egemen olma avantajı vardır.

Kürdler yakalarını, tabuların dinsel imtiyazına sahip gerici dinî ve siyasi egemenlerden kurtarabilecek mi?

Kurdistan’a kendini dayatan aktif parazit sınıf aktörleri, kendi asalak sınıf manevra kabiliyetinden güç alıyor?

Mezopotamya, çöl barbarları tarafından işgal edildikten sonra burada yaşayan kavimler ahlak erozyonuna uğradı.

Bölgede asırlarca şeriat karanlığında biçimlenen muhafazakar insanlardan oluşan toplumun ulusal ve insanlık erdemlerine sahip olduğunu söylemenin mümkün olduğunu iddia etmek zordur.

Bir kısmı Alici Şii gerici cephesinde, bir kısmı Muaviyeci gerici Sünnî cephesinde yerini aldığı ortadadır.

Günümüzde Ortadoğu’daki savaşı gözden geçirdiğimizde cepheleşmenin dinlere ve mezheplere göre öne çıktığını görüyoruz.

Halklar İslam olmak yerine insan olmayı tercih etmedikçe kendi karanlıklarında debelenmeye devam edeceklerdir.

Güney Kürdistan eskicileri bağımsızlıktan bahsederek TC devletine ters düştükten sonra, Türkiye’deki tüm sağ ve sol örgütlerin hedefi olması başka bir acı durum….

Karanlık toplumlarda gericilik, sosyal ve siyasal yaşama egemendir. Bütün İslam ülkelerinde  mahalle üfürükçülerinden farksız olan tarikatlar tüm yaşam alanlarına egemen değil mi?

Köleci toplum gelenekleri dinsel hurafelerle beslenip kalıcılaşarak esaret kültürü oluşur. Bu dinciliğin karanlık belasıyla çölleşen her insan Alici olur, Osmancı olur, Ömerci olur…

Yalanlar bol keseden bereket olur yağar. İnsanlar bu ahvalde masallar dinler, kafadan sallamalar, hurafeler, komediler…

Hey komşu! Bugün 2 yaşındaki oğlum erkekliğe adım attı!

Yiğitlik, erkeklik, eşeklik parayla mı?

Sal çayıra büyüsün boğa gibi, imanı kâmil olsun her öküz gibi…

Dinsel korkulukların tehditleriyle biçimlenen ruhsal tutsaklığın yol verdiği diktatörler ülkelerini şirk/tanrı avantajında aile şirketlerine çevirirler. Bu gerçeğin dışında oluşan tüm tespitler gerçeği gizlemekten başka bir anlama gelmediğini her koşulda görüyoruz.

İslam ülkeleri, geleneksel çöl talancı sistemini günümüzde de uygulamayı esas alır. Mezopotamya uygarlığının varisi olarak Kürdler bağımsız devlet olmayı dillendirdiklerinde, komşu İslam devletleri leş görmüş çakallar gibi saldırıya geçmediler mi? Bu saldırganlık, talancılık ve utanmazlık soy güdüsünden kaynaklanıyor diye düşünüyoruz.

Söz konusu toplumların kirli geçmişlerine bakalım! Talanları gerçekleştirmek için din ideolojisini ruhları tutsak etmek amacıyla kullandılar. İşgallerden elde ettiği ganimetlerle güçlenerek önüne geçilmesi zor insanlık erdemlerinden yoksun talan kültürü oluştu.

İşgallerle devlet sınırlarını genişleten köleci sistem aynı zamanda inançlara dayalı yönetim yasalarını da oluşturdular. Köleci sistemler mensup oldukları dinlere göre yazılı veya yazılı olmayan kurallara ve içtihatlara göre idari biçimler belirlenir.

Tarihi antropoloji bunu 2000 yaşında ve hala yaşamaya devam etmekte ısrarlı köleci toplum sistemi ile demokratik uygarlık sistemi arasındaki derin uçurum olarak izah ediyor.

Çöl coğrafyası kölecileri tarafından Rabbimizin adına ürettiği yalanlar ve hurafelerle bu dinlere tutsak düşen halklar evrim kazasına uğradığı için düşünce evrimini tamamlayamayacak derecede mezarlığa dönmüş. Yeni başlayan bu coğrafyanın savaşları ne kadar süreceği belli değil.

Üretime katılmadan toplum üzerinde tahakküm kuran dindarlar sınıfı bu coğrafyalarda en etkin, yalancı, din ve allah ile korkutup toplumu korkutabilecek kurumsal araçlara sahiptir.

Havada bulup tavada yiyen bu lanetlik din istismarcıları kolay kolay idareyi topluma devretmez. Diktatörleri fare deliklerinde yakalanabilir ama bunlar toplum içinde büyük bir kitledir. bunlara bağlı olan büyük bir köle sadakatli ümmetçi toplumsal potansiyel vardır.

