kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

AK PARTİ SÜNNÎ İKTİDARI KEMALİST TC PROJESİDİR

Posted by kaniyasor 21 Haziran 2018

k.y.Kani Yado – 21.06.2018:

12 Mart Ordu Müdahalesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti devleti yeni bir stratejiyle Türkiye genelinde hızlı bir çalışmaya başladı. 68 kuşağının öncüleri idam edilmiş, infaz edilmiş, sağ kalanlar ise bir şekilde TC’ye hizmet edebilecek siyasal ortama sürüklenmişti.

Yeniden yapılanan sol gençlik hareketi  darbeye malzeme olabilecek şekilde konumlanırken, Türkiye’deki etnik ve kültürel farklılıklar devletin lehine sonuçlanacak tarzda siyasallaşmaya yönlendirildi.

1970’lerin başında, derin devletin aktif kadroları Türkiye’yi karış karış tarayarak toplum içindeki aktif insanlardan yönlendirici güçler yaratacak yeteneklere sahip unsurlar seferber edildi.

Devlet tarafından, karşıtlar birbirine karşı kışkırtıldı.  Devlet, Sünni çoğunluğu tahrik ederek Alevi örgütlenmesinin önü açıldı. Kürd azınlığı karşısında aktif Türk çoğunluk kimliği pekiştirildi.

12 Eylül ordu darbesiyle derin devletin derin siyasal  kadroları aktif çalışmalarına devam etti.

TSK Genelkurmayı sivillerden devşirdiği elemanları, aldıkları göreve göre  verimli çalışmaları için belli merkezlerde seminerler organize etti. Alevi dedeleri belli merkezlere götürülüp eğitildi.

1984 tarihinden itibaren Turgut Özal’ın iktidar sürecinde görüldüğü gibi Alevîleri aktifleştirilip karşılığında aktif Sünnî çoğunluğuyla güçlü bir Sünnî iktidarlaşma hesaplandı. ANAP ve Ak Parti, devletin İslam alemine dost görünme planı çerçevesinde iktidarlaştı.

Türkiye’nin gerici İslam ülkelerine dost görünmek için Türkiye toplumunu ucube  hale getiren Ak Parti’nin iktidarlaştırılması, TSK Genelkurmay derin  politikasının ürünüdür.

Temel amaç Osmanlı şeriat döneminde olduğu gibi halklar topluluğu biçimindeki konfederal yapılanmaya gitmektir. Danışıklı sol anlayış içinde de bunun teorik tanışıklığı da sağalandı.

TC, derin siyasi unsurlar yaratma, aktifleştirme, finanse etme hususunda İttihat ve Terakki hareketinin aktif muaberat örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın deneyimlerine sahipti.

Talat Paşa’nın Teşkilat’ı Sünnî Müslüman  Kürdleri Osmanlı devletine ve Cumhuriyet devletinin ırkçı Türkçülük istikametine yönlendirmek için Said-î Nursînin peşine takıp milli haklarından uzak bir şekilde mevzilenmelerini sağlamıştı.

Aynı olay 1980 koşullarında Kürdlere uygulandı. Devlet rahatlıkla Kürdleri istediği unsurların peşine takabildi. TC, Kürdler için siyasal sübjektif koşulları yaratırken bu alana çok yatırım yaptı. Kuzeyli Kürdlerin kendi Kürd ulusal stratejisinden vazgeçmesi bu yatırımın sonucunda ortaya çıktı.

TC Kürdlere derin kancayı takarken “bağımsız birleşik Kürdistan” söylemi ile Kürdleri kendi siyasal havuzuna çekmeyi başardı. TC Kürdler için her renkten lider yetiştirip paraşütle tepelerine indirdi.

Güneş ülkesi Anadolu nasıl bu hale geldi?

Türkiye, 6 asır boyunca Osmanlı şeriat düzeninde biçimlenen dejenere edilmiş bir toplum mirasıyla şekillendi. Türk ve Kürd siyasal liderlerinde külhanbeyliği mevcut ise nedenini bu altı asırlık sürede aranmalıdır.

Osmanlı toplumsal çöplüğünün mirasçısı olan cumhuriyet döneminde de bu coğrafyada yaşayan tüm halklar Anadolu insanlık erdemlerini kaybetti ve külhanbeyi bir toplum haline geldiklerini her hallerinden anlıyoruz.

Anadolu’da yaşayan tüm etnik topluluklar bu talihsizlikle  benzeşerek Arap çöl vahşet yaşam biçimine zorlandı. Sanki dünyada insan kalmadı, kimi Alici oldu, kimi Velici, kimi Muaviyeci veya Osmancı oldu!

Cumhuriyete geçiş yapıldıktan sonra da Muktedir güç Ortadoğu gericiliğinin temsilcisi olma tercihlerini terk etmedi. Tekçi Cepçi Recep Tayyip neden külhanbeyi özelliklerine sahiptir! Siyasal faaliyetlerinde davranış bozukluklarının nedeni bu gerçektir.

Türkiye’de Türk ve Kürd partilerinin, toplumu sürüleştirip tek adamın peşinde koşturma algısının nedeni de Osmanlı devletinin tekçi şeriat düzeninde şekillenmenin sonucunda ortaya çıkmıştır.

Tek palyaçonun arkasında sürüleşmenin, tüm İslam ülkelerinde aynı olduğu görülmektedir.

Dünya siyasal literatüründe, diktatörlük veya tek adam despotizmi dediğimiz faşist yapılanmanın kolaylıkla Kürd ve Türk toplumu tarafından kolaylıkla benimsenmesi dikkat çekicidir.

Diktatörlerin malı durumundaki toplum, Ortadoğu gericiliğine ait  çöl cahiliyesinin bilinçaltı karanlığından kaynaklanıyor.

TC Devleti’nin ve her türlü örgütlerin demokrasiyle barışık olmamasının temelinde bu gerçek yatıyor.

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KUL KÖLE SİYASETİ VE SİYASET REZALETİ

Posted by kaniyasor 16 Haziran 2018

k.y.Kani Yado – 16.06.2018:

Daha evvel, eski siyaset dediğimiz dini ve yeni din diyebileceğimiz tekçi rezil siyaseti, toplumu yönlendirme becerisi olarak tanımlamıştık. Tanımda yönlendirmenin amacı önem kazanmaktadır.

Tanımın dayandığı esasları derinlemesine incelediğimizde bu amaç toplumun mutluluğu için değil, aksine insan ihtirasları olduğu ortaya çıkıyor. Bir örnekle açıklarsak, Mekkelilerin İslam dini ilanı üzerinden devletleşmesinin amacı insanları mutlu etmek değil, işgal ve talandır.

Mekkeliler kendi çöl yaşamlarını yalanlarla, talanlarla, gasplarla zenginleştirmeyi amaçladıkları her haliyle biliniyor. Ganimetlere sahip olmak için Rabbimizin adına söyledikleri yalanlarla, talanları, gaspları, insanları bedenen ve ruhen tutsak almayı tanrısal bir buyruk olarak gösterdiler.

Kur’an’da bahsedilen “ganimet” denen Arapça kavram, Türkçe “zenginlik” anlamına gelen bir kavramdır. Arap şeriatçı güçlerin Suriye’de erdemsiz bir yaşamı yeniden Suriye’ye dayatırken başlattıkları savaşta  kadınları ganimet olarak gasp ve onlara tecavüz fetvalarını bu hükme bağlıyorlar.

Verdiğimiz örnekte de görüldüğü gibi, tahlilimizin en önemli tarafı dinin ve siyasetin ortaya çıkış nedenleri ve niteliklerine açıklık getirilmesidir. Dini, lideri, partileri kutsallıkla korkuluk haline getirmek başlı başına bir insanlık ihlalidir. Dinler, siyasetler, liderler düşünceye katkı sunmamışlar, tersine gelişen düşünceyi ustalıkla kendi ihtirasları için kullanmışlardır.

Biz dinin ve siyasetin ortaya çıkış nedenlerinde yönlendirici dinamiklerin ihtiraslarını görmezden gelirsek sorunun kavranmasında doğru katkı sunamayız.

Dinlere ve siyasetlere büyük kutsallıklar atfedenler ve bunu toplumlara dayatanlar toplumları egemenliklerinin altına almakta kararlı olan egemen muhteris tahakkümcü güç olduğu her haliyle bellidir.

Günümüzde de yararları ve zararları hesap edilmeden ortaya çıkan  legal veya illegal siyasi partilere ait  simgelerin, liderlerin, dayattıkları sistemlerin tabulaşması ile  dinlerin ortaya çıktığında kutsallık atfedilmesi arasında  hiç bir fark yoktur.

Kendi tekçi liderlerine, kendi siyasal parti veya simgelerine laf ettirmeyen faşist önderliklerin sadakat köleleri iyi bir örnek değil mi?

Ak Parti iktidarında görüldüğü gibi Tek iradeye dayalı faşist biçimler, dünya aklıselim vicdanının duvarına  çarptıkları zaman demokrasiye radikal gömlek giydirmek onları insanlığa yaptıkları ihanetin bedelini ödemekten kurtaramaz.

İyi dikkat edildiğinde siyaset bir başka gücün taşeronluğunu yaptığında bile kitlelerin iradesini tutsak etmek için siyasal harekete dinlerin ortaya çıkış nedenlerinde olduğu gibi siyasete de kutsallık atfedilmiştir.

Sol siyaset de en az din siyaseti kadar şiddetli bir biçimde toplumun iradesini tutsak edebilmek için kendi varlık nedenlerini, liderlerini ve sair kavramlarını kutsallaştırmıştır.

Bu çirkin biçimle sosyalist olduğunu iddia edenlerin gizli niyetlerinden çok hangi güçlerin taşeronu oldukları önem kazanıyor. Zaten hiç bir siyasi hareketin amacı göründüğü yüze aksetmez.

Burada ortak olan yön, bireyi birey olmaktan çıkarıp, iradesi elinden alınmış, kendi efendisine secde edebilecek hafif kişiliğe kavuşturmak, tazı gibi kendi efendisi için koşacak duruma getirmektir.

Dinin ve siyasetin tabulaştırılması konusunu belirlemek, meselenin esasının anlaşılması için yetmiyor.

Neden dine ve siyasete ihtiyaç duyuldu?” sorusu sorulmadan insanlara bu denli acı veren bu talihsizliklerin anlaşılması mümkün değildir diye düşünüyoruz.

Din ve siyasete kutsallık atfedilmiş “dokunan çarpılır” anlayışı insanlar tarafından kanıksanmıştır. Oysa tarih bu konuda bize bir çok dersler  veriyor ki, dine dokunulmadığı zaman insanlar çarpılmış, siyasete dokunulmadığı zaman siyaset de din savaşları gibi milyonlarca insanların ölümüne neden olmuştur!

İnsanların iradeleri ele geçirildikten sonra ağadan ziyade maraba, despot liderden daha çok sadakat köleleri dinin ve siyasetin beyinsiz robotları haline gelirler.

O halde bireyin iradesi önem kazanır. Muhteris erk, dini öge, diktatörler  toplumun iradesini bir şekilde etkisizleştirdiği zaman toplumu bir koyun sürüsü gibi peşinden koşturabilir.

Kürdler de diğer bölge halakları gibi beyinden darbe ala ala kolayca  zalimlere, diktatörlere iradesini kaptırabilecek kadar zayıflamıştır diyebiliriz.

Bu koşullarda artık birey kendine ait değildir, bir eşyadır, fiyatı vardır, pazara sürülebilir, kullanıma hazırdır!

Şimdi Kürdlerin TC derin misyonerleri tarafından Ortadoğu dengelerinde kullanılması buna iyi bir örnek teşkil etmiyor mu?

Biz, “keşke böyle olmasaydı” şeklindeki reaksiyonlar yerine, bireyi köleleştirmeye yönelik tüm dinsel ve siyasal çabalara karşı doğru bir duruş sergilemeyi esas almak zorundayız ve bunun teorik altyapısını inşa etmek zorundayız.

Artık tek kişinin önderliği duyulduğunda Hitler  ve onun neden olduğu acılar akla geliyor. Kürtler bu tekçi lanetlikten ders aldılar mı?

İnsanoğlu bu konuda çok hassas olduğu gibi, bundan sonra  tekçi siyaset dediğimiz faşizm ve benzeri diktatörlük biçimlerine geçit vermeyecektir. İnsan iradesini tutsak etmeye yönelik taşeron siyasal ve dinsel hareketler siyasal kavramların önüne “demokratik” veya “radikal demokrasi” gibi aldatmaya yönelik yeni maskelemelerle kendilerini aklıselimin sorgusundan kurtaramaz.

Siyaseti ve dini tek otorite sisteminde toplumsal irade yerine, askeri despotluk sistemlerinde olduğu gibi emir ve talimatlarla yukarıdan aşağıya bir işleyişe sahip olduğunu biliyoruz. Bu işleyişte kader tutsakları aşağılanmışlar, düşürülmüşler, düşkünler bir sürü haline gelirken şirk olarak biçimlenen başlar çoban durumuna gelirlerken yaşam çekilmez hale gelir.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

DÜDÜKLER VE ZÜBÜKLER YANİ FETÖ VE RETÖ

Posted by kaniyasor 9 Haziran 2018

k.y.Kani Yado – 09.06.2018:

FETÖ’yü doğru anlamak için Teşkilat-ı Mahsusa’dan günümüze kadar derin ilişkileri devlet sırrı engeline takılmadan anlatılması gerekiyor. Fetullah’a iş veren TC devletinin kurucu partisi CHP’nin HİTLER’in sempatizanı ve müttefiki bir Türk Nazi hareketi olduğu bile anlatılmıyor.

Genelkurmay kozmik odalarından alınarak cepçiliğiyle dünya gündemine taşınan Recep Tayyip’in arşiv odasına teslim edilen tüm dosya muhtevası bu uınsur tarafından okundu. “Kozmin dosyalardaki muhtevayı neden açıklamıyorsun zırto?” diye soran yok!

Türk Silahli Kuvvetleri içinde yapılanan Gadyo’da FETO sadece fanatik ve geri zekalılar masasıdır. Solcular masası başkanlığı, Kürd masası başkanlığı, sendikalar masası, asimilasyon masasının içinde bulunduğu psikolojik harp bölümleri de yer almaktadır.

Bunlardan başka bir çok bölümler vardır.  Din yolu ile insanları insanlıktan saptırma görevi muhtaren Fetullah Hoca’ya verilmişti. Cepçi Recep başta olmak üzere, bu çöl devesi sevdalıları her zaman “Allah hocayı başımızdan eksik etmesin” diyorlardı.

Ben hocayı gördüğümde her nedense aklıma üfürükçüler geliyordu. Üfürükçüler evliya gösterilerek insanlarımızı peşlerine takıp sürüleştirme siyasal bir gelenek haline geldi.

Aynı Teşkilat üyesi Muhterem Bediüzzaman Said-i Nursî’nin 1960 yılında vefat etmesinden sonra boşalan vere atanan Fetullah da üfürkçülükte haylı mesafe kaydetti. Osmanlı devletinin son zamanlarından beri, Misak-i Milli yeminli derin TC devletinin işleyişi bu şekildedir.

Toplum, siyasi kaval ile arabesk makamı çalındığında uyuyabilecek duruma getirilmiş. Üfürükçü Nihat Hatipoğlu’ya secdeye amade edilebilecek kadar  düşürülmüş bir sürü düşünün!

Toplumun hassasiyetlerine saygılı olalım diye muhterem Fetullah hocaya ve Türk Silahlı Kuvvetleri Gladyo’sunun  diğer üfürükçü unsurlarına saygıda kusur etmeyelim mi? Cepçi Recep’e  dokunamazsak, üfürükçülere dokunamazsak, düdüklere ve zübüklere, vatan kurtaran Şabanlara dokunmazsak hür düşüncenin ne anlamı olur ey cücüğü kesik cemaat-ı tağut?

Şimdi FETÖ’ye karşı RETÖ zafer kazanınca kapıkulu sadakatli, çöl deve imanlı Türk toplumu RETÖ lideri Türkiye’nin siyasi Şaban’ı  Tayip Erdoğan’ı ve RETÖ’yü göklere çıkarıyor.

Güce tapan sürü halindeki Türkiye halkları devletin şemsiyesi altında kölece bir sadakatle yaşamaktadır. Derin devlet kendi golıkleri vasıtamsıyla, emir ve talaimat kavalıyla toplumu yönlendiriyor.

Devletin verdiği siyasal doping ile şişirilen tekçi nemırlerine, tekçi hakanlarına dil uzatamıyoruz! Oy  Xwadê! Ne dokunulmaz tanrıları varmış golıklerin! Kim kimin sırtını yere vurduysa o haklı gösteriliyor cemaat-ı tağutta! Tağut cemaatı Müslüman imanlı  putperestler yolunu şaşırmış hızla savruluyor, sonumuz hayırlı olur inşaAllah…

Türk toplumu, Türkiye Cumhuriyeti devleti gibi çağın gerisinden seyrediyor! Çok yakında “deve idrarı şifalıdır” diye Mekke’den deve idrarı ithalatı yapılırsa hiç şaşmayın. Türkler bu noktaya hızla vardırlar.

Vay sizin imanınızı yiyeyim!

Cepçi Recep Tayyip, gerçekleri tahrif etmek konusunda Kürd siyasi liderlerini solladı. Filistin ve Müslüman deve vesayetçiliği üzerinden Osmanlı devletinin ruhunu şad etmek için konfedaralizmi  TC’nin temel amacı haline getirmede hiç sakınca görmüyor.

Tekçiliği, kelekçiliği, tekçi zübük başkanlık sistemini göklere çıkaran Kasımpaşalı  Recep Türkiye’nin diktatörlüğünü anayasanın güvencesine alarak Kürdlerin katkısıyla Kürdlerin kendi kaderlerini belirleme hakkını yerle bir etti. Kürdler  tekçi şabanizme  iyi alıştırıldılar, itiraz ederlerse ayıp ederler!

Zübük Recep, çok bayraklı, çok milletli çok hükümetli devletleri görmüyor mu? Bölünmüş halde olan tüm ülkeler gelişip süper güç oldular. Biz birlikte yaşamaktan kaçmıyoruz, ancak anayasal garanti altında ve eşit koşullarda olursa buna evet deriz! Eğer TC tek zübük sisteminde ısrar ederse, bizim TC ile alay etmem,ze katlanması gerekiyor.

Tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak savunucusu faşist TC ile yaşamanın imkânı olmadığı ortadadır.

Kafatasçı zübüklerle birlikte yaşamayı dayatanlar Kürdlerin özgürlüğünden, Kürdistan’ın bağımsızlığından korkan TC’nin devlet üretme çiftliği ürünü  unsurlarıdır.

Katliamcı faşist TC ile paylaşacağımız hiç bir şey yoktur artık!

Kimse Türkiye partisi HDP’nin Kürdlerin derdine derman olacağını beklemesin. HDP uyuz Türkleri  tedavi etmeye çalışıyor. Çöl Arap deve vebası hastalığını kapan Kürdlerin derdine deva olacak kimse yok!

HDP Türkiye siyasetinde yerini alıyorsa TC’ye sadakatin gereğindendir. Çünkü HDP Trkiye’ye bağlılık yeminiyle TC için siyaset icra eyliyor! Türkiyede hiç bir siyasal hareket TC’nin istemediği bir seyir izlemez.

Aslında bu konuyu Kürd sorunu çerçevesinde tartışmak gereksizdir. Ancak Türkiye siyaseti çerçevesinde tartışılabilir.

Çok acayip olan ise, çağdaş zihniyete sahip olan Kürdler TC’ye hizmet ediyor, gelenekselliğin kabuklarını kıramayan diğer Kürdler hala 2000 yıllık çürümüşlüğü Kürd siyasetiyle ambalajlayıp piyasaya sürüyor. Kim, hangi derin projelerle Kürdleri bu hale getirdi?

Bunun ortası yok mu! Kürdler kendi beyinleriyle, Türkçülükten ve  Arap çöl karanlığından uzak erdemli şahsiyetle  düşünmeye başlasalar kıyamet kopmaz.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

AK PARTİNİN KOYUNLARI TC’NİN OYUNLARI

Posted by kaniyasor 2 Haziran 2018

k.y.Kani Yado – 02.06.2018:

Kürdlerin işgalci efendisi TC derin yapısı durmadan Kürdlere erken seçim mevsiminin siyasal heyecan gazı pompalıyor. Yabancı biri bu durumu görse “Kürdler bu denli heyecanlı olduğuna göre mutlaka TC onlara bir bağımsız Kürdistan devleti kuruyor” diye düşünebilir.

Oysa Ankara siyaset pazarı bir devlet ayarı!

Ak Parti borazancıları durmadan bağırıyorlar: Türkiye dünyanın süper gücü olacak, dünya TC’yi kıskanıyor, engelliyor. Ey Türk milleti dünyaya karşı cihata başlıyoruz. Tüm Ak Parti koyunları hizaya! Hücum! İstikamet Efrin! AllahAllahAllah!

Türkler süper güç olacakmış! Kürdlere ne oluyor?

Peki, Kürdlerde nedir bu heyecan?

Bu heyecan pek hayra alamet değildir. Kölelerin efendisine sevdasını yansıtıyor. Kürdlerin topraklarını işgal eden TC’nin iktidar partisi Ak Parti’ye oy ve onay veren Kürdleri nasıl anlatalım, çok zor!

Gine konuyu yaşanmış olaylarla anlatalım. Bizim bir eşeğimiz vardı dünya güzeli, kara gözlü kara kaşlı. Bize yakın bir köyün güzeline sevdalanmıştı, hep gider orada zırlardı. Öyle bir alaturka seda ile zırlıyordu ki, 7 köyden duyuluyordu.

Kara gözlümün sevdası tüm çevre köylerin diline düşmüştü. Arapların “Leyle ile Mecnun’u” kadar heyecan yaratmıştı.

O köyün çiftçileri için iyi bir fırsat çıkmıştı. Bizim dünya güzeli eşeği yakalayıp yük taşıtıyorlarmış. Tek çaremiz kalmıştı, kara gözlü eşeği o köye satmaktı ve sattık gitti! Demek istediğim şu ki, her sorunun bir çözümü vardır.

Bir Kürd milleti için TC’ye bağlılık köleliğe bağlılık olduğu halde bu bağlardan kurtulma çabası yok, hayret! Bu gerçeğe dayanarak, özgür insan ve köle insan kategorisini bilince çıkarmalıyız. Başkasının malı, kölesi olan bir milletin kıymet-i harbiyesi olur mu?

Binlerce yıldır özgür yaşamın gerekliliğinden bahsediliyor. Nahl Suresi 75. Ayetinde Allah hür insan ile başkasının malı olan köleyi eşit görmüyor. Biz neden kendini başkasının malı olarak gören köleden özgür iradeyi istiyoruz?

Kendini hür iradeye sahip hür birey yerine koymayanları biz hangi nedenle hür insan yerine koyuyoruz?

Kölelerin birbirini eleştirmesi doğaldır ama özgür insanların köleleri eleştirmesi doğru değildir. Peki kiminle özgürlük sorununu konuşacağız?

Demek istiyorum ki, başta Rezil Recep’in ümmet koyunları olmak üzere liderlerin malı olan siyaset müminlerini eleştirmek özgür bireylere yakışmaz.

Rezillik siyasi köle sahiplerinden çıkıyor. Onların üstüne etmeli! Liderleri için ölüme yatan kölelerin durumu hazindir! Bunlar için matem gerekir! Mağdur olarak görmek gerekiyor. Tüm Ak Parti koyunları mağdurdurlar. Radikal siyasî müesseselerde de durum aynıdır.

Köle olmanın belirtileri ve kullandıkları temel sloganlar onların efendilerine olan sevdalarını iyi açıklıyor!

Misaller:

“Atam sen kalk ben yatam”

“Bı can bı xwîn ez jı tere me ey Saddam”

“Senin köyde ayak bastığın toprağı yiyeyim ey ulu hakan”

“Senin ayaklarının altındaki tozun olayım liderim, şahım, şahişahanım, hakanım, başbuğum, şeyhim, seyidim, papazım…”

Türkiye’de halkların köleleştirilmesinin sonucunda ortaya çıkan çok acıklı bir sahne vardır. İnsan farklı ulusal değerlere sahip olduğu halde Türklüğe ve Türkiyeliliğe karşı kendini sorumlu hissettiği ve TC tarafından verilen gaz kadar seçimlere ilgi duyar. Çünkü faşist TC demokrasisine işlerlik kazandırmak, üstü Mekke, altı Selanik olan köleliğe razı edilmiş vatandaşlarının görevi sayılıyor!

Bu imanlı coğrafyada erdemli ve erdemsiz ayırımı yapılamaz. Çünkü bu sahada ümmet-i Muhammed eşitliği kanıksanmıştır. En muteber insan TBMM’inde veya başka bir yerde TC’ye bağlılık yemini eden zat-ı muhteremlerdir şeklinde düşünülür. Yani, Kürdlere bu talihsizlik kabul ettirilmiştir!

Türkiye’de herkesin siyasal davranış reflekslerini Türk derin devletinin kurumları belirliyor. Bizim birbirimizin boğazına yapışmamızı bile TC derin yapısı sağlıyor.

Nasıl bu hale geldik?

Cevap çok basit: TC’nin yoğun çalışmasıyla. Bu yüzden biz ve TC birbirimize karşı uyumluyuz ama Kürdler birbirine karşı uyumsuzdur.

Teorilerimiz TC’nin derinliğinden, pratiğimiz attığımız yanlış ve kölece adımlarımızdan. Hatta faşist TC meclisine girip TC’ye bağlılık yemini ediyoruz. Yani yeminli köleyiz ve yeminimize bağlılığımız her davranışımıza yansıyor!

Üstümüz Mekke, Altımız Selanik. tuhaf! Mekke develerine sevdalandığımız kadar Selanik katırlarına sevdalıyız. Bu karanlıkta göz gözü görmüyor, üstelik rehberlerimiz gerçeğimizi görmeyen bakar-kör ve Tc derin görevlileri, sözü muteberleştirilmiş topallar, TC Genelkurmayı’nın merdiven altında, devlet siyaset golıkleri üretme çiftliğinde üretilen ürünler…

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

İNSANLIK ERDEMLERİNDEN UZAKLAŞAN ÇÖL KARANLIĞI

Posted by kaniyasor 29 Mayıs 2018

k.y.Kani Yado – 29.05.2018

İnsan yaşamının korkuluklar mezarlığına döndüğü karanlıkta gerçekler para etmiyor. Karanlığın çöktüğü bu toplumlarda dinin ve siyasetin mahalle üfürükçüleri ulema olarak ünleniyorlar. Tüm yaşam alanları Alici ve Sünnî Yezitçi mahalle üfürükçülerinin egemenliğindedir. Üfüren üfürene!

Keskin zalim kılıçlı ve zülfikarlı kelle uçurucu kahramanlar çocukların cücüklerini de uçuracak kadar savaşçıdırlar!

Bunlar solcu olmuş veya sağcı olmuş, fark etmiyor. 14 asırdır böyle şekillenmişler, normale dönüş o kadar kolay mı?

Rabbimiz XWEDA, belki İnsanlar ders alsın, Arapları ve Türkleri musibet olsun diye yaratmıştır. Olamaz mı yani?

Rabbimiz insanlığı cengâver Türk ve Araplardan korusun. İnsan gerici TC devletine esir olup hürriyetini kaybettiğinde İsmi Arapça, soyismi Türkçe olur. Böyle görkemli üstü Mekke, altı Selanik olan canlı gördünü mü?

Biz çöl karanlıkları tarafından beyinden vurgunuz! Kirliyiz, beynimiz çöl barbarlarının kirli fikirlerinin istilasındadır. Kirli değil miyiz? Gerçeklerin aynası yok ki kendimizi bu aynada görelim!

Çok kadınlı ve çok cariyeli din önderlerinin kutsandığı toplumlarda namus, şeref ve insanlıktan bahsetmek gülünç olur. Sarıkların, cübbelerin ve maskelerin altında saklanmak insanın değersizliğini gizleyemez.

Buna rağmen Kürdlerde hala erdemli insanlardan bahsediyorsak, Mezopotaamyalı Kürdlerin kültüründe sağlam bir temel vardır. Biz bu sağlam temel üzerinde bir ulusun yeniden inşasını sağlarsak Mezopotamyalıların asaletini yeniden dünyaya gösterebiliriz.

Roma köle orduları ve işgal-talan ganimetlerini amaçlayan ve köle savaşçılardan  oluşturulan Mekke Muhamediye köle orduları incelenirse bu konu daha kapsamlı bir şekilde bilince çıkarılır.

TC derin devletinin atadığı memurlara din adamı veya lider deme tartişması, Osmanlının son döneminde İttihat ve Terakkicilerden günümüze kadar TEŞKİLAT etrafında devam ediyor.

Talat Paşa’dan günümüze kadar işgalclerin derin yapılanması, atadığı memurlarını dini otorite veya lider olarak halka kabul ettirmede başarılı olmuştur. TC’nin dinciliğe yönelmesi de işgalcilerin derin devletine ait dönemsel bir tercihtir.

Derin devletin siparişi üzerine Anadoluya yerleşen devşirme  kavimler her zaman sinsi oyunlarla yerleşik düzendeki yerlileri bertaraf etmiş, sonuçta katliam ve asimilasyonla bitirmiştir.

TC, ayar verdiği Kürdlerle siyaset yapıyor. Şimdi bölge dünya gündemine girince Kürdlere düşman olan her kesle iş yapıyor. Kürd taşeron unsurların kullanım tarihi geçse Kürdler rahat eder.

TC’nin kullanma ustası Teşkilat, Cumhuriyetten önce kurulmuş ve günümüze kadar çeşitli isimlerle faaliyet göstermiştir. Teşkilat, Kürdleri peşine takacağı zat-ı muhteremleri önce olarak ünlü yapıyor sonra tabulaştırıyor.

Said-i Nursî de Teşkilat’ın o zamanki koşullarına göre hazırlanmıştı. İki tane nazariye kopyesi insanları celbetmeye yetiyordu.

Şimdi biz Kürdlere derin teşkilat yaratması tabulaşmış Said’i Nursî’yi ve günümüzün sol bediüzzamanlarını belgelerle bile anlatamıyoruz.  İşte bu denli şiddetli imanlı olmak böyle bir şeydir!

Geri toplumlar bir dikili taşı, bir kurumuş ağacı Tanrılaştırdığında, o tanrının ölümü bin yılları alır…

Bizim yaşadığımız arazinin insanları Tanrı yaratmakta mahirdirler. Ellerinin hamuruyla, ellerinin çamuruyla o kadar tanrı yarattılar ki, şimdi bölgede tanrı enflasyonu yüzünden elleri birbirlerinin kanına giriyor!

Gericiliğin Alicisi, Muaviye-Yezitçisi arasında fark yok. Çölün kızgınlığında iman kızkınlığı şiddetli olur!

Gericiler hem kuldurlar ve hem de göğün 7. katına göz koyar, Allah’a komşu olmak isterler. Sağına Yezit’i soluna Ali’yi alarak İblis’ten boşalan yeri ikisinin arasıdaki makamda icra etmek isterler.

Bu arabesk gericiler kullukta elde ettikleri becerileri, insanları kendine kul etmek için deneyim olarak kullanırlar.

Siyasal kulluk yoğunluğunda epey deneyim kazanan Kürdler Türkiyede demokratik cumhuriyet kulluğunu başaramadılar. Değişen dünya koşulları yüzünden demokratik konfederal kulluğunu da başaramayacaklar.

Cemaat-ı Kemal’in modası geçtiği için demode siyasetin peşine düşmeye gerek yok. Derin devletin plan ve program şurası bir yol bulur.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Ramazan sohbeti: İSLAM İNKILABI DA KISA SÜREDE KARŞITINA DÖNDÜ

Posted by kaniyasor 22 Mayıs 2018

k.y.Kani Yado – 22.05.2018:

İnkılaplar değişim rüzgârıyla büyük heyecanlara neden olurken, değişimlere karşı olan ve muhafazakârlık mevzilerinde pusuya yatan karşı-inkılapçı dinamikler hemen harekete geçer.

Sosyolojinin bir dalı olan siyasal bilimlerin devrim ve karşı-devrim mevzusu ile  fizik biliminin hareket ve karşı-hareket konusunun tıpa tıp benzerliği bilim disiplinlerinin uyumu gerçekliğini bize gösteriyor.

Burada pozitif bilimin insan bilinci üzerinde pozitif tesir yaptığı görülüyor

Hurafelerden ibaret olan dinsel ve mitolojik  yalanlar, tanrısal tebligatlar olarak gösterilerek insanların yüreğine indirilen korkuların ve korkulukların Hıristiyan toplumlar ne hale getirdiğinini insanoğlu büyük acılarla gördü. Şimdi Müslüman ülkelerin insanları da aynı noktaya geldi.

Rabbimizin yaratma kudretini, hurafelere ve mitolojiye dayanan nazariyelerde değil, pozitif bilimin  beynimize işlediği müspet etkide görebiliriz.

Muhafazakarlık, yani geçmişe çakılı kalmak, hurafelere bağlı bireylerden müteşekkil  toplumların değişmez karakteridir. Bu yüzden dünyada büyük etkisi olan devrimlerin heyecanı kısa olur.

Yeniliğe açık olmayan muhafazakâr toplum ve barındırdığı geri dinamikler, özlem duydukları geri biçimlere hızla savrulur.

Gericiler muhafazakarlığın saçmalığında kaç yüzyıldır çocukların cücüklerine karşı kılıçlarını çektikleri gibi, savaş denen cinayeti kutsallaştırıyorlar! İğrenç! Rabbimizim eserlerini beğenmeyip insanlara yeni biçimler vermek, insanların yaşam hakkını ihlâl edip öldürmek!

Çevrenizde gördüğünüz sünnetli gericiler şimdi mağaralarda yaşamadıklarına göre etkileşimden paylarını almışlardır. İşte bu taş kafalı gericilere rağmen devrimlerin insanlığa kazandırdığı ortada!

Fizikte hareket konusunda geri çekim ile ileri çekim kuvvetin karşılıklı etkileri vardır. Geri çekim sürekli geriye çekmekte direnirken ileri çekim kuvveti maddeyi ileriye sürüklüyor.

Toplumlar da böyledir. Toplumun muhafazakar kesimi yaşamı geriye çekerken bilim ve tekniği rehber alan azınlıktaki güç çoğunluğu tren lokomotifi gibi arkasına takılı olan tümünü ileriye çekiyor.

Dün treni “gavur icadıdır” diye taşlayanlar şimdi iktidarda oldukları halde bilime ve tekniğe boyun eğmiş durumdadırlar.

Gericiler dini hurafelerle insanlığı geri çekebilseydiler insanoğlu hala Mekke, Medine ve Kudüs ve diğer yerlerdeki mağaralarda maymunsu bir yaratık şeklinde yaşamaktaydılar. Şimdi oraya takılı kalanların maymundan farkları yok ya, ne ise….

Günümüzde dünyada büyük sorunlar yaratan radikal Müslümanlar, İslam paradigmasının sahibi Hz. Hatice’nin vefatından sonra  İslam devriminden çark eden çöl ilkel topluluklarının erkek egemenlikli karşı devrim hareketinin devamıdırlar.

Hz. Hatice’nin vefatından sonra bu barbarlar hurili erkek cenneti yaratarak hala O’nun maddi varlığı üzerinde tepişiyorlar!

Hz. Lenin’in ölümüyle heyecanını kaybeden Sovyet Devriminden çark eden ve çöl gericileriyle dirsek temasındaki Rusya’nın çıkarcı tutumu da çağın karşı devrim hareketi olarak her şeyi açıklıyor!

Karşı devrimlere karşı devrimler kesintiye uğrarsa felaket olur!

Tabular toplumu Osmanlı artığı Türkiye, modern eğitime geçtiği halde yetiştirilen yeni nesiller de demokratik yaşam biçimine uyum sağlayamadığı gibi, çağdaş dünya ile barışık olamıyor ve bu toplum Mekke deve ahırlarına sevdalı biçimde yaşıyor!

Kapı kulu sadakatiyle liderlere bağlı ve çöl bedevi yaşamının hasretiyle yanıp tutuşan Türk ve diğer halklardan oluşan müşriklerden sadık köleler olur ama çağdaş demokrat olamaz.

Barbar erkek egemenliğinde kalan İslamiyet, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi mensup olduğu Sami kabilelerinde ortaya çıkan bir dindir. İslamiyet’in ve Hıristiyanlığın atası Yahudilik, Aryan dini Zerdüşt inancının taklidinde ortaya çıktı ve taklit ettiği kaynağın inkarı üzerinde şekillendi.

Rabbimizin adına söyledikleri yalanların ortaya çıkardığı çıkmazlardan her kes olumsuz etkilendi.

İsrail kavminin insanların efendisi olarak yaratıldığı yalanı ırkçılığın altyapısını oluştururken, bu yalan Hitler kurşunu olup Yahudilere saplandı. Artık insanoğlu kendi yalanının kurbanı olmamak için düşünmeye başladı.

Hıristiyanlık yüzyıllarca kendi ümmetine ve çevre ülkelere yaptığı zulümlerden sonra  reformlarla devletin dini olmaktan çıkarılarak özerk kurumlaşmaya giderken, devlet dini olarak kalan İslamiyet’in yarattığı havada bulup tavada yiyen asalak din adamları ve köle sahipleri sınıfı toplumsal irade üzerindeki tekeli hala devam ederek toplumun kesintisiz olarak tutsak olmasına neden oluyor.

Biz bölgenin sınıfsal analizlerini yaptığımızda, ticaret erkanı, parazit ruhani sınıf, korsanlar, eşkıyalar ve kölelerden oluştuğunu görürüz. Burada şiddete dayalı olan bir toplumsal yapı vardır. Şiddeti en fazla kullanabilen, insanları çok sayıda katleden güç muteber ve muktedir görülür.

İnsan onurunu en fazla çiğneyenler güç ve kudret sahibidirler. Çok gasp eden kahramandır. Bu gün olduğu gibi o zaman da savaşçılar en alt sınıftandır. Yani köleler efendileri için savaşırlar.

Köleler bu sistemde alınıp satılabilen mal statüsünde olduğu gibi aynı zamanda köle sahibinin savaşçısıdır. Köleler savaştırılırken şahadetler, öbür dünyada cennetler, huri melekler taahhüt edilerek savaştırılıyordu.

Korsanlar ve eşkıyalar fiili saldırılarla silahlandırdıkları kölelerle birlikte talancılık, ticaret kervanlarının gaspı, yerleşim alanlarına baskın yaparak ganimetler elde ettiklerini görüyoruz.

Toplayıcı ruhani sınıf insanları Allah adına korkutarak çıkar elde ederlerken, eşkıyalar şiddeti kullanmışlardır. Ticaret kervanları da köleleri silahlandırarak ticari mallarını eşkıyalardan korumuşlardır.

İslamiyet’in doğuşu, bu koşulların dayanılmaz çirkinliğine karşı bir tepki olduğunu söylesek yanlış olmaz. Burada sınıf tercihi ticaret erbaplarının istikrarlı bir topluma geçişi sağlayıp rahat koşullarda daha kazançlı bölge ticaretini geliştirmektir.

Bölgenin en zengin ticaret kervanı Hz. Hatice’nin İslam olarak isimlendirdiği İslam ticaret kervanıdır. Bu kervanın sık sık saldırıya uğraması, Hz. Hatice’nin Muhammed’den önceki iki eşinin de onun imkanlarını gasp etmek için öldürüldüklerini biliyoruz.

İslam paradigması sahibi Hz. Hatice’nin vefatından  sonra erkek cennetine çevrilen İslamiyet, Hz. Hatice’nin vefat etmeden önceki masum haline çekilmedikçe ve bu bağlamda reforma tabi tutulmadığı müddetçe haddini aşmış  bu dinin gericileri insanlığa düşmanlık yapmakla ve bu bölgede kan dökmekle yetinimeyecek, terörü dünyayın her tarafına yayacaklardır ve kan akmaya devam edecektir..

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

RAMAZAN SOHBETLERİ

Posted by kaniyasor 18 Mayıs 2018

imajim.daireKani Yado
Kendi yöremizde Ramazan aylarını biz sabırsızlıkla beklerdik. 1950 yılları ve 1960 yıllarının başında henüz politikleşmemiş cami cemaatinde teravih namazları biz çocuklar için çok eğlenceli oluyordu.
Daha sonra devlet ayarlı Hazreti Necmeddin Erbakan denen beynamaz günde 8 vakit namaz kıldığı munafık ortamlar ortaya çıkınca insanlarda neşe kalmadı.
Siyasi İslamcılar her şeyi berbat ettikten sonra camiler de munafıkların kurumu haline gelirken vicdanlı insanların uğradığı ibadet yerleri olmaktan çıktı. Bazı yerlerde insanlar camilerini bile değiştirdiler.
Biz ondan sonra camilere girmedik ama kıçlarından toplu iğne yiyenlerin çığlıkları kulaklarımızdan hiç çıkmadı ve Bekir Aslan abimizi hiç unutmadık.
Bekir Aslan abimiz daha gündüzden teravih namazında çocukları güldüren projelerini hazırlardı. Çarşıda veya yolda abimizi gördüğümüzde etrafına toplanır “abi bu gece teravih namazında yeni birşey olacak mı?” diye sorardık. O “çocuklar hele bir gelin mutlaka birinin kıçı yanacak” derdi.
Biz Ramazan boyunca akşamın zengin sofralarını ve teravih namazlarında güzel abimizin kattığı neşeyi görmek için akşamları sabırsızlıkla beklerdik. Namaza durduğumuzda cemaatin içinden nerede bir çığlık duyulsaydı, biz birinin Bekir Abimizin iğnesini kıçından yediğini anlardık.
Olay anlaşıldıktan sonra büyükler kıçlarının güvenliğini sağlamak için iğnesiz yerlerde namaza durmayı tercih ederlerdi. Deşifreden sonra iğne el değiştirilince her akşam farklı yerde kıçını alıp koşanlara şahit oluyorduk.
Gülüşler, fısıltılar derinden derinden yayılıyordu. Liderimizle başa çıkamıyorlardı. Çocukları iyi örgütlemişti, büyükler artık kıçlarının namusunu koruyamıyorlardı. Önce tepki oldu ama sonra yavaş yavaş alıştılar.
Tepki gösterseler ne fark ederdi? Eylemin failleri öyle planlı hareket ediyorlardı ki, kimse onlarla başa çıkamıyordu. Liderin iğnesi elden ele dolaşıyordu, kimi sorumlu tutabilirler? Her akşam birinin kıçından iğne yemesi artık bir kader olarak algılanmıştı.
Yaşadığımız coğrafyada Ramazan ayları İslamiyetin ilanında günümüze kadar dönemin özelliklerine göre farklı sohbet, eğlence biçimleriyle geçirilmiştir. Geçmişte insanlar dünyanın bazı yerlerinde güneşin batmadığını bile bilmezlerdi.
Öyle yerlere yerleşen bir mümin güneşin haftalarca batmadığını gördüğünde kafası karışırdı. Acaba “her yörenin Allah’ı farklı mı” diye düşünürdü.
İstanbulun fethinden sonra Osmanlı şeriata dayalı yaşamı uygularken İstanbulun yerlilerine reva gördükleri acılarla birlikte Ramazan aylarında iz bırakan hatıraları da bırakmıştır.
Cariyeli Osmanlı padişahları devlet-i ali saltanat sarayında Ramazanı nasıl geçirdikleri yazılmamış tarihe bırakalım! Biz sadece bu ayın halk arasında geçirildiği biçimiyle ela alabiliriz.
Ramazanların yaza aylarına rastladığı zamanlarda ramazan ayı zengin sofralı iftar vakitleri ve bol eğlence türleri hatıra gelir. Dönemin en sosyal yerleri imanlı açık hava kahvehaneleridir.
Yatsı ve teravih zamanlarından önce bu açık hava kahvehanelerine gidilir, teravih namaz vaktine kadar burada kahve içilir ve nargile nargile çekilir. Yatsı ve teravih namazından sonra Ramazan şenlikleri yapılan yerlere gidlirdi.
Bu eğlencelerin başında kukla, gölge oyunuda karagöz gösterileri, orta oyunu gösterileri ve meddahlardır.
Bilimin ve tekniğin gelişmesiyle birlikte günümüzde çok şey değişti. İletişim araçlarını baş döndürücü biçimde değişmesiyle birlikte ilişki biçimleri ve zevkler de değişti, bigi paylaşımı son hızla koşunca en kalın kafalılar bile sarsılmaya başladı.
Biz bu Ramazan akşamlarından bir sosyal medya paylaşımını sunarak günümüzün değişen koşullarında sorunlar ne kadar ustaca ele alındığını görelim.
Çağımızın ürünü sosyal medyanın da kendine özgü Ramazan akşamları olması çok doğaldır. Sosyal medyanın Razaman sohbetlerinden bir örnek şaheser sunalım:

FETHULLAH AZMAN: hala kiminle NİKAH düşer diye soru soran canlı türü var amk…

YOKSUL YASİN: hahahahahahaha

FETHULLAH AZMAN: ma öyle degil? ben şununla evlenecem nikah düşer mi? :)) ebenin hami amk, hala bu soruyu mu soruyon lan dangalak?!

YOKSUL YASİN: Madem bol oksijen yok niye bu kadar beyin yaratıyorsun Allahım?

FETHULLAH AZMAN: mamoste beyin yarattığı senin hüsnü kuruntun :)))))
melekler artık (uzunca bir zamandır) üstünkörü imalat yapıyorlar, büyük çoğunluğa beyin, bir kısmına tip çekmeyi unutup sallıyorlar vesselam… görevi savsaklıyorlar..
şifa niyetine bir damla beyin yok yahu…

AUDI ya da APPLE gibi arızalı ürünleri geri de cağırmıyo :)))

YOKSUL YASİN: Beyinden bahsederken ”Duanın nefesiyle ile çaydanlıktaki suyu altını yakmadan kaynattığını” söyleyen tıp doktorlarına şahit oldum. Ciddi ciddi bana bu menkıbeyi rivayet etti. Senin deyişinle AMK :))))) başka ne demeli?

FETHULLAH AZMAN: dur çay dedin de, ben şimdi suyu demliğe koyacam .. 3 kulhu bir elham da okuyacam + ayetel kursi ve ihlas…
dua da edecegim, eğer kaynamazsa o hocalara pis söverim haberin olsun… \

YOKSUL YASİN: ana baba karıştırma. ne dersen caizdir :)))

HACI RESUL: Sen olayı anlamamışsın Fethullah, ben yasak olan birine göz koydum bunun bir Kaçar tarafı var mı ? Ben ramazanda sex çok yapıyorum ufak öpüşmeden yada sahurdan sonra dujj yapmada bi zarar var mı? bi kaçarı var mı ? Hocam etme eyleme var de her sene soruyoz he de amk

FETHULLAH AZMAN: haci ben bizim milletten korkuyorum, bu eli götünde gezen dayılar boşuna gezmiyormuş bence :))))
lan millet bi ışık görse gördüğüne dürtecek amk.

HACI RESUL: Hem uçmayı biliyoz hem inbelik yapıyoruz, hocaların suçu yok bizde var ibnelik .

ZELOŞ :))))alemsiniz ha:))))

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Orhan Bakır

Posted by kaniyasor 16 Mayıs 2018

Orhan BakırOrhan Bakir

‘’13 ‘ten bir gün önce

Yürekten kopup gelen,

Bır göz selamı

Bır gülümseme

13 Mayısta düştü toprağa

Toprak güllerle kızıl kızıl

Son gülümseme bende saklı kaldı‘’Kani Yado

 

Orhan BAKIR (Armenak BAKIRCIYAN)

13 Mayıs 1980’de Elazığ Karakoçan’da düşürüldüğü pusuda katledilen TKP(ML) TİKKO’nun önder kadrolarından Armenak Bakırcıyan, 1953 yılında Diyabakır’da doğar.

Terzi bir anne ile küçük çaplı ticaret yapan tüccar bir babanın 8 çocucundan biridir. İlk ve Orta okulu Diyarbakır’da okur. Daha sonra İstanbul Üsküdar’daki Surp Haç Lisesi’ne yazılır, üniversiteyi kazandıktan sonra da bu okulda Hrant Dink ile birlikte belletmenlik yapacaktır. 

Delikanlılığa adımını attığı yıllar, Türkiye sokaklarının en hareketli olduğu yıllardır. 68’de Paris’te atılan kıvılcım tüm dünyayı sarmış, Türkiye’yi de yoğun şekilde etkilemeye başlamıştır. İşte tamda böyle bir dönemde tanışır devrici düşünceyle.

Sonrasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ni kazandığında devrimci saflarda örgütlendikleri yerTKP(ML)’dir. İsimlerinin örgütlü faaliyet önünde engel olmaması aynı zamanda yakalanmaları durumunda Ermeni Cemaatinin zarar görmesini engellemek amacıyla birlikte olan üç arkadaş olarak farklı isimler alırlar. 

Hrant adını Fırat yaparken, Stefan MuratArmenak ise Orhan yapar. Ölümünden sonra özellikle faaliyet yürüttüğü Tunceli, Bingöl çevresinde doğacak olan pek çok çocuğun adı da Orhan olacaktır. 

Partinin çesitli faaliyetlerinde yer aldıktan sonra polisin yaptığı bir operasyon sonucu TİKKO‘nun (Türkiye İşçi – Köylü Kurtuluş Ordusu) bir hücresi çökertilmiştir. Hücredekilerden birisi Armenak Bakırcıyan’ın da adını vermiştir. Armenak, örgüt üyesi suçlamasıyla hakim karşısına çıkartılır. Tutuklanır ve İzmir-Buca Cezaevi’ne sevk edilir. 

Bu sırada “örgüt”, Armenak‘ı “tutsaklıktan” kurtarma kararı alır. Bunun için de en uygun yer hastanedir.Armenak, dişlerinden rahatsızlığını bahane ederek, hastaneye sevk edilir.18 Ekim 1977’de hastaneden kaçırılır. Ama bu sırada iki jandarma eri istenmeden de olsa öldürülür.

Armenak bu olay sonrasında tüm gazetelerin manşetlerindedir. Firarından iki hafta sonra ise İstanbul’da Kızlarağası Hanı soygunu gerçekleştirilir. Basın ve polis bunu da Armenak’ın yaptığını düşünür. 

Artık Armenak için İstanbul’da saklanma imkânı kalmamıştır. Bir şekilde “kırsal”a çıkacaktır. Nitekim, kısa bir süre sonra adı Tunceli – Elazığ – Erzincan üçgeninde duyulmaya başlanır. Kod Ali Ağa, aslındaArmenak‘tan başkası değildir. Dağlarda o çok istediği özgürlüğüne kavuşmuştur.

13 Mayıs 1980’de Elazığ Karakoçan’da bir pusuda katledilir. Naaşı devlet tarafından Kimsesizler Mezarlığı’na gömülür fakat Armenak’ın vasiyeti bellidir: Dersim Mazgirt Faraç köyü‘ne gömülmek istemiştir ölmeden önce. 

Cenazesi Yoldaşları tarafından kaçırılarak Faraç köyüne götürülür, yüzlerce insanın katıldığı bir törenle toprağa verilir … 

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

CEPÇİ RECEP SADDAMIN HEYKELİ GİBİ DEVRİLMELİDİR

Posted by kaniyasor 12 Mayıs 2018

k.y.Kani Yado – 12.05.2018:

Çağdaş niteliklere sahip Selahattin Demirtaş’a  karşı geliştirilen puştluğun dünyada benzerinin olabileceğini sanmıyoruz. TC neden bu puştluğa gerek duydu?

TC derin devleti, kendi devlet üretme çiftliklerinin derin dehlizlerinde biçimlendirdiği politik çizgilere sahip unsurların önünü açmaya çalışır. Bu yüzden önce Selahattin Demirtaş engelini  aşması gerekiyordu.

Zalim TC! Afrin’e müdahale etme gerekçesini elde etmek için kullandığın unsurlarla başarıya da ulaştın. Artık elini çek Kürdlerin yakasından!

TC’nin gerçek niyetini bildiğimize göre doğru düşünmek için bir engel kalmadı. TC’nin başarıya ulaşması için hendek kazdırma imkanları da kalmadığına göre doğru sonuç elde etmenin koşulları vardır.

TC topluma öncülük edebilecek çağdaş insanları bir şekilde etkisiz hale getirmeye çalışırken, bize düşen görev TC üretmesi olmayan öncüleri sahiplenmektir.

TC’nin derin siyasi palyaçoları, HDP’yi devletin yörüngesine yerleştirmek için Başkan Selahattin Demirtaş’ın TC’ye rehin olmasının koşullarını olgunlaştırdılar.

Ankara’nın siyasetçileri üretme çiftliğinde üretilen derin siyasiler şimdi TC ile sahte demokrasi meydanında show yapıyorlar. Cepçi Recep’in kendi bakanıyla ulu tanrı tarafından yazılmış ıslak imzalı mektuptaki TC derin talimatını uygulamadığı için rehin alınan bizim Selo’a sahip çıkma görevi damarlarında Kürd kanı dolaşan her Kürd ve gerçek demokrat olan aklıselim tüm insanların görevidir.

TC, vicdanlı Kürd liderlerin ortaya çıkmaması için elinden ne geliyorsa yapmaktadır.

TC Devleti, Kuzey Kurdistan Demokrat önderi Selahattin Demirtaşı kolaylıkla rehin alıyorsa, işbirlikçi Kürdlerin TC’ye karşı sadakati bilinen unsurların mevcudiyetinden bahsedebiliriz.

Bu durum karşısında modern toplumlarda olduğu gibi, Kürdlerin doğru  bir refleks göstermesi gerektiğini söyleyebiliyor muyuz acaba?

Kuzey Kürdleri vahiyle hareket eden çöl bedevileri gibi kendi muhtarlarının ilettiği derin emirlere göre hareket ederler, bu sadakat incelemeye değer değil mi? Tüm Orta Doğu devlet üretme çiftlikleri böyle değil mi?

Ergenekon’u sorgulayan Hz. Recep, bugün neden Ergenekon mahkumlarıyla koalisyon kurdu?

Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Silivri ve diğer cezaevlerinde bulunan Ergenekoncu askeri personel ve derin sivil unsurlarla görüşüp AKP’yi desteklemek koşuluyla serbest bırakılacaklarını kendi yüzlerine söylendi.

Hangi dengeler değişti ki, Ergenekon operasyonunun faili olan Ak Parti Ergenekon ile resmen koalisyon ortaklığında anlaştılar?

Ergenekon’un üfürükçüler cephesinin mollası ve Kenan Evren ataması Fetullah’ın yerine cepçi Recep atanırken, Kenan Evren’in ataması olan Fetullah tasfiye edildi.

Ergenekon’un Kürd masası, Türk sol masası, sendikalar massı ve diğer kurum masaları Ak Parti ile aktifleştiler.

TSK güdümlü tüm sağ, sol ve dinci-üfürükçü örgütler dönemin dengelerine göre politik tavır takındılar. Doğu Perinçek’in yerine Teşkilat-ı Mahsusa patronlarından Cemal Paşazade Hasan Cemal derin İstihbaratın Kürd masasına atandı.

Tek tanrılı siyasetin moktan diktatörleri dokunulmazlık zırhını inşa ederek hesap vermekten kaçarlar. Cepçi Recep adam yokluğundan adam gibi görünürken, komşumuz Türkiye iflasa doğru hızla sürükleniyor.

İnsan iflasa, pahalılığa, açlığa dayanılır ama gericilik felaketi insanların hayatını çöl devesi ahırlarına çevirir. Dünya felaketinin habercisi uğursuz Cepçi Recep bir an önce gitmelidir. Bütün diktatörler Saddam Hüseyin’in heykeli gibi devrilip layık oldukları akibete uğratılmalıdır.

Tek tanrılı yaşam ve siyaset bimini kanıksayan Kuzey Kurdistan siyasetinin alaturka niteliği ile Aşiret eksenli liderlere sahip Güney Kürdistan siyaseti ulusal olmadıkları için Kürdler arası birlik arayışının Ankara’ın derinliklerinden ve arabesk politikanın tahribatları yüzünden mümkün değildir.

Kürdler sürekli Türkiye’nin siyasal taleplerine göre barış ve savaş koşullarını yarattılar. Türkiye sıkıştığı zaman Kürdleri  korkuluk olarak harekete geçirdiler.

Kürd düşmanşlığı siyaseti ile Türkiyenin avanaklarını Türk kimliği etrafında birleştirdiler. Böyle olmadı mı ey cemaat-ı belengaz?

Tabulaştırılmış soytarıların çiftlikleri durumundaki gerici coğrafyada toplumsal iradeye dayalı örgütlenmeler mümkün değildir. Tek tanrılı inançsal geleneklere sahip olan toplum, aynı zamanda tek tanrılı siyaseti benimserler.

Her şey değişmelidir. Her kes değişimci olmak zorundadır, aksi halde her kesin tabuların tutsağı olduğu bu coğrafya insanlığın baş belası olmaya devam edecektir.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

İŞGALCİ TÜRKİYE BİR KORKU İMPARATORLUĞU PEŞİNDEDİR

Posted by kaniyasor 6 Mayıs 2018

k.y.Kani Yado – 06.05.2018:

Türkiye Cumhuriyeti devleti işgalci korsan bir devlet olarak kuruldu. Bu talancı ucube devlet Anadolu’da bir korkuluk olurken, toplum korkunun esiri olmaktan kurtulamadı.

Toplumun partnerleri olan bireyler bu devlet tarafından kişilik kodlamasına maruz kalırken dünya insanlık  değerlerinden çok uzak tipler olarak biçimlendiler. Hele ağzı ishal olmuş bir RecepTayyip Paşa var ki, ağzı kalabalık mı kalabalık!

İşgal ve talanın suçluluk etkisi altında sürekli bölünme korkusunu üreten Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk toplumu suçu örtme telaşı içinde muhakeme ve sorgulama erdemlerini kaybetti. Oysa akliselim olmak insanı doğruya götürür.

İnsanlık için faydalı olan her yaklaşım Türkiye için de faydalı olabileceği unutulmamalıydı. Dünyada bölünen ülkeler geliştiler ve süper güç oldular. Bölünme korkusunu yaşayan zebaniler ise kendi rezil emellerinin tutsağı kalarak dünyada rezil bir duruma düştüler.

Bölünme korkusunu siyasal alanda yayan ırkçı TC zebanileri United States Of America’nın(Amerika Birleşik Devletleri) 51 devlete bölünmüşlüğünü, İngiltere’nin bölünmüş şeklinin insanca ortaklaşma halini bilmiyorlar mı?

Kürd toplumu söz konusu olduğunda TC ve TC devlet çiftliklerinde biçimlenen toplum ırkçı faşist tavırlarını koyuyor!

Almanya, bayrakları ayrı, hükümetleri ayrı çok sayıda özerk federe devletlerden müteşekkildir.

“En büyük öküz bizim öküz” söylemleri, “tek devlet, tek bayrak, tek millet ” şeklinde kanıksanan rezil söylemler insanları insanlıktan çıkarmaktan başka bir işe yaramayacaktır!

Korkuluk üreterek insanları ruhen esir etmenin sonu yoktur. Bir gün mutlaka bu özne kendi pis niyeti tarafından vurulur!

ABD Rusya’ya karşı El Kaide korkuluğunu  örgütledi ve sonra bu korkuluk tarafından vuruldu. Her zaman dünyada bu talihsiz durumların örneklerini bulmak mümkündür.

TC, Kürdlerden bölünme korkuluğu yarattı ve Türkleri korkunun esiri yaptı! Sonra silahlar TC’ye dönebilir.

TC on yıllarca Yunanistan’ı korkuluk olarak gösterip Anadolu’daki tüm prasaları, maydanozları, patlamaya hazır patlıcanları, minare minare salatalıkları, Karadeniz finduklarını, Orta Asya kabaklarını Türk kimliği altında birleştirdi.

Yani Kürdleri korkuluk olarak gösterip Türkleri insanlıktan çıkarmanın gereği var mıydı?

Şimdi tüm zerzevatları korku sardı! Aha Türkiye bölündü bölünecek! Bu mêrat hıyar gibi bölünme tehlikesi altında!

Türklere boşu boşuna Afrin’de askerlerini öldürtmenin hesabını vermemek için bir erken seçim heyecanı üretti! Daha önceki seçimde korkuların  padişahı tarafından bir ferman geldi, “barajın altına düş!” dedi. Selo’nun Zaza inadı tuttu ” barajın altına düşmenem” dedi.

Korkunun Padişahı “lo Selo sen görürsün! Ben seni TC’ye rehin aldırmazsam bana bediüzzaman korkuluğu demesinler!” diye ferman eyledi.

Vay duman başıma! Xalî lı serê min be! Hala şahların, şahişahanların kapıkulları da mı var?

Recep Paşa’nın korkusunun karşısında bastırılmış tavuğa dönen Türkiye toplumu, demokrasiyi domates sanıyor.

Vekil olmak için Türk İstihbarat teşkilatından onay gerekiyormuş! Bu zebanilerin onayından geçen aday adaylıkların ne gibi kıymet-i harbiyesi olabilir? Hiç umutlanmayalım, bunlar ırkçı TC aşısı yemişler. Tilkilerin kuyruğu Selanik’te birbirine kavuşur.

Boşuna deve seyisliğine siyaset dememişler. Seyisliğin puşt kuralları vardır. TC tarafından rehin alınan bizim Selo’yu daha çok özleriz…

İnsanlar neden böyle?

TC derinliğinde alaturka Kürdler neden sırtını Kürdistan’a, yüzünü Ankara’ya çevirdi?

Mezopotamya’nın Mekke şehir devleti tarafından işgalinden sonra bölgenin tüm halkları şimdiye kadar sendrom yaşıyorlar. Bu alanlarda mallar talan edildiği gibi kadınlar da tanrısal hak yalanıyla İslam şeriatı gereği ganimet olarak gasp edildi. Ganimet nesilleri kolay Türkleşebilir ve kolay Araplaşabilir.

Yetim kalanların torunları bu acıları nasıl unutabilir?

Bu duruma düşen milletlerin bilinçaltları çöl karanlığına dönmez mi? Mezopotamya’nın uygarlarından sayılan Kürdler ne kadar Kürd kaldı acaba?

Kürdler bu çöl karanlığından kurtulabilecekler mi?

Arap çöl bedevilerine komşu olmak zorunda bırakılan Kürdler Arap karanlığıyla benzeşerek Kürd milli değerlerini kaybetmekle karşı karşıya kalırken, Türkiyelileşme tehlikesi içinde yaşayan Kürdler kendi zalimiyle benzeşme tehlikesi ile karşı karşıya kalacak.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »