kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

Archive for Aralık 2017

YENİ YILDA ÖZGÜRLÜĞÜN AYAK SESLERİ

Posted by kaniyasor 31 Aralık 2017

roflbot.imajım.wordpress2Kani Yado . 31.12.2017

Biz yeni yıla girerken tükettiğimiz zamanın envanterini de yapmalıyız. Sadece geleneksel olarak çevremize mutluluk ve sağlık dilemekle kimseye bir değer katamayız. Öncelikle yeni yılda neler yapılabileceğimiz üzerinde düşünürken, geçip giden ve bir daha yaşamayacağımız eski yılın da hesabını  yapmak zorundayız.

Bizim, siyaset, tarikat, mezhep ve meşrep patronlarına kapıkulu sadakat değersizliğinde bağlılığımız olmamalıdır ve bireyi özgürleşmesini esas almak zorundayız. Birileri veya  bir lider, bir zırzop, bir müessese, bir gerici kurum bizi köleleştirmek için  bin bir çabanın içinde olabilir.

Onların çabası avcılık olabilir ama biz ne tazı ne de av oluruz! Süslü püslü ideolojik söylemler üreten söz cambazları toplumu özgürleştirmez, tam tersine köleleştirir. Çünkü özgürlük ancak yaşanabilir ve bireyin özgürlüğünün yaşam bulmasıyla mümkündür.

Ezbere yaşam insanı  ve yaşamı çürütür. Dinsel ve siyasal talimatlarla yaşayan robotlaşmış yaşam artık çatırdıyor! Yüzyılların eskimiş kalıplarıyla yaşayan toplumların içinde bulundukları kan ve göz yaşı seli yanı başımızda!

Biz gönül birliğinin oluşturduğu kitleselleşecek muazzam, bilinçli ve özgür atılımlarda değişimin aktörleri olmaya hazırlanmalıyız.

Biz sosyal medyada çalışanlarının her gün büyüyen sanal güç olduğumuzun farkında ve bilincinde olmalıyız. Bu güç her alanda yerini aldı. Sosyal medya ağının genişlemesi ve kendine özgü tekniğin toplumun hizmetine sunulması ile  özgürlüğe çağdaş tanım getirirken despot örgütler ve devletler sarsılmaya başladılar.

Sol, sağ ve dinci sektör siyaset ağalarının  yaşamı kendi tekellerine aldığı koşullarda sosyal medya daha anlamlı  bir şekilde yerini aldı.  Artık düşüncelerini bir çuvala doldurup hamallığını yaparak bir matbaaya götürmek ve basın yayın patronlarının kahrını çekmeye gerek kalmadı.

Kapalı topluma mensup olmamızdan dolayı  bir sürü yetenek açığa çıkmıyor. Kağıt parçalarına yazılmış şiirler evin keçisine veya farelere yem olmuştur. Yazılmış romanlar çıkan ev yangınlarla duman olmuş. Parasal konu imkansızlıkların diğer boyutu! Yaşamın sosyalleşmesiyle birlikte yeni kapılar açıldı.

Herkesin parasal veya teknik imkanı olmayabilir ama hepimizin gönül ve güç birliğiyle tüm imkanlara sahip olmak mümkün oluyor. Şimdi düşünmek, düşüncemizi aktarmak imkanlarında hiç bir eksiğimiz yoktur.

Biz, okuma yazması olmayan  yetenekli  şair veya yazarın dahi olabileceğini imkân dahilinde görmeliyiz artık.  Okuma ve yazmaları olmayıp  sözlü edebiyatta yetenekli olanların yazar olmamaları için bir neden kalmadı.

Bir el kadar küçültülmüş bilgisayarlar herkes tarafından kullanılmaktadır. Sesi yazıya aktaran programların geliştirip bu cihazlarla insanların hizmetine sunuldu.  Yaşadığımız yüzyıldan itibaren kağıttan kitap devri kapanacak.

Elektronik kitaplar, elektronik cihazlarla okunuyor. Amerika’da şimdiden elektronik kitapların sayısı kağıt kitapların sayısını yakaladı. Bütün dünyada hızla yaygınlaşıyor. Biz yenilikçiler olarak siyaset ağalığını, yazar tekellerini aşmak zorundayız.

1990 yıllarının ortalarından beri yetenekleri toplumla buluşturmayı ilke edindik. Teknik bilgi paylaşımından tutun gönül birliğine kadar sahtekar olmayan birliktelikler oluşturduk.

Ülkede özgürlüğe ve bağımsızlığa giden birliğin bireylerin samimi ve dürüst birlikteliklerinden geçtiğinin bilincinde olarak  siyasal despotizmin barikatlarını zorlayarak aştık.

Gönül birlikteliklerimiz genele münhasır olmadı ama kolektif çabaların  oluşturmasında önemli örnekler teşkil ettiğimize inanıyoruz.

Gerçek adımların atılmasında toplumun üstünde tekel kurmuş siyasi ağaların barikatlarını  birlikte aşılabileceğini gösterdik

Bir çok düşünür ve sözlü edebiyat ustası insanlarımızın mevcudiyetinden her kes haberdardır. Bu insanlarımızın yeteneklerini toplumla paylaşmasının önündeki engeller de kolaylıkla aşılıyor.

Parası olmayanların yazar olması yasak değildir. Parası olmayanların siyasi tekellere  mahkum kalması çağımıza yakışmıyor. Teknik ve parasal imkanları olmayan yetenekli insanlarımızın  umutsuz bırakılması artık düşünülemez.

 

 

 

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ÇÖL MİTOLOJİSİNİN YALAN FIRTINALARI

Posted by kaniyasor 27 Aralık 2017

k.y.Kani Yado – 27.12.2017

Kudüs, Mekke, Medine yaşam alanlarının etrafında yalan fırtınalarının koptuğu çöl sahasında yüzyıllardır gökten vahiy yağıyor. Allah’ın ulaştırma bakanı Cebrail yorulmak nedir bilmez!

Bu vahiyler öyle şiddetli bir sağanak haline geldi ki, Allah’ın Genelkurmay başkanı Şeytan, İslam coğrafyasından firar etmiş. O’nun görevlerini gerici mü’minler omuzlamış.

Belki insanların insanlıktan çıkışı ve geriye doğru tekâmül etmesi ve geriye hızla koşması bu olaydır.

Nerden çıktı bu belalı dinler? Yahudiler Allah adına üfürdükleri yalanlarla çöl yalan fırtınaları koptu. Sözde Allah Yahudileri insanların en aziz  kavmi olarak ilan etti! Kendilerine pranga olan bu yalanla Yahudiler kendilerini insanlardan tecrit ettiler.

Bu kuyruklu yalandan yüz alan Allah’ın bu Yahudi SS birliği Mısır uygarlığına bu moralle saldırarak  toz duman etti. Kendi yalanlarıyla kendilerini mağdur eden İsrail oğulları o yalanların cezasını 3 bin yıldır çekiyorlar.

Daha sonra bu  yalan fırtınalı ortamda yaşama imkanı bulamayan Allahın oğlu yakışıklı İsa babasının yanına gidip kurtuldu ve yeryüzünün bakire kızlarının beklentisi oldu!