O yüzden kimse savaşların ve artçı savaşların kısa sürede sonlanacağını düşünmüyor. Avrupa’daki Roma şeriat düzeninin sarsılma yıllarına benzeyen kanlı süreç yaşanıyor.

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TIMARHANELİK SİYASAL YAŞAM

Posted by kaniyasor 23 Kasım 2017

k.y.Kani Yado – 23.11.2017

Timarhanesiyle ün yapmış Elaziz Kürdleri ekseriyetle Zazadırlar. Bunların çoğu  Türklükleriyle iftihar ederler. Bunların ekseriyeti o kadar hovdurki, onlara Kürd olduklarını anlatmak için bir dil yok dünyada.

Bunların çoğu geçmişte Şeyh Said’e destek veren imanı paçalarından dökülüp taşan çevredir.

Palu mirleri ve özellikle Kara Cemşidzade Demirtaş’lar Türkiyenin üçüncü büyük partisini yönetebilecek güçtedirler.

Allah’ın derin siyaset imtiyazına  sahip Elaziz şeyhlerinin de kudretlerine diyecek yok! Elaziz toplumunu arkasına alıp “tren tren”  oynayarak son istasyonda Elazığ Tımarhanesine kapatan 1960 yıllarının Elazığ Akıl Hastanesi Baştabibi Mutemet Bey kadar kudretlidirler.

Yüzyıllarca Palu Özerk Hükümetini yöneten dirayetli Palu mirleri talancı Osmanlı Şeriat deneyimlerine sahip imanı kâmil şeyhlere dayanabilmeleri mümkün müydü?

Bunlara dayanamadılar, sağa sola serpildiler. Bizim Selo giller Amed’e göç ettiler. Palu’da eski yıllanmışlardan kimse kalmadı.

İstanbul’u ablukaya alan gecekondu medeniyetine ait köylü müfrezeleri gibi, eski zamanların tarihi antik kenti Palu’ya ve Elaziz’e de  köylerden akın eden köylülüğün kuşatması vardır.

Osmanlı mahzenlerinde yıllanan eski nesil yerine, üstü Selanik, altı Mekke yeni bir arabesk-alaturka katır cinsi bir nesil gelişiyor.

Hala üst kimliği din olan serf bakiyesi toplumların sağı solu mu olur? Pusulayı şaşırmış ve başka adreslere yönlendirilmiş toplumun, çağımızın koşullarına denk kültürel gelişmeler mümkün değil.

Hamidiye Alaylarından, köy koruculuğundan, Türkiyelilik siyasal taşeronluğundan feyiz alarak ihanetin çıkmaz sokaklarına sapmaktan başka sonuçlar ortaya çıkmadığına şahit oluyoruz.

Kemalizm dini dahil, kendine düşman çöl barbarların inançlarına ve siyasal nizamlarına saygılıdırlar. Çünkü milli değildirler.

Bu ulemalar(!) arazisinde aklıselim vicdanları yaralayacak kadar din istismarları vuku buluyor. Din yaşamın her alanında kullanılıyor.

Bir sürü melle vardır, tarikat taşeronlarının  emir ve talimatıyla hareket ediyorlar. Bizim merhum Melle Mıstefa’ya benzemezler, doğru yürümesini bilmezler, biraz eğri böğrü yürürler.

Bizim arazide sol siyasal biçim de biraz köylülük siyasetinin Polpot sistemine benziyor. Gundîlerin solculuğu böyle qerbelektir.

Bu arazide  herifler imanlı heriftirler. Şeriat icazetli yaşam kanıksamasında 4 kadını bıyıklarına asabilirler!

Erkek dininin aldatısında kadın, İran İslam şeriatının idam infazı gibi erkek bıyıklarına asılarak idam edilirler!

Erkek siyasetinde kadının erkekleşmesi de kadının mağduriyette boynu bükük Tanrıçalaşması derin komedidir.

Oysa her kadın annedir ve çamurdan Ademin kaburgasından pırtlamamıştır. Rabbimiz kadını kendi rahmetinden, şefkatinden, sevgisinden, güzelliğinden ana adayı olarak yaratmıştır.

Bölgede müzekker siyasette bıyığını büken erkekler Tanrı/Şirk olmaya karar verdiklerinde kendilerine benzer dişi tanrıça/şirkler önerirler. Bu bir nevi kadını kapıkulu tanrıçalığına hazırlamaktır.

Rabbimiz, ana olarak ifade ettiğimiz kadını ana olarak hazırlamak için yaratmıştır. Kadının yaratılış sebebi çöl zebanilerinin oyuncağı, cariyesi, birer, ikişer, üçer, dörder esiri olmak için değil…

Aslında siyasete fazla takılı kalmamak gerekir. Biz kara bahtlı Müslüman  mahallelerinde evde aldığımız yanlış yönlendirilme kadar, okulda da beynimiz devletin hışmına uğruyor. Öyle derin kodlanıyor ki, insan ömrünün sonuna kadar o kodla düşünür.

Böylece okumak da bizi kurtarmıyor hatta bazen istilacı devletin daha fazla bizden istediği tarafa savruluyoruz. Çöl masallarına dayanan inançların kalıcılığı, yaşamı tamamen esir aldığı görülüyor!

Mümin cennete gideceğine inanmış, bir iki suç varsa da İslam olmanın avantajında afa uğruyor.

Kemalin okulundan Süpermen olarak hayata atılanlar fırtına gibi…Köyden  paraşütle şehre iniyor, çağın uygarlığını beğenmez, kapitalizmi aşarak sosyalizmde koloni kuruyor.

Vay köylü vay! Henüz köleci toplumu, feodal toplum geriliğini taşırken nasıl kurtarıcı oldun be Şaban!

Bizim yörede TC derinliğinin istediği biçimde yönlenmeyen çok sayıda insanımız hayatıyla ödedi.

Bu konunun detaylarına indiğimizde mevcut kanıksamanın kurbanlarının çoğuna ters düşeceğimizi biliyoruz…

Çok karmaşık bir durum. Kimse kullanıldığının farkında değil. Bu önemli konuya vurgu yapmak bizi rahatlattığı gibi, bu durumu derin amaçlar için kullanan devlet için tehlikeli görülür…

Türk ırkçılığının malzemesi olarak kullanılan güdümlü siyaset her kes için tehlikeli boyut aldı. Bu konunun detaylarına girilse daha çarpıcı durumlarla karşılaşırız. Biz nasıl olsa siyasetçi değiliz. doğruları yazmak bize zarar vermez. İnsan bazı arkadaşlarını kaybeder hepsi bu…

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

CAHŞLIK MÜESSESESİ VE KAPSAMI

Posted by kaniyasor 18 Kasım 2017

Kani Yado – 18.11.2017:alakurdprofil

Osmanlı Devleti’nin son döneminde İttihat ve Terakki Hükümeti’nin derin teşkilatı olan Teşkilat’ı Mahsusa’nın kuruluşundan günümüze kadar devam eden bir kesiti incelediğimizde günümüzü de tahlil edebiliriz.

Biz devletin önümüze koyduğu işbirlikçi unsurların nazari kalıplarıyla düşünmediğimizde, TC’nin Kürdlerden, Ermenilerden ve diğer halklardan kendi kurumsal işbirlikçilerini nasıl yapılandırdığını görebiliriz.

“Cahş” kelimesi Arapça eşek sıpası anlamına gelse de, halk arasında siyasetteki anlamı sömürgecilerle işbirliği yapanlara verilen rütbedir!

Bu konu gündeme geldiğinde her nedense Kemalist Kürd ümmetine ait gericiler ile İslam ümmetçi Kürd gericiler bu gerçeğe hep itiraz ettiler.

Biri İslam dini adına itiraz ediyor, diğeri Kemalizm dini adına itiraz ediyor.

Cahş cahştır; bunun moderni, ilkeli olmaz. Koruculukta olduğu gibi cahşlık rütbesi ve maaşıyla mutlu olanların kendi düşmanlarına olan sevdanın bir sonucu ve mükafatı olarak değerlendiriyoruz.

İşbirlikçiliğin Kürd milleti üzerindeki tahribatları çok büyüktür ve yaraları, acıları çok derindir.

Katliamlardan başka, asimilasyonla kan/ter içinde kalan Kürd değerleri, Kürd dili ve kültürü başta gelmektedir.

Çöl vahşi toplumlarının kültürünü inanç üzerinden benimseyen Kürdlere Kürd diyebilmek için elimizde sade Kürd dili bakiye olarak kalıyor, o da arabesk sözcüklerin istilasına uğrayarak kendisi olmaktan çıkmıştır!

İnsan kendi dilinde besmele, kendi dilinde dua edemiyorsa, kendi dilinde ölmüyorsa ve kendi dilinde gömülmüyorsa biz kendimize nasıl Kürd olduğumuzu  söyleyebiliriz?

Kürdler “bi navê Xwedayê mîhrivanê dilovîn” diye besmele çekseler kötü mü olur, kıyamet mi kopar?

Eğer olmaz diyorlarsa hala Arap çöl kültürel kimliğiyle cahşlığı yaşıyorlar demektir.

Hele insanın ölümü halinde, kendi dili dururken, Arapça ve Türkçe diliyle defnedilmesi, tamamıyla inkarcılık ve hurafeleri ihtiva eden bir cahşlık komedisidir.

Kendi dilimizle yaşatmıyorlar, kendi dilimizle mi ölmeyelim?

Rabbimiz Kurdleri o çirkin durumdan kurtarsın!

Bağımsız bir devlet ve kendi milli dilini yaşarken ve ölürken nasip etsin! Besmelemiz Kurdî, dualarımız Kurdî olsun.

Türkiye’yi savunmak, Türk değerlerini savunmak Türklerin doğal hakkıdır, Kürdlerin değil!

Kürdlerin  Türkiyelilik siyaset bataklığına saplanmasını ancak işbirlikçilik konusunda ele alabiliriz.

Kürdlerin Kurdistan’ın bağımsızlığını savunması ise bizim vazgeçilmez evrensel hakkımızdır.

Şimde dünyanın her tarafında insanlar Güneyde yatırım yapmak için projeler hazırlarken Güneyli Kürdler ise Avrupa ve Amerika’ya gitmek için çabalıyorlar. Hayat kendisi olamayanları sıkıyor.

Kürd ne kadar Kürd olduğunu biliyor?

İsmi, töreleri Arap olan Kürdler hangi milli değerleri kendine temel alabilir?

Çöl dinleri ve töreleri çöl yaşamına uygun yaratılıştaki gericilerden başka herkesi sıkıyor, bağlılıklar ise korkudandır.

Kürdlerin kafasında inşa edilen çöl putperest karakolları yıkılmadıkça, Kürdlere Kürd denemez. Bu koşullarda devletleşse dahi Türkiye devleti gibi Arap devesi kırması bir devlet daha ortaya çıkar.

Barbaristan diye ifade edebileceğimiz Ortadoğu gericiliği dünyanın güvenliğini tehdit ediyor. Şimdi barbarlarla uygarlar kamplaşıp hesaplaşıyor. Sonuçta bir taraf kaybedecek.

Dünya barbarlara yenilmez. Yeniden çöl şeriatına geri döneceğimiz sanılmasın! Çöle uygun yaşam araçlarını din sektörüyle hazırlamaya gerek yoktur!

Çünkü tarihin çarkları geriye dönmez.

Günümüzün koşullarında Kurdlere dayatılan ihanetin işleyiş biçimini anlamak için yakın tarihimize bakmalıyız. TC’nin Kürd örgütlerine dayattığı elemanları Ergenekon iktidarları döneminin programlarıyla yaşam alanı buldu.

Arap inancıyla yatıp kalkan Kürdler için milliyetçilik, milli kimliğin inanç kimliğinin önüne geçtiğinde mümkündür. Aksi halde takkiye olarak değerlendirmeliyiz veya Kürdler için hazırlanan pusudur.

1968lerde Türklere ve Kürdlere çıkmaz sokaklaara yönlendirici siyasetçi yetiştiren TC’nin derin yapısının hışmına uğradığımızda kimseye bir şey anlatamadık. Çünkü her kes önünde secde edeceği tanrılarının önünde kulakları gerçeklere kapalıydı.

Ezberlerle insanları bilimin yöntemlerinden uzaklaşan papağanlar her biri bilimi aşmıştı bile! Kime ne anlatabilirsin! Kurdlerin bir kısmı TC derin yapılarıyla, bir kısmı üfürkçüler tarafından zehirlenmiş birer  meyit!

Gerçekten Kürdler ne kadar Kürdtür?

Misakî Millici derin TC programında arabesk bir politika ile bölgeye açılıp Türk -Turan rezaletini dünyaya bulaştırma vardır.

Fetullah Gülen’e elleriyle Rabıta’nın tahsis ettiği örtülü ödeneği teslim eden Kenan Evren Paşa’ın tüm devlet sırları şimdi Recep Tayyip  Paşa’dadır.

Biz Kürdler için şiddet grupları da üreten derin devlet, Osmanlı egemenlik sahasını tekrar ele geçirme programına da sahiptir.

CHP’nin dışkılamasıyla ortaya çıkan diğer partiler gibi Ak Parti’nin de, TC’nin bölgeyi istila niyetinden kaynaklandığını anlamamız gerekiyor.

En azından son yarım yüzyıllık süreci incelediğimizde, diğer malûm derin unsurlarla birlikte Fetullah Gülen ve onun öğrencisi Recep Tayyip TC’nin Misak-i Milli  programının devlet unsurlarıdırlar.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

GERİCİLİK İLERİCİLİĞİN DIŞKISIDIR

Posted by kaniyasor 14 Kasım 2017

k.y.Kani Yado – 14.11.2017:

Gericilikten bahsedildiği zaman artık Türkiye akla geliyor. Türkiye toplumu diğer Müslüman toplumlar gibi sağıyla, soluyla dincisi ve cinsisiyle çağın düşünce seviyesinin çok altında bir seyir yaşıyor.

Gericilik bir anda ortaya çıkmaz. İnsanların mağaraları terk edip toplum olduklarından beri  gericilik ve tekâmül birbirini izlerler. Yaşam geri geleneklerin bataklığında çekilmez hal alır!

Dinlerin ilahî şarabıyla ser-hoş olmuş toplumların hiç bir siyasal teşekkülünde  bireyin hür iradesi esas alınmıyor.

Dinleri tanrıların talimatları olarak algılayan din masalcıları, siyasette de kendini dayatıyor. Çöl karanlık ilahlarından, çamurdan, çaputtan, darıktan yarattıkları şirk tanrılara doyamayan müşrikler, siyasette liderleri tanrılaştırarak şirk yaratma çabalarında açlıklarını gideriyorlar.

Günümüzde sağın ve solun eseri olan toplum üstü şirk liderler yaratan tekçi siyasal sistemler ile geçmişte çöl yalanlarıyla yaratılan köleci toplum din sistemi  arasında fark yoktur.

Şirk tanrılar dikiş tutturamayınca devlet tanrısal kudret ürünü liderler tanrı elçisi algı ve kanıksamasıyla hurafe piyasasında arz ve talebe göre gerici sağ ve sol siyasal fiyatlarla etiketlenerek ömürlerini uzatıyorlar.

Böylece dini cemaatlerin ümmetçiliği, siyasal alanda da siyasal ümmetçiliğe dönüşerek şirk-liderlerin ümmeti oluşuyor.

Kırsaldan hortlayarak göçen yontma taş devri cemaatleri de şehirleri gecekondu ablukasına alarak Metropol semtlerinde ve mahallelerinde ortaya çıkan yeni din türleri de kendine taraftar bir toplum yaratıyor.

Osmanlı iman gücüyle geri ortamdan pırtlayan Abdurrecep Tayyip Bin Şaban böyle bir ortamın ürünüdür. Çöl fırtınası  taklidindeki heyecandan yarattıkları  taraftarlar da bu öğenin ismiyle anılıyor.

Bu çürümüşlükte köleci toplum sistemini yeniden horlatan din, sağ ve sol siyaset becerileriyle  yeniden inşa etmenin sonu hep felaket olur!

Çağımızın koşullarında geriliği yaşatmak insanlığı terk ederek maymunlaşmaya geri dönüş olarak ifade edilebilir!

Dinleri, kölelerin köle sahiplerine sadakat sistemi ideolojisi olarak kabul ettiğimizde, hala bu temel üzerinde yaşatılan siyaset de egemen şiddet gücüne sadakat olarak ortaya çıkıyor.

Günümüzde  gördüğümüz gibi lideri tanrılaştırıp ona itaatte kusur etmemek bu köleci geleneğin yaşadığı anlamına geliyor.

İnsan iradesi belli şirklere, erklere, devletlere, iktidarlara tutsak düştüğünde liderlerin kapıkulları muhafızlar ordusu şeklinde  ortaya çıkar. Bu model Osmanlı felaketini dünyaya yaşatmıştı.

Böylelikle biz Alici olmayı, Şabancı olmayı, AbdurRecepçi olmayı gerici dinsel sadakat kavramları olarak ifade etmek zorundayız.

İnsan özgür birey olmadığı zaman mutlaka “cicili bicili” olur. Yüzyıllardır insanlar Kabe denen şirke sadakatle bağlıdırlar. Bu putperest müşrik durum yerlerin ve göklerin yaratıcısı rabbimizin inkârıdır.

Etrafınıza bakın, her taraf hacı! Ya Rabbim bu ne ayıp, bu ne acı!

Her taraf cici ve cucu!

Recepçiler, AbdulŞabancılar, odun gibi herifler habire Kabe’nin etrafında dolanıp kendilerini taşlıyorlar!

Bu müşriklere dokunabiliyor muyuz?

Dokunamıyorsak bırakalım kendi tanrı-şirklerine bağlı kalsınlar. Bu müşriklerin dediği olsaydı insanlar yeniden mağara devrine dönerdi.

Demek ki gericiler tarihin çarkını geriye çevirecek kudrete sahip değildirler ve toplumlar tekâmül ederek şimdi uzay çağına geldik.

Bir ülkede hangi sınıf toplum içinde veya siyasal alanda iktidar olursa, toplum o muktedir gücün limanlarına demir atar.

Dünyaya damgasını vuran sınıflardan en acımasızı, korkuluklar yaratarak bir korkutucu güç olan parazit din sektörüdür.

Dün bu dinciler, cinciler  Hıristiyan şeriatı olarak Avrupa’da iktidardılar. Bugün coğrafyamızda bu asalak güç her yeri ele geçirmişlerdir.

Bu ucubelik, bu asalak din sektörünün sınıf karakterinden kaynaklanıyor. Bu gerilikten sağıyla, soluyla her kes nasibini alıyor.

Sekular(laik) Avrupa’da özgürlükçülük(liberalizm) bir yaşam biçimine dönüşmüşse, bu durum  özgürlükçülüğün  artık vazgeçilmez olduğunu gösteriyor anlamına geliyor.

Böylece Ortadoğu’da şirklere dayalı hurafeler(yalan dolan), Avrupa’da ise özgürlük bir yaşam biçimine dönüşüyor.

Kurdistan’ın bağımsızlığı gündeme geldiğinde  tüm gerici Müslüman devletler TC gibi kırmızı çizgileri gereği tepki gösterdiler. Bu devletlerin  üretme çiftliklerinde üretilen unsurların reaksiyonlarını gördük.

Kurd ulusu mutlaka  dünya ile beraber Kürdlerin kaderini bağımsızlıktan yana tayın edecektir. Bölge, gerici devletlerin istediği biçimde şekillenmesi artık mümkün değildir.

Dinci/cinci Kurdler de amaçlarına ulaşamazlar. Kurdistan sekular demokratik bir cumhuriyet olarak bölge haritasında yer alacaktır.

Mekke çöl talancı devletinin dine dayanarak nasıl oluştuğuna baktığımızda parazit bir sınıfın toplumun ruh dünyasını ve maddi dünyasını nasıl ele geçirildiğini görüyoruz.

Köleler efendilerini büyütmeseler bölge ucubeliği “kral çıplak” zuhur ederek, bu unsurlar  olduğu gibi görünürler.

Savaşçı köle sahipleri dini metinleri toplayıp bu nazariyelerle köleleri savaştırmak için ajitasyon olarak kullandılar.

Bölgedeki gerici devletler talan amaçlı olarak ortaya çıktılar. Bu durum asırlardır bu şekilde devam ediyor.

Bunlar barbar çöl aşiretleri olarak üretimi bol alanlara saldırdılar. Mallarla beraber kadınları da talan edip götürdüler ve bununla büyük ganimet sahibi olarak devletleşerek daha geniş alanlara saldırdılar.

 

Mezopotamya uygarlığının yıkışını ve bu coğrafyanın hala karanlıkta kalmasını başka nasıl izah edebiliriz?

Bölgemizin semavi dinleri dediğimiz çöl dinleri köleci toplum gericiliğinin ideolojisi olarak ifade etsek yanlış olmaz.

Tarihe göz attığımızda, Hıristiyan dini ne kadar insanlara kötülük yapmışsa, İslamiyet o kadar kötülük yaptığını görürüz.

Kurdlerin kültürel gelişimi de böyle bir karanlıkta bir yaşam biçimi olarak şekillendiğini görüyoruz. Ruhunu efendilerine teslim etmiş köle neslinden çıkan aydınlar da bu gerilikten nasibini alır.

Bu hastalar siyasette taşeronluk üstlendiğinde bilimi aşıp uzayda 7. katta yer kaparak tanrılaşırlar.

Secdeciler bu tanrı-şirke kul olur. Bu pozisyon tanrı-kul ilişkisinde yaşamı anlamsızlaştırır. Kemalist atmosferde de biçimlenen her Kemal, kemalsiz bir insan olarak dünyada yerini aldı.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TÜRKLER DÜNYANIN BAŞINA, KÜRDLER KENDİ BAŞINA BELA

Posted by kaniyasor 9 Kasım 2017

k.y.Kani Yado – 09.11.2017:

Gericilik sürekli olarak ‘dinlere saygı’ karanlık kalelerinde korunup gelişerek günümüzün kanlı ortamını yarattı. Ortadoğu dinler çöplüğünde çöl dinleriyle beyninden vurulan Kürdler çözüme yaklaşırken, gericilik Kürdlerin yakasını bırakmıyor!

Bu durumda hurafeler üreten çöl gericiliği dünyanın başına bela olurken, Kürdler kendi başına bela oldu.

Çöl dinleriyle beyninden vurulan Mezopotamyalılarla birlikte mağdur olan Kürdler çözüme en yakın olan ulustur.

On dört asırdan beri dinci cinci, şeriatçı, tarikatçı Araplar ve Ortaasya talancıları uygarlığın beşiği olan Mezopotamya’yı hurafelerin karanlık mezarlığına çevirerek yaşanmaz hale getirdiler.

Bölgemizde her türlü hurafelere dayanan gericilik insan beynini istila etti. Darbelenen beyin hücreleri dinsel korkularla felç oldu.

Değişen dünya koşullarının yarattığı olanaklarla şimdi dangalak gericilerin yarattığı karanlık ortama karşı yeni umutlar ufuklarda görünüyor.

Aydınlığı kutsal sayan Mezopotamyalı Kürdlerin, bölgenin karanlıktan kurtulmasında başrolde olması Kürdleri onurlandıracaktır.

Köleci toplum sisteminin çeşitli biçimleri, sağ ve sol ideolojik pınarlardan beslenerek hala varlıklarını sürdürüyorlar.

Kimi, köleci toplum sistemini sahte komünist modellerle, kimi din şeriatıyla güncelliyor.

Gerici aidiyet, dinî ve siyasî mevzilenmelerle her alanda konumlanmıştır. Biz bu aidiyeti siyasi konuda ele alacağız.

Kürdistan Bölge Yönetimi’nin oluşması bir milli mücadele sonucunda ortaya çıkmadı. ABD ve müttefik güçlerin Saddam diktatörlüğünü devirmesiyle ortaya çıkan denge boşluğunda oluştu.

Milli mücadele bundan sonra emek verilerek ortaya çıkabilir. Tüm Kürd örgütleri devletlerle olan derin ilişkilerini koparmalıdırlar. Kimi TC için, kimi İran için siyasal güç olmayı sürdürmesi mide bulandırıyor!

Müslüman devletler hepsi Kürdlere düşmandır, artık Kürdler akıllarını başlarına almalıdırlar.

Şimdi sıkça Kürdistan’ın satıldığından ve ihanetin kurumlaştığı aşiretler arasındaki husumetinden bahsediliyor.

Biz Kuzeyliler olarak tür ilişkilere yabancı değiliz, her zaman MİT istişare masalarında Kürdistan’ın onuru masaya yatıyor!

14 asırdır ülkemizi ve ruhumuzu Mekke merkezli çöl barbarlığına kaptırdığımız yetmedi, şimdi onların taşeronlarına pazarlanıyoruz.

Biz neden böyleyiz? İsimlerimiz Arapça, soy isimlerimiz nesebi sahih olmayan bir cins olan Türkçe ucubesi!….

Kürde ait kültürel değerler Arap çöl vahşetinin köleci toplum sistemiyle erozyona uğradı. Tüm davranış biçimleri ve ibadet ritüelleri çöl  cahiliye ilişkilerinden alınmış.

Yerlerin ve göklerin yaratıcısı Xweda, çöl barbarlığının ve onlara taşeronluk yapan her kesin belasını versin!

Çöl barbarlık kültürüyle insanlıktan çıkanlar için için en büyük bela insanlaşmak ve çağdaşlaşmaktır.

Mezopotamya, Alici ve Sünnî Muaviyeci yamyamlardan kurtulmadıkça kendi değerleriyle buluşamaz.

Bölgenin oluşması bir mili mücadele ile oluşmadı. ABD ve müttefik güçlerin Saddam diktatörlüğünü devirmesiyle ortaya çıkan denge güçleri arasındaki yörüngede oluştu.

Kürdlerin bölgede insanlık için yararlı bir güç olacağına inanmalıyız. Toplum sosyolojinin kurallarına göre tekamül edeceği ortaya çıkıyor.

Klandan aşirete, aşiretten millete ve milletten devletleşmeye tekamül ederek mükemmel bir güç olur.

Güneyde Kürdlerin nasıl düşünmesi gerektiğini Kürdlerin beynine monte edecek TC olmayacağına göre, Kürd siyaseti kendi toplumuna özgü toplumsal dinamizmin ürünü olarak ortaya çıkma şansı ortaya çıkabilir.

Kürdistan çöl kültüründen arınırsa  tüm Ortadoğu’nun saplandığı karanlıktan kurtulmanın öncülüğünü bile yapabilir.

Değişmeden mevcut koşullarda devletleşse diğer Müslüman gerici devletlerden ne farkı olabilir?

Kürdlerin milli bir çözüme ulaşması için kafalarında inşa edilen Arap çöl karanlığının karakolları yıkılmalıdır.

Türkiye’deki Kürdlerin kafalarında inşa edilen TC karakolları da onları korkunç bir şekilde asimilasyonun gülünç alanına çevirdi.

Kuzeyde Kemalizm ümmeti, Güneyde ve diğer parçalarda Arap çöl ümmeti olmak en büyük felakettir. Kürdler bu iğrenç felaketlerden kurtulursa tarihi rollerini oynayabilirler.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KÜRDLERİN DEVLETLEŞMESİNE KARŞI DERİN TUZAKLAR

Posted by kaniyasor 5 Kasım 2017

k.y.Kani Yado – 05.11.2017:

Klandan aşirete, aşiretten millete ve milletten devlete geçiş sosyolojik tekâmul olayıdır. Toplumların tekâmülü, doğada ağaçlardan müteşekkil ormanların oluşumu gibidir.

Siz kendi ormanınızı din siyaseti veya siyaset dini vasıtasıyla yakmadıkça veya sizin dışınızda birileri ormanı yakmadıkça, o orman doğanın bir üyesi/parçası olarak varlığını devam eder.

Ulusların kendi kaderlerini tayin etme evrensel hakkı ise, çağdaş uluslararası hukukun tanıdığı haktır.

Kürdlerin komşuları çağın çok gerisinde oldukları için sorun çıkıyor. Ülkelerin toprak bütünlüğü, bölünme korkusu tamamıyla bu çağdışı gerici devletlerin yapay olarak dayattığı politk yaklaşımdır.

Çünkü dünyada sadece bölünen ülkeler geliştiler. TC, İsviçre gibi parçalanmış kanton biçimnde yapılandırılsaydı şimdi halklar arasında düşmanlık olmayacaktı.

Derin TC’nin işbirlikçi olarak yönlendirdiği Kürdlerin, devletleşme karşıtlığı tamamıyla TC’nin faşist karakterinin uniter diretmesinin “bölünmez bütünlük” politikasının örgütlü halinin bir parçasıdır.

Bağımsız Kurdistanın gündeme gelmesiyle, Kürdler karşılarında başta faşist TC ve tüm ırkçı faşist Müslüman devletleri görecekler. Bu ayrışma barbarlar ile uygarların karşıtlığı olarak öne çıkacak.

Çöl yamyamlarının mitolojisini unutmak için Mezopotamya asaletine geri dönmeye kararlıyız.

Xweda yardımını esirgemeyecektir. Canlıların ve cansızların, yerlerin ve göklerin sahibi Xweda’ya şahidimiz olsun ki, tüm zalim Müslümanların ve devletlerinin maskeleri düşecektir.

Kurdistan devleti, Mezopotamya uygarlığının temeli üzerinde 21. Yüzyılın demokratik uygarlığını inşa edecektir.

Çöl köleci toplum sisteminin yıkılışı başta Kürdler olmak üzere Mezopotamyalı mağdurların eliyle olacaktır.

Tüm Müslüman devletler, Türkiye’nin öncülüğünde  IŞİD denen terör örgütü vasıtasıyla Kurdistanı işgal ederek Kurdistanın bağımsızlık idealini gündemden düşürmeye çalıştı.

Dost güçlerin yardımıyla Kürdler, IŞİD terör örgütünü Kurdistan’dan süpürüp atma becerisini gösterdikten sonra gündeme gelen Bağımsızlık Referandum’a karşı barbar TC Müslüman devletlerden aldığı desteğin moraliyle Kürdleri tehdit ederek geri adım attırmaya çalıştılar.

Kurdistan devleti ilan edildikten sonra komünist devletler ile Müslüman devletler Kurdistanı tanımayacaklar. Her ne kadar Amerika’ya karşı tavır gibi gösterilse de İslamiyetin köleci toplum sisteminin kamusal mülkiyete dayalı olması bağlamında her iki sistem arasında tahakküm benzerliği yok mu? Yani biri 14 asırlık köleci toplum sistemi, diğeri yeni koşullara göre biçimlenmiş modern köleci toplum sistemi. Biz bu durumu sorgulayamazsak çağdaşlığımızın bir anlamı kalmaz.

Her nedense tüm İslam ülkeleri darbeler, tuzaklar, çelmeler sistemine sahiptirler. Xweda bize yardımcı olsun!

Bunlara benzemekten kurtulmak için altından Dicle ve Fırat’ın geçtiği Firdews’in sade su ırmanlarında yıkanıp ruhumuzu temizlemeliyiz. Mezopotamya asaletine sahip Kürdlerin bedeni ve ruhu tahir olmalıdır.

Biz çöl barbarlarından farklılığımızı kısa sürede dünyaya göstermek zorundayız. Dünyaya karşı verdiğimiz erdem sınavını kazanacağımıza inanıyoruz. XWEDAYÊ ERD Û EZMANAN! KURDAN JI HOVAN BIPARÊZE!

Tahakküm altına aldıkları insanlara köle muamelesi yapmak yeni bir tarz değildir.

Bu konuda sadece Türkleri, Türkiyeyi suçlamak doğru değildir. “Babarsistan” diye isimlendirdiğimiz tüm İslam coğrafyası çağın normlarının çok geri yaşam biçimine sahiptir.

En azından maymun kardeşlerimiz kadar sevecen olsaydılar bir anlama gelirlerdi. Tahakküm altına aldıkları insanlara köle muamelesi yapmak yeni bir tarz değildir.

Bu konuda sadece Türkleri, Türkiyeyi suçlamak doğru değildir. “Babarsistan” diye isimlendirdiğimiz tüm İslam coğrafyası çağın normlarının çok geri yaşam biçimine sahiptir. En azından maymun kardeşlerimiz kadar sevecen olsaydılar bir anlama gelirlerdi.

Aşiretten millete tekâmul eden Kurdlerin devletleşmesi sosyolojik gerçektir. Halihazırda devletleş Güney Kürdisstan, uluslararası koşullar ve dengeler izin verdiğinde mutlaka Kürdleri Birleşmiş Milletlerde temsil edilecek bağımsız devlet olacaktır. Devletleşmeye karşı direnen Kürdler TC’nin iç politikası ile yaşadıkları için TC için kamu görevi icra ediyorlar. Kuzey Kurdlri TC’nin yasalarına göre partileştiklerii çin TC’ye karşı sadakatı esas alıyorlar. Oysa Kürdlerin çözülmesi gereken demokrasi sorunu değil, ulusal sorunu vardır. Siyasi misyonerler kasıtlı olarak çappıtıyorlar ve gerçekleri toplumdan saklıyorlar.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »