kaniyasor

kaniyasor.WordPress.com

MÜRTECİLER HAYVANLAR KADAR TÖLERANSLI DEĞİL

Posted by kaniyasor 7 Nisan 2018

k.y.Kani Yado – 07.04.2018

Şiddeti ve savaşı vazgeçilmez yaşam biçimi olarak algılayan mürteciler, mutedil hayvanlar Kadar Tekâmül Edemediler. Kim bu şiddet ve savaş manyağı  yaratıkları bu hale getirdi?  Din şeriatı veya şirk tanrı-lider denen efendisinin düzenini korumak için olamaz mı?

Doğal koşulların şiddeti ilkeli ve  ölçülüdür. Dinler ve siyasetler tarafından yönlendirilen ihtirasın kapıkulları denen unsurlar olan insanlar hayvanlar kadar mutedil mi?

Rabbimizin canlı eserlerinden olan  insanlar ve hayvanlar arasındaki farkları ancak davranış biçimleriyle anlayabiliriz. Doğa ile barışık olan hayvanlar daha mutedil davranışlara sahiptirler.

Öldürme içgüdüsü hep ön planda kalan insanların bu durumuna hayvanlar da hayret ediyor! Rabbimizin bu dilsiz eserleri ”bunlar çıldırmış olmalılar” diye mutlaka kafalarından geçiriyorlar.

Canlıyı tüketerek canlı kalan insanlar ve hayvanlar ölçüyü kaçırdıklarında biz buna “fahiş davranış” veya “yamyamca davranış” diyoruz. Bu konuda hayvanlar insanların vahşetine karşı rüştlerini ispat ettiler. insanlar savaşlarla yamyamlıklarını tescil ettiler.

Neden bu vahşet?

Bunu tek başına çöl dinlerinin insan üzerindeki tahribatlarına bağlamak yetmez. İnsanlık erdemlerinden yoksun olmanın başka nedenleri de olmalı!

Bize  göre, Rabbimizin adına söylenen büyük yalanların cezası ve şirklere tapanların işledikleri suçların ve kötü amellerinin cezasıdır.

Doğal koşullarda şahit olduğumuz şiddet ölçülüdür. Örneğin, “öldürerek yaşama biçimi” doğal dengelerin ürünü olan ölçülü şiddeti içerir.

Siyasal ve dinsel yalanların ürettiği şiddet ve şiddetin en yoğunlaşmış hali olan savaş, ölçülü değildir. İster buna kural dışı olan yamyamlık diyelim, ister sinsel ve siyasal yalanlarla bu gerçeği örtelim, insan ihtirasının ne korkunç bir durum olduğunu görüyoruz.

Orman yaşamını ele aldığımızda doğal şiddetten bahsederiz. Canavarların şiddet tarzı insan denen canavarlar gibi ilkesiz değildir. Canavar yaşamak için öldürür, insan canavar yok etmek için öldürür!

Hıristiyan Haçlı Seferleri ve Müslümanlardaki savaş biçimleri hayvanların şiddet ölçülerinden  daha vahşicedir.

Neden böyledir?

İnsanları köleleştirmek için Rabbimizin adına söylenen yalanlarla, köle sahipleri  kapıkulu sadakatini kendi çıkarları gereği, köle ümmetini yaratan vahşi çöl coğrafyasının malikleri olan  Samiler, Yahudiliği, Hıristiyanlığı ve İslâmiyet’i cahiliye dönemlerinin politik sistemleri olarak tercih ettikleri görülüyor.

Canlıların ve cansızların özünde karşıtlıkların olduğu gerçeğini hurafelerin yaratıcısı dinler bile kabul ediyor. Bu karşıtları, müspet-menfi, olumlu-olumsuz, pozitif-negatif, yalan-gerçek, savaş-barış… gibi zıt olan kavramlarla ifade ederler.

Bu karşıtları doğal karşıtlıklar ve sosyal karşıtlıklar ve türevleri olan yapay ve yaşamsal karşıtlıklar olarak çeşitlendirebiliriz.

Dinlerin ve siyasetin ürettiği yapay karşıtlıkların temelinde insan ihtirası vardır, bu karşıtlıkların yalana ve hurafelere dayandığını görüyoruz.

İhtirasa dayalı yalanlar için en müsait alanlar din ve siyasettir. Rabbimizin adına büyük yalanlar uydurup, insanları tabularla korkutarak insanların manevi dünyalarını esir alan dinler en büyük yalancılardır. Yalancılar gerçekleri, diktatörler özgürlükleri, sahtekarlar doğruluğu maske yaparak insanları büyük felaketlerle karşı karşıya getirdiler.

Savaş robotu haline gelen bile dünyanın gidişatından şikâyet eder ama kimse kendini bu konuda sorgulamaz.

İnsanlar devlet veya herhangi bir örgüt talimatlarıyla savağın ve barışın taraftarı olduğunda taşıdıkları beyinlerinin dahi vesayetlerinin başkalarının tekelinde olduğu ortaya çıkıyor.

Dünyanın güzelleşmesi için herkesin kendi çocukluğuna dönmesi gerekiyor. Bu koşullarda mümkün mü?

Çocuk nur topu gibi dünyaya gelir gelmez dinlerin ve ihtirasa dayalı dinlerin ve siyasetlerin kapıkulları olan  büyüklerin kucağına düşerler. Büyükler çöl yalanlarıyla çocukları kendine benzettiği şartlarda, her çocuk büyüdüğünde kana doymayan ebeveynine benzer.

Çöl vahşileri rahman ve rahim olan Rabbimizin  aksine kendi müzekker korkuluklarını tanrılaştırdıktan sonra, insani erdemlerden bahsetmenin anlamı kalmıyor ve insanlar savaş ve her türlü şiddet robotu olmaya devam ediyor.

Şiddete dayalı  karşıtlıklarla hayatlarını sürdüren geri toplumlar durup dururken bu duruma gelmediler.  Bölgede yaşayan insanlarımız binlerce yıldır küfürle(gerçekleri örtme) yaşıyor. Küfürzade olmaktan, yani kâfir olmaktan daha büyük felaket olur mu?

Çöl vahşet mitolojilerine gırtlağına kadar batanlar ancak putperest olur. Hele bir etrafınıza bakın, kimler tarafından sarılmış vaziyettesiniz! Putperestlerin serokları olur, nemırleri olur, ziyaretleri olur, darıkleri olur, paçıkları olur, efendileri olur ama insanî bilinci olmaz. Çünkü putperestlerde üst kimlik millet değil, tabu ümmetidir.

Reklamlar

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

En Büyük Felâket Aklıselimin Raydan Çıkmasıdır!

Posted by kaniyasor 5 Nisan 2018

Hüseyin Akıncı – 05.04.2018h.akin

Yaşadığımız bugünlerde  dünyanın benimsediği evrensel doğrularla insanlığın ne gibi özlem ve istemleri varsa, hepsi köhneleşmiş Türk milliyetçiliğine armağan edilme yarışında malzeme yapıldı. Özellikle Kürt sorunu, köhneleşmiş duygulara  havale etmenin kime neyi kazandırırsa kazandırsın, Kürt halkıyla Türk halkının geleceklerine zerre kadar bir kazancı olmaz. Bir iki oya oynayan siyasal arenalar, vatan millet Sakarya korosuna merak saran aydınlar, bitişlerini savaş atmosferiyle diriltmeye çalışan sözüm ona sanatçılar, şoven duyguların aşılarıyla ayakta tutunmaya çalışan adımlarla koşan Tatlıses’le,  Yavuz Bingöl’lerin, hangi halkın hangi değerlerine ne gibi yararları olabilir ki? Doğmuş ve henüz doğmamış Kürt evlatlarını, doğacak Türk yavrularını bir birine biraz daha düşman edilme özlemi çekenleri hesaba katmasak! Hem Kürtler bazında hem de Türk devleti açısından, Kürt sorunu günü birlik çıkarlara heba edilmeyecek kadar ciddi bir sorundur.

Doğmamışların geleceklerini dahi karartan bu gidişat, ne Türk halkına nede Kürt halkına bir yararı olmaz. Kürtlerle Türkler arası kardeşlik köprülerinin inşa edilme ihtimaline karşın, bu  kardeşlik beklentilerinin dahi, Afrin’e yönelik şoven seanslarla nasıl da anlamsız hale geldiği düşündürücüdür! Zira her türlü siyasal çıkarların dışında seyreden bir başka duygu seli vardır Kürtler arasında. Dolayısıyla, oranın ya da şuranın Kürtleridir denilen Kürtler arası bağ Siyasal ilişkilerden çok daha üstün gönül bağıyla bağlanmış akrabalığın olduğu unutuluyor galiba! Zira Afrin göstergesi, ne yazık ki, gelecek tüm kalıcı çıkarları geçici bir iki kazanca kurban edildiği görülüyor!

Kürt halkının ödediği bedel üzerinden nemalanarak, Kürdün emeğine musallat olan asalak Türk solu Kürtlerin geleceğine ne katkı yapmadığı gibi, marjinal bir kaç Türk ırkçısıyla, kişisel çıkar sanatından başka sanatçılıkla alakası olmayanların da uygarlığa kapısı yarılamış Türk halkının geleceğine bir katkıları olmaz. PKK nasıl Kürt sorunu bir kaç Türk sol Stalinistçilerle Maoculara  havale ederek Kürt sorunun içini boşatılmışsa, öyle görünüyor ki Ak Pati de, Türk halkının geleceğini Kürt düşmanlığına bağlayanlara havale etmiş gözüküyor.

Böylece, Afrin üzerinden hareketle, evrensel değerlerden yana düşünsel akıntının neyi varsa, fosilleşmiş ırkçılığın duygu sömürüsüne sömürge ediliyor! Evrensel özgürlüklerin yoksulluğuna, savaşla hortlatılan kin ve nefret zenginliğine mahkûm edilen halkların varlığı neye yarar ki? Halklar arası barıştan bahsedilmenin, savaş değil barış demenin garipsendiği toplumların ne geleceği olabilir? İnsanın insan oluşundan kaynaklı değerlere sırtını çevirip, şunun bunun çıkarsal savaşına alkış tutan sanatçıya sanatçı demek bu kadar kolay mı?  Sorgusuz sualsiz savaşlara alkış tutan aydınlara aydın gözüyle bakıp kavgalı toplumların kardeşliğine katkı beklemek olur mu? Bütün bunların, doğacak nesillere, savaş naraları ile kan kokusunun dışında bırakılacak ne miras olabilir sizce?

Velhasılıkelam, dünden kalan Ak Parti’nin Kürt açılımıyla, barışa yönelik çözüm arayışlarına ne kadar taraf olmuşsak, bugünle başlayan Kürtlerle savaşın olmazsa olmazlığına kapılan arayışlara da o kadar karşıyız. “Kürtler bu toprakların real unsurudur” diyen AKP ve Erdoğan’a dün ne kadar destek cıkmışsak, öldürmeyi rakamlarla ballandıran günümüz politikasına da o kadar karşıyız. Güney Kürdistan’la olan dostane ilişkileri ne kadar desteklemişsek, oranın şuranın Kürtlerin geleceğini Türk devletinin bekasıyla endeksleme algılarına da o kadar karşıyız.

 

HÜSEYİN AKINCİ

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

KARANLIĞI DEMOKRASİ SÖYLEMİ İLE MASKELEMEK

Posted by kaniyasor 29 Mart 2018

k.y.Kani Yado – 29.03.2018

Türkiye ve diğer İslam ülkelerin toplumsal manzaralarına baktığımızda siyasal ve dinamiklerin, kendi kara yüzlerini gizlemek için sürekli bir çabanın içindedirler. Tekçi devlet ve siyasal dinamikler, demokrasi kavramını kendi kapıkullarına ezberleterek tek tip insan birlikleri istihsal edildiğine şahit olduğumuzu orta çıkan  sonuçlarda görüyoruz.

Bu konuda Kürdler de benzeştikleri Türkler ve diğer çöl dinlerinin mağdurları olarak köleci toplum siyasal ve dini yaşam tarzının kurbanları olarak çağın pozitif değerleriyle barışık değildirler. Bu yüzden çözümsüz kalıyorlar.

Kürdler hangi milli erdemlerle Kürd olduklarını iddia edebilirler ki? Kürleri biraz avucunuza alıp sıkıştırdığınızda her taraftan Alici ve Muaviye-Yezitçi arabesk  karanlık fışkırıyor!

Türkiye’de ve Kürdistan’da demokrasi ile başlayan kavramlar havalarda uçuşuyor!

“Demokratik cumhuriyet, demokratik konfederalizm, demokratik özerklik… daha neler neler!

Hele tanrılaştırılmış liderlere, nemır tabulara tapma konusunda Mekke putperestlerini bile geçtiler.

Bu halle demokrat olmak? Pîrê nemire bahar tê!

Lo siz ne zaman demokrat oldunuz bizim haberimiz olmadı? TC derin devletine olan sadakatiniz yüzünden bir gün “demokratik Kurdistan” demeye yüzünüz tutmadı.

Gerici yaşam biçimleri yüzünden birbirine çelme atmaktan dolayı akıllarına gelmedi belki!

Demokratlık öğrenilemez ve öğretilemez; demokrasi ancak yaşanabilir. Demokratik ülkelerle, demokratik olmayan ülkeler ve bu ülkelerin insanlarını karşılaştırdığımızda, İslam ülkelerinin hiç birinin çağdaş anlamda devletleşmediği ortaya çıkıyor.

Kürdler tekâmûl etmeden boşuna devletsizlikten yakınmasınlar. İki bin yıllık köleci toplum zihniyetiyle devletleşmiş İslam kardeşlerinizden ve Türkiye’deki derin bağlarla kardeşleşmişlerin hangi duruşlarına özeniyorsunuz?

Bu ülkelerin toplumsal yaşam biçimleri hala iki bin yıl önceki ilkel bir yapıya sahip olduğu için devletin yerini somut tabular ve somut olmayan tabular almıştır.

İslam ülkeleri, ulusal devlet olamadıkları ve tekçi asalak tanrısal devlet oldukları için halk bu rezil sistemleri tasfiye edebilecek erdemlere sahip olamadıkları gibi, halk iradesi tarafından tasfiye edebilecek bilinçte olamadılar.

Havada bulup tavada yiyen, eski Roma Hıristiyan şeriat gericiliğinde olduğu gibi kilise otoritelerine  benzer asalak siyasal ve dinî mihrakların Ortadoğu coğrafyasında ülkelerini nasıl aile çiftliklerine çevirdiklerini bütün dünya gördü!

Bunlar tanrı-şirklerin SS birliklerine mensup oldukları için kimse cesaret edip sorgulayamıyor! Her kes kendi liderlerine, kendi şeyhlerine ve seyitlerine kapıkulu sadakatinde bağlıdır. Hatta ayak bastıkları yerde toprak olacak kadar!

Çağdaş anlamda devlet olmaları için üretim ilişkileri içinde aktif olan bir sınıfın iktidarı olması gerekiyor. Sosyal yaşam binlerce yıllık geleneksel kurallara uygun yürüdüğü  için çağdaş sınıflar ilişkileri sınıflar arası çelişkiler boyutunda ortaya çıkmıyor.

Havada bulup tavada yiyen asalak güçler üretim dışıdır. Bunlar dini veya askeri  güç olarak siyasal ortama sahiptir.

Bu üretim dışı iktidar, kendi vesayet kudretini kaybetmemek için alışılmamış baskıcı yöntemlere baş vururlar.

İdarî erk, toplumsal iradeye dayanmaz, şirk/ tanrı iradesi esas alınır. Üretici sınıflara dayanmayan ögelerden oluşturulan legal veya illegal örgütler de aynı ucube biçimle ortaya çıkıyor ve şeriat despotizmi gibi daha biçimsiz olabiliyorlar.

Normal koşullarda iktidarlaşmayan asalak güç iktidarlarını sonsuza kadar sürdürmeleri için çeşitli projelere sahip olurlar. Çağdaş toplumsal dinamiklerin dışında mücadele veren taşeron örgütlerin arkasında bu güçler vardır.

Bu gerici güçler, gerici amaç için mücadele verdiklerinde kendileri ortaya çıkmazlar, taşeron örgütlerli ileri sürerler. Böylece kendilerini saklarlar. DAEŞ tüm İslam ülkelerinin ortak taşeron yapısıdır.

Bu korkunç görüntü 3. Dünya savaşının başlangıç görüntüsüdür. Bu çirkinliğe bulaşan her örgüt, her gerici güç layık olduğu sonuçla karşılaşır.

Çöl gelenekçililiğine boğazına kadar saplanan Kürdlerin kafalarına yerleştirilen insanlık düşmanı gerici karakolları bir türlü yıkılmıyor! Bu yüzden sorunları çözümsüz kalıyor.

Kürd ulusal hakları yerine, sömürgeci devletlerin yeminli ve danışıklı taraftarlarının ise yüzleri tarihe kara olarak geçecek.

Her taşeron yapılanma efendisinin sadakat bekçisidir. Ayrışma günüdür artık. Her kes ve toplumsal dinamikler ait olduğu ulusal kimlik etrafında çağdaş ölçüler içerinde kalmak suretiyle birleşmeli.

Kürdistan geri sınıfsal yapılarıyla  bağımsızlığı dünyanın  çağdaş toplumlarına kabul ettiremez. Çünkü dünyanın başı geri devletlerle belada iken, yeni bir bela ile karşılaşmak istemiyor.

Tüm belalar şimdi Kudüs için yamyam danslarına başladılar bile! Bu durum gericiliğin çağdışı kimliğini belirliyor.

Dünya,  çağımızın ilişkilerini benimser. Bir görüşmeyi dahi suiistimal edip görülmemiş üslupların kullanılması normal bir şey değildir.

Kürdistanı kuşatan devletler kendi taşeron güçlerini biraz da çağdaş insan ilişkileri ilkelerine göre eğitseydi bari!

Her nedense coğrafyamızın ülkeleri ve örgütsel siyasal ilişkileri geçmişi gibi karanlıktır.

Türkiye’de kurulmuş her Kürd partisi ulusal birlikten bahsettiği zaman, bu birliği kendi inisiyatifinde oluşmasını ister. Kimsenin Kürdistan Ulusal Kurtuluşu ve her halk için vazgeçilmez olan ulusal özgürlük derdi yoktur, kendi efendilerine sadakatleri vardır.

Kuzey Kürdistan, dünyanın askeri gücü olan NATO’nun sınırları dahilindedir. Bu dünya, isteyenin istediğini uygulama alanı değil. Biz Kürd ulusal bilincine önem veriyorsak bu önemli noktayı gözardı edemeyiz.

12 Eylülcü Ergenekon döneminde eğer Kürdlerin devletleşmesi konuşularak Kuzey Kürdleri öne çıkarıldıysa, TC tarafından Kuzey  Kürdlerini çıkmaza sokmak içindi. Şimdi her kesin aklını başına toplaması dönemidir.

Kuzey Kürdistan’ın güdümlü partileri Kürd sorununa yaklaştıkça Kürdlerin devletleşmesi ve Kürdleri özgürlük arayışları daha çok zorluklarla karşılaşır.

TC’nin derin Kürd politikalarıyla kafaları karmakarışık olan Kuzeyli Kürdler yavaş yavaş aklıselim düşünmeye başlayacak. Biz buna rehabilitasyon süreci dersek yanılmış olmayız.

Kuzeyin tüm partilerinin idraki TC derinliğine güdümlüdür. Her Kürd kendini Türk ve Arap zihniyetinden kurtarmadıkça Mezopotamyalı asaletiyle buluşması asla mümkün olmaz.

Pek, demokratik uygar ülkelerde siyasal yaşam nasıldır?

Demokratik uygar ülkelerde devlet, sadece sekreterlik düzeyinde temsil ediliyor. Halk devlet denen mekanizmayı egemenliği altına alarak zararlı olmaktan çıkarmıştır.

Halk iradesi her yere egemendir. Bu yüzden “halk idaresi” anlamına gelen demokrasi, gerçek anlamını pratikte yerini buluyor. Halkın toplumsal idaresi, halk iradesiyle şekilleniyor.

Avrupa’nın demokratik ülkelerinde devlet gücü ve yetkisi en asgari düzeye düşürülmüştür. İdarede devletin yetkisi yok denecek kadar az olup,  devletin dayandığı iktisadi devlet teşekkülleri de en asgari düzeye düşürülmüş durumdadır.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

Afrin’deki Talan İslam Hukukunda Savaş Ganimeti Olarak İfade Edilir

Posted by kaniyasor 22 Mart 2018

k.y.Kani Yado – 22.03.2018

Selçuklu, Osmanlı ve diğer Müslüman devletlerde görüldüğü gibi, İslam ordularının girdiği yerlerde talan ve kadınları gasp edip cariye pazarlarına sürmek Tanrının erkeklere ihsanı olarak kabul ediliyor. Talan, Arapça ganimet kavramıyla ifade ediliyor.
Afrin’in işgalinde batı tarzında eğitilen Türk Silahlı Kuvvetleri batının gözlemciliğinden çekinirken, ÖSO kendi ceddine yakışır biçimde TSK’ın himayesinde hemen talanlara başladı.
Rabbim çöl nazariyelerine, İslam öncesi putperestlerin fıkhını değiştirmeden İslam hukuku olarak uygulayan köleci toplum geleneklerini devam ettiren devletlerin zihnen köleleştirdiği Müslümanlara yardım etsin. Zihinsel özürlülüklerinin ve esaretlerinin sonuçları çok dramatiktir.
Dünya daha fazla binlerce yıllık cahiliye gelenekleri yaşayan Müslüman toplumlara tahammül edemez.
Müslümanların rehabilite edilmesi, İslamiyet’in reform ile çağımıza uygun hale getirilmesi dünyanın istikrara kavuşması demektir.
Tüm terörist eğilimler ile bu eğilimleri yönlendirici devletlerin kuduruk aklının membaı çöl dinleridir.
Sadece İslamiyet’i bu konuda suçlamak doğru değildir. Roma Hıristiyan şeriat döneminde Kiliseler üreticileri haraca bağlamış, her kese cennette arsa satışı yapıyorlardı. Avrupa’da kilise güdümlü devletlerin ve mezheplerin terörist yaklaşımları 100 milyondan fazla insanın ölümüne neden oldu. Sadece Avrupa’da iki asırda 50 milyon insan öldü.
İslamiyet’in ilanından  ve İslam paradigmasının sahibi Hz. Hatice’nin vefatından  sonra ortaya çıkan boşluktan yararalanan erkek egemenlikli  Mekke köleci toplum sisteminin orduları  güçlenip çevreye saldırdıklarında, unutulmayan acılar ihtiva eden barbarca talan ve katliamlar yapıldığı tarihi bir vakadır.
Halife Ömer’in döneminde Mezopotamya, İslam ordusu tarafından talan edilirken kadınlar dahil olmak üzere İslam’da mal olarak görülen her şey talan edildi, yakılıp yıkıldı.
Aryan halklarının Mezopotamya işgalcisi Halife Ömer’e karşı duyduğu öfke Şialığın ortaya çıkmasına ve Sünnîlerle çatışmaları süreklileşmeye neden olduğu gibi düşmanalıklar hala devam ediyor.
Çöl barbarları kendi inançlarında onlara helal sayılan her şeyi tasarruf etmekten çekinmezler. IŞİD teröristlerinin işgal ettikleri yerlerde İslam savaş hukuku uygulandı ve bu rezil hukukla gasp edilen kadınların nasıl piyasaya sürüldüğüne dünya şahit oldu.
Işid teröristlerinin inşa ettikleri Irak Şam İslam Devlet’in dinsel yazılı kurallar vardır. Burada yaşayan gericiler o kurallara göre yaşarlar.
Din ve siyaset ata ata, üfüre üfüre bir çok kavramı topluma mal etmiş. Toplum köleci toplum yaşam biçiminin geleneklerini dinler ve siyasetler üzerinden yaşattıkça biz gerçekçiliği savunmakta zorlanıyoruz.
Her kes efendisinin ezberine bağlı kaldığı için yaşam ve nazariyeler de ezbere takılır. Yaşam ezbercileri din otoritelerine ve siyasi diktatörlere kapıkulu sadakatinde bağlı kalındığında köleci toplum sistem kendini siyasi hareketlerin içinde yaşatarak daha müzmin vaziyet alıyor.
Biz bazen ezberci yaşamcıların modasının karşısında donup kalıyoruz! Bu sıralarda Afrin olayını anlatmakta zorlandık. Çünkü köleler efendilerine inanmışlardı. Biz ancak imalarla anlatmaya çalıştık.
Siyasetin köleleri “en güçlü öküz bizim öküz” diyen kapıkulları efendilerine kötü söz söyletmezler. İşte sağda solda ortaya çıkan tek tanrılı siyasetin palyaçoları gibi Cepçi Recep Paşa böyle tanrılaştı.
Talan, çöl inancında tanrısal ganimettir. Anadolu yerli halkları da bu talan ve katliamlarla karşı karşıya geldi ve talancılar kan üzerinde dünyanın başına bela olan arabesk yaşam kurdular.
Osmanlı 6 asır şeriatla yönetildi. Bunlar Kur’an’a göre savaşırlar, talanı ganimet sayarlar. Ganimetin en kıymetlisi esir kadınlar sayılıyor.
16. Asırda Island adası Osmanlı donanması tarafından 27 gün süren işgal ile talan edildi, kadınlar savaş gemileriyle İstanbul’a getirilip, en güzel kadınlar İslam halifesi Osmanlı padişahına sunuldu, diğerleri cariye pazarlarına sürülmek üzere satışa çıkarıldı.
İnsanların barbarlardan çektiklerini yazmak için ömür yetmiyor! Vahşetin kaynağı ortadadır. Tüm kutsal kitaplar artık bütün dillere tercüme edildi. Her kes bu kaynaklara ulaşabilir.
Barbaristan diye adlandırdığımız ve beyinleri cin çarpmış uyurgezerlerin yaşadığı ülkelerde dinin ve siyasetin kapıkullarına ait kendi düşünceleri yoktur. Bunlar tabulaştırılmış Korkulukların peşinden koşarlarken, Rabbimizin insan için gerekli bulduğu beyin işlevsiz kalıyor!
Bunlar doğru ve yanlışları esas almazlar, kapılarında kul oldukları palyaçoların ne dediğine bakarlar.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Açıklaması Ve Afrin’i Yağmalama Görüntüleri

Posted by kaniyasor 20 Mart 2018

1a

Basın: İşgal altındki Efrin’den haberler

 


ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Afrin’den son 48 saattir gelen
haberler nedeniyle derin endişe duyduklarını açıkladı. Nauert’in yaptığı yazılı
açıklamada, “Yağma haberleri de bizi kaygılandırıyor” ifadesi yer aldı.

Nauert: Afrin’in boşaltıldığı anlaşılıyor Heather Nauert erken saatlerde yaptığı
açıklamasında, “Türk ordusu ve Türkiye destekli muhaliflerin saldırı tehdidi
üzerine, nüfusunun çoğu Kürt olan Afrin’in boşaltıldığı anlaşılıyor” ifadelerini
kullandı ve ekledi: 

“Birleşmiş Milletler Afrin’i terk eden ve artık gıda ile barınma gibi temel
ihtiyaçlarını gidermek için yardıma ihtiyacı olan nüfusun yüz binlerle ifade
edildiğini duyurdu.”

Suriye’nin kuzeydoğusunda “faaliyet gösteren aktörler” olarak tanımladığı
Türkiye, Rusya ve Suriye hükümetinin yerlerinden edilen insanlara insani yardım
sunması gerektiğini belirten Nauert, bu kişilerin bir an önce evlerine
dönmesinin sağlanmasını talep etti.

Sözcü Nauert, Afrin’e yönelik endişelerini Türk yetkililere defalarca
ilettiklerini söyledi ve şunları ekledi: 


“NATO müttefikimiz Türkiye’ye taahhütlerimize bağlıyız ve bu bağlılık
Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarını da içeriyor. Aynı zamanda IŞİD’i yenme
hedefimize ve Suriye’nin doğusundaki partnerlerimiz Suriye Demokratik Güçleri’ne
de bağlıyız. Afrin dahil olmak üzere Suriye’nin batısındaki çatışmalar IŞİD’i
yenme hedefinin dağılmasına yol açmaktadır.”

İbrahim Kalın: Yağma iddiaları hakkında incelem başlattık CNN International’a
konuşan Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın ise, “Afrin’e giren ÖSO unsurlarının
evleri yağmaladığına dair iddiaları ciddiye aldıklarını, konuyla ilgili inceleme
başlattıklarını” söyledi.

“Bazı grupların verilen emirlere aykırı davranarak bu tür eylemlere girişmiş
olabileceğini” ifade eden Kalın, Afrin’de halkın güvenliğini sağlamak için
gerekli önlemlerin alınacağını belirtti.

TSK ve (ÖSO) güçleri Pazar sabahı itibarıyla Afrin kent merkezinde kontrolü sağlamıştı. Suriye’den BM’yemektup: İşgalci güçler Afrin’den ayrılsın

Suriye Dışişleri Bakanlığı da BM’ye yolladığı mektupta, Türkiye’nin Afrin’den
ayrılması çağrısı yaptı.

Mektupta, “Türk rejiminin cumhurbaşkanının yaptığı işgalci güçlerinin Afrin’i
kontrol ettiği yönündeki açıklaması gayrımeşrudur… Suriye, işgalci güçlerin
işgal ettiği Suriye topraklarından bir an önce ayrılmasını talep ediyoruz”
denildi.


2


 AFP’nin kentte bulunan muhabirleri de TSK ve ÖSO’nun
almasının ardından Afrin’de son durumu gösteren fotoğraf ve haberler geçiyor.

AFP muhabirleri, ÖSO savaşçılarının Afrinlilerin kapalı bıraktığı dükkan,
lokanta ve evlere girdiklerini ve buralardan beraberlerinde yiyecek, elektronik
eşya, battaniye ve benzeri şeylerle çıkarken görüldüklerini bildirmişti.

AFP muhabirleri bu olayları görüntüleyen fotoğraflar da göndermişti.

İngiltere merkezli ve Suriyeli muhaliflere yakın Suriye İnsan Hakları Gözlemevi
de, sahada kendisine haber geçen yerel kaynaklardan aldığı bilgilere atıfla ÖSO
milislerinin “özel mülkleri, siyasi ve askeri tesisleri ve dükkanları
yağmaladığını” iddia etmişti.
Suriye’nin kuzeyinde Kürt Demokratik
Birlik Partisi
‘nin (PYD) 2014 yılında ilan ettiği Afrin Kantonu’nun
eş başkanı Hevi Mustafa ise Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada Afrin’den
toplam 200 bini aşkın sivilin göç ettiğini söyledi.

3

Dün de ajanslar ÖSO milislerinin Afrin’in merkezinde bir Kürt efsane kahramanı
olan Demirci Kawa’ya ait heykeli yıktıklarına dair görüntüler yayımlamıştı.

TSK tarafından yapılan bir açıklamada ise ayrıntıya girilmeksizin bir kez daha
sivil halk ve kültürel, tarihi eserlerin korunmasına özen gösterildiği
kaydedilmişti.

4

Kızılhaç: Türk Kızılayının Suriyeli Kürtler nezdindeki itibarı sıfıra yakın

Bu arada Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı Peter Maurer, Türk Kızılayı’nın
Afrin operasyonu sonrası Suriyeli Kürtler nezdinde itibarının sıfıra yakın
olduğunu söyledi. Maurer, Afrin’de insani yardım iletmek için TSK ve ÖSO
kontrolündeki bölgelere daha fazla ve düzenli erişim istedi.

5

Maurer, “sivil halkın tarafsız, bağımsız yardıma erişim hakkına ve isterse başka
bir bölgeye göç ederek orada kalma hakkına” sahip olduğunu vurguladı.

6

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı bu açıklamayı, 2 hafta boyunca Suriye,
Irak ve İran’ı ziyaret ettikten sonra bugün Cenevre’deki teşkilat merkezinde
yaptı.

Kızılhaç, Afrin’den kaçarak Halep yakınlarındaki köylere giden binlerce sivile
yardım ulaştırıyor.

Komite, Suriye Kızılayı’nın da yardımıyla Zeytin Dalı Harekatı’nın başlamasının
ardından bölgeye ilk insani yardımı 1 Mart’ta göndermişti.

 

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Açıklaması Ve TC İle ÖSO’nun Afrin’i Yağmalama Görüntüleri

Posted by kaniyasor 20 Mart 2018

Basın: İşgal altındki Efrin’den haberler

1a


ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Afrin’den son 48 saattir gelen
haberler nedeniyle derin endişe duyduklarını açıkladı. Nauert’in yaptığı yazılı
açıklamada, “Yağma haberleri de bizi kaygılandırıyor” ifadesi yer aldı.

Nauert: Afrin’in boşaltıldığı anlaşılıyor Heather Nauert erken saatlerde yaptığı
açıklamasında, “Türk ordusu ve Türkiye destekli muhaliflerin saldırı tehdidi
üzerine, nüfusunun çoğu Kürt olan Afrin’in boşaltıldığı anlaşılıyor” ifadelerini
kullandı ve ekledi: 

“Birleşmiş Milletler Afrin’i terk eden ve artık gıda ile barınma gibi temel
ihtiyaçlarını gidermek için yardıma ihtiyacı olan nüfusun yüz binlerle ifade
edildiğini duyurdu.”

Suriye’nin kuzeydoğusunda “faaliyet gösteren aktörler” olarak tanımladığı
Türkiye, Rusya ve Suriye hükümetinin yerlerinden edilen insanlara insani yardım
sunması gerektiğini belirten Nauert, bu kişilerin bir an önce evlerine
dönmesinin sağlanmasını talep etti.

Sözcü Nauert, Afrin’e yönelik endişelerini Türk yetkililere defalarca
ilettiklerini söyledi ve şunları ekledi: 


“NATO müttefikimiz Türkiye’ye taahhütlerimize bağlıyız ve bu bağlılık
Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarını da içeriyor. Aynı zamanda IŞİD’i yenme
hedefimize ve Suriye’nin doğusundaki partnerlerimiz Suriye Demokratik Güçleri’ne
de bağlıyız. Afrin dahil olmak üzere Suriye’nin batısındaki çatışmalar IŞİD’i
yenme hedefinin dağılmasına yol açmaktadır.”

İbrahim Kalın: Yağma iddiaları hakkında incelem başlattık CNN International’a
konuşan Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın ise, “Afrin’e giren ÖSO unsurlarının
evleri yağmaladığına dair iddiaları ciddiye aldıklarını, konuyla ilgili inceleme
başlattıklarını” söyledi.

“Bazı grupların verilen emirlere aykırı davranarak bu tür eylemlere girişmiş
olabileceğini” ifade eden Kalın, Afrin’de halkın güvenliğini sağlamak için
gerekli önlemlerin alınacağını belirtti.

TSK ve (ÖSO) güçleri Pazar sabahı itibarıyla Afrin kent merkezinde kontrolü sağlamıştı. Suriye’den BM’yemektup: İşgalci güçler Afrin’den ayrılsın

Suriye Dışişleri Bakanlığı da BM’ye yolladığı mektupta, Türkiye’nin Afrin’den
ayrılması çağrısı yaptı.

Mektupta, “Türk rejiminin cumhurbaşkanının yaptığı işgalci güçlerinin Afrin’i
kontrol ettiği yönündeki açıklaması gayrımeşrudur… Suriye, işgalci güçlerin
işgal ettiği Suriye topraklarından bir an önce ayrılmasını talep ediyoruz”
denildi.


2


 AFP’nin kentte bulunan muhabirleri de TSK ve ÖSO’nun
almasının ardından Afrin’de son durumu gösteren fotoğraf ve haberler geçiyor.

AFP muhabirleri, ÖSO savaşçılarının Afrinlilerin kapalı bıraktığı dükkan,
lokanta ve evlere girdiklerini ve buralardan beraberlerinde yiyecek, elektronik
eşya, battaniye ve benzeri şeylerle çıkarken görüldüklerini bildirmişti.

AFP muhabirleri bu olayları görüntüleyen fotoğraflar da göndermişti.

İngiltere merkezli ve Suriyeli muhaliflere yakın Suriye İnsan Hakları Gözlemevi
de, sahada kendisine haber geçen yerel kaynaklardan aldığı bilgilere atıfla ÖSO
milislerinin “özel mülkleri, siyasi ve askeri tesisleri ve dükkanları
yağmaladığını” iddia etmişti.
Suriye’nin kuzeyinde Kürt Demokratik
Birlik Partisi
‘nin (PYD) 2014 yılında ilan ettiği Afrin Kantonu’nun
eş başkanı Hevi Mustafa ise Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada Afrin’den
toplam 200 bini aşkın sivilin göç ettiğini söyledi.

3

Dün de ajanslar ÖSO milislerinin Afrin’in merkezinde bir Kürt efsane kahramanı
olan Demirci Kawa’ya ait heykeli yıktıklarına dair görüntüler yayımlamıştı.

TSK tarafından yapılan bir açıklamada ise ayrıntıya girilmeksizin bir kez daha
sivil halk ve kültürel, tarihi eserlerin korunmasına özen gösterildiği
kaydedilmişti.

4

Kızılhaç: Türk Kızılayının Suriyeli Kürtler nezdindeki itibarı sıfıra yakın

Bu arada Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı Peter Maurer, Türk Kızılayı’nın
Afrin operasyonu sonrası Suriyeli Kürtler nezdinde itibarının sıfıra yakın
olduğunu söyledi. Maurer, Afrin’de insani yardım iletmek için TSK ve ÖSO
kontrolündeki bölgelere daha fazla ve düzenli erişim istedi.

5

Maurer, “sivil halkın tarafsız, bağımsız yardıma erişim hakkına ve isterse başka
bir bölgeye göç ederek orada kalma hakkına” sahip olduğunu vurguladı.

6

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı bu açıklamayı, 2 hafta boyunca Suriye,
Irak ve İran’ı ziyaret ettikten sonra bugün Cenevre’deki teşkilat merkezinde
yaptı.

Kızılhaç, Afrin’den kaçarak Halep yakınlarındaki köylere giden binlerce sivile
yardım ulaştırıyor.

Komite, Suriye Kızılayı’nın da yardımıyla Zeytin Dalı Harekatı’nın başlamasının
ardından bölgeye ilk insani yardımı 1 Mart’ta göndermişti.

 1a

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

FETÖ Lideri Repçi Fetullah ve RETÖ Lideri Cepçi Recep

Posted by kaniyasor 16 Mart 2018

k.y.Kani Yado – 16.03.2018

1913 yılında İttihat ve Terakki kuduruk aklının Osmanlı Hükümetine karşı gerçekleştirdiği darbe geleneğinde terörist devlet becerileriyle yaratılan danışıklı terör hareketlerinin vasisi olduğu dünya insanlığının malumudur artık.

TC devletinin zirvesine tırmanarak tepedeki kavganın ateşlenmesine ve her önüne geleni teröristlikle suçlayan TC’nin mide bulandırıcı aşamasını  görüyoruz!

TC’de her şeyin uyduruk olduğunu çeşitli olaylarda göryoruz. TC düşmanı kendi çamurundan yaratır, bu çamurdan düşmanı kendine karşı danışıklı olarak savaştırır.

Bu savaşta TC cepçileri muzaffer olur, ölenlere niyazi kalanlara gazi denir.

12 Eylülcü Düdükçü Kenan Evren’in taşeronu FETÖ’nün yetiştirdiği RETÖ lideri cepçi  Recep  Silivri ve diğer cezaevlerinde yatan ve yargılanan tüm askeri ve sivil çamur generallerle “Barış ve Çözüm Süreci Faaliyeti” ismi altında bire bir görüşüldü.

Onlardan destek sözü alındı ve onların işledikler suçları kamu görevi hanesine yazıldı. Çamurdan yaratılan Doğu Perinçek de çok çamurlu kamu işleri yaptı ama her nedense Tcnin çamurlu sahalarında fotoğrafları görünmüyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin icazeti ve koruması altında Türkiyenin  şehir ve kasaba tuvaletlerinin idare-i maslahatlarını bile egemenliğine alan TC’nin derin teşkilatı olan FETÖ (Fethullah Terör Örgütü) cemaati ve  RETÖ (Recep Terör Örgütü) isimleriyle ikiye bölündü.

Koyunlardan ve keçilerden oluşan Türk Toplumu din üzerinden Türk-İslam ideolojisi denen rezil zehirle insanlıktan çıkarmayı aöaçlayan amaçlayan bu derin teşkilat bölünmüş haliyle toplumu sürüleştirdi!

Türkiye, Kürdlere karşı IŞİD’i finanse edip silahlandırdığı halde

amacına varamadığı bir süreçte FETÖ ve RETÖ’den oluşan Cemaatte bölünme başladı.

TC derinliği FETÖ’ye karşı RETÖ olarak şekillenmesi kaçınılmaz olmuştu. Artık bu ucube iki başlı taşeron oluşum iki başlı olarak gerilimli bir ortam yaratmaktan kaçınmayacaktır.

Kenan Evren’in kucağında dolarla ısınarak dünya sektörü haline gelen FETÖ lideri Fetullah Gülen kollarını açıp öğrencisi Recep’e beddua etmekle yetinmiyor, kendi unsurlarını harekete geçirmeyi bir zorunluluk olarak görüyor.

Kenan Evren’den teslim aldığı dolarlar suyunu çekerse Hoca’ın balonu da söner!

Darbe teşebbüsü bu gerilimli ortamda gerçekleşti. Ömrünü doldurmuş Kemalist TC nazist devleti Fetullah  Gülen’i şişirip gerici halkın gözünde bir evliya mertebesine getirip toplumu tek adam üzerinden kontrol edilebilir duruma getirmeyi amaçlamıştı.

Şimdi TC bu amacına Recep ile kavuşmaya çalışıyor!

Bu gerici taşeron örgütün yarattığı sürü AKP ismiyle iktidarlaşmasıyla çıkar çatışmaları boyutlanmaya başladı.

RETÖ lideri diktatör Recep Paşa gerici Türk toplumunun tam desteğini sağlamak için Kürd düşmanlığını boyutlandırması gerekiyordu ve Kürdler buna kolaylık sağlıyordu!

Koyun sürüsü haline getirilmiş Anadolu halklarından Türk kimliği yaratmak ve onlardan destek almak için Kürdlerin katliamdan geçirilmesi gerekiyordu.

TC Kürd şehir ve kasabalarında Hendek savaşlarını bu amaçla başlatmıştı. Kürdlerın canı acıdıkça gerici Türklerin sevinçleri doruğa çıkıyordu!

Kürdler öldürülüp hendeklere gömüldükçe Türkler AKP iktidarını ve  özel birliklerini kurup tekbirli ordusunu oluşturan RETÖ’nü alkışlıyor, RETÖ lideri cepçi diktatör Recep Tayip Erdoğan’ın sesi yükseliyordu.

İşte size tek devlet, tek bayrak, tek millet, tek illet!

Cepçi Recep TSK vesayet hükümetleri gibi Türk koyunlarının desteğini kaybettiğinde Kürdleri karşısına alıp sürüleştirilmiş Türk toplumundan puan toplayarak CHP destekli AK Parti diktatörlüğünü garantiye alıyor!

İdeolojik kaynağını çöl vahşeti ile Orta Asya talancılığı bileşkesinde oluşturan Türk-İslam ucubeliğinin ürünü olan Türk toplumu bu koşullarda adım adım dinciliğin, cinciliğin koyu yeşil rengine döndüğünü görüyoruz!

Fethullah Gülen’in din istismarcılığı kudretiyle manevi dünyaları çöplüğe dönen toplum Kemalizm’in enkazı üzerinde dincisiyle cincisiyle, mahalle üfürükçüsüyle iktidarlaştı.

Aslında hem FETÖ çetesi hem de bu karanlıkta ortaya çıkıp şekillenen rant kaynaklarını ele geçiren RETÖ çetesi kendi merkezleri olan nurlu cemaatlerin insan beynine suikast düzenleyen gerici bir eğitim sisteminde ortaya çıktılar.

Şimdi birbirilerine benzeyen karşıt iki düşman oldular. Düdük generallerin 12 Eylül darbesinden günümüze kadar bunların neler yaptığını izleyenlerdeniz.

Rabbimiz dünya insanlığını kuduruk akıl taşıyan bu gerici muhterislerden korusun.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, 1913 yılında talancı Osmanlı şeriat hükümetini bir darbe ile ele geçiren ve daha sonra bu rezil temel üzerinde cumhuriyet ilan eden İttihat ve Terakki Fırkasının kurduğu CHP merkezli bir devlettir.

Bu devletin biçimlendirdiği toplumun zihniyeti çöl karanlığı ile Orta Asya barbarlığı bileşkesinde ortaya çıkmıştır.

Anadolu’nun yerli halklarının kanı üzerinde yaşam kuran Türkiye’nin sağı, solu, ortası, kenarı, dincisi-cincisi birbirinin benzerleridirler.

Darbe teşebbüsü ve darbe karşıtları barbarların Anadolu yerlilerinden gasp edilen ganimetler üzerinde tepişmekten  başka bir şey değildir.

CHP’in arpalığında dallanıp budaklanan, MHP, FETÖ ve RETÖ olarak bölünen Türk toplumu Türk Turan emeli taşıyan derin devlet çizgisindedir.

TC devletinin bu derin teşkilatı değişen dengelerden dolayı parçalandı. Bu parçalar hesaplaşıyorlar şimdi.

Derin devlet, Kürd ve Türk siyasi aktörlerle siyasette yeni bir derinlik yarattı ve cepçi Recepçi çete, Fetullahçı çete karşısında güçlendi. Her iki çete de işgalden, talanlardan, yalanlardan yana Misak-i Millicidirler.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN ASKERÎ KARARGÂHI TÜRKİYE

Posted by kaniyasor 12 Mart 2018

k.y.Kani Yado -12.03.218

FETÖ ve RETÖ’nün Osmanlı Yeniçeri askeri yapısını aratmayan biçimde  birbirilerini kesip biçmeleri Osmanlı devletinin devamı olan talancı Cumhuriyet karargâh siyasetinin hala devam ettiğini gösteriyor.

TC karakterinin Kürd ve Türk sağ ve sol siyasal yapılarında mevcut oluşu şaşırtıcı değildir. Bu durum teferruatın aslına uygun olduğunu gösteriyor.

Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlet değildir. Bu devlet 1900 yıllarının ırkçı nasyonal sosyalist bir Türk nazi iktidarlaşmasıdır.

Bu tür ülkelerde partiler ırkçı ve gerici taban ile iktidarlarını sürdürürler.

1900 yıllarının ulus devlet yapılanması Osmanlı şeriat gericiliğinin dayandığı köleci toplum yaşam biçiminden daha geri olmadığı ortadadır.  Dönemin en korkunç vebası olan ırkçılığın Anadolu yerlilerine yaşattığı derin acılar unutulacak cinsten değildir.

Günümüzdeki Türkiye katliamların üzerinde yaşam kuran ve askeri düdüklerle yatıp kalkan sorunlu iradesiz bir topluma sahiptir!

İkinci Dünya Savaşında faşistlerin dünyada itibar kaybetmesinden sonra CHP devleti olan Türkiye yeni bir sürece girdi. Türk nazi hareketi  CHP,  ancak ordu darbelerini kendilerine dayanak yapıp ayakta durabilmiştir.

CHP kendini feshedip dünya insanlığından özür diledikten sonra CHP’in diğer parçaları olan Ak Parti, MHP  ve diğer Türkiye partileri toplumsal irade ile diktatörlerin kapıkulu olmayacak şekilde yapılandıkları halde Türkiye’de dini ve siyasi reformlar gerçekleşebilir.

Ak Parti, MHP ve İyi Parti dönemin siyasal ihtiyacı gereği CHP’in bölünmüş parçalarıdırlar. İslam’a dayanan Ak Parti’nin iktidarda tutulması  İttihat ve Terakki hareketinin devamı olan CHP derin yapısının Misak-i Milliye bağlılığın gereği olarak dönemsel tercihi ile ilgilidir. Yani İslam görüntüsüyla bölge gerici milletlere cazip hale gelip bölgede talanı gerçekleştirmek!

Osmanlı konfederal yapısını günün koşullarına uyarlama derin devletin Misak-i Milli tercihiyle ilgilidir. Bu iktidar Efrini istediği biçimde kendi lehine çevirirse IŞİD’den umduğunu bu yeni koşullarda arayacaktır.

CHP Türkiyesi iktidarını kendinden kopan parçalarla sürdürmektedir. Irkçılık ve din bu parçalanmış nazilere her koşulda lazımdır. Dinde reformu sadece dünyanın beklentisine cevap olmak için gündeme getiriyorlar.

Türkleri ve Kürdleri diktatörlerin sürüleri biçiminde siyasal örgütlenmeye zorlayan güç TC derinliğindedir.

Köleci toplum sistemlerinde kölelerin iradesizleştirilmesi günümüze kadar kanıksanarak bu hale geldi!

Köleci toplum sisteminin yazılı ve şifaî kuralları olan dinlerde de kölelerin mal olarak değerlendirilmesi bu sistemin tabiatına aykırı değildir diye düşünüyoruz.

Çöl coğrafyasında ortaya çıkan dinlerin köleci ruhu, köleci yaşam biçimini süreklileştirmesi parazit sınıfın tabulaşması ile ilgilidir. Semavi dinlerinin hepsi köleci toplum sisteminin nizamnameleridirler.

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet Zerduştiliğin değişen koşullara göre aldığı yeni biçimdir. İnsanoğlu sınıflı topluma geçtiği zaman diliminden beri ortaya çıkan köleler ve köle sahipleri sınıflarından bahsediyoruz.

Toplum din adamları sınıfını ve siyasi dinamikleri tabulaşmış  unsurlar olarak gördüğü için toplum bu korkuluklara esir düşüyor.

Köleci toplum sisteminde köle, feodal toplum sisteminde yarı özgür köle, kapitalist sistemde azad edilmiş köle kategorileri bu biçimlerle ilgilidir.

Demokratik toplumlarda durum farklı ise, toplumsal dinamikler özgür iradeye sahip oldukları içindir. Kapitalist sistemin demokratik uygar biçime dönüştüğü aşamada bir işçinin özel uçağı bile olabiliyor.

Köle oğlu emekçi artık işgücü piyasasında ve siyasette bir güç ve pazarlık şansına sahiptir.

Biri sermayesiyle, diğeri işgücüyle yaşam dinamiği oluyorsa  ve buna paralel olarak haklara sahip oluyorsa dinamik ekonomi vardır. Dinci  ve militarist parazitlerin egemen olmadığı toplumun sınıfları dinamiktir.

Mal ve hizmet üretiminde işgücü olarak yer alan emeğe ve üretime dayalı güçler temel dinamiktirler. Onların karşıtlığı ve birlikteliği özgür toplumu meydana getiriyor.

Kimsenin köleyi cariyeleştiremediği, diktatör palyaçoların insanları kapıkulu yapamadığı  özgür yaşam muazzam bir güç oluyor.

Toplum inançlarla, geleneklerle şeyhlik, seyitlik, babalık, dedelik gibi çağdışı gerici kurumlaşmalarının esaretinde kaldığında ve siyasi liderlerin kapıkulu olduğu koşullarda özgür iradeye sahip olamıyor.

Tüm tercihleri efendilerinin ağzından duymak isterler. İşte düşüncenin evrimi maddi hayatın evrimine bağlıdır.

Üretim biçiminin gelişmesiyle birlikte insanın kendini özgür birey olarak görmesini beraberinde getirecektir.

Lidere kapıkulu sadakatiyle bağlı, dini otoriteye tabu sadakatiyle bağlı, şeyhlik ve seyitlik kurumlarına sürüngen yaşam biçimiyle bağlı topluluklar kendini henüz insan yerine koymayan bir anlayışa ve psikolojiye sahiptirler.

Tabuların, despot liderlerin ve  yüreklerinde besledikleri korkuların önünde secde etme, bu kurumların önünde secde etme aynı gerekçeye dayanarak esaretin ibadet ritüellerini oluştururlar.

Rabbim bize sabır versin. Çok zor dönemi yaşıyoruz.  Çöl cahiliyesi yaşam biçimini dinler vasıtasıyla günümüze kadar getiren müşrikler dünyanın başına bela oldular.

Hitler faşizmi gibi dünyayı büyük felaketlerle karşı karşıya getirdiler..

Köleci toplum sisteminin ideolojisi olan dinsel nazariyeler insanların özgür kişiliğe sahip olmanın önünde büyük engel olduğunu görüyoruz.

Yahudilikle start alan, Hıristiyanlıkla insanın ruh dünyaları daha da karanlığa gömüldüğü, din istismarcısı çöl putperest müşrikliğiyle daha da  talihsiz boyut alıyor.

Mekke merkezli putperest çöl vahşet kültürünü yaşatmaya devam etmek insanoğlunu nereye götürür?

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

BARBARİSTAN VE GULİSTAN

Posted by kaniyasor 8 Mart 2018

k.y.Kani Yado – 08.03.2018

Romanlara, masallara, hikâyelere konu olan Mezopotamya’nın iki ırmak arası yaşam alanı olan Kurdstan’ı Gulistan olarak adlandırmamız, verimli doğanın insan yaşamına kattığı bereketler ve erdemlerdendir.

Çöl vahşet yaşamının ifadesi olan barbaristan ise, cehennemin diğer adıdır!

İradelerini tabulara kaptıran arabesk toplumlara mensup insanlar ”en iyi din benim dinim, en iyi millet benim milletim” şeklinde şartlandırılır.

Hatta çöl Araplarının amca çocukları olan Yahudiler kendilerini “Allahın aziz kulları, insanların efendisi” şeklinde Tevrat’a geçirmişler.

Yalana bakın! Dünya insanlığının efendisi!

Oysa Yahudiler dinsel nazariyelerini Zerduşt inancından kopyaladılar! Bizden aldıklarını bize satmaya çalıştılar!

Yahudi ümmetinin Yahova ile  rüşvet alış verişini iddia edemiyoruz ama vaka yalana dayalı olduğu her haliyle bellidir.

Her inancın, her toplumun üzerinde yaşadığı coğrafyanın özelliğine göre ahlak sahibi olduğu sabittir. Yani suyun ve yeşilin bol olduğu yaşam alanlarında inançlar daha insancıl, çöl acımasızlığının etkisi altındaki toplumlar daha acımasız olurlar, hatta deve idrarını kutsal diye içebilirler!

Burada barbaristan ve gulistan kavramlarıyla ifade ettiğimiz iki farklı yaşam alanı önümüze çıkıyor. Yani yaşam alanlarının verimliliğine ve niteliğine göre ahlak önümüze çıkar.

Barbaristan dediğimiz alanları ahlaksız, Gülistan’ı ahlaklı olarak değerlendiremeyiz. Ahlak her koşulda kültürel yaşam biçimiyle ortaya çıkar.

Türkiye’nin ezberci okumuşları gibi, insanları ahlaklı ve ahlaksız biçiminde nitelendirmek yanlışların en çirkinidir!

Yaşayan her kes ahlaklıdır; göreceli olarak bir kısmı kötü ahlak sahibidir, bir kısmı iyi ahlak sahibidir.

Alici dindarlar, Yezitçi dindarlar, Allahın oğlu İsa’nın ümmetine mensup dindarlar, Allah ile diplomatik ilişkiler kurarak bölgenin gündemine giren çoban Musa’ın ümmeti arasında fark yoktur.

Hepsi köleci toplum sisteminin siyaseti olan geri toplumların dinleridir. Bu köleci toplum sisteminin ideolojisine sahip dinler, köleler için tabu korkuluklar yalanıyla esarete ikna etmeyi amaçlar.

Gelelim ahir zaman peygamberi AbdulRecep Tayyip Erdoğan’ın Türkiyesine!

Hz. Recep Tayyip’in medarı iftiharı ve Dünyanın en rezil devleti olan Osmanlı politikası ve  Marksizm’in aşılmışlığını gündeme getiren sözde demokratik konfederal yapılanması saçmalıkları!

Ülkelerin ve milletlerin koyunlarını bu yalanlara tutsak etmek ne büyük gaflet! Misak-i Milli hala TC derin devletinin ve bu devletin güdümündeki gericiliğin sol ve sağ anlayışlarında esastır.

Ortadoğu için demokratik konfederalizm denen TC derin zehrini önerenlerin oyunlarına gelmek, esareti peşinen kabul etmek demektir.

Barbaristan şeklinde tanımladığımız çöl gerici bataklığına saplanan milletler ne demokrasiye bir anlam verebilirler ne de federasyon ve konfederasyona anlam verebilirler. Kör düğüm olmuş bu coğrafyada tek çara barbar toplumları parça parça edip birlik olmalarını engelleyerek dünya için tehlikeli unsur olmalarını engellemektir. Başkada bir çözüm şekli yoktur.

Dinler mezarlığı dediğimiz barbaristanda sadece üfürükçüler ve diktatörler  üretilir. Örneğin, bu mezarlıkta siyasi öncü ve toplum diyalektiği, Meho Ağa ve Bilo tiplemesi üzerinden biçimlenmiştir.

Parazit sınıf dediğimiz din tüccarlarının iktidarlaştığı lanetlik sistemlerde ve emir-talimat esasına dayalı faşist iktidarlaşmalarda da  aydınların sadece Meho Ağanın kapıkulu olma hakkı vardır, çözüm yetkisi sürekli Meho Ağadadır.

Maho Ağa, tarihin çarklarını geri çeviren köylü milis gücü teşkil etme şansına her zaman sahiptir. Toplumları kendi lehine yönlendiren TC, genelde toplumun, özelde Kürdlerin nasıl düşünmeleri gerektiğini önceden kodlamıştır.

Doğru düşünme yasaklamış, sadece TC derin devletinin ürettiği unsurları öne çıkaran modeller önümüze konmuştur. TC neden Selahattin Demirtaş’ı rehin aldı biliyor muyuz?

Şimdi içinde bulunduğumuz Üçüncü Dünya Savaşını bir Türkmen mahallesi kavgası sananların olaya bakış şekli farklı olabilir. Biz soruna dünya aklıselimiyle beraber bakmamız gerekiyor.

Bu lanetlik gericiler çok yüzlüdürler. Bir yüzleri Mekke’ye bakar, bir yüzleri Selanik’e, bir yüzleri Kerbela’ya bakar.

Biz gericilere karşı “Ey yobaz tolazlar! Siz Rabbimiz Xweda’nın yaratılış biçimini beğenmiyorsanız düşün yakamızdan, işte sizin kendiniz için hazırladığınız cehenneme gidin!” diyebilmeliyiz.

Kürdleri Kürdlere düşman eden unsurlar, Kürdleri bu düşmanlık temelinde örgütlemeyi de başardılar.

Araplar din üzerinden Kürdleri kendi Kürd asaletine karşı nasıl düşman ettiyse, Kemalizm dini de Kürdleri kendi ideolojik çirkefiyle yapılandırdı.

Barbar toplumlardan tecrit olmak Kurdistanın insanlıkla bütünleşmesine neden olacaktır. Kürdler sekular demokratik uygar toplumlarla ortaklaşmayı fazlasıyla hak etmiştir. Çözüm çöl barbarlarından uzak, uygar toplumlara yakın durmakla mümkündür.

Orta Asya talancı barbar akıncı göçler bizi öpmek için gelmediler. Bu işgalciler ve Mekke çöl barbarlarının Mezopotamya işgali, insanlığın karanlığa girmesine neden oldu. Bu büyük hadiseler dünya sorunu haline geldi ve dünya uygar güçleri çözecektir.

Ak Parti katliamcı bir toplumsal karakterin siyasal yansımasıdır. Ak Parti gidebilir ama ölülerimizi mezarından çıkarıp dışarı atan yamyamlar kalıcıdır. Türkiye toplumunun rehabilitasyonu bizi çok aşıyor. Bu hastalıklı inançsal-siyasal-toplumsal musibetin rehabilitasyonu ancak uygar dünyan ile mümkündür.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »

21.YÜZYILIN TÜRKİYE KOMEDİSİ

Posted by kaniyasor 3 Mart 2018

k.y.Kani Yado – 03.03.2018

Her kesin kendi siyasal ağasının kapıkulu olduğu koşullarda siyasi konuları yazmaktan vazgeçtik ama komedileri yazmak da zorlaşıyor!

Yine de elimiz titreye titreye, korka korka yazmaya çalışırken “Acaba tanrıların tetikçi kapıkulları ne derler”  endişeleriyle şizofren siyasetin barikatlarını aşmaya çalışıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti, TSK Genel Kurmayı’nın arka bahçesindeki tezgâhlarda, içerde ve dışarıda kullanmak için terör örgütleri üretmekle yetinmiyor, gericiliği çağa uyarlayarak ve yeni biçimler vererek komedi daha da zenginleşiyor!

Gericilik de değişerek yeni biçimler alıyor. Mürteci dediğimiz eski gericiler şimdi Cübbeli ve  Cübbesiz sosyete ulema biçimleriyle üfürükçü Molla Nihat, cinci Molla Ahmet, dinci Mollah Fethullah, cepçi Molla Recep tanrılaşıyorlar!

Cennet sosyetesi Molla Adnan yeryüzünde cenneti inşa ederek çağın mürtecilerinin içinde yerini andı. Adnan Hocanın sosyete meleklerinin paçaları yok, imanları paçalarından bereketli toprağa dökülemiyor, uçup gidiyor.

Allah’ın Kuran’nını yeterli bulmadığı için Muhammed’in sahih veya gayri sahih söylemleri olan hadisleri daha sağlam kaynak olarak telâkki eden bazı cehennem soytarıları prof ilahiyatçıların soytarılığı bir başka komedi!

  1. Yüzyılda sol ve sağ gericiliğin ve Alici yobazlığın, Muaviyeci Sünni rezaletinin katkısıyla lanetlik komediler hayli zenginleşti.

Barbaristan olarak isimlendirdiğimiz çöl deveciliğinin kültürel alanlarının karanlığında yaşayan toplulukların komedileri güldürü sanatını infilâk ettirecek derecede tesirlidir.

Lokantada umumî yerde masanın altında yemek yiyen siyah çarşaflı kadın hiç gördünüz mü? Ben gördüm!

Sabahtan akşama kadar Hz. Ali ve onun kelle koparan şeriatçı zülfikarına övgüler dizen modern insan gördünüz mü? Ben çok gördüm ve güldürü daha da gülünç oldu!

Sağıyla, soluyla bu zat-ı muhteremler diktatör yaratmada hayli mahirdirler!

Biz iki binlerin komedi biçimlerini şimdi çağımızın televizyonlarında ve günlük gerçek yaşamımızda bol bol seyrederek gülüyoruz.

Bundan sonra TC koşullarında biçim alan tüm farklılıklar birbirine yakınlaşarak iri oluyorlar, diri oluyorlar, tek millet, tek bayrak, tek devlet ve tek illet oluyorlar!

Bu koşullarda artık yeni kavramlara da ihtiyaç duyuyoruz. Hz. Hüseyin camisi, Hz. Ali camisi olur da, hacı Devrimci, cinci devrimci, dinci komünist, üfürükçü sofu Alevi, dinci-cinci Alevî kavramı olmaz mı?

Türkiye’de maneviyat denince dincilik ve cincilik anlaşıldığına göre gericik de her kesin kaderi olur!

Maneviyat yaşamakta olan her insanın maddi olmayan dünyasıdır. Her kes bu dünyaya sahip olduğuna göre her kesin dincisi, cincisi de olur.

Gericiliğin yaşamın her alanını sarıp sarmaladığı koşullarda elimiz ayaklarımız, tuşlarımız, kağıt ve kalemlerimiz birbirine karışıyor, “ne yapalım nasıl yapalım, nasıl yazalım?” korkuları sarıp sarmalıyor bizi.

Çöl deve ahırlarına sevdalı geniş coğrafyanın gericiliğinin aldığı boyut da eklenince bize güldürü sanatını geliştirmek kalıyor!

İran’da Mollalar, Güney Kurdistan’da Melleler hareketlendiler. Yollarını çöl gericiliğinden ayıranların ise itirazlar var!

Arap çöl karanlığı misyonerlerinin Allah’tan torpilleri vardır. Dokunmak tehlikelidir, çarpabilir alimallah!

İran Mollaları farsça dilini Arap diliyle Arap çorbasına çevirirken, Kürd Melleleri de çorbacılıkta boş durmadılar. Şimdi güzel Kürd dili de Kurd milleti gibi boynu büküp kalıp mensup olduğu Kurd milleti gibi özgürlük mücadelesine gereksinim duyuyor.

Barbaristan dediğimiz geniş coğrafyaya baktığımızda tüm cinciler, dinciler kendi kültürlerini çöl karanlığına çevirdiklerini görüyoruz.

Bütün üfürükçüler yaptıklarının cezasını çekecekler. Asimilasyon en büyük katliamdır.

Kemalizm dini üzerinden Türkleşen bir Kürd nasıl asaletini kaybedip katırlaşıyorsa, diğer parçalardaki Kürdler de çöl barbarizm diniyle Araplaşınca insanlıktan çıkıyor.

Dünya bize güvenmiyorsa düşmanlarımızla fazla benzeştiğimiz içindir.

RecepTayyip İbni Apdullah ve Fetullah İbni Kemal bin Keremullah, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin derinliğinden kahkalarla toplumu düşürdükleri duruma ve toplumun vaziyet-i umumiyesine gülüyorlar mutlaka!

Tabiî ki, arabesk makarna  makamında gülüyorlar!  Ve alaturka makamındaki bir düetle satılmış Kürdlerin Türkiyelilik politikasının devlet güdümlü Kürdleri ve diğer asimile edilmiş Türkleştirilmişleri mest ediyorlar.

Posted in BÜTÜN MAKALELER | Leave a Comment »