Mekke talancı köle sahipleri köleleri, altından Dicle ve Fırat ırmaklarının geçtiği, insana zevk veren şarap ırmaklarının, tatlı su ve süzme bal ırmaklarının geçtiği Mezopotamya’nın kadınlarına iştahlandırarak cariye ganimeti vaadiyle Mezopotamya’ya saldırdılar, orayı karanlığa gömdüler.

İşgal ettikleri tüm ülkeler karanlığa gömüldü ve hala üfürükçülük, dincilik, cincilikle iştigal ediyorlar.

Yalanların mağduru olan tüm bölge halklarının çözüm tılsımı sadece yalanlardan kurtulmaktır. Askeri tedbirlerle hiçbir sorun çözülmez!

Ax derewo  derewo derewê bê bingeh! Te mala me şewitand!

Allah adına yalanları üfüren insanların sayısı arttıkça Yahudilerin yükü ağırlaşıyor. Bu yalanlar kuyruklu yalanlara dönüşüp milyonların ölümüne mal olan savaşlara neden oldular!

Bölge peygamber çiftliklerine döndü. Kimi Siyon dağında Allah’la diplomatik ilişkiye geçti, kimi Allah’ı Meryem’e üfürttü, ondan oğlu oldu. Kimi Hıra dağından Allah ile istişarede bulundu önemli tavizlerle döndü. Günde 50 vakit namaz yerine günde 5 vakit tavizle diplomasi başarısı sağlandı!

Savaşçı köleler ganimetleriyle Allahtan mükafat aldı, bol asıl ev kadını ve sayısız cariye sahibi oldular…

Allah bu mü’minleri yalandan, talandan, ganimetlerden mahrum etmez. Dilesinler Allahtan ne dilerlerse dilesinler, yeter ki, sadakatte ve ibadette kusur eylemesinler! Recep’in müminleri de güç ve imanlı enerjilerini bu karanlıktan buluyorlar!

Yerlerin ve göklerin, canlı ve cansızların yaratanı XWEDA keyfi olarak istediğini iyi yola, istediğini kötü yola sevk etmez ve bu yalancıların belasını vermez, çünkü yalancılar kendi belalarını kendi elleriyle vermiştir. Hayır, şefaat ve rahmet  Allahtan, şer, yalan ve talan yalancılardan…

İnsanlar nasıl yalancı olur?

Dünyanın tüm gericicleri sadece köleci toplum sisteminin ideolojisi olan lanetlik tahakküm nazariyelerine inanıyorlar.  Oysa yaratıcı kudretin güzel eserlerinde O’nun kudretini göremeyen kör insanlar yamyamlaştılar.  Gericiler O’nın yaratılış şeklini beğenmeyerek sapmışlar.

Yalancı, talancı gericilerin gerçekleri söyleme erdemleri olsaydı, yalancı, talancı işgalci olmazlardı. Talan ve çapulu kahramanlık olarak insanların kirli beynine işleyen tüm şer güçleri kendi elleriyle kendi karanlıklarını inşa etmişlerdir, buna cehennem diyelim!

Katliam üzerinde yaşam kuran kanlı ellerin sahipleri er geç kara yüzleriyle insanlığa hesap vereceklerdir. Mezopotamya ve Anadolu uygar yerli halkları, talancı barbar kavimler tarafından çok mağdur edildiler. İşgalcilerle benzeşerek cehaletin karanlığına gömüldüler.

Bu sorunun çözüm şekli dünya sorunu halene geldi. Arabesk ve alaturka karanlık dünya, aklıseliminin tokadını mutlaka yiyecektir.

Terör ile mücadele ile gericilikle mücadele iç içe geçti. Dünya, gericiliğin yarattığı köle sadakatiyle  yaşayamaz. Sorun sadece Türkiye, İran ve Irak değildir. Sorun barbarlık ile demokratik çağdaş uygarlık arasındaki bir hesaplaşmadır. İnsanoğlu mağaraya doğru geri gitmeyeceğine göre, gericiliğe karşı caydırıcı önlemler alınarak ve rehabilitasyonla evcilleştirilerek ıslah edilecektir.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KUDURAN AKIL VE AKL-I SELİM

Posted by kaniyasor 22 Aralık 2017

k.y.Kani Yado:

İnsanların diğer canlıların içinde bir çok ayrı özellikleri vardır. Diğer canlılar siyaset yapmaya gerek duymazlar, çünkü yaşamları ilkelidir ve belirli kurallara dayalıdır. İhtirasın yalanlarına ihtiyaç duymayan diğer canlılar siyasete de ihtiyaç duymaz.

İnsanlar neden siyasete gerek duyarlar?

İnsanlar ihtirasın ideolojiyle siyaseti üretirken, aklıselime karşı kuduran aklıyla aylak aklı yönlendirmek veya aldatmak amacındadır. Toplumun aktif, pasif ve nötr ihtiva eden toplumsal yapılanma bu olması gerek.

Güneş sisteminin manyetik yüklü oluşunu ve dünyamızın manyetik kutuplara sahip olduğunu bildiğimize göre, her parçacığın da bu özelliğe sahip olduğunu biliyoruz demektir.

Rabbimizin eseri olan madde, sonsuz sayıda parçacık alemleri barındırdığı gibi, onun ürettiği manyetik hareketi vardır. Biz madde ve mana ilişkisinde buna Rabbimizin hikmetleri diyoruz.

Aynı zamanda manyetik kabiliyete sahip olan insan beyninin ürettiği düşünce de, elektron hareketlerinin direnç dediğimiz engelden geçerken ortaya çıkan ısı olayının neden olduğu korlaşma yani ışık gibidir.

Düşünce, Rabbimizin beyin denen büyük ihsanı olan maddeden yansıma ise, ışık da maddeden yansımadır ve kendine ait bir yayılma hızı vardır. Eserleri kadar güzel olan Rabbimizin hikmetleri de güzeldir.

Bu hikmetler korkutucu değildir. İnsan kalbi inandığında, sevgi atmosferinde yumuşadığına göre  Rabbimizin hikmetlerini sevgi olarak yüreğine indirir. Bu durum akl-ı selimi işaret eder. Kuduran akla sahip insanin meziyetleri saldırı içgüdüsünün ürünü olan şiddettir.

İnsanlar kendi vicdanlarının kontrolünde olmadığı zaman toplumsal kızışmalar meydana gelir, bunun da yayılma şekli, hızı ve şiddeti vardır.

İhtirasın farklı menfaat cephelerine böldüğünde bir çok acılar ortaya çıkar. Bu durum dünyaya yayıldığında büyük yıkımlara neden olur. Bu şartlarda ihtiras insana hakimdir.

Hakikat yerine  menfaat tercihi hayatı cehenneme çevirir. Maddenin bir  atomunu  tecrit ettiğinizde farklı bir duruma dönüştüğü gibi, toplumun bir erdemini yok  ettiğinizde toplum için nelere mal olacağını hesap etmek gerekiyor.

Toplumların tahakküm sınıflarına ayrılması tesadüflere bağlı değildir. İnsan diğer canlılar gibi soygüdüsüyle yaşamını devam ettirme çabasındadır. Yaşam mücadelesinde şuurlu davranamadıklarının izahı da mevcuttur. Şiddeti hayvanlardan daha şuursuz kullanan geri toplumlar dünya için felaket boyutunda olur.

Memeli hayvanları tek başına örnek alsak, insanlarla diğer memeliler arasında benzerlikler olduğu halde, beyin ve gelişim özellikleri farklıdır. Burada insanın beyninin ürettiği düşünce Rabbimizin insana en büyük lütfudur. Bu lütfu doğru kullanmamak yani kötüye kullanmamın sonuçları vahimdir. Çünkü insan aklı vicdan muhakemesinde ihtirasın lehine tercihini kullanınca büyük felaketlere neden oldu.

Hayvanlar doğada  bir dengeyi ve doğada bir bütünlüğü oluşturdukları halde, insan aklı doğa ile uyumsuz, ihtirası güçlendirdiğinde katliamcı olabiliyor, Muhteris sistemler inşa eden tahakkümcü zihniyet ideolojisi mühendisleri Rabbimizin adına yalanlar uydurarak dünyayı yaşanmaz duruma getirebiliyor.

İnsanların şiddetsiz yaşayabilecekleri hayali ve rüyası  çok güzeldir. Biz ona ulaşmak için bir  çabanın içinde olursak başarılmaması için bir neden kalmaz.

İnsanoğlu bir gayretle tefekkür ettiği gibi, gayretsiz ve tembel bir duruşla ezberciliğe takılarak irticaya meyillenebileceği  gibi, aklın müspet üretkenliği önemli icatları ve başarıları insana kısmet edebiliyor.

Adaleti tesis etme  iddialarıyla  büyük konuşanlar, zamanla onlara gerekli olan tefekkürün vicdandan yoksun olmaması gerektiğini  fark ettiler. Vicdan aklıselimin gücüdür. Aklıselimin olmadığı yerde vicdan da olmaz. Vicdansız adalet, adaletsizliğin ve  tahakkümün katmerlisini gerçekleştirir.

Eşitsizliğin sebebi insanların aklıselim olmamasıyla ilgilidir. İhtirasa esir düşen insanın vicdanı, hürriyeti medeniyetin temeli olarak inşa edemez. Vicdan akla hakim olmadığı zaman değişen dünya şarlarında  insanların insan üzerindeki tahakkümü, farklı zamanlarda farklı biçimlerde ortaya çıkar.

Akıl kudurduğu zaman ihtiras insanı rahat bırakmaz, taştan taşa, kayadan kayaya, kıyıdan kıyıya vurur!

Toplumun menfaat sınıflarına ayrılmasıyla üstünlük mücadelesinde savaş dediğimiz felakete neden olur.

Muhterisler her zaman iradesi ve kaderi ele geçirilmiş insanları aldatarak savaştırır. Biz savaşları felaket olarak tarif ettiğimiz halde, bun muhteris unsurlar savaşları kutsal olarak gösterirler.

Rabbimiz insanların savaşlarla yok edilmesine razı olsaydı bu eserlerin yaratılmasına  gerek duymazdı. Bu durum maddi hayata muktedir olan aklın, güç hakimiyetinde zayıf insan üzerinde  tesir etmeyi başarabilmenin neticesinde hasıl olur.

Asrımızda toplumlarda sınıf münasebetleri ve sınıf tahakkümlerini görmek için binlerce yıl geriye gitmeye gerek yoktur. Eski hayat tarzında alt sınıfların muhterisler tarafından itaate zorlanması göze çarpmaktadır. Bu itaate kutsal bir misyon yüklense de zorlama bir ihlaldir. Rabbimiz insanların anlaşması için dilsiz yaratmamıştır.

Dünyadaki bazı idari modeller tahakküm güdüsünün belirlediği iktidarlaşma  faaliyeti, insanların hürriyetini tahakküm altına almaya çalışır.

Bunu kutsal din için mi yapıyorsunuz, bunu kutsal dava için mi yapıyorsunuz, kutsal inkılap için mi yapıyorsunuz? İşte bu siyasettir. Kuduran aklın cemiyetin iradesini  teslim alması dediğimiz ikna siyasetiyle alt sınıfları itaate zorlama icraatıdır.

İnsanların bir canlı türü olarak yaşamak için öldürmek, ayakta kalmak için başkasını  kendine itaat ettirmek, kendine her zaman itaat edebilecek şekilde biçim vermek şeklinde diğer canlılardan daha farklı ihtiraslara ve tercihlere sahiptir.

Diğer canlılar ihtiyacı kadar canlıyı yerken, kuduran akla sahip insanlar doyumsuz olup,  bazen savaşlarla soy kırıma bile gidebiliyor. Biz bu yüzden insan ihtirasının emrindeki akla zalim akıl diyoruz. Zalimlerin vicdan muhakemesi yoktur.

Peki insanlar aldatmadan ve aldanmadan başka bir yolu deneyemezler mi?

İnsanın hürriyetini gaye edinen ve tabiat ile uyumlu olmayı esas alan asrımızın şartlarında yeni inkılapçı aklıselim vicdan vardır. Bu durum bizim insanlık değerlerimizle uyumludur.

Mazlumlara diz çöktüren muktedirler ve onların hizmetindeki erkanın adaleti tesis etmedikleri için kendi sonlarını kendileri hazırlarlar.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Küresel Akıl Kürdistan’ı Kuruyor mu Yoksa Satıyor mu ?

Posted by kaniyasor 18 Aralık 2017

Medeni Duran:medeni

ABD ve Israil, “Kürdistan’ı sattı! ” tezi, Kürdistan’ı işgal eden işgalci devletlerin kara propagandası ve tabii ki onların hizmetinde olan yerli işbirlikçi Kürd misyonerlerin son günlerde ortaya attığı bir safsatadır. Umut işte, ya tutarsa.  Rahmetli Nasredin hocaları da “ya tutarsa” diye göle maya çalmıştı.

Kürtlerin bu safsatalara kulak asmaması ve bunlara itibar etmemesi gerekir.  Kürdistan kenti Kerkük’ün düşüşü ve Güney Kürdistan’daki olumsuz gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların konu hakkında değerlendirme ve yorum yapmaları Kürdistan’ın geleceği için sorunludur.

Bugün Kürtler açısından sorulması gereken en önemli Soru şu: ABD ve İsrail’in “Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme” adına her ne derseniz deyin plan yada projesi içerisinde bağımsız bir Kürdistan nerede duruyor? Bu Plan ve projede Kürdlerin kendi ülkelerinde özgürce yaşamalarının önünü açıyor yoksa işgalcilere köle kalmalarına daha fazla yardımcı mı oluyor?

Bize göre Real olan planın sahada uygulanan kısmı göz önüne alındığında bağımsız bir Kürdistan’ın kaçınılmaz olduğu ve konjonktürün de buna son derece uygunluğudur.  Son yıllarda Dünya kamuoyunun  Kürdleri biraz olsun anlamaya ve tanımaya çalışması da bu plan ve projenin etkilerindendir.  Bize göre uygun olmayan şey ise, Kürtlerin plan karşısında düştükleri durum. (Kürdistan’a düşman tarafından yapılan bir saldırı, komplo ) gibi olumsuz eğilim olduğunda  Kürdlerin buna karşı hızlı bir biçimde organize bir tavır sergilemeyişleridir.

Öte yandan İsrail, batı Avrupa,  ve özelliklede Amerika’da bir çok uzman ve diplomat; “Yeryüzünde devletsiz yaşayan 50 milyon Kürd, Kürdistanı işgal eden Irak, İran, Suriye ve Türkiye gibi despot devletlerin  baskı ve zulmüne maruz kalıyor.  batının buna daha fazla seyirci kalmaması gerekirdi. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon ortakları Bağdat’ın düşmesinden sonra bu haksızlığı düzeltmek için ellerine geçen muhteşem fırsatı değerlendirebilirlerdi.

Uyumsuz parçaların birbirlerine Frankenştayn canavarını andıran şekillerde dikilmesinden oluşan bir devlet olan Irak, o anda üçe bölünmeliydi. Korkaklık ve vizyon eksikliğinden bunu başaramadılar ve Güneyli Kürtleri yeni Irak hükümetini desteklemeleri konusunda zorladılar…” şeklinde temkinlerde bulunuyorlar.  Tabi “en kötü devlet devlet sizlikten iyidir”  yaklaşımını esas alırsak kısa vadede kimi Kürtlere göre en azından küçükte olsa bir Kürdistan’ın olması iyiydi ama bize göre bu gerçekleştirilmiş olsaydı: Kürdistan için korkunç bir felaket olurdu. Çünkü Erbil ve üç beş kentle birleşik bağımsız bir Kürdistan devletçiğin ne küresel akıla ne de Kürdlere verebileceği fazla bir şey yoktur.

Küresel aklın Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme projesinin içerisinde öngördüğü bağımsız Kürdistan, bundan çok daha büyük, bundan çok daha güçlü ve zengin olmalıydı.  Onun içinde öncelikle buna altyapı oluşturulmalıydı.  Küresel akıl bunun çalışmalarına o gün bu gündür aralıksız devam ediyor.

Bize göre Küresel akıl, Ortadoğu’daki barbarlığın dünya insanlık ailesine daha fazla zarar vermemesi için onu kontrol edilebilir seviyeye çekecek gerektiğinde İsrail için tehdit oluşturan terörist faaliyetleri önleyebilecek, islamist devletlerin İsrail’e saldırmaları halinde İsrail’i koruyabilecek batı dünyasına terör ihraç eden İslamist yapıların tepesine binebilecek güçlü zengin ve aynı zamanda çağdaş bir Kürdistan tasarımı var.

Küresel akıl küçük güçsüz Ortadoğu’daki gerici yobaz mevcut despot islam devletlerinin oyuncağı olma olasılığı yüksek bir Kürdistan’a sıcak bakmadığı için o süreçte Irak’ı üçe bölmedi.  Ancak onu üçe bölmenin altyapısını oluşturdu…  Çünkü  büyük güçlü bir Kürdistan’ın oluşabilmesi için güneyin güçlenip diğer üç parçayı da cezp etmesi gerekirdi.

Bugün baktığımızda Irak, İran ve Suriye’nin güdümünde ortak vatancılığı savunan ve bunun için yoğun çalışma içerisinde olan Kürt misyoner yapılarına tüm çabalarına rağmen Kürdistan’ın üç parçasında bağımsız Kürdistan talebinin yüksek bir sesle dillendirildiğine tanıklık edebiliyoruz.   İşte bütün bu gelişmelerin mimarı  küresel  akıldır.

Fazla etkili olmasalar da bugün kuzey Kürdistan’da irili ufaklı birçok Kürt oluşumu meydana geldi.  Bunların tamamı Kürdistan’ın bağımsızlığından yana olduklarını her fırsatta dile getiriyor.  Bağımsızlık Referandumunda sergiledikleri tavır bunun kanıtıdır.  Yine Rojava’da Kürdlerin ABD tarafından silahlandırılması ve gerektiğinde Kobani de olduğu gibi himaye edilmeleri de bununla yakından ilgilidir.  Küresel aklın silahları ile Kübacılık oynayanların aklı buna ermez!

Bizim bu güne kadar ulaşabildiğimiz bulgulardan çıkardığımız sonuç:

Küresel Aklın tasarladığı Büyük Kürdistan projesi, İran’dan gelip Irak ve Türkiye üzerinden genişleyen ve Suriye ile birleşerek Akdeniz kıyılarına ulaşmayı hedefleyen büyük güçlü ve çok dinli bir Büyük Kürdistan’ dır.  Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında Batı dünyasıyla uyum içinde olan  güçlü bir devlet olacaktır.

Türk, Arap ve Fars devleti bu gerçeği görebiliyor ki, son günlerde böyle birleşip hırçınlaşmalarının nedeni bu gerçeklerin gün gittikçe kendini bölgede hissettiriyor.  Türkiye başına geleceklerden haberdardır.  İran’ın da başına geleceklerden haberi vardır.  Suriye başına geleni zaten yaşayarak öğreniyor.   Kürtlerin bu noktada milli bir duruşla ortaya çıkmaları gerekiyor, hepsi bu.

 

Medeni Duran

Posted in BÜTÜN MAKALELER | 1 Comment »

ORTADOĞU AŞİRETLERİ HALA ORTAÇAĞI YAŞIYORLAR

Posted by kaniyasor 13 Aralık 2017

k.y.Kani Yado – 13.12.2017:

Günümüzün olaylarına tarihi antropoloji biliminin penceresinden bakmadığımızda doğru tahlil edemeyeceğimiz gibi doğru çözümlere de ulaşamayız.

Avrupa’nın Hıristiyan dini eksenli geçmişine baktığımızda, günümüzde cereyan eden olayların aynısını yaşandığını görüyoruz.

Ortaçağ’ın ürünü olan aşiretlerin yaşama hakim olduğu dönemde, Avrupa’da tüm aşiretler birbirine ihanet ediyordu. Çünkü bu durumda üst kimlik milli değildir, dinlere ve  mezheplere dayalıdır.

Çoğu mensup olduğu milletinin ismini bile bilmiyordu. Avrupa’da da çöl merkezli Hıristiyan dininin hakim olduğu toplumlar karanlıkta ıstırap içinde yaşadılar!

Ortadoğu’yu hala egemenliğinde tutan çöl merkezli inançların hakim olduğu Ortadoğu ülkelerinin aşiretsel yapıları Avrupa’nın geçmişte yaşadıklarını bize hatırlatıyor maalesef!

Geçmişte Avrupa’da olduğu gibi, şimdi Ortadoğu coğrafyasında insanlar maddi çevreleriyle birlikte egemen siyasi erkin malıdırlar. Çöl geleneksel sosyo-politikası gereği köleci toplum sistemiyle köleleri köle sahiplerine ait mal olarak gördüğünü kutsal kitaplarında görüyoruz.

Her diktatörü, her din lideri ve aşiret dinamiklerini ayakta tutan köleci toplum gelenekleri hala yaşama egemendir.

Daha açık bir şekilde izah edecek olursak, bu aktif müşrik unsurlar, Yahudi Yehova’nın, Hıristiyan Got’un, Müslüman Allah’ın kullarını kendilerine kul edinip yer küre üzerinde tanrılaştılar.

Müşriklerin bu zihniyeti, tüm dinci/cinci ülkelerdeki muktedir lider üzerinden ülkeyi aile çiftliği yapabiliyor!

Aynı coğrafyada şekillenen Kürd ulusunun durumu tahlil edildiğinde, aynı sosyal bir yapıya sahip olduğu görülebilir.

Tabulaştırılmış lider taraftarlığının kapıkulu sadakat geleneği Kurdistan’da da hala çok şiddetli biçimde sürdürülmektedir.

Hatta çoğunlukla bu unsurlar yaşarken canlı tabu durumunda, ölünce tapınak olmaktadırlar.

Ülkeyi aile çiftliği şeklinde tasavvur eden anlayışla, üst otorite babadan oğla geçen bir devlet oluşumunun talihsizliği toplum tarafından kanıksanmıştır. Bu karanlık coğrafyanın bir parçası olan Kürdlerin çağa uygun bir duruş sergilemesi, mevcut fırsatlara rağmen çok zordur.

Tabulaşan lider, tekçi diktatöre sadak yerine ülke sevgisinin öne çıkması imkansız gibi görünüyor. Gericiliğin siyasal ve dinsel atmosferinde unutulan milli değerlerin öne çıkmasının umutları dış dinamiklerden beklenmesi sonuçsuz kaldığı görüldü.

Kürd aşiretleri Kurdistan’ın imajını çok zedelediler. Kürdistaan’ı kendi çiftlikleri şeklinde gören aşiretler birbirini sırtını  yere getirmeye çalışırken sömürgeci devletlerle işbirliği yapabiliyorlar!

İran, Irak, Suriye’de Alici Şii gericiler Türkiye ile dirsek temasına geçerek, ortaya çıkan ittifakla Kurdistan’ın kurban edileceğini savaş koşullarında kimse beklemiyordu. Dünyanın bakış açısıyla Kürdistan,  gericiliğin insafına bırakılmayacak derecede stratejik konuma sahiptir.

Amerika ve müttefik güçleri çöl gericiliğine karşı verilen mücadelede ortaya çıkan denge boşluğunda statü sahibi olan Kürdlerin bölgede muktedir güç olması devletleşme değildir.

Asırlardır köleci toplum sistemi tarafından iradesizleştirilmiş yaşam biçimini sürdüren toplumların  insana yakışır yaşam biçimlerini tercih etmeleri zordur.

Yani, hanedanların aşiret devletlerine, aşiret devletinden milli devlete doğru yol almaları şeklinde bir gelişme görülmüyor.

Bölge halklarını tutsak alan çöl zihniyetine sahip aşiretsel yapılar dünya insanlığına doğru çözüm üretemiyor. Eğer geleneksel İslam devleti biçiminde iktidarlaşma kendini dayatırsa, Kürdistan bir aile şirketinden veya hanedan çiftliğinden farksız olur.

Kuzey Kurdistan’ın duruma da bundan farksız değildir. Kemalizm’in etkisiyle tabu-diktatör tekçi modelinde imtiyazlı diktatörlükler ortaya çıkm eğilimi oldukça güçlüdür.

Şimdi gördüğümüz gibi, ne Rojava’daki Kurdlerin durumu, ne Türkiyelilik stratejisiyle güdümlü hale gelen Kuzey Kurdlerinin örgütlülüğü ulusaldır, ne de Güney’in birbirileriiyle çatışan aile şirketleri şeklinde konumlanan hanedan aile partileri ulusaldır.

Milli olmak için gerici zihniyeti terk etmek gerekiyor. Çöl koşullarının geri köle sahipleri ümmetçiliği geleneğini ve Kemalist ümmetçiliği terk edip, 21. Yüzyılın değerlerine göre bir duruş sahibi olmak gerekiyor.

Çöl barbarlık yaşam biçimine sahip olan gericiler ve onların inançsal-kültürel zihniyetini taşıyan halklar çağdaş insani değerlere sahip değildir.

Bölgede çöl barbarlığının mezheplerine göre ittifaklar veya çatışmalar ortaya çıkıyorsa kazanılan mevziler milli değildir.

Güçler arasındaki çatışmanın boşluklarını doldurmakla ortaya çıkan fırsatların ürünü olan kazanımlardır. Bu şekilde gelen, bu şekilde de gidebilir. Yeteri kadar geri devletler dünyanın başına bela olmuş. Dünyanın geriliğe gerilik katmaya tahammülü kalmadı.

Barbar çöl zihniyetinin mahallelerin en ücra köşelerine kadar kök salmış geri zihniyetin toplumları nasıl esir aldığını görüyoruz. Toplum bu gerilikten nasıl arınacağını birileri anlatsın biz de anlayalım!

Kürdler tüm parçalarda kendine ait değerlere sahip değil. Ya Kemalist bataklığa Türkiyelilik politikasıyla siyasal koruculuk yapıyor, yada çöl arabesk gericiliğin  resmi ideolojisine boğazına kadar batmış durumdadır.

Biz Ortadoğu çöl çıkışlı kirliliğin bir parçasıyız. İnsanlarımızdan, bizi aşan taleplerde bulunmamalıyız.

Mümkün olduğu kadar hep birlikte gericiliğimizden kurtulmanın yollarını aramalıyız. Bu da çağdaş düşünme ile olur.

Ne biz bu arabesk kirliliği taşıyarak diğer bölge toplumlarından temiziz, ne diğer ülkeler bizden temizdir.

Nedir bu gericilerden çektiğimiz?

Bunlar Ademi çamur yaptılar, İsa’yı  Rabbimizin oğlu yaptılar! Kadın anayı heriflerin zevk kölesi cariye yaptılar!

Hem babamızı ve hem de anamızı çamurladılar. Gericiliğimize siyaset cilası çekerek gerici-çamur insan gerçeğinden kurtulamayız.

Tüm İslam ülkelerinin toplumları din yalanlarıyla şekillenmiş hurafelere inanan insanlardan oluşuyor.

Yerlerin ve göklerin yaratıcısı sadece bu barbarların çöl mıntıkasına mı uğrayıp buralara herifleri peygamber, kadınları köle yapmış!

Devrim beklentisi olanlar neye dayanarak bu beklentiye sahip olduklarına şaşıyoruz!

Bu coğrafyada suikastçılık bir yaşam biçimine dönüşmüş. Hatta çocukların cinsel organlarına bile suikastı zorunlu hale getirmişler!

Bizim gerici insanlardan beklentimiz yok. Bu bölgede uluslararası güçlerin yarattığı güç dengelerinin arasında bir yörüngeye oturursak dünya ile uyum arayışları Kürdlerin uyanmasına vesile olabilir.

Kürdler şimdi bağımsız bir devlet oluştursaydılar, çok yakında diğer Müslüman Arap ve Türk devletleri gibi insanlığın baş belası olurdu.

Pişelim, düşelim, kalkalım, üşüyelim, kanatılalım, beklentilerimizn sevdasında yanalım, ki, aklımız başımıza gelsin!

Çöl hurafelerinden kurtulmadan gerçeği kavramak biraz zor. Alici gericik ve Sünnî gericik yaşamın her yönünü esir almış. Yaşamın her alanında geçmişe takılı kalanlar geleceği kaybederler.

Geçmişle öğünenlerin balonları artık söndü. Böylece biz dünün ilericilerini bugünün gericileri olduklarını görüyoruz.

Kurdistan’da Kurd aşiretlerinin aile şirketleri arasındaki rekabet milli birliği engelliyor ve felaketlerin nedeni oluyor.

Dünya aklıselimi bundan sonra aile devletlerine izin vermeyecektir. Kürdler dünyanın başına bela olan ibretlik gerici İslam ülkelerinin geri kalmalarının nedenlerini sorgulamalıdır artık.

Geriliğin dayatılmasıyla dünya dengelerini altüst eden olaylar dünyayı belirsizliğe doğru sürüklüyor!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

OSMANLI ÇÖP ARTIĞI TÜRKİYE

Posted by kaniyasor 8 Aralık 2017

k.y.Kani Yado – 08.12.2017:

Geçmişte Avrupa’yı kan gölüne çeviren Hıristiyanlık dini ve mezheplerinden sonra, Müslüman Sünnî-Şiî egemenlik mücadelesi siyaseti de aynı şekilde Mekke şehir devleti şeriatını esas alan Osmanlı kalıntıları olan bölge devletleri TC’nin öncülüğünde yine ortadalar!

Yahudi, Hıristiyan ve İslam dini, dünyanın başına bela olan çöl merkezli köleci toplum sisteminin inançsal ideolojileridir.

Tanrı adına söylenen yalanlarla insanoğlunun ruh dünyasını çöplüğe çeviren bu dinler reform süzgecinden geçirildiği zaman rehabilite edilebilir.

Reformdan geçirilen Yahudilik ve Hiristiyanlık artık insan iradesinin kontrolünde zarar veremiyor.

Din vahşeti milliyet, erdem, tanrı korkusu dinlemez! Bazı yerlerde Şiî Türkmenler, Sünnî Türkmenlerin baskısından kaçarak Kürdlere sığınarak canlarını kurtardılar. Arapların durumu da aynıdır. Üst kimlik din veya mezhep olunca toplum insanlık kimliğini kaybediyor…

Kemal’in dinine mensup Kürd veya Türk Kemalist müminlerin durumu da iyi değil. Bu gerçekleri görmezden gelirsek, Osmanlı kalıntısı olan bu bataklıktan kurtulmak mümkün değildir. Dermanı bulunmayan bölgemizin sorunları artık tüm dünyayı huzursuz etti.

Osmanlı çöp artığı kevaşe yamyamlar Musul’un , Kerkük’ün başına üşüştüler, şimdi İsrail’in, Yunanistan’ın şehirlerine üşüşmeye çalışıyorlar. Belki de kendi sonlarını hazırlıyorlar!

Paylaştıkları ve paylaşamadıkları ganimetler üzerinde tepişen Muaviyeci gerici Süni ve Alici Şiîlerin gericiliktenten kaynaklanan benzerliktan dolayı hiç anlaşamıyorlar.

Yahudiler ve Hıristiyanlar kendi dinlerini sorguladıkları için Yahudilik ve Hıristiyanlık tehlike olmaktan çıktı.

Müslümanlar Rabbimiz adına söylenen, yazılar yalanları sorgulamadıkça onların dini onlar için pranga olmaya devam edecektir.

Kendi sorunlarını  toplumsal iç dinamizmle çözemeyeceklerine göre, uluslar arası caydırıcı güçlerin müdahaleleri devam edecektir.

Şiî Alici çöl karanlığı ile Sünnî Muaviyeci/Yezitçi çöl gericiliğinin benzerlikten kaynaklanan kavgaların kızışması Müslümanlar arasındaki düşmanlıkların devam edeceği muhakkaktır.

Bunların Kürd düşmanlığı ve uygar İsrail karşıtlığı birlik olmalarını sağalamayacaktır.

Mevcut karanlıkta aklı selim gelişemiyor. Hitler’e karşı dünyanın birlikte mücadelesi Hitler faşizmini dizginledi.

Aynı şekkilde dünyanın birlikte Osmanlı artığı çöl faşizmine karşı önlemler alınacağı muhakkaktır.  Aklıselimin gelişmesinin önündeki barikatlar kalkmadan gelişme imkanı olmaz. Aklıselimin gücü vicdandır. Aklıselim örtülü dayanaklara sahip değildir. Bu yüzden müşrik dinlerinin ve siyasetlerinin savaş çadırlarına uğramazlar.

Dünya aklıselimi, akıl ile gerçeklerin laboratuarını inşa eder, sözcüklerle gerçekleri resmederler. Dinlerin ve siyasetlerin kapıkullarıyla hiç bir ortak yanları olmadığı için vicdanları hürdür.

Hurafelere dayalı çöl barbarlık kültürünün egemen olduğu karanlık coğrafyada insan hak ve özgürlüklerini amaç edinen kurumlar yoktur. Buradaki siyasal ve dinsel unsurlar, insanlık değerlerini sadece propaganda vasıtası olarak kullanırlar. Egemen sınıf asalaklardır.

Vicdanın gelişme şansına sahip olmadığı bu sahalarda insanî erdemlerin yoksunluğunda türeyen dinciler, kinciler, cinciler, mezhepler, meşrepler gibi  fitne/fesat vardır.

Karanlık toplumlarda gericilik, sosyal ve siyasal yaşama egemendir. Köleci toplum gelenekleri dinsel hurafelerle beslenip kalıcılaşarak esaret kültürü oluşur. Dinsel korkulukların tehditleriyle biçimlenen ruhsal tutsaklığın yol verdiği diktatörler ülkelerini şirk/tanrı avantajında aile şirketlerine çevirirler. Bu gerçeğin dışında oluşan tüm tespitler gerçeğin ortaya çıkmasını engellemekten başka bir işe yaramıyor.

Çöl müşriklerinin yaşam ve inanç biçimi, Şark’tan Mağrub’a kadar milletlerin ruh dünyalarını esir alarak toplumu günümüzdeki ahlaken çökmüş duruma getirdi. Gerici düzenin rant odakları aklıselimi inançlara saygıya davet ederken tüm akli melekeler felç edildi.

Şimdi sözün bittiği noktaya geldik. İnsanların ruh dünyasının korkuluğu olan Şirklerin ve tebliğlerinin sorgulanması gerekiyor.

Çöl vahşetinin öngördüğü tüm dinlerin siyasal ve idari sistemlerinde hiç bir zaman adalet olmadı. Buralarda tekçi rezil diktatörlere itaat etmenin mekânları şirk yuvaları dediğimiz  mescitleridir!

Hindistan’dan Mağrub’a kadar bu geniş coğrafyada çöl müşriklerinin durumu maalesef böyledir!

Burada hukuk olmaz, fıkıh olur. Adalet olmaz şeriat olur. Humanizm olmaz, barbarizm olur…

Günümüzde Yahudi düşmanlığı tekrar zirveye tırmanıyor. Yahudilik, Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın atasıdır.

Biz çağdaş İsrail milletini seviyoruz. İsrailliler din yerine bilimi rehber edindikleri için insanlık erdemlerine sahiptirler.

Hıristiyanlığın ve İslamiyet’in atası olan Yahudilik de Rabbimizin adına söyledikleri yalanlarla düzenlerini kurmuşlar.

Çağımız insanları felaketlere sürükleyen dinsel yalanları kabullenemiyor.  İsrail halkı Yahudiliğe bağlı olmadığı için çağdaş uygarlığın önemli bir aktif unsuru oldu. Darısı Osmanlı artığı Müslümanların başına…

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

EŞEK ARILARI VE ÇAĞDAŞ TOPLUM

Posted by kaniyasor 4 Aralık 2017

k.y.Kani Yado – 04.12.2017:
Sosyoloji disiplininin de diğer disiplinler gibi kendine özgü bir dili, yöntemi vardır. Sosyoloji diliyle, insanların birarada yaşamsal sorunlarda ortaklaşarak birlik olmalarına biz toplum diyoruz.
Koyun sürüleri veya eşek arıları da birarada yaşıyorlar, biz onlara toplum diyebiliyor muyuz?
Toplumdan bahsettiğimizde insanî nitelikleri ölçü almak zorundayız. Konuyu daha iyi açıklamak için, Türkiye’nin en kalabalık nüfusuna sahip İstanbul’a bir göz atarsak korkunç sonuçlarla karşılaşırız!
Çağdaş toplumlarda uyulması gereken kurallar esastır. Mesela, İstanbul’da eşek arıları trafik kurallarına ve diğer insanî kurallara uyuyorlar mı?
Köylülük ve şehir lümpenlerinden oluşan toplum ne kadar insan hakları konusunda hassas olabilir!
Uygar toplumların geri toplumdan ayıran ilkeleri vardır. Bu çağın ilkeleri demokratik tolerans kültürünün temelini oluştururlar.
Mevcut koşullarda ilkeler gerici zeminde uygulama alanı bulamaz. Çağdaş kurallara bağlı ilkeli bir yaşamın, kendine has koşullarda geliştiğini unutmamalıyız!
İnsanlık erdemlerinin gelişmediği geri yaşam biçimlerinin benimsendiği Türkiye gibi yerlerde demokratik kurallar işlemez. Bu koşullarda ne kimsenin tehlikenin uyarıcı sarı rengine, ne haddini bilmenin kırmızısına, nede özgürlüğün yeşil erdemine bağlı kalır.
Asırlardan beridir kırmızı, yeşil ve sarıyı kendine simge edinen Kürdistan’ı işgalde tutan barbarlar, çöl geleneksel talancılığını sürdürerek, Kürd ulusunu esarette tutmayı sürdürdüler.
Barbarlıkla iftihar eden, her gün işgalleri kahramanlık olarak nesilden nesile anlatıp duran serseri çöl topluluklardan ve Orta Asya’dan kopup gelen barbar topluluklardan ne beklenir?
Bunların gündeminde hiç bir zaman Kurd sorununa bir çözüm bulma ile ilgili bir çabanın içinde bulunmaya dair bir yaklaşım olmamıştır.
TC’in durumuna baktığımızda, Kürdlerle birlikte oturup bu sorunu çözmek için hiç bir adım atmadı. Sadece işbirlikçi figüranlarını istihbarat masalarına oturtup birlikte Kürdleri asimilasyona açık hale getirdiler!
TC devleti ve hükümeti kendi basınına pompaladığı “barış ve demokratik çözüm” haberleri bazı Kürd aktörlerle birlikte sahneledikleri bir oyun olduğu gözden kaçmıyordu.
Sergilenen derin oyunlarla Kürdler aldatıldı. Kürdler TC derinlikli emir ve talimatlara bağımlı hale getirdi.
Devletin Türkiyelilik politik çamurundan umut yaratılıp Kürdler savunmasız hale getirildi. Şiddet tırmandırılarak Kürdler mağdur edildi.
Devşirme topluluklar mazlum Kürd halkına karşı tahrik edilerek Kürd düşmanlığı zirveye çıkarıldı. Çok farklı devşirme topluluklardan müteşekkil Türk kimliği pekiştirildi.
Böyle ince politikalarla Kürdlerin kendi kaderini özgürlükten yana belirleme taleplerini boğmaya çalışılıyor.
Birileri “barış ve demokratik çözüm” siyasal tuzağıyla Kürdleri her şeyiyle beraber esir almayı kolaylaştırdı.
Bu süreçten sonra Kürdleri esir kalmaya razı etmeyi sağlamak için tekrar çok derin adımlar atacaklardır.
Kürdler, bu tuzaktan kurtulup daha gerçekçi düşünmelidir. İster federatif, ister bağımsız bir yapılanmada olsun, Ankara yolu kapanmalı:
-vekillerimiz kendi meclisinde konuşsun,
-vekillerimiz kendi milleti için yemin etsin,
-çocuklarımız kendi okullarında kendi diliyle okusun,
-bayrağımız kendi semalarımızda göndere çekilsin şiarıyla düşünerek TC’nin Türkiyelilik politikasından uzak durulmalı.
Kürdistan’da toplumun hak ve özgürlükleri için düşünmek, Siyaseti alaturka değil, Kürdî tarzda icra etmek doğru bir duruştur.
İnsanlıktan çıkmış bir toplumsal yapıya sahip toplulukların oluşturduğu devletlerin, örtülü girişimlerle istedikleri yönlendirmeyi yapabilecek imkanları vardır. Kürdler gibi mağdur halkları bu şekilde oyuna getirdiler. Onları kendi değerlerinden uzaklaştırarak kullanmayı seçtiler.
Dünya aklıselimi artık TC ve diğer geleneksel çöl barbarlarına tahammül edemiyor ve dünya bu koşullarda büyük savaşlara doğru sürükleniyor. Çöl karanlığından kurtulmak için Mezopotamya yeniden insanlık değerleri ile tohumlanmalıdır.
Çöl kültürüyle biçimlenen toplumlar özgür iradeye sahip değildir. Kendi şirk-liderlerine göre fikir beyan ederler.
Çöl barbarlık kültürünü amaç edinen zihniyet düşkünleri ne Kurde yararlar ne de dünya insanlığına.
Çağdaş olmayan siyasal ve kültürel yaklaşımlara sahip unsurlar nihayetinde birileri için taşeron olur. Bu gerici anlayış liderleri tabulaştırdığında, başına faşist diktatörlük belasını alır.
Bölge insanlarında davranış bozukluklarının nedeni partiler değildir. Asırların biriktirdiği esaretin aşağılık duygusunun bilinç altında yaptığı tahribatlar davranışların belirleyici etmeni olmuştur.
Bunun sonucunda insan unsurunun kendisi tüm kötü hallerin sebebi oldu. Hangi siyasi dinamik olursa olsun, selam verdiğinizde borçlu çıkarsınız. Bu koşullarda siyasete bulaşmamış Kürdler daha sağlıklıdır.
6 asır boyunca Osmanlı’nın çöl vahşet şeriatının esaretinde kaldıktan sonra Kemalizm’in bataklığına saplanan toplum sağlıklı olamaz. Siyasal fanatizm sağlıklı hedeflere sahip olmanın belirleyicisi değildir.
İnsan, inanca dayalı kokmuş geleneklere taviz verdikçe gericilik yaşama hakim olur ve sonuçta Orta Doğu korkuluklar mezarlığı ortaya çıkar.
Muhafazakarlık ölçüleriyle konuya baktığımızda Ümmet-i Mustafa Kemal, Ümmet-i Muhammed Mustafa’dan farksızdır.
Ümmetlerin görev ve sorumluluklarının başında gelen kapıkulluğunun kölece sadakati göze çarpıyor ve sorgulama yoktur.
Yaşadığımız coğrafyada çağdaş düşünebilecek kadar nitelikli toplumsal güçler yoktur. Bölgede karanlık kafalı Sünnî gericilik ile Alici gerici egemenlik isstemi damgayı vuruyor.
Bölgede çözüm dinamizmi bu gerici öğelerle olması mümkün olmadığına göre, çözümler geleceğin belirsizliğine havale edilecektir.
Bu gerici unsurlar zihniyette birbirinden farksızdır. Bunların bir de münafık cinsleri vardır, laik olduğunu söylerler, şirk Tanrılarına dokunduğumuzda, eşek arısı ısırmış öküz gibi zıplarlar! Vay sizin Arap gericiliğine saplanan Alici ve Yezitçi Sünnîliğinize tüküreyim!

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

TC’NİN KÜRDLERE DAYATTIĞI TÜRKİYELİLİK POLİTİKASI TUTMAZ

Posted by kaniyasor 1 Aralık 2017

k.y.Kani Yado – 01.12.2017:

TC, derin istişare masasına oturtamadığı Selahattin Demirtaş’tan rahatsız olduğu için O’nu rehin aldı. Kürdler tarafından sevilen demokrat bir lidere TC tahammül edemez. Çünkü TC devleti, demokratik bir lider üzerinden Kürdleri kendi kontrolü altında tutamaz.

TC, gizli mekanlarda istihbarat unsurlarıyla istişare edilebilir politik aktörleri tercih etmektedir. Selahattin Demirtaş çağdaş demokratik bir liderdir. Toplum ile paylaşamayacağı bir yanı yoktur.

Kürdleri TC devletinin istemleri doğrultusunda yönlendiren politik dinamikler  çok küçük bir gruptur. Ulusal değerlere sahip Kürdler milyonlarla ifade edebilecek kadar kitleseldir. Emanet destekçi potensiyel olarak Türk solu oransal olarak çok düşük denecek kadar azdır.

Kürd olup Türkiye solu içinde yer alan bir kesim de vardır, bunlar hakkında konuşmak psikologların işidir.

Temel güç ise Kurdistanîdir. Kurdîstanî potansiyel Kuzey Kürdlerinin çoğunluğudur. Milyonlarla ifade edilen bu kitle dünyadaki Kürdlerin müttefikleri ile uyumludur.

Olumsuzlularla birlikte bu potansiyel Kürdlerin dönüşmesinde en büyük katkıları sunmuşlardır.

Kürdistann ulusal sorunu bir devrim sorunudur. Dönüşmeyenlerin göze alabileceği bir durum değildir.

Hele arabesk kafa ile dünyanın huzurunda Kürd ulusal sorunundan bahsedenleri kimse ciddiye almaz.

Derin TC’nin çabası ile Kürdleri Misak-i Milli dediğimiz iğfalci ve işgalci faşist derin yemine yönlendirme diplomasisi olan Türkiyelilik politikası ciddiye alınmaması gereken bir tuzaktır!

Son sözü canını ortaya koyan Kürd mi,lli dinamikleri söyler. Derin istişareler söylendiği yerde kalır.

Ordulara sahip, dünyanın her tarafında örgütlü olan Kürdlerin çok basit yaklaşımla eleştirilmesi pek anlamlı olmaz.

TC neden Selahattin Demirtaş’ı rehin aldı?

TC, kendi Kürd unsurlarını öne çıkarmak için çağdaş lider Demirtaş’ı rehin aldığını söylersek yanlış olmaz.

Bu sorun kasıtlı olarak kuru gürültü içinde belirsiz hale getiriliyor ama TC devletine güdümlenmiş Kürdler etkinliklerde “Demişrtaş’a Özgürlük” sloganını attıklarını gördünüz mü?

Dönen dolapları bir gün belgeleriyle birlikte öğreneceğiz ama belki çok geç olacak…

Selahattin Demirtaş bir seferinde TC devletini teyet geçip Kurdistanî politikaya savrulunca, ulu bir emir onu savurup evine gönderdi.

Selo’ya yapılan bu müdaha üzerine HDP’li Kürd kitlesinin öfkesinden dolayı ulu emir uygulanamadı.

Halkın başkan Selahattin’e bağlılığı O’nu geri getirmişti. Biz aynı kararlılıkta olsaydık Kürd şehirleri yıkılmayacaktı, Demirtaş TC tarafından rehin alınamayacaktı.

Çünkü çok iyi biliyorduk ki, Şaban oğlu Recep Tayyip oylarını artırmak, diktatörlüğünü pekiştirmek için derin danışıklı istişarelerden sonra şiddeti tırmandırmıştı.

O zaman gök gürlemesinden korktuğumuz için veya oyunları anlayamadığımız için aynı hassasiyeti gösteremedik! Toplumun uyanık olması partinin uyanık olmasından daha önemlidir.

Özgürlükten korkan köleler, kölelerin özgürleşmesini isteyen her yeri vurdular. Amed’te, Suruç’ta, Ankara’da, Fransa’da vurdular. Köleliğe sevdalı yaratıklar Özgürlüğün sesini susturamazlar.

Bu koşullarda Terörün anavatanı Ortadoğu karanlığında Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor.

Türkiye dünyada değersizleştiği gibi Türkiyelilik ve islam üzerinden Kürdçülük politikasını savunanlar dünyada Türkiye’ye paralel olarak değersizleşir. Çünkü, din yoluyla ve Kemalizm yoluyla Kürdleri esir alma projesi başta TC’nin genelde diğer komşu işgalcilerin temel politikasıdır.

Bu kadar acılardan sonra artık Kürdler TC’ye güvenmez. Kendi kaderini tayinde bağımsızlıktan yana olacaktır. Halkların birlikte yaşama imkanları ve erdemleri varsa demokratik usuller geçerli olabilir diye düşünüyoruz. Hala toplum demokrasiyi “demir kır at” sanıyor!

Başûri Kurdîstan ile Akdeniz’e açılan Rojava hattı, işgalci Türkiye faşist rejimi ile çöl barbarları arasındaki bütünlüğü bıçak gibi keser.

Bu durum uygar dünyanın Büyük Kürdistan devletinin inşa edilmesine kapı aralamaya zorunlu kılıyor.

Türkiyenin Kürdleri yönlendirme taktiklerine dikkat edilmelidir. Şimdi 3000 yıllık köleci toplum barbarlığı ile özgürlüğü esas alan çağımızın uygarlığı arasında bir hesaplaşma kızışmış durumdadır.

Kürdlerin uygar dünyanın mütteki olması, Ortadoğu rönesansının temel aktörü olmasına neden olacaktır.

Anadolu’da devletleşen Osmanlı üç kıtaya hükmetmek için Kürdistan koridorunu açmak için Kürdlere “osmanlılık politikası” benimsetilerek özerklik vaadiyle birlikte oldular ve bu güçle Ortadoğu’ya egemen oldukları gibi Balkanlara kadar uzandılar.

Cumhuriyet döneminde de Osmanlı hükümranlık sahasına yeniden ulaşmak için Misak-i Milli denen yeminle Kerkük ve Musul üzerinden Afrika’ya kadar ulaşarak Trakya Avrupalı olduğu gerçeği ile gine üç kıtaya hükümranlık etme planları vardır.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